İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.06.1994 - Tatili Değerlendirme

17.06.1994 - Tatili Değerlendirme
Cuma Sohbetleri

17.06.1994 - Tatili Değerlendirme

18.07.2025
19 dk 43 sn

Cumanız mübarek olsun aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! 
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi dünyada ve âhirette daima üzerinize olsun. 
İslâm’da tatil var mı? Tatil ne demek? 
Tatil; bir şeyi durdurmak, muattal hale getirmek demek. Mesela bir alet, bir otomobil, bir iş makinesi çalışamaz duruma geldi mi diyoruz ki: “Bu muattal, çalışmıyor.” O mânaya geliyor. İslâm’da bu mânada bir tatil, muattal olmak yok. Ve çocukların da yaz devresini böyle bir muattallık, iş yapmama, işsizlik, rehavet, tembellik mânasına alamayız. İslâm böyle bir şeyi asla kabul etmez. İslâm her anda uyanık olmayı bize emrediyor. Ve hayatımızın her anını, Allah’ın rızasına uygun bir şekilde değerlendirmeyi emrediyor.
Hatta bizim tasavvufî neşvemizde, yolumuzda hûş der dem kaidesi vardır. Bu Farsça bir tabir. 
Ne demek? 
Müslüman her nefes alışta bile şuurlu olacak. Değil öyle koca birkaç ayın muattal geçmesi, bir nefesini bile boş geçirmemeye çalışacak. 
Şimdi çocukların yaz ayları muattal olan zamanı değildir. Tatilde okul muattal oluyor, okul çalışmaları bitiyor. Bir çeşit çalışmalar bitiyor. Bilgi edinme çalışması, devam ettiği okulda sona eriyor. 
Ne başlıyor? 
Bir başka çeşit yaz çalışması başlıyor diye düşünmeliyiz.

 فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ. وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ 
Fe-izâ ferağte fensab. Ve ilâ rabbike ferğab. Bir müslüman bir işi bitirince onun sonuna erip eli boşalınca, yeni bir imkâna, işe derhal atılması lazım. Ve müslüman devamlı bir atılım içinde olmalı, küçük de olsa büyük de olsa… Hiçbir zaman durmak yok; ihtiyar için de genç için de durmak yok. Bütün müslümanlar devamlı bir hayır çalışması içinde olmalı. İslâm dinamizm demektir. Devamlı hareket demektir. 

Peki hocam çocuklar bütün sene çalıştılar yoruldular. Bunların dinlenmeye hakları yok mu? 
Hakkı var. Herkesin her zaman dinlenmeye hakkı var, zaten bu oluyor. Dinlenmenin bir şekli çalışmanın türünü değiştirmektir. O da insanı dinlendirir. Bir insan masanın başında sabahtan akşama kadar çalıştıktan sonra yorulmuş, ikindi namazından sonra bahçeye inse, bahçeyi bellese çalışıyor ama dinlenir. 
Neden? 
Çalışmanın şeklini değiştirdiği için. Bedenen çalışmaya başladı, kafası dinlenir, temiz havada harekette jimnastikte vücut istifade eder. 
Mesela kalp devamlı çalışıyor mu? İnsan kalbi ömür boyu devamlı çalışıyor mu? 
Hayır. Bir çalışıyor, bir dinleniyor. Bir çalışıyor, bir dinleniyor. İki kalp atışı arasındaki kısa fasılada dinleniyor, ama gene çalışma devam ediyor. Bu bizim için bir örnek. Tabi biz de gece dinleniyoruz. Günümüzün muhtelif saatlerinde dinlenme var. 
Hatta bizim abdest almamız, namaz kılmamız muazzam bir dinlenme faaliyetidir. Hem de masajlı, kan deveranını hızlandırıcı bir takım faaliyetler de yapmış oluyoruz. 
Elimizi kolumuzu soğuk suyla yıkamak ne demek? 
