İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır

21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
Hadisler Deryası

21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır

13.06.2026
16 dk 49 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm 

Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ-seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîne Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ-yevmi’d-dîn. 

Emmâ ba’d. 

Fa’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbu’llâh ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

لكل شئ حلية و حلية القرأن صوت الحسن.

Li-külli şey’in hilyetün ve hilyetü’l-Kur’âni savtü’l-hasen. 

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

"Her şeyin bir süsü vardır, Kur’ân-ı Kerîm kıraatinizin de süsü, ziyneti güzel sestir."

Bu hadîs-i şerîften anlaşıldığına göre Kur’ân-ı Kerîm’i okurken bir ciddi eda ile, bir name ile okuyacağız. Tertil ile, tatlı tatlı okumamız gerekiyor.

Ulemâ demişler ki;

Kur’ân-ı Kerîm, Allahu Teâlâ hazretlerinin kelamıdır. Serâpâ, baştan aşağı şifadır, süstür, ziynettir, her şeydir, mü’minler için hazinedir. 

Nasıl oluyor da Kur’ân-ı Kerîm’in süsü, ziyneti oluyor?

Bir hadîs-i şerîfte de şöyle geçmiş:

Zeyyinû’l-Kur’âne bi-asvâtikum. “Kur’an’ı seslerinizle ziynetlendirin.” 

Nasıl olur da bizim âciz, nâçiz seslerimiz Allah’ın kelamını ziynetlendirir, demişler. Burada bir incelik var ki o düşünüldüğü zaman böyle bir itiraza mahal kalmıyor. 

Kur’an Arapça’da قرأ vezninden mastardır, “kıraat etmek” mânasına gelir. 

Zeyyinû’l-Kur’âne demek; “Kur’ân-ı Kerîm’i, Mushaf-ı Şerîf’i süsleyin.” demek değil de “Kur’ân-ı Kerîm okuyuşunuzu süsleyin.” demek. 

Çeşit çeşit okuyuşlar vardır, bize ait okuyuşlar. Biz bu okuyuşları güzel sesimizle, ciddi bir makam ve ahenk ile okuyup o tarzda söyleyeceğiz. Burada da öyle.

"Her şeyin bir süsü vardır, Kur’ân-ı Kerîm kıraatinizin de süsü, ziyneti güzel sestir." Demek ki güzel bir sesle okuyacağız. Kur’ân-ı Kerîm’i makam ile okuyacağız. Düz, konuşma yapar gibi değil de bir makam ile okuyacağız. Onun için hafızlarımız eûzü besmeleyi usûlüyle çekerler, ondan sonra aşırları, hatimleri hep bir makam ile name ile okurlar. Kur’ân-ı Kerîm’in Allah kelamı olduğunu bilerek, ciddiyet ile ve kaşını gözünü oynatmadan, gayet dikkatli bir şekilde, edebe riayet ederek okumak icap eder. 

Hatta kulakları çınlasın bir hafız efendi vardı, buraya gelir giderdi; çok talebe yetiştirmiş, çok muhterem bir kimseydi. Kur’ân-ı Kerîm’i mihrapta okuyacağı zaman ne kaşını kıpırtatır, ne gözünü kıpırdatır, ne vücudunu iki tarafa sallardı, gayet ciddi okurdu. İnsan, vakarı müşahhas olarak onun o hâlinde görürdü. Kur’ân-ı Kerîm’in nasıl ciddi okunması gerektiğini öğrenirdi. Kur’ân-ı Kerîm’e böyle hürmet ile hizmet etmeyi Allah cümlemize nasip etsin. Güzel ses ile güzel söz ile okumayı nasip etsin. 

Bir gün Hz. Âişe validemiz huzûr-ı Resûlullah’a geç gelmiş. Soruyor; “Niye geç geldin ya Âişe?” Hani gelmen gereken vakitten biraz daha geciktin, yolda durakladın, oyalandın. “Niye geç kaldın?”

