25.07.1982 - Allahı Zikretmek

25.07.1982 - Allahı Zikretmek
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesiran tayyiben mübareken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ves-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve men tebi’âhu bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d:
Fa’lemû eyyühe’l-ihvân fe inne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr. Ve bi’s-senedi’l-muttasılı ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kebbirillâhe miete merratin vahmedillâhe miete merratin ve sebbihillâhe miete merratin hayrun min mieti fersin mülcemin müserrecin fî sebîlillâhi ve hayrun min mieti bedenetin ve hayrun min mieti rakabetin.
Ümmü Hânî radıyallahu anhâ; Peygamber Efendimiz bu zat-ı muhteremenin, bu hatunun evinden imiş de oradan Mirac’a çıkmış. Ümmü Hânî Peygamber Efendimiz’in akrabasıdır, halası olan zât; o rivayet ediyor. Ümmi Hâni hazretleri demiş ki:
Düllenî alâ amelin.
“Yâ Resûlallah! Bana bir hayırlı iş, ibadet tavsiye eyle, göster, öğret, söyle." Fe-innî kad daiftü. "Çünkü ben çok zayıfladım." İhtiyarladım, belim kolum büküldü, gücüm kuvvetim azaldı. Ve kebirtü "Ve yaşım arttı." diye Peygamber Efendimiz’e gelmiş, zayıf insanların ne yapabileceğini sormuş.
Hadîsün hasenin. “Güzel sağlam bir hadîs-i şerîf”.
Bakalım Peygamber Efendimiz bu yaşlı hatuna, akrabasından bu zât-ı muhtereme ne buyurmuş?
Buyurmuş ki; Kebbirillâhe miete merratin “Yüz defa Allah’ı tekbir eyle." Allahu ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber... de.
“Hocam, bir defa desek olmaz mı?”
Yüz defa dedi. Sonra;
Vahmedillâhe miete merratin. “Allahu Teâla hazretlerine yüz defa hamd et." Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah... de. Sonra;
Ve sebbihillâhe miete merratin. “Allah’a yüz defa tesbih eyle." Subhanallah, sübhanellah, subhanellah... de.
Bunlar ne olacak?
Hayrun min mieti fersin mülcemin müserrecin fî sebîlillâhi. “Böyle söylemen, bu işleri yapman, bu tesbihleri çekmen senin için Allah yolunda cihat etsin diye hazırlamış olduğun eyerli, dizginli yüz tane attan, kısraktan daha iyidir!”
Cihada gitsin diye yüz tane at hazırlayacaksın, askerler vereceksin, hem de eyerleyeceksin, dizginleri takımları vs. tamam. Bu tesbihler onun yüz tanesinden daha hayırlıdır. Sonra;
Hayrun min mieti bedenetin. “Yüz tane kurban kesmenden, hem de sığır kurbanı kesip de onu fukaraya dağıtmandan daha hayırlıdır!” Ve hayrun min mieti rakabetin. “Yüz tane köle âzat etmekten daha hayırlıdır!”
Eyvah, ne yapacağız?
Sonunda da hadîsün hasen, “güzel hadis” dedi.
Lüzumu var işte, Peygamber Efendimiz’in sözünü dinliyoruz, başka bir şey yapmıyoruz. Sonra namazların arkasından 33 defa subhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahu ekber diyoruz.
Bunlar suç mu?
Değil!
Milletin arasında yayılmış, sanki bir suçmuş gibi herkes korkuyor! Korkulacak bir şey yok, hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz o yaşlı kadıncağıza -Allah şefaatine layık eylesin- söylüyor.
“Hocam, madem Resûlullah Efendimiz böyle buyurmuş, ben de yapacağım.”
Peki, neden acaba bunlara büyük sevap verilmiş?
Ve’l-bâkıyâtü’s-sâlihâtü hayrün inde rabbike sevâbe hayrün emelâ. “Bu sözler bakıya ve saliha sözler!”
