İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik

29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
Hadisler Deryası

29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik

28.11.2023
21 dk 3 sn

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdulillahi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesiran tayyiben mübareken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.

Emmâ ba’d.

Fa’lemû eyyühe’l-ihvân. Fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve selem. Ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün. Ve külle bid’atin dalâletün. Ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

"Küllü süneni kavmi Lûtin fakudet"

Lut aleyhisselam peygamberlerden bir peygamber, Allah şefaatine nâil etsin; Aleyhi ve alâ nebiyyinâ es-selâtu ve’s-selâm.

Peygamber ama kavmi dinlemediler, çok kötü işler yaptılar. Cinsî bakımdan çok sapık yollara düştüler.

Zaten cinsiyet duygusu, insanları berbat eden kuvvetli duygulardan birisidir; müslümanı da başkasını da mahveder. Bunu güzel tanzim edemeyen, yani şer-‘i şerîfin gösterdiği yolda normal kanunî şekline sokamayan insanlara yazık olur; bekârlıkları da evlilikleri de çok yazık olur.

Onun için Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Sizin en kötüleriniz bekârlarınızdır!”

“Evlinin namazı, bekârın namazından 82 kat daha sevaplıdır!”

Neden?

Umumiyetle cinsî hayatın İslâmî ölçülere uygun yürütülememesinden böyledir. Çok ince, kuvvetli bir duygudur. Allahu Teâlâ hazretleri; bu duyguyu insanlara analar-babalar çocuklara baksın, nesiller yürüsün diye kuvvetli olarak vermiş. Bu duygu kuvvetli olduğundan kimisinin aklını şaşırttırıyor. Kendisini tutamıyor, çok yanlış yollara sapıyorlar. Allahu Teâlâ hazretleri nefse, şeytana uymaya düşürmesin. Cümlemizi hıfz u himâye eylesin, kendisine hâkim olmayı nasip eylesin.

Lut aleyhisselam’ın kavminden onu çok az kimse dinledi, gerisi itiraz ettiler. Öyle kötü huylar işliyorlardı ki; o kavimde homoseksüellik vardı. Çok berbat, kötü, cinsi bir günah! Allahu Teâlâ hazretleri onları yerin dibine batırdı. O kötü huylarından dolayı o kavmi toptan helâk etti. Lut aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği kavim iman etmediler. O kavmin bütün âdetleri kendileriyle beraber toprağın dibine gömüldü. Peygamber Efendimiz;

“Allah onları kahretti, bitti ama üç huyu kaldı.” buyuruyor.

Birisi kılıcın, kınının, nalının yerde sürüklenmesi!

Bu ne demek?

Kılıcın ucuna gümüşten yay, hilâl şeklinde bir şey takarlar, onu da böbürlenmek için, fiyaka için, sarkıtırlar, yerde sürüttürürlermiş; o devrin fiyaka şekli.

Şimdi kılıç takılmıyor ama o zamanın fiyakasında, böbürlenmesinde, azametli, kibirli hareketinde kılıcın ucunu yerde sürüttürerek yürütmek varmış.

Bizim bir gusül mecburiyetimiz vardır. İnsan cünüp olduğu zaman, bütün vücudunu iğne ucu kadar dahi hiçbir boşluk bırakmadan, suyu her tarafına götürebilecek şekilde vücudunu yıkaması lazım.

Cehalet o kadar yayılmış ki şimdi bu farzı bile bilmeyen müslümanlar var!

Evleniyor, düğün yapacak, düğüne çağırıyor…

Bana rastlamadı, elhamdülillah bizim arkadaşlarımız pırlanta gibi.

Ama ben hocalardan duydum:

“Hocam dinî emirleri biliyor musunuz?” diye sordum.

Ne imandan, ne Kur’an’dan haberi var, “Müslümanım.” diyor. Dinî nikâh için hocayı çağırınca kendisini müslüman sanıyor ama “Hiçbir şeyden haberi yok, gusülden de haberi yok!” diyor.