Yüzümüz, kollarımız kıpkırmızı oluyor abdest aldıktan sonra. Soğuk bir şeyle masaj yaptığımız için cildimize, içimizdeki kanın deveranı bile hızlanıyor. Tabi temizleniyoruz. Derimizin üstüne birikmiş terler atılıyor, tertemiz oluyoruz. Ayaklarımızdan kokular gidiyor. Ondan sonra da namazda o eğilip kalkmalar, rükûlar, secdeler, kıyamlar da bizi ayrıca dinlendiriyor ve dinçleştiriyor.
İşte İslâm’da, çalışmanın şeklini değiştirerek, çalışmanın içinde dinlenme vardır. Geceleri dinlenme vardır. Gündüzün belirli zamanlarında dinlenme vardır. Yılın da muhtelif zamanlarında çalışmanın şeklini değiştirerek dinlendireceğiz. 
Çocuğumuz ve bizler sene içinde apartmanların arasında yaşadık. İsli, paslı, soba kalorifer dumanları arasında kış günlerini geçirdik. Gerçi hava kirliliği, çevre kirliliği engellensin diye uğraşıyoruz. Bizim de çevre derneklerimiz var. Çalışan kardeşlerimizden Allah razı olsun. Türkiye’de ilk özel vakıf olarak çevre dernekleri kurma teşebbüsüne geçen grup olmaktan mutluluk duyuyoruz. Çevreyi güzelleştirmek havanın temizliğine katkıda bulunmak istiyoruz. Ormanlar vesaire meydana getirmeye gayret ediyoruz. 
Kışın böyle… Ne de olsa şehir hayatının sıkıntısı, egzoz ve kalorifer dumanları, otomobil gürültüleri, kapalı hava, sıkı bir çalışma, acele okula gitme-gelme… 
Yazın bol güneşte, temiz havada kırda köyde Batılılar’ın “pastoral hayat” dedikleri bir hayat… Elbette çocuklarımızın sıhhati için çok önemli. Zaten insanın tebdîl-i hava etmesi, tebdîl-i havaya gitmesi vücudu ve sıhhati için güzel. Askerde hastalanan bir hastayı komutanları muayene ettirdikten sonra tebdîl-i havaya gönderiyor. Oradaki hava değişiyor. Köyündeki havaya geçiyor. Bu değişikliği onda bir hareket, vücuduna bir dinçlik meydana getiriyor. 
Elbette bizim de kırlara, yazlıklara gitmemiz olabilir ama işte burada, yaz tatilinin başındaki cumada, mühim bir saatte, size dinî bakımdan işaret etmek istediğim, üstüne bastıra bastıra söylemek istediğim nokta; bu yaz tatilini Allah’ın rızasına uygun bir şekilde değerlendirmek… 
Batı’da duydum. Biliyorsunuz haftanın içinde de bir tatil günü var. Hatta bizde iki gün var, Batı’da bazı ülkelerde de öyle, cumartesi ve pazar günler tatil oluyor. Tatil yapıyorlar ama Amerika’da duydum ki kiliselerin “pazar okulları” var, pazar okulu… 
Çocuk cumartesi, pazar resmi okuluna gitmiyor. Ama kilisenin “pazar okulu” var. Pazar okuluna gidiyor, dinî bilgisini alıyor. Bütün sene çocuk dinî bilgiyle ilişkisini, pazar okuluna devam ederek sürdürmüş oluyor. 
Dindarlık muvakkat zamanlarda yaşanan bir hayat değildir ki; dindarlık, insanın hayatını dinî tarzda ömür boyu devam ettirmesi gereken, Allah’ın rızasına uygun tarzda götürme, sürdürme çalışması. Onun için pazar okulu olması tabi bir bakıma çocuğun dinle ilişkisini devam ettirdiği için galiba onlar pazar okulu koymuşlar. 
Bazı pedagogların, eğitimcilerin dedikleri gibi; 
“Efendim hafta içinde çalıştı, pazar günü çocuk dinlensin.” 
Dinlenmiyor ki zaten, çocuğu serbest bıraktığınız zaman çocuk dinleniyor mu? 