“Ya Resûlallah! Yolda bir Kur’ân-ı Kerîm kıraati duydum ki dinlemekten kendimi alamadım, o okunup bitinceye kadar bekledim.” deyince Efendimiz;

“O, benim ümmetimden, Salim ismindeki kimsedir -radıyallahu anh- el-hamdü li’llâhi’llezî ce‘ale bi-ümmetî mislehû. ‘Ümmetimde onun gibisini yaratmış olan Allah’a hamd olsun.’” diyor. “O çok güzel Kur’ân-ı Kerîm okur.” diye öyle metheylemiş. 

Peygamber Efendimiz Kur’ân-ı Kerîm kendisine nâzil olduğu halde ciddiyetle, güzelce Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara emrederdi, gözyaşları içinde dinlerdi. Çeşitli, tatlı duygularla dinler ve gözünden yaşlar dökerdi. Allahu Teâlâ hazretleri bize Kur’ân-ı Kerîm’i öyle sevip, öyle dinlemek, öyle okumak nasip eylesin.

Li-külli şey’in üssün ve üssü’l-îmâni el-vera’u ve li-külli şey’in fer’un ve fer’u’l-îmâni es-sabru ve li-külli şey’in senâmün ve senâmü hâzihi’l-ümmeti ammî el-Abbas ve li-külli şey’in sıbtun ve sıbtu hâzihi’l-ümmeti el-Hasenu ve’l-Hüseyn ve li-külli şey’in cenâhun ve cenâhu hâzihi’l-ümmeti Ebû Bekrin ve Ömer ve li-külli şey’in micennün ve micennü hâzihi’l-ümmeti Aliyyü’bni Ebî Tâlib. 

“Her şeyin bir temeli, esası vardır. İmanın temeli vera’dır. Her şeyin temeli olduğu gibi her şeyin bir dalı, teferruatı da vardır. İmanın dalı, teferruatı da sabırdır. Her şeyin bir hörgücü, tepesi, üst noktası vardır. Bu ümmetin zirvesi de amcam Abbas’tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu da torunlarım Hasan ve Hüseyin’dir. Her şeyin kanadı vardır. Bu ümmetin de kanatları Ebû Bekir ve Ömer’dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu ümmetin kalkanı da Ali b. Ebî Talib’tir.”

Bu da İbn Abbas radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş, ulemâdan bazısı da hakkında “zayıftır” demişler. Fakat hadis olarak öyledir, mâna olarak da mânası doğrudur. 

Li-külli şey’in üssün. “Her şeyin bir temeli, esası vardır.” Ve üssü’l-îmâni el-vera’u. “İmanın temeli vera’dır.” 

Vera’ ne demek? 

“Çekinmek, sakınmak” demek. İnsan günahlardan çekinip sakınırsa öyle kimseye "verî‘ kul” derler. “Vera’ sahibi kul” demek olur. 

Haramdan kaçınacağız; içki, zina, kumar, faiz haram; tamam, bundan kaçınacağız. Tamam!

Bir de şüpheliden de kendisini korursa; “Şu şüpheli şeyi yapmayayım, neme lazım.” diye ihtiyata da riayet ederse işte o daha ileri derecede olmuş oluyor. “Vera’ sahibi bir insanın kıldığı iki rekât namaz, başkasının kıldığı bin rekât namaza bedel olur.” diye hadîs-i şerîf geçmişti. Onun için bu vera’ denilen duyguyu elde etmeye çalışmamız lazım! O duyguyu takınmamız, içimize yerleştirmeye çalışmamız lazım. İşlerimizi sakına sakına, düşüne taşına yapmaya kendimizi alıştırmalıyız. 

İmanın temeli vera‘dır. İnsan günahlardan korkacak, çekinecek, sakınacak. Dere tepe dümdüz aldırmadan yürürse o insanın mü’minliği nerede kaldı? 

Peygamber Efendimiz’e bildirmişler: 

“Ya Resûlallah!” Harp oluyor ya, “İşte filancayı düşmanları öldürdü.” 

“O cennetliktir.” diyor. “Filancayı da öldürdüler Yâ Resûlallah!” 

“O cennetliktir.” 

“Filancayı da öldürdüler yâ Resûlallah!” 

“O cennetliktir.” 

“Filancayı öldürdüler.” 