“Bir de öyle bir şey mi gerekiyor…” demiş.

Guslü bile bilmeyenler var. O bilmeyenlere bir kabahat geliyorsa korkarım ki bize de gelir! Bu cahilliğin ucu bize dokunur!

Neden?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashâb-ı kirâmı İslâmiyet’i yaymak için dünyanın her tarafına tesbih tanesi gibi dağıldılar.

Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin Haliç’te ne işi var?

Nerede Mekke-i Mükerreme, nerede İstanbul’un Haliç’i!

Allah cümlemizi şefaatlerine nâil etsin. Onlar her bulunduğu beldenin şefaatçisidir. Çok kıymetli kimseler; İslâmiyet’i yaymak için terk-i diyâr ettiler, doğdukları memleketleri bıraktılar gittiler.

Biz yanımızdaki komşumuza İslâm’ı, imanı, guslü öğretemezsek Allah bizden sormaz mı?

Ashâb-ı kirâmın sayısı ne kadardı?

Medine köydü, beş buçuk-altı milyonluk şehir değildi ki! Küçücük bir köydü. Dünyanın her tarafına dağıldılar.

Hâlâ da ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar resimleri var, bakıyoruz; etrafı surlarla çevrilmiş bir kale. Öyle çok büyük muazzam şehir gibi düşünmeyin. İnsanlar azdı ama iman çoktu. Öyle bir iman vardı ki bir tanesinin nuru, ışığı gittiği yere yetiyordu, etrafı kilometrelerce pırıl pırıl aydınlatıyordu. Bizim kalabalığımız çok ama ışıklarımız mum gibi. Dibini bile aydınlatmıyor. Onlar etrafı aydınlatıyorlardı; şehirleri, memleketleri aydınlatıyorlardı. Bizimki mum gibi, beş metre geriye çekilsen görünmez!

Onun için bize mesuliyet düşer. Hepimiz çalışacağız. Adam işi gücü bırakmış Türkiye’de müslümanları Hıristiyanlığa döndürmek için uğraşıyor. Yahova şahitleri diğer taraftan uğraşıyor...

Neden uğraşıyor?

İki bin yıl önceye ait bir itikadın bozuk şekli, bu kadar da gericilik olur mu?

Hep gericiliğe kızmıyor muyuz? Adam iki bin sene geriye gidiyor.

Yahu Yahudilik hak din idi, Hıristiyanlık geldi. Hıristiyanlık hak din idi, Müslümanlık geldi; getiren de gönderen de Allahu Teâlâ hazretleri!

مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا

Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi-hayrin minhâ ev mislihâ.

Allahu Teâlâ hazretleri âyet-i kerîmede buyuruyor:

“Biz bir dini, bir âyeti nesh edersek, kaldırırsak; yerine bir başkasını göndeririz."

Bir peygamber gider, bir başka peygamber gönderir, tarih boyunca öyle gelmiş. Hepsini Allah gönderiyor. Biz hepsine inanıyoruz:

Âmentü billâh ve bi-mâcâe min indillâh. “Allah’a da inandık, Allah’ın Reûlü’ne, ondan gelenlerin hepsine de inandık.”

Biz; Hz. Âdem’den Peygamber Efendimiz’e kadar gelmiş geçmiş Allah elçisi, Resûlullah, enbiyâullahın hepsine inandık. Çünkü hepsini Allah göndermiş. Ama sözlerini bozmuşlar. İyi tespit edememişler, muhafaza edememişler.

Elhamdülillah Kur’ân-ı Kerîm’imiz, hadîs-i şerîflerimiz; her şey tespit edilmiş. O şaşkınların bize gelmesi lazım. Bizi alıp da taa gerilere götürmek için uğraşıyorlar, ne kadar gafil, cahil adamlar!

Ama onlar çalışıyorlar, ya biz?

