07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest

07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Sittü hısâlin mine'l-hayri. Bu hayırlar, insanı dünya ve âhiretin çeşitli lütuflarına, Allah'ın rızasına eriştirecek şey demektir.
Ve's-savmu fî yevmi's-sayfi. "Yaz günlerinde oruç tutmak." Tabii kış gününde gündüz kısacıktır; oruç tutmak kolay olur, harareti de yoktur. Ama yaz gününde gündüz hem uzundur hem de güneş insanın tepesinden kaynatır. Onun için bilhassa insanın dudakları çatlar. İmtihan işte... O zaman insanın Allah'a bağlılığı tam olmazsa, oruç tutmak zor geliverir de vazgeçerler. Ama halis muhlis kullar tabii sıcak da olsa soğuk da olsa Allah'ın emri diye tutacaklar. Demek ki yaz günlerinde oruç tutmak da hayırdandır. Çünkü ihlâsı, sıdk-u sadâkati gösteriyor. Allah-u Teâlâ hazretleri için insanın fedakârlık yapabileceğinin alâmeti oluyor.
Bu tabii farz Ramazan orucu olursa herkes tutar da nâfileten, yani ecir kazanmak için, sünnet olarak, Allah sevap versin diye de yaz günlerinde oruç tutarsa insan aynı hayra erer. Mesela pazartesi-perşembe oruç tutmak âdetinde olan insan; yaz günleri geldi, "Yok, bugünler uzun sürüyor, tutmayayım." derse bu hayırdan mahrum oluyor. O günde de tutan hayra sahip olmuş oluyor.
Ve hüsnü's-sabri 'ınde'l-musîbeti. "Kendisine bir bela, bir sıkıntılı hal, üzücü bir durum geldiği zaman ona güzelce sabretmek..." Bu da hayırdandır. Musibet, "insana isabet eden üzücü hadise" demektir. Hastalık bir musibettir, insanın bedenine gelmiştir. Malın telef olması, kaza, arıza vesaire mala gelmiş bir musibettir. İnsanın canına, malına, evladına, şuraya buraya gelir; insanı üzer. Allah takdir etmiş; kaderin oku oraya isabet etmiş, bir musibet. Buna sabretmek lazım. İnsan hapse giriyor, hapisten çıkıyor, malını kaybediyor, arabası kaza yapıyor, yaralanıyor, trafik kazası oluyor derken, çeşit çeşit şeyler... İnsan bunlara güzel sabrederse ecir alır.
Hem de sabır ilk anda olan şeydir. Yani ilk önce bağır çağır, ondan sonra dur... Sonunda nasıl olsa duracaksın. "Bağır" desek, maaş versek insan devamlı bağıramaz ki. Nasılsa sonunda duracaksın.
Es-Sabru inde's-sadmetü'l-ûlâ. "Sabır, belanın ilk geldiği zaman yapılan, kendisine hakimiyet olma tavrıdır." Yoksa ondan sonra ister istemez [duracak.]
Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi?
Herkes kabul edecek. İlk başta kendisine hâkim olacak, sabredecek. "Allah-u Teâlâ hazretleri bana bunu takdir etmiş. İnsan bu da bir imtihan, sabredeyim de sabrın ecrini alayım." diyecek.
"Sen benim başıma gelen belaları biliyor musun? Bu belalar da senin başına gelseydi şöyle olurdun... Ah ben şöyle oldum, böyle kaldım, yandım, yıkıldım!.."
Bunların hepsi sabırsızlık alametleri; insanın ecrini alır götürür. Susacak, sabredecek. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte, "Dinin yarısı sabırdır, yarısı şükürdür." demiş.
Ne demek?
Kul Allah'ın lütfuna mazhar olursa "Çok şükür yâ Rabbi!" diyecek, teşekkür edecek, memnuniyetini izhar edecek ve Allah-u Teâlâ hazretlerine minnettarlığını arz edecek.
"Yarısı da sabırdır." ne demek?
Başına bir sıkıntı geldiği zaman da ona sabredecek.
"Sıkıntı geldiği zaman sabredemem ama iyilik geldiği zaman şükrederim."
Olmaz, o zaman yarım olur. Kuş kanatsız uçmaz; iki taraflı olacak. Eğer âşıksan eğer sadıksan, eğer Allah'ın has kuluysan... Allah'ın öyle has kulları var ki,
"Ben Allah'tan dua etmeye bile haya ederim. Nasıl isterse öyle yapsın. Dua da neymiş?" diyor.