Hayır, televizyonun karşısına geçiyor. Programdan programa, program seyrediyor. Yine bir yorgunluk oluyor. Veya kendine göre oyun oynuyor, başka şeyler yapıyor, yine yoruluyor. Demek ki faaliyet durmuyor; faaliyetlerin çeşidi değişiyor. Biz bu çeşitlerin İslâmî yönden, dinî yönden, dinî bakımdan sevaplı olmasına dikkat etmek zorundayız. Bu hususu çocuğun kendisinin düşünmesinden ziyade ilk önce ebeveyninin, annesinin, babasının, hocasının düşünmesi lazım. Tatilin de, yaz devresinin de dinî bilgiler alma bakımından değerlendirilmesi lazım. 
Okullar tatil olur olmaz, camilerde Kur’an kursları açılıyor. Çocuklar elif-bâ’yı, Kur’an okumayı öğreniyorlar. Bunu öğrenmeleri lazım. Eski harfleri, İslâmî harfleri, Kur’anî harfleri öğrenmeleri lazım, ama dinî duygu Kur’ân-ı Kerîm’in harflerini öğrenmekle elde edilmez. O mekanik bir çalışmadır. Dinî yaşantının, öğrencinin, çocuğun, gencin içine sinmesi, daha başka bir çalışma gerektirir. O Kur’an kursuyla olmaz. Kur’an kursu insana, Kur’an’ı öğrenme bilgisi verir.
Sevgili Akra dinleyicileri
Bizim her zaman vurguladığımız bir gerçek var; bir öğretim var: bilgi kazanmak, bilgi öğretmek. Bilgini öğretenden öğrenene, öğrenciye iletilmesi çalışması, öğretme çalışması... Bu bilgi çalışmasıdır. Bir de eğitim var. İnsanın bu bilgilere göre hareket etmesi ve kendisine, hareketlerine çekidüzen vermesi, eğitim-öğretimden başka, ama çok önemli bir olay. Onun için bir müessese çocuklara öğretim verirse ama eğitim vermezse bilgili ama eğitimsiz insanlar elde edilmiş olur. 
Bizim bir hocamız vardı, emekli oldu, İlâhiyat Fakültesi’nde, onunla sohbet ederdik. Necip Fazıl merhumun da Büyük Doğu Dergisi’nde bir sözü vardır, onu önce söyleyeyim. Diyordu ki Necip Fazıl; 
“Okuma yazma bilmeyen bir millete okuma yazmayı öğretirseniz ne elde edersiniz, ne olur? Okuma yazma bilen bir cahil millet elde edersiniz.” 
Okuma yazmayı bilmek bir şey değiştirmez, üniversiteyi bitirmek de bir şeyi değiştirmez. öğretimle beraber eğitim alması lazım. Ahlâkı, âdâb-ı muaşereti, beşerî davranışları öğrenmesi lazım. Hayatında birtakım bilgileri kazanması lazım. Faziletli bir insan olması lazım. İnsanlara bu eğitimi en güzel tarzda İslâm veriyor.
Batı eğitimi, İslâm’ın geniş eğitim anlayışı kadar insanlara faydalı olamıyor. İslâm’da hem beden eğitimi var hem ruh eğitimi var. Nefs terbiyesi, aile terbiyesi, beşerî münasebetler, ahlâkî davranışlar, âdâb, ahlâk kuralları var. Bunların hepsi müslümanlara bir eğitimle kazandırılıyor. Böylece müslüman Yunus Emre, Mevlânâ, Eşrefoğlu Rûmî gibi -cennet mekânları olsun, Allah o mübareklerin şefaatlerine bizleri erdirsin- asırlarca sevgisi gönüllere yerleşmiş olan, son derece faziletli insanlar yetişiyor. İslâm bu eğitimle gayrimüslimlerin de, dünyanın başka kültürlerine bağlı insanların da, okuduğu zaman sevdiği, hayran kaldığı insanlar yetiştirmiş. Nefs terbiyesiyle, iç terbiyesiyle, ahlâk terbiyesiyle, fikir terbiyesiyle, beden terbiyesiyle…
Beden terbiyesi de ecdadımızda hiç başkalarından geri değil hatta yakın zamanda Kitabü’t-tevvâbîn diye bir kitapta okudum. Tulayhâ b. Hüveylid isimli Hz. Ömer devrinde yaşamış, müslüman olmuş bir büyüğümüzün mâcerâlarını okudum. Tek başına bir düşman gemisine sallanarak dalıyor ve düşman gemisini, insanları darmadağın dağıtıp; kimisini denize atıp kimisini yenerek yine galip dönüyor. Demek ki bizim bilgi yanında silah eğitimi, beden eğitimi, ruh eğitimi, cesaret eğitimi, ahlâk eğitimi gibi her bakımdan eğitimlere de ihtiyacımız var. 