“Hocalar camilerde konuşsunlar…”

Peki, güzel konuşalım; zaten konuşanlar konuşuyor, fakat adam camiye gelmiyor ki! Zaten işin zorluğu orada. Benim bu meseleleri anlatacağım adam camiye gelmiyor ki!

O zaman ne oluyor?

İş size düşüyor. Sen komşunla, ticaret ortağınla, karşılaştığın kimseyle konuşacaksın; hepimiz el birliğiyle çalışacağız.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُونُوا أَنْصَارَ اللَّه

Yâ eyyühellezîne âmenû kûnû ensârallah.

“Ey iman edenler, Allah’ın dininin yardımcıları olun!”

Senin işin bakkallık yapmak da değil, esnaflık yapmak da değil. Önce Allah’a kulluk yapmak, işin o!

“Hocam, onu yapmazsam aç kalırım…”

İnsana rızkı da Allah gönderiyor. Sen başka yerden geliyor gibi görüyorsun ama senin gözün o kadar görüyor. Biraz daha başını kaldırsan asıl göndereni göreceksin. Sen Allahu Teâlâ hazretlerine kulluk edersen her şeyi bol bol ihsan eder; şaşırır, kalırsın.

Ankara’da bir dişçi arkadaş diyor ki;

“Bir hocanın dişini hayrına yaptım... ‘Gel hocam dişini yapıvereceğim, para almayacağım…’ Muayenehânem görülmemiş şekilde müşteriyle dolup taşmaya başladı!”

İnsan ikisi arasında ilgisini kuramaz ama tesadüf değil, o iyiliğinden dolayı, Allah insana bu taraftan iyilik verir. Allah’ın yardıma ihtiyacı yok, hiç bir şeye ihtiyacı yok! Şu kâinât bir anda mahvolsa, dünya göbeğinden patlasa, darmadağın dağılsa ne olacak! Hazinesinden bir zerre eksilmez. Biz bîçâreyiz, nâçiziz, toz zerreleri, karınca sürüsü, sirkesineği gibiyiz!

Bizim ne kıymetimiz var?

Hiç kıymetimiz yok!

Muhtaç olan biziz. Biz öyle yaparsak ecir alacağız. Cenneti kazanmanın yolu bu!

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

İnnallâhe’şterâ mine’l-mü’minîne enfüsehüm ve emvâlehüm bi-enne lehümü’l-cennete. “Allah yolunda çalışırsan, dinine hizmet edersen, Allah o zaman cennetini, cemâlini sana nasip edecek.”

Onun için çalışmaya mecbursun. İmtihan için gönderdiğinden, sen imtihanı kazanmak için Allah’ın dinine yardım edeceksin; yoksa Allah kimseye muhtaç değil.

“Kâfirler artıyor…”

Bütün dünya ahâlisi kâfir olsa bir şey değişmez! Hepsi aklı başına gelse de tevbe istiğfar etseler, kelime-i şehadet getirip müslüman olsalar, Allah indinde yine bir şey değişmez! İsterse öyle yapar, isterse onu da yapmaya kâdirdir! Allahu Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruyor ki;

وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَآمَنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا

Ve lev şâe rabbüke le-âmene men fi’l-ardı küllühüm cemîâ. “Allah dileseydi yeryüzünde olan varlıkların hepsi, istisnasız, topluca müslüman olurdu.”

Serbest bırakmış, Allahu Teâlâ hazretleri istese hepsini müslüman yapar. İşin inceliği burada!

Biz çalışacağız, kendimize, âhirete hayrımız olsun diye uğraşacağız. Yoksa Allahu Teâlâ hazretlerinin hiç ihtiyacı yok. Sen gafletle yaparsan yine bir şey değişmez, Allahu Teâlâ hazretlerinin azameti yine bâkidir.

إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ

İnnâllahe le-ğaniyyun anil-âlemîndir.