Ama doğru değil tabii. İnsanın ayakkabısının bağı kopsa bile dua etmesi lazım, "Yâ Rabbi! Sen bana güzel bir bağ ver." diye. Yani küçük şeyden dua etmemek yok. Dua ibadettir ve insana sevap kazandırır da bazısı diyorlar ki; "Ben Allah'a teslim olmayı tercih ederim, nasıl isterse öyle yapsın." Allah'ın öyle has kulları var.
Mesela bilhassa Ebû Hasen eş-Şâzelî hazretlerinden bize rivayet edilmiş sözler var. Diyor ki:
"Ben bir şey ihtiyar etmem, kendi kendime bir şey tercih edip 'Şunu şöyle alayım, bunu böyle seçeyim.' demem. Ama ille 'Bir şey ihtiyar et.' diye bana ısrar edecek olursanız, hiçbir şey ihtiyar etmemeyi ihtiyar ederim." Yani "Hiçbir şeyi seçmemeyi seçerim." diyor, yine aynı noktaya getiriyor lafı. Buna "teslim ve rıza makamı" derler.
Bir de meşhur hikayesi vardır, onu anlatıvereyim; buna bir misal olabilecek bir hikâye. Zamanın idarecileri bir Müslüman topluluğu, grubu, "Siz casussunuz, zındıksınız, bozuk insanlarsınız!" diye yakalamışlar ondan sonra hapse atmışlar. Ve yukarıdan, "Bunların hepsinin kafasını kesin!" diye emir gelmiş. O kesilecek olan şahıs kendi kendine demiş ki:
"Ey nefsim!.."
Kendi kendine konuşuyor. Cellat orada, elinde balta, önünde taş; boynunu uzattı mı vuracak, kesilecek kafası. Biz olsak; gözümüz fal taşı gibi açılır, insan ölüm korkusundan ne yapacağını şaşırır... Ne insanlar var, o anda bak ne düşünüyorlar;
"Ey nefsim! Söyle bakalım, eskiden beri hep sağda solda dolaşıp dururken 'Allah'ın takdirine rızam vardır, Allah'a teslim olmuşum, Allah'ın kaderine razıyım.' der dururdun. İşte bak, şimdi başına bu hal geldi. Şimdi de razı mısın? Şimdi de teslim oluyor musun? Şimdi de rıza halin var mı?" diye sormuş kendisine, yoklamış. Kendisine bakıyor yani. Ondan sonra, bakmış nefsinde hiç itiraz yok; "Ne yapalım, Mevlâ öyle takdir etmiş, pekâlâ..."
Canı Canan dilemiş, vermemek olmaz ey dil.
Ne niza eyleyelim, ol ne senindir ne benim, demiş şair. "Canı sevgili istemiş 'Ver canını bana.' diye, vermemek olmaz ey gönül. Ne diye çekişip duralım; o senin de değil benim de değil." diyor şair. Yani "Canım O'nun. O'na feda olsun!" demek istiyor. Güzel bir şiirdir.
O da bakmış ki nefsi hiç itiraz etmiyor, razı. Kafa kesilecek, kesilsin; Allah takdir etmiş, nasıl olsa insanın kafası kesilince insan yok olmuyor ki; ruh bedenden ayrılıyor, insan ahirete intikal ediyor. Zulmen öldürüldüğü için şehit olur. Bu ölüm nasıl olsa bir gün insanın başına gelecek. Bu işi de kul mu yapıyor? "Allah öyle takdir ettiği için oluyor." diye içinden bir rıza hali, teslimiyet hali gelmiş; razı.
Fakat Allah onu kurtarmış, kafası kesilmemiş. Öyle "kesilsin" diyenlerin haksızlıkları anlaşılmış, kurtulmuşlar. Diyor ki, bu cümle çok mühim;
"Allah'a yemin ederim ki, o hâdiseden halasıma değil, o andaki ihlâsıma seviniyorum hâlâ..." diyor. Yani "Allah'a yemin ederim ki, o hadiseden kurtulduğuma sevinmiyorum; o hadise esnasında nefsimin o itaatine, o razı-hoşnut olmasına, itaat etmesine, rıza hâline, teslimiyet hâline, o andaki ihlâsıma hâlâ seviniyorum." diyor.
İşte sabır öyle olacak. İnsan öyle sabrederse ecir alır.
İnnallâhe mea's-sâbirîn. "Allah sabredenlerle beraberdir." Ya bundan büyük şeref mi olur?
"Reis-i cumhurla akrabayım. Reis-i cumhurla aynı köşkte kalıyoruz. O benim dayım, yakınım, amcam." filan demek bile ne kadar insanın koltuğunu kabartır...
Ayet-i kerimede ne deniyor?
İnnallâhe mea's-sâbirîn. "Allah sabredenlerle beraberdir." Sabredenlerle beraber, onun yanında, rızasıyla, hoşnutluğuyla, sevgisiyle o kul ile beraber!