Bu sözler öyle sözlerdir ki insan bir defa lâ ilâhe illallah dedi mi cennete gidiyor. İnsana cenneti kazandırıyor.
Allahu ekber ne demek?
“Allahu Teâlâ hazretleri en büyüktür, hiçbir şeyle mukayese edilmeyecek kadar büyük.” demek.
Elhamdülillah; “Yâ Rabbi! Sen her türlü övgüye layıksın!” demek.
Neyi beğensem zaten hepsi sana gider. Şu çiçeğin rengini beğensem; “Aman yâ Rabbi, gülün güzelliğine bak…” desem medih kime gitti?
Yaratanına gitti. Gülü Yaratan yapmıştı, o ona gider. “Aman, sümbülün kokusuna bayıldım.” dedin, medih nereye gitti?
O sümbüle o kokuyu verene gitti.
“Aman şu kelebeğin renklerindeki güzelliğe bak, şu kuşun sesinde ki hoşluğa bak, şu manzaranın güzelliğine, bak şu derenin letafetine bak, şu gölün hoşluğuna bak…”
Nereye gidiyor?
Yaratan’a gidiyor. Bütün senâlar döner dolaşır Allah’a gider, Yaratan’a gider! İnsanlar da yapsa! Çünkü insanları da Allah yarattı, insanlara da aklı Allah verdi; onun için elhamdülillah diyorsun; “Yâ Rabbi! Her türlü medih, övgü, her türlü nimete teşekkür sena sanadır, sana layıktır, sana sezâdır, senindir, senin hakkındır, bizim sana hamd etmemiz lazım!” diyorsun, haddini biliyorsun. Nimeti biliyorsun, nimetin şükrünü biliyorsun, işin iç yüzünü kavramış, kâinatın esrarını çözmüş oluyorsun. Onun için o söz oradan biraz daha aşağı tarafa gidip de gönlüne giriverse sen kurtuldun. Dudağından biraz içeri giriverse de kalbine yerleşiverse dudaktan dökülen o kelimeler gönülden geliverse ‘elhamdülillah’ı candan desen, tamam.
Bir kez Allah dise aşk ile lisân
Dökülür cümle günâh misl-i hazân
“İnsan gözü yaşarıp da bir kere Allah dedi mi, günahları hazan yaprağı gibi dökülür!”
Allahu ekber dediğinde, onun azametini tam idrak ederek bir kere söyledin mi kâinat durur!
Subhanallah ne demek?
“Yâ Rabbi! Senin her şeyin hoş, her şeyin güzel, her şeyin tam, her şeyin hikmetlidir! İşlerinde, sıfatlarında hiçbir eksiğin, kusurun, hiçbir noksanlığın yok!” demek.
İnsan Subhanallah’ı güzel söyledi mi kurtulur, şuurlu söyledi mi kurtulur. İnsan söyleyeceğim derken öğreniyor, kendi kendime diyorum ki; “Ayıp değil mi sana, cemaate söylüyorsun da kendin yapmıyorsun!” derken benim düzelmeme sebep oluyor. Allah razı olsun, dua edin.
Geçenlerde dişçiye gittim, dişlerimin birkaç tanesini çektiler, oradan aklım dişlere takıldı; 16 tane diş aşağıda yaratmış, 16 tane diş yukarıda yaratmış. İnsanın 32 tane dişi var. Kızdık mı, 32 dişini kırarım diyoruz ya. Herkes rakamı biliyor. Ama bu dişlerin hepsi ötekisine eşit değil. Farklı!
“Vay, ağzımızda intizamsızlık var!..”
Dişlerin birisi ötekisine benzemiyor veya birisi öbürüne denk değil. Hâlbuki muntazam olsaydı, inci gibi hepsi aynı tanelerde olsaydı daha iyi olmaz mıydı?..
Olmazdı! Dişlerin şu hâli daha güzel! Allah öndeki dişleri sivri yapmış, bıçak gibi keskin, iki tarafı sivri, yassı; araya bir şey girdi mi makas gibi kesiyor.