İşte sevgili dinleyicilerim, siz velilere ve öğrencilere bu hususları hatırlatıyorum. Tatil sırt üstü yan gelip yatmak değildir. Çalışmanın şeklini değiştirmektir. Yaz devresinde de kazanacağımız çok bilgiler var, hele kazanmamız gerektiği halde okul dolayısıyla kazanmadığımız dinî bilgileri, mutlaka kazanmamız lazım. 
Dinî bilgiler la büdde minhüdür. Kaçınılmaz, mutlaka herkesin bilmesi gereken bilgiler var. Kur’an’ı, namaz kılmayı, sûreleri bileceğiz. İlmihal mâlumatına sahip olacağız. İtikadımız sağlam olacak. Allah’a karşı kulluğumuzun nasıl olması gerektiğine dair bilgileri elde edeceğiz. Bunlar aslında bizim okulda öğrendiğimiz bilgilerden çok daha üstün, çok daha kıymetli konular. Aslında her şeyden önce bunları öğrenmemiz lazımdı. İlkokula, ortaokula, liseye, üniversiteye gidiyoruz. Bir telaş içinde çeşitli bilgiler alıyoruz. Fizikçi, kimyacı, mühendis, doktor, eczacı oluyoruz ama bu taraf olmadığı zaman eksik kalıyor.
O halde yaz ayları bizim için bir büyük nimettir, bir büyük ganimettir, fırsattır. Biz bu yaz aylarında çocuklarımıza, kendimize, hanımlarımıza ve aile ferlerimize dini bilgileri kazandırmak için mutlaka çok güzel planlar yaparak eğitim yapmalıyız, değerlendirmeliyiz.  
Başkaları nasıl yapıyor, yaz aylarını nasıl değerlendiriyor?
Ben Ankara’da bulunduğum için bilirim, gözlerimle gördüm. Ankara da bir iç Anadolu şehri ve kışı sert geçen bir şehir, memur şehri. Ankara yazın boşalır. Herkes bir yere gider. 
Nereye gider?
Manavgat’a, Antalya’ya, Mersin’e, Ege’ye, Kuşadası’na, Bodrum’a, Marmaris’e, Ayvalık’a gider. Herkes bir yerde, bir yazlık edinmiştir veya bir yazlıkla anlaşmıştır, kalkarlar giderler.
Gidiyorlar ama bu gidiş gelişigüzel bir gidiş olursa; İstanbul’dan Tekirdağ’a kadar yol boyunca arabamızı sürüyoruz; bütün sahiller, sahil siteleriyle, deniz kentlerle, yazlık evlerle dolu. O evlerin her birisine bir insan yerleşse, Türkiye’nin nüfusu iki misli, üç misli olsa, hepsini barındıracak kadar binalar var, yaz zevki ve keyfi için. 
Buraları dinî endişe taşımayan halkımız nasıl değerlendiriyor? 
Güneşleniyorlar, esmerleşiyorlar, yüzüyorlar. Akşamları bir eğlence başlıyor. Toplu eğlenceler, kız-erkek danslar, keyifler, zevkler, içkiler, biralar… 
Ne oluyor o zaman? 
Yaz mevsimi bir mânevî yıkım mevsimi oluyor. Deniz kenarları bir günah kazanma yerleri oluyor. Ve insan yaz tatiline böyle yerlere nurlu olarak gitse, nursuz kapkara içi dışı kararmış ve mâneviyatını çok kaybetmiş olarak dönüyor. Hatta bazı velilerden, annelerden ben şikayetler işitiyorum; kızını-oğlunu kaybettiğini söylüyor. 