Bundan büyük şeref mi olur?
İnsan -tabii bela istemek olmaz ama- sabrı ganimet bilmeli. Sabredecek bir hal başına geldi; "Eh, sabredeyim de Allah-u Teâlâ hazretlerinin maiyet-i âliyyesine, o şerefe nail olayım." diye insan onu kendisine şeref bilmeli.
Hüsnü's-sabri 'ınde'l-musîbeti. "Musibet anında sabretmek de hayırlardan birisidir." Kendimizi sabra çok alıştıralım. Ben iki defa yolculuk yaptım, o diyarın hallerini gördüm. Hac yolculuğu serapa sabırdır. Hac ibadeti sabır imtihanıdır. Oruç zaten sabırdır malum. Beş vakit namaz kılmak, abdest almak, sıkıntısına katlanmak vesaire o da sabırdır. Sabır dinimizin çok büyük, önemli bir parçasıdır. İnsanın kendisini sabra alıştırması lazım. Sabra alıştıramayan kâr etmez; çok tehlikelere uğrar, çok ecirleri kaçırır, sonra çok dizini döver.
Ve terkü'l-mirâi ve ente muhikkun. "Hayırlardan bir tanesi de haklı olduğun halde münakaşayı terk etmendir." İki kişi arasında münakaşa çıkar; "Uçtu, uçmadı; değdi, değmedi..." sonunda kavgaya kadar varır, insanlar birbirleriyle darılırlar. Münakaşa bu. Münakaşadan hiçbir şey hâsıl olmaz. İnsan haklı olduğu zaman bile "Peki peki, tamam tamam kardeşim" diye kesiverirse, haklı olduğu zaman bile münakaşayı keserse o kimse hayırlı bir iş yapmış olur. Buna da alışmalı insan.
"İlle benim haklılığım anlaşılsın da nefsim bir oh çeksin, şöyle bir rahatlayayım ya, üstün geleyim. Onu bir yenmiş olduğumu cümle âlem görsün, beni alkışlasın..." diye bir duyguyla münakaşayı sonuna kadar götürdü mü; bir arkadaş, dost kaybedersin, bir düşman kazanırsın. O yenilir ama yenildiğini ömrü boyu unutmaz. "Filanca münakaşada şu arkadaş beni yenmişti." diye senin hatanı arar durur, gözler; fırsatını buldu mu gözlerini açar, "Sen de şöyle yaptın!" diye karşına dikilir. Bakarsın;
"Ya bu ne hırs? Bu neye böyle hınçla söylüyor?
"Ha! Geçen sefer ben onu alt etmiştim ya, bak hâlâ onu unutmamış." diye oradan anlarsın.
Onun için haklı olduğu halde insan münakaşayı, üretmemeye, uzatmamaya dikkat etmeli. Hakkı söylersin baktın kabul edecek bir hal yok peki peki, deyiverirsin insan oradan ecir alıyor.
Ve tebkîru's-salâti fî-yevmi'l-ğaymi. "Bulutlu günde sabah namazını erken kılmak." "Namazı erken kılmak" diyor. Yani başka vakitler de olabilir, fakat bilhassa sabah namazı için bu böyledir. Bulutlu olunca güneşin doğduğu, ufuktan yükseldiği anlaşılmaz. İnsan geç vakte bırakırsa, güneş doğduktan sonraya kalmış olur, namazın vakti çıkmış olabilir. Onun için böyle erken namaz kılmak, bu da hayırdır.
Ve hüsnü'l-vudûi fî-eyyâmi'ş-şitâi. "Kış günlerinde güzelce abdestini almak, bu da hayırdandır." buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Niye bunu zikretti?
Müslümanlık kış gününde zordur. Buzlar akar sulardan, her taraf soğuktur, insanın eli ayağı donar. Musluğu açtığın zaman insanın elini soğuk su jilet gibi keser. Onun için abdest almak zor gelir. Müslüman zayıfsa, abdest almak zor geldiğinden namaz kılmak da zor gelir; abdesti, namazı bırakır. Ama o soğuk günde, o abdesti alır, yine namaz kılarsa, işte sadık olduğunu göstermiş oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi hayırlı amellere muvaffak eylesin. Hayırlı insanlar eylesin. Tevfîkini refik eylesin. Bildiklerimizle amel etmeyi nasip eylesin. Kim bildikleriyle amel ederse Allah-u Teâlâ hazretleri o bahtiyarlara bilmediği esrarını açar da manevî nice ilimleri ihsan eder.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
12.06.1983 -
Namaz, İman Galip
01.12.1984 -
Dilencilik, Allahın Yardımı