Diyor ki; 

“O cehennemliktir.” 

Ashâb-ı kirâmın arasındaki şahıslar, isimleri bilinen kimseler. Meğer harpteki ganimet malından mal taksim edilmeden bir tanesi, yanına bir şey almış. “O cehennemliktir.” diyor. Sakınmazsa bak insan ne duruma düşüyor. 

Hani iman sahibi olmak çok büyük bir devlettir, çok büyük bir nimettir. Elhamdülillah bizi Allah mü’min eylemiş. O iman cevherini bize nasip eylemiş; bir mücevher kasası, çekmecesi gibi o imanımızı gönlümüze, göğsümüze yerleştirmişiz. Allah o imanı çaldırtmasın. İçerden o cevheri aldırtmasın, şeytana daha başka fitnelerle, fesatlarla içimizden çaldırtmasın. İmân-ı kâmil ile yaşayıp imân-ı kâmil ile göçmeyi cümlemize nasip etsin. 

Ve li-külli şey’in fer’un. “Her şeyin temeli olduğu gibi her şeyin bir dalı, teferruatı da vardır.” Ve fer’u’l-îmâni es-sabru. “İmanın dalı, teferruatı da sabırdır.” 

İmanın gereği olmuş oluyor. Kök var; ondan sonra dallar var. Köküne “asıl” derler ötekisine de fer‘ derler, fer‘un “dalları.” Sabır; “imanın dalı budağı” demek oluyor, “iman ağacının dalı” demek oluyor.

Mü’min olan kimsede sabır olacak. 

Neye karşı sabır olacak? 

Sabırların çeşitleri vardır: 

Bir; Allahu Teâlâ hazretlerinin insana vermiş olduğu belalara, musibetlere, sıkıntılara sabır. 

Hastalık verir. 

Allah sevdiği kula hastalık verir mi? 

Elbette verebilir. 

Peygamber Efendimiz’in hasta olduğunu, Eyyûb aleyhisselam’ı duymadın mı?

Allah’ın peygamberiyken teninin her tarafını yara kaplamış da yaraları kurtlanmış. Ne kadar ızdıraplar çekmiş. Hasta kul, eğer sabrederse hastalık geçer geçmez günahlarından anasından doğduğu günkü gibi temizlenmiş olarak kalkıyor. 

Sabrederse... 

Hastalık istenmez ama insana bir hastalık gelmişse, o da sabretmişse mukabilinde bütün günahları silinir, gider. 

İyi kul da hasta olabilir, “hasta olmayacak” diye bir şey yok. Hatta bazen kötü kullar hiç hasta olmaz, turp gibi yaşar, başı bile ağrımaz da Allah diyecek bir durumu olmaz. Ölümünü düşünmez ki irfansız, ilimsiz, vicdansız, kapkara bir gönülle yaşayıp birden bire ölüm de gelir, defolur gider bu cihandan. 

Şair birisi hakkında;

"Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.

Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur, 

Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur." demiş.

“Ne kendisi rahat eyledi ne de halka huzur verdi, bu cihandan yıkıldı gitti, kabir ehli sabretsin.” diyor. Bak ne kadar kötüymüş ki kabirdekiler de tahammül edecekler, ondan yaka silkecekler. Allah sizi böyle insanlardan etmesin. 

Demek ki insan, başına gelen bir kaza beladan dolayı sabredecek. İnsanın bazen malına gelir; yangın, âfet olur, tarlasına, bağına bir zarar gelebilir. Arabasına, işyerine bir sıkıntı gelebilir. Bunlara sabredecek; sabrın bir çeşidi bu. 

Bir çeşidi; Allahu Teâlâ hazretlerinin haram kıldığı şeylerden kendisini alıkoyacak; onlara sabredecek. Karşıda sıra sıra haramlar duruyor ama elini uzatmıyor. Sabrediyor çünkü Allah yasak demiş, elini uzatmıyor. 

Biz askere gittik, “hadi bakalım tatbikat” dediler, bir dere kenarına götürdüler. Yorulduk, epeyce bir yürüdük, ayaklarımız şişti, tarlaya oturduk. Biraz sonra baktım, bütün arkadaşların elinde birer havuç, kemirip duruyorlar. 