Sen ziyan edersin, sonra “Ah ne boş vakit geçirmişim.” diye dizlerini döve döve parçalayacaksın!..

İnsan dünyada bile pişmanlık duyuyor. Yaşlı insanlara gidiyorsun, bakıyorsun da; “Ah keşke genç olsaydım; nasıl yapardım, nasıl çalışırdım, keşke ömrümü böyle geçirmeseydim, şu mesleğe girmeseydim de bu mesleğe girseydim…” diyor. Herkes bir şeye pişmanlık duyuyor. Allah gafletten uyandırsın, pişmanlık duyacağımız yanlış yollara düşürmesin.

Yeni yeni ayıkmaya başlıyoruz. Naylonu görünce herkes pamukluyu, yünlüyü nasıl bıraktı!

Naylon çıktı da ne oldu?

Parmak aralarında kaşıntı, insanın cildinde hastalık, her tarafında sıkıntı...

Sonradan sonraya turistler halis pamukludan şile bezini giymeye başlayınca millet; “Pamuklu kıymetliymiş.” demeye başladı. Halis yünü giymeye başlayınca “Demek bizim yünümüz daha mı kıymetliymiş…” demeye başladı; aklı başına sonradan geldi. Modern tavuklar, modern çiftlikler diye herkes önce bir çiftlik yumurtasına koştu. Sonradan milletin aklı başına geldi; “Köy yumurtası, buğday yiyen tavuğun yumurtası daha güzelmiş. Tereyağından, margarininden, yumurtasından, boyasına kadar her şeyde aldandık! Yeni yeni uyanan uyanıyor. Uyanmayan horul horul uykuya devam!

en-Nâsü niyâmun ve izâ mâtû intebehû. “İnsanlar uykudadır öldükleri zaman uyanacaklar.”

Öyle gözleri açılacak ama hayat bitti, hayat elden gitti. Fırsat gitti, imtihan bitti; “Kâğıdı kalemi kenara koy.” dediler, o zaman pişman olacak.

Le-keşfün ani’l-avreti. “Bir de sakınmadan avret mahallerini açmak âdeti kaldı.”

Amerika’da bir profesör müslüman olmuş. Tıbbî rapor alacaklarmış. İtiraz etmiş, dilekçe vermiş:

“Ben müslümanım, sizin tıbbî rapor aldırma usulünüz benim dinime uygun değil, binaenaleyh beni muayene edemezsiniz!” demiş.

Amerikan mahkemesi;

“Tamam, madem inancın böyle, haklısın.” demiş.

Allah Allah, nesine itiraz etti, diye düşündüm. Meğer anadan doğma öyle muayene ederlermiş. Tesettür yok! Eskiden aldırmazdı, belki muayeneye girerdi ama müslüman oldu. Müslümanlıkta bir hayâ, terbiye, örtünme, edeb var.

Allah rahmet eylesin eskiden Cemal Hoca diye birisi vardı. Latifeli anlatırmış. Bir vaazında;

“Ramazan geldi, bir de baktım bizim kedi şapur şupur yalaktan dökülen sütü yalayıp içiyor. ‘Yahu hanım! Bu kedi oruç tutmuyor! Sütü içiyor…’ dedim. Hanım da bana seslendi: ‘Efendi, hayvanlar oruç tutmaz!’”

Böyle zarif anlatıyor.

كُلُّ كَلْمٍ يُكْلَمُهُ الْمُسْلِمُ فِى سَبِيلِ اللَّهِ تَكُونُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَهَيْئَتِهَا إِذَا طُعِنَتْ تَفَجَّرُ دَمًا فَاللَّوْنُ لَوْنُ الدَّمِ وَالْعَرْفُ عَرْفُ الْمِسْكِ.

Küllü kelmin yüklemuhü’l-müslimü fî sebîlillâhi tekûnü yevme’l-kıyâmeti ke-hey’etihâ izâ tu’inet tüfeccirü demen fe’l-levnü levnü’d-demi ve’l-arfu arfu’l-miski.