Lokmayı ağzına götürdün mü ayvayı ısırıyorsun, kopuyor. İnce, sivri olduğu için kesiyorsun.
Allah oraya bir de dil koymuş, kıpırdayan et parçası koymuş ki dil ne hünerli, ne hikmetli! Hop onu alıyor, bu tarafa veriyor. Dil olmazsa sen onu oraya nasıl götüreceksin, parmağını sokup da mı götüreceksin; sen şuraya git, insan parmağını ısırır! Yan tarafa gidiyor.
Yan tarafa gidince ne olur hocam?
Yan tarafta da dişler enli; yandaki dişler öndeki gibi sivri değil. Allahu Teâlâ hazretleri yan taraftaki dişleri enli yapmış, bir de üstünü düz yapmamış. Düz yapsa sabunu sıktırdığın zaman elinizden kaydığı gibi kayacak, onun için takılsın diye pütürlü yapmış. Araya bir şey girdi mi, bir sıktın mı eziliyor, değirmen gibi.
Ön taraf kesiyor, yan taraf öğütüyor, dil döndürüyor, boğaz yutuyor, mideye gidiyor! Sonra midende neler olduğuna baksan orada da aklını şaşırırsın!
Midenin kendisi et!
Koyunun, sığırın işkembesini yemiyor muyuz?
Sığırın işkembesini yiyoruz midemiz sığırın işkembesini öğütüyor, karnımız doyuyor vücudumuz rahatlıyor.
Peki, kendi kendisini niye yemiyor?
O da et değil mi, midenin kendisi et değil mi; et. O niye kendi kendisini yemiyor?
Doktora sordum, “Bu iş nasıl oluyor, mide; içine giren eti öğütüyor da kendi kendisini niçin yemiyor?”
“Hocam, yemek yemeye başladığı zaman mideden bir salgı çıkar, o salgı midenin bütün duvarlarını kaplar. Sonra bir başka salgı çıkar, o salgı asitli bir şeydir, içine gelen gıdaları eritir ama daha önceki salgı midenin duvarlarını badana edip kapladığı için midenin duvarlarına zarar vermez!” dedi.
Allah Allah! Ben de mideyi akılsız fikirsiz basit bir şey zannediyordum, ne hünerleri varmış! Önce onları yiyecek…
Peki, bir yanlışlık yapsa ötekisini salgılasa, evvela öğütecek şeyi salıverse insanın midesi delinir, ertesi gün hastaneye!..” İnsana; “Mide kanaması geçirdi, midesi delinmiş.” derler.
Sigara içenler diyecekler ki; “Hoca bizim sevdiğimiz şeye çatacak.”
“Sigaranın ne zararı olur?” diye sordum.
Askerî bir doktor arkadaşım var, o anlattı: “Hocam insanın ciğerlerinde ki yollarda ince tüycükler var.”
Nedir?
O ince tüycükler iki tarafa sallanır ve ciğerin içindeki yabancı maddeleri, tozları daima yukarıya doğru süpürür, devamlı yukarıya doğru attırır. Sen havadan bir toz zerresi bir şey yuttuysan, ciğerine bir başka şey geldiyse daha başka bir kan pıtısı vs. bir şey olduysa o tüycükler kıpırdaya kıpırdaya onları toparlar; ana yolara getirir, çıkartır. Ondan sonra sen öhö yaparsın; hadi boğazından bir şey geldi, o kömür tozları çıkıyor.
Neden?
“Yarım saat evvel kömürlüğü süpürmüştüm, şimdi tükürdüm; simsiyah tükürdüm. Hâlbuki ben kömürü yemedim, sadece kömürlüğü süpürdüm. İçinden bu kömür nasıl çıkıyor? “
Ciğerin çalışıyor, tozları dışarıya doğru süpürüp süpürüp oraya getiriyor; ondan sonra ele veriyor, boğazda gıcıklanma oluyor. Öhö yapıyorsun, dışarı çıkıyor; temizliyor.