Dağın başı; bakkal yok, manav yok, bunları nereden buldunuz? 

Meğer yandaki tarlanın mahsulü havuçmuş, kökleyen başlamış kıtır kıtır yemeye. 

Allah’tan korkmaz mısınız, utanmaz mısınız? “Askerler geldi, Allah belasını versin!” mi dedirteceksiniz, nedir bu yaptığınız? 

Tepeden tırnağa hepsi havucu almış, kemirip duruyorlar. Sabredecek insan, aç olabilir. 

Köyde bizim bir akrabamız var, beş kişi bileğini bükemez. Kapıdan girdi mi kimse yanında duramaz. Öyle pehlivan, öyle güçlü kuvvetli bir insan... Balıkesir’de askerlik yapmış; onu da çıkarmışlar dağların tepelerine, askerlik bu, talim, meşakkate alıştıracak kendisini. Su yok, kumanya yok, yiyecek içecek bir şey yok...Epeyce bir dağlarda gezmişler, açlık canlarına tak etmiş, belki de mahsus yaptı komutanlar, belki de bulamadılar, nasıl olduysa...

Kendisi anlatıyor; “Aç dolaşırken armut, elma bahçeleri gördük, ağaçları gördük, askerler saldırdı, yediler, ben yemedim ama canım da nasıl istiyor, içim de nasıl kıvranıyor, çocuk gibi hüngür hüngür ağladım.” diyor. Kendini tutmuş, sabretmiş, ağlamış.

Hâsılı günahlara sabır vardır. 

Ondan sonra Allahu Teâlâ hazretlerinin vaat ettiği çeşitli nimetler, lezzetler var; cennet var, Cemâl’i var. Bir de onlara sabır var. Zamanı gelse de kavuşsam “Benim şu kavuşmam ne zaman olacak acaba?” diye. Bir de öyle sabır var. 

Adamcağızın birisini ölüme mahkum etmişler; 

“Son arzun nedir?” demişler. 

“Şurada iki rekât namaz kılayım.” demiş. 

Namazı kılmış ama çok çabuk kılmış, “Hadi ne yapacaksanız yapın.” demiş, hemen teslim olmuş. Cellât demiş ki; 

“Ben bu durumda çok insan gördüm. Senin gibisini hiç görmedim. Namazı uzatırlar namazı, duayı uzatırlar. Sen niye bu kadar çabuk, bu kadar süratli, hemen bitirip de geldin, teslim oldun.” 

“Ben ruhumu teslim eder etmez cennete gideceğim inşaallah. Allahu Teâlâ hazretlerine kavuşacağım. Ondan tehir olur mu? ‘Bir an evvel olsun.’ diye bundan koştum.” demiş. 

“Hadi” demişler, “Senin suçsuzluğun anlaşıldı.” ve salıvermişler. Demek ki sabrın böyle çeşitleri var. 

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi sabırlı kullardan eylesin. 

“İbadet ve taatlere sabır” diye bir şey de vardır. Beş vakit namazı kılacaksın. Abdestin meşakkatine katlanacaksın, kışın biraz soğukça olur, abdest alırken rüzgâr eser veyahut sular soğuk olur; ona sabredeceksin. Ramazan’da oruca sabredeceksin. Hacca gidersen kimseye öf püf demeyeceksin, yollarda kimsenin kalbini kırmayacaksın, gösterdikleri yere yatacaksın, kavga gürültü çıkarmayacaksın, sabahlara kadar uyumayacaksın, gecenin bir bölümünde kalkıp tesbih çekeceksin, “Allah” diyeceksin, “estağfirullah” diyeceksin. 

Ve’l-müstağfirîne bi’l-eshâr.

Allahu Teâlâ hazretlerine ibadet yolunda meşakkatlere sabredeceksin ki âşık-ı sâdık mısın yoksa yalancı bir insan mısın, anlaşılacak, belli olacak. 

İnna’llâhe mea’s-sâbirîn. 

Öyle deriz ya.

إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ 

İnna’llâhe mea’s-sâbirîn.

Ne demek? 