Nasıl kaybetmiş? 
Kızının ahlâkı bozulmuş, oğlunun ahlâkı bozulmuş kendisine itaat etmez hâle gelmiş. Gönül maceraları geçirmiş. Gazetelerde hikâyeler var, işte yaz aşkları, vesaireler vesaireler diye. Flörtler olmuş, tanışmalar olmuş, kumara, içkiye alışmış. 
Bunlar nedir? 
Bunlar dinî bakımdan birer felakettir. O halde hem bizzat bu işlere katılan öğrencilerin hem de onların sorumlusu olan velilerin bu konulara son derece dikkat etmesi ve bu durumlara kendilerini ve çocuklarını düşürmemeleri lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri aile reislerine, hanımlarını ve çocuklarını koruma sorumluluğu vermiştir.

 قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا
Kû enfüseküm ve ehlîküm nâran. “Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun.” buyurmuştur. 

İşte benim bu cuma sohbetinde önemli olarak, ısrarla üzerine basmak istediğim acı nokta da budur: 
Yaz tatillerini cehenneme düşmeye sebep olacak kötü faaliyetlere bulaşmadan geçirmeye son derece dikkat etmek gerekiyor. Yaz tatillerini cenneti kazanmak için çalışmakla geçireceğiz. Cehenneme düşmenize sebep olacak işlerden kaçınmaya son derece dikkat edeceğiz. Kendimiz için de çoluk çocuğumuz için de müteyakkız olacağız.
Bizim delikanlı istiyor. Bizim kız arkadaşlarıyla anlaşmış. 
Hayır! Sorumluluk sana gelir. Onun yaptığı bütün hataların sorumluluğu, ebeveynine, sana gelir. 
Ey ebeveyn, ey anne baba! Sana gelir. Allah senden sorar. Hatta biraz şaşıracaksınız belki; hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz bildiriyor; âhirette evlat anne-babasından davacı olur. 
“Yâ Rabbi! Ben bilmiyordum, annem babam bana dinî bilgiyi vermedi. Yâ Rabbi! Ben bilmiyordum annem babam beni ikaz etmedi. Ben çocuktum annem babam beni korumadı.” diye o kendisi sizi şikayet eder. 
Allahu Teâlâ hazretlerine bunun cevabını veremezsiniz. 
Bir tanıdığım vardı. Allah rahmet eylesin, namazlı, iyi bir insandı. Çocuğuyla kalkmış, Bodrum, Marmaris o taraflarda bir yere, yaz tatiline gitmiş. Çocuğuyla döndüler, oradan bir hastalık kaptı. Akdeniz hummasıymış galiba, çocuğu öldü, çocuğunun acısına kendisi dayanamadı, perişan oldu. O perişanlığı gittikçe arttı, vücutça yıkıldı, aklen yıkıldı, kısa bir zaman sonra o da vefat etti. 
Buyurun tatilin acı sonucu.
Yani tatilde sıhhatimize, kalbimize, imanımıza, çocuklarımıza dikkat edeceğiz ve yaz devresi aylarının, o güzel, güneşli, aydınlık nurlu ayların, mânevî bakımdan da nurlu geçmesine gayret edeceğiz.
Topluca namazlar kılınsın, ibadetler yapılsın. Allah’ın emirlerine uyulsun. Günahlara dalınmasın. Günahların her çeşidinden titiz bir şekilde kaçınılsın. 
Evet denize de girebilir. Müslüman da denize girebilir ama bunun bir ölçüsü vardır. İslâmî ölçüsü vardır. Kazancın İslâmî şekli vardır. Müslüman her kazanç yolunu kullanmıyor. Yemenin birtakım şartları vardır. Müslüman her yiyeceği yemiyor; domuz eti yemiyor. İçki içmiyor, haram olunca herhangi bir şeye elini uzatmıyor. Yaşantımızda da bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!
Müjdeli, güzel, çocukların heves ettiği, sevindiği, hoşlandığı, meraklandığı, yerinde duramaz hale geldiği günler..
Aman gittiğiniz, gideceğiniz yere dikkat edin!