Bunun sigarayla ilgisi ne?
“Sigara içen insanda bu tüycüklerin hareketi ölür. Bu tüycükler hareket edemez hâle gelir. Bir başka ifrazat çıkartır o da bazı maddeleri eritir. O ifrazat da yukarıya doğru çıkar. Sigara içtiğin zaman tüycükler o ifrazatı da keser.” dedi.
Demek ki sigara içen insan yavaş yavaş vücudunun teşkilatını bozuyor, sıhhatini zarara uğratıyor, yavaş yavaş ölüyor. Kurşunu beynine dayasa, sıksa bir saniyede, bir dakika da ölecek ama sigara içtiği zaman yirmi yılda ölüyor. Yirmi yılda öldüğü için yavaş ölüm olduğundan dolayı da hiç kimse sigarayı bırakmak istemiyor.
Hatta doktora soruyorsun: “Sigara zararlı mı?”
“Zararlı!”
Bakıyorsun, biraz sonra ağzında sigara tüttürüyor. Hani yasaktı, “Sigara içmek yasaktır!” diye duvara da yazmışsın. Boynunu büküyor, bir şey diyemiyor, yine içiyor.
Sigarayı da bırakın! Akıllı insanın fazla söze lüzumu yok: Sıhhatine zararlı, kesene zararlı; faydalı bir tarafı yok, 60-70 yaşına geldiği zaman nefes darlığı başlıyor. Merdiven çıkamazsın, nefes nefese kalırsın.
Bir tane daha anlatayım da tam bırakmaya vesile olsun:
Bir ilmî mecmuanın arka sayfasında renkli olarak resim koymuşlar, bana dört tane resim gösterdiler. Birinci resimde; “Hiç sigara içmeyen adamın kalbinden çıkan kan damarının içinden birinin resmi.” diyor.
Artık damarların içinden fotoğraf çekebiliyorlar, ayrı bir tıp dalı gelişti. Hatta insanı ameliyat etmeden bir yerinden sondayla âlet sokuyorlar, damarın içinden mesela böbreğin taşını alabiliyorlar. Ameliyat yapmadan!
Tıp öyle gelişmiş; hatta ekrandan da o âlet nereye kadar gitti, nereyi kıstırdı, nereyi kesiyor, görebiliyorlar. Televizyon ekranı da koyuyorlar, ucuna biliyorlar. Damarın içinin resmi çekiliyor, bu ilmen belli bir şey! Bakıyorsun; maden ocağı gibi, tünel gibi bir şey görünüyor. Resimde duvarları kıvrışık, tünel gibi bir şey görüyorsun.
Hiç sigara içmeyen insanın aort damarı kalpten çıkan şah damarının içi iyi, güzel. Yanında bir resim var: “Üç aydır sigara içen bir insanın aort damarı.” diyor. Bakıyorsun, o tünelin kenarlarında boncuk boncuk bir şeyler, yağlar, bazı maddeler yapışmış. Üçüncü resme bakıyorsun: “Bir senedir sigara içen insanın aort damarının resmi.” Bakıyorsun, o kabarcıklar çoğalmış ortada künkler kireçlenince su geçme yeri azalır, öyle azalmış. Bir de en son resme baktım ki ödüm patladı: En son resimde damarının içinde kan geçecek yer kalmamış, her tarafı yapış yapış! Katranlarla yabancı maddelerle dolmuş! O da: “Sigara tiryakisinin aort damarı.”
Sigara içtiği zaman insanın ciğeri mahvoluyor, damarları mahvoluyor, sıhhati mahvoluyor; ondan sonra her türlü sıkıntı başlıyor Allah korusun gırtlağında, damarlarında, kalbinde sıkıntılar başlıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi dinde fakih eylesin, anlayış sahibi eylesin. Hakkı hak olarak görüp bâtılı bâtıl olarak görüp uzaklaşmak nimetine erdirsin.
26.12.1982 -
Ümmetin İhtilafı
25.07.1982 -
Allahın Kızdığı Şeyler,