“Allah yolunda bir müslüman yaralanmıştır, yara almıştır, vücudunda bir yara peyda olmuştur; kıyamet gününde adamın üstünde o yara o görünüşüyle duracak. Âhirette görünüşü kan akıyor gibi, yara gibi görünecek ama kokusu misk gibi olacak!” diyor.

Şeref olacak. Herkes bakacak diyecekler ki;

“Bu adam Allah yolunda şehit olmuş, yaralarına bak.”

Onun için şehitleri yıkamazlar. Ölüleri yıkarlar da şehitleri kanlarıyla, hiç yıkamadan, o haliyle öylece defnediverirler.

“Bir insanın içinde şehitlik arzusu olmadan ölürse nifakın bir çeşidi üzere ölmüştür!” diye hadîs-i şerîf var. Şehitliği her müslüman temenni edecek, arzu edecek, gönülden isteyecek.

“Can dediğin nedir ki Allah yolunda verilmesin, O vermiş zaten!” diye düşünecek. Fazla iddialı söylemiyorum ama müslümanlar öyle düşünecek.

Şair; "Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil

Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim" diyor.

“Ey gönül! Canı, sevgili istemiş, ‘Canını benim yolumda ver.’ demiş, vermemek olmaz. Ne diye birbirimizle çekişip duruyoruz, o can ne senindir ne benimdir, sevdiğimindir!” demek istiyor.

Şairâne bir söz.

Müslüman Allah yolunda canını verebilecek. Bu beldelere böyle oturmuşuz, kurulmuşuz; elhamdülillah o şehitlerin, fatihlerin hürmetine rahat rahat yaşıyoruz. Onlar Allah yolunda öldüler, biz onların bereketiyle buralarda yaşıyoruz. Allah da bizlere şehitlik mertebesini ihsan eylesin.

“Kim cân u gönülden şehitliği murad ederse, şehit olmayı arzu ederse Allah onu yatağında ölse bile şehitlik mertebesine erdirir.”

Bu da müjdeli bir hadîs-i şerîf. Sen o niyeti kalbine koy da; ve lev mâte alâ firâşi "yatağının üzerinde ölse bile" Allah gene o mertebeye eriştirir.

كُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ.

Küllün müyesserun limâ hulika lehû.

“Herkes neye yaratılmışsa, ne için yaratılmışsa onu yapmak ona kolaylaştırılır.”

Bu da çok meşhur bir hadîs-i şerîftir. Çok çeşitli rivayetleri vardır ve bu hususta da ulemânın pek çok kavilleri zikredilmiştir. İbn Ömer radıyallahu anhümâ’dan ve Ebû Bekir radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş. Ahmed b. Hanbel, Taberânî, Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud’ta da var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorulmuş:

Kıyle yâ Resûlallah e ta’rifu ehle’l-cenneti min ehli’n-nâr. “Yâ Resûlallah! Sen cennetlikleri cehennemliklerden ayırt edebiliyor musun? Aramızda hangimiz cennetlik, hangimiz cehennemlik, sana Allah mâlum etti mi, biliyormusun?”

Resûlullah Efendimiz;

Kâle neam. “Evet, biliyorum.” buyurmuş.

Fe-lem ya’meli’l-âmilûne…

Peygamber Efendimiz’in bilmesiyle ilgili, mâlum:

Bir kişi müslümanlarla müşrikler arasında yapılan bir harpte elinde kılıç, güzelce çarpışıyordu.

“Ne güzel çarpışıyor yâ Resûlallah!” dediler.

“O cehennemlik!” dedi. Ashâb-ı kirâm bu sözün karşısında şaşırıp sarsıldılar, sallanıp kaldılar.

Fakat biraz sonra bir haber geldi ki o güzel çarpışan şahıs yaralanmış, yaralanınca yaranın acısına dayanamamış, kılıcın kabzasını toprağa dayamış, kendisi sivri tarafını karnına dayamış, üstüne kendisini yaslandırıp intihar etmiş.