Yazın yapacağınız faaliyetlere dikkat edin, ölçünüz Allah’ın rızası olsun. 
Gittiğiniz yerde Allah’ın rızasını kazanabilecek misiniz? Allah’ın rızasına uygun hareket edebilecek misiniz, yoksa Allah’ın rızasını kaybederek günaha mı gireceksiniz? 
Günaha gireceğiniz yere gitmeyin; sevaba gireceğiniz bir programa dönüştürün yaz programlarınızı. Kendinizi, ailenizi, çevrenizi ve özellikle kuzucuklarınız olan sevgili yavrularınızı cehennem ateşinden koruyun.
Onlarla beraber Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi azabına uğratmadan sevdiği kul olarak cennetine dâhil eylesin, cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi dünyada ve âhirette üzerinize olsun.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
13.10.2000 - Allah İçin Sevmek, Kızmak, Pazarda Tesbihin Sevabı, Kış Müminin Baharıdır
26.12.202531 dk 25 sn
08.12.2000 - Ramazan, Sıcak Günlerde Oruç, Tevhidi Yaymak
14.03.202531 dk 1 sn
12.12.1997 - Şabanın Ortası, Peygamber Efendimizin Sıfatları, Cehennem
30.01.202630 dk 47 sn
05.09.1997 - Yardımlaşmak, Tasavvufun Çeşitli Yolları
17.01.202532 dk 56 sn
31.12.1999 - Ramazan, İlmin Önemi, Takva, Mümin Kardeşini Sevindirmek
24.11.202343 dk 20 sn
29.12.1995 - Rasulullahın Rüyası, Seher Vakti, Teheccüd, Hz. Ebubekir, Rüya Tabiri, Hz. Aişenin Rüyası
24.11.202328 dk 49 sn
29.09.1995 - Dört Çeşit Göz Hakkında Bilgiler
02.10.202628 dk 39 sn
28.10.1994 - Nefsini Küçültmek, Mütevazı Olmak, Malını Hayra Vermek, Sözünü Tutmak, Müslümanın Özellikleri
14.11.202530 dk
27.07.1996 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Soyu, Peygamber Özellikleri Ve Ona Tabi Olmak
14.09.202447 dk 8 sn
26.05.1995 - Hicri Yıl Geliyor, Muharrem Oruçları, Aşurede Olan Olaylar, Yılı Oruçla Kapatıp Oruçla Açmak
12.06.202621 dk 56 sn
25.09.1998 - İlimle Meşgul Olmak, Dini Ögrenmek, Fakih Olmak
24.11.202325 dk 49 sn
24.10.1997 - Meleklerin Dua Ettiği Üç Zümre, Alim, Cömert, Zalim, Aşikare, Günahkar, Bidatçi
24.11.202318 dk 28 sn
23.08.1996 - İçkinin Kötülüğü, İlim Öğrenmek, Genç Yaşta Kuran Öğrenmek, Hadis Öğrenmek
24.11.202342 dk 36 sn
22.11.1996 - Miraçtan Önce, Helal Kazanç, Ailenin İhtiyaçlarını Görmek
24.11.202342 dk 7 sn
22.07.1994 - Cemaat Sevabı, Nefsi Yenmek, Tasavvuf, Allah'ın Emirlerine Uymak, Nefs Terbiyesi, Kulluk
24.11.202328 dk 53 sn
21.05.1999 - Önce Allahın Kitabını Öğrenmek, Kuranın Öğrenilmesi, Fetih Haftası
24.11.202352 dk 2 sn
20.02.1998 - Ramazan Sonrası Dikkat Edilecek Hususlar
11.04.202524 dk 43 sn
19.01.2001 - Dua Edenin Eli Boş Kalmaz, Allah Verdiği Nimeti Görmek İster, Peygamber Efendimizin Merhameti
24.11.202331 dk 41 sn
18.12.1998 - Şabanın Son Günleri, Oruç İle İlgili Hadisler, Ramazan Geliyor
24.11.202329 dk 23 sn
15.02.1996 - Kadir Gecesi
24.11.202328 dk 10 sn
AKRA