“Allah, sabreden kullarıyla beraberdir.” demek. 

Bu güzellik yeter insana, bu iltifat yeter. “Ben onun yanında olacağım.” diyor, sabredenlerle beraber olacak Allah; hem de muhakkak. İnne kelimesiyle kullanılıyor. 

İnna’llâhe. “Muhakkak ki Allahu Teâlâ hazretleri.” Mea’s-sâbirîn. “Sabredenlerle beraberdir.” 

Bir şeye sabrettik; demek ki Allah, rızasıyla bizim yanımızda olacak, bizim safımızda yer alacak, bizden yana olacak. 

Ne kadar güzel! 

Mevlâ yanı başımızda olacak. Onun için sabrı ganimet bilelim; başımıza sabredecek bir hal gelirse bağırıp çağırmayalım, sabırsızlık göstermeyelim. 

Kemal Paşazâde” diye bir Osmanlı alimi var, şiir yazmış, hoşuma gidiyor. Şöyle diyor: 

Size benden nasihat olsun kim gam eriştikde etmeyin feryâd 

İki türlü zarar mukadderdir dedi bu iş içindedir üstâd 

Evveli bu kim dost gamdan ölür, âhiri bu kim düşman olur şâd. 

Bu üç beyitlik şiirin mânası şu ki:

“Size benden nasihat olsun. Başınıza gam, keder eriştiği zaman feryadı basmayın, bağırmayın, çağırmayın. Bu işin iki tane zararı vardır. Bu zarardan birincisi şudur ki; sen bağırıp çağırınca dost gamdan ölür, dostlar üzülür, ‘Eyvah! Arkadaşım bağırıyor, başına bir iş geldi.’ diye senin kederinden o da kederlenir; onları da üzersin. Bir zarardır, dostlarını üzüyorsun.

İkincisi; düşman şâd olur. Düşman da sevinir, ‘İyi, bak ne kadar bağırıyor, oh olsun.’ diye düşman memnun olur.

Buna şemâtetü’l-a’dâ; düşmanın şamatası denir. 'Oh! Ben ona demedim mi? Oh olsun işte! Başına bunlar geldi.' der; o da bir ayrı derttir, bir musibettir. 

Peygamber Efendimiz; “Düşmanın şemâtesinden, şamatasından sana sığınırım yâ Rabbi!” diye dua edermiş. Allah bizi düşmanlarımızın karşısında böyle durumlara düşürüp de düşmanları güldürecek durumlara uğratmasın.

Ve li-külli şey’in senâmün. “Her şeyin bir hörgücü, tepesi vardır, üst noktası vardır.” 

Ve senâmü hâzihi’l-ümmeti ammî el-Abbas. “Bu ümmetin zirvesi de amcam Abbas’tır.” 

Ve li-külli şey’in sıbtun. “Her şeyin bir torunu vardır.” 

Ve sıbtu hâzihi’l-ümmeti.  “Bu ümmetin torunu da.” 

el-Hasenu ve’l-Hüseyn. “Torunlarım Hasan ve Hüseyin’dir.” 

Ve li-külli şey’in cenâhun. “Her şeyin kanadı vardır.” 

Ve cenâhu hâzihi’l-ümmeti Ebû Bekrin ve Ömer. “Bu ümmetin de kanatları, -hani kuş nasıl iki kanatla uçarsa- Ebû Bekir ve Ömer’dir.” 

Ve li-külli şey’in micennün. “Her şeyin bir kalkanı vardır; bu ümmetin kalkanı da Ali b. Ebî Talib’tir.”

Bu hadis midir? 

Zayıf görülmüş, altında ve du’ıfe diyor, fakat mânaları güzel. Bazen daha sonra yaşamış olan alimlerden bazı kimselerin sözlerini böyle naklederler. Böyle bir durum olmuş olabilir, söz olarak hepsi doğru.

Allahu Teâlâ hazretleri sizi sıratı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullâha erdirsin. Aşkullâhı, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varıp; cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
19.10.1986 - Sağlam Yola Sahip Olmak, Sağlam Fırka
08.07.202622 dk 22 sn
AKRA