Herkes sadaka Rasûlullah. “Resûlullah doğru buyurmuş.” dediler.

O çarpışması anından sonunun öyle olacağını biliyordu demek.

Başından söylemesinden; “O cehennemliktir!” demesinden ne çıkıyor?

Allahu Teâlâ hazretleri kulunu sevdi mi; gören gözü, söyleyen dili, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Hadîs-i kudsîde böyle müjdelenmiş, Allahu Teâlâ hazretlerinin nuruyla gören, söyleyen, işiten, tutan, yapan, giden, gelen kimse olur, o zaman işler değişir. İnsan Allahu Teâlâ hazretlerine, kâinâtın sahibine dayandı mı, o zaman hiçbir şey imkânsız olmaz. Ona dayan, bak neler olur!

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi hakkıyla, Allahu Teâlâ hazretlerine dayanıp cân u gönülden hasbunallâhu ve ni’me’l-vekîl diyenlerden eylesin.

Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte;

Küllün müyesserun limâ hulika lehû. “Herkes ne için yaratılmışsa, onu yapmaya kolaylaştırılır.” buyurmuş.

“Cennet ehlini, cehennem ehlini sen bilir misin?” denilince;

“Evet.” buyurmuş.

“Madem cennetlik, cehennemlik olduğu önceden biliniyor; o zaman niçin herkes iş yapıyor?” demişler.

Orada çok ince bir şey var. Peygamber Efendimiz de bu hadisi onun üzerine söylemiş.

Bir şeyin nasıl olacağını bilmek başka, sonucunun nasıl olacağını önceden görmek başka, insanın serbestliği başka bir şey. Allah insanın gözünden perdeyi kaldırmışsa, bir işin önünü sonunu göstermişse gösterir. O, insanın salih amel işlemek için gayret sarf etmesine mâni değil. Gayreti bir tarafa bırakmamak lazım.

Müslüman nasıl olacak?

Kadere inanacak; Allah’ın emrettiği işleri yapmaya çalışacak, Allah’ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşmaya çalışacak, bir gayret ve çalışma içinde olacak. Orada çok esrar vardır. Allahu Teâlâ hazretleri bize “Namaz kılın!” demiş, namaz kılacağız. Eğer kılmaya gücümüz yetmeyecek olsaydı, emretmezdi. “Oruç tutun!” demiş, oruç tutacağız. “Hacca gidin!” demiş, hacca gideceğiz. “Zekât verin!” demiş, zekât vereceğiz… Her emrini yapmaya, her yasağından kaçmaya çalışacağız.

Demek ki emrediliyor, yasaklanıyor; insanlar yapabilir. Allahu Teâlâ hazretleri kul gayret ettikçe tevfîkini ona göre ihsan eder, yapmak istediği şeyi ona kolaylaştırır. Böylece Allahu Teâlâ hazretleri herkesin testine göre, ona âhirette mükâfat veya ceza verir. Test kuldan olur, cenneti cehennemi kul kendisi hak eder!

وَمَا أَنَا بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ

Ve mâ ene bi-zallâmin li’l-abîd. “Ben kullarıma zulmedici değilim!”

Onlar kendi kendilerine zulmettiler, âyet-i kerîmesinin sırrı tecelli eder. Allahu Teâlâ hazretleri herkesi sırr-ı kadere muttali kılmamış, o bir esrarengiz şeydir. Fakat kulluk esrârına vâkıf kılsın da kulluğumuzu güzel yapmayı cümlemize ihsan eylesin.

Allahu Teâlâ hazretleri Resûl-ü Edîb’inin yolundan ayırmasın. Şefaatine nâil eylesin. Cennette onunla beraber eylesin. Ondan asırlarca sonra gelmişiz, dünyada cemâlini gene mânevî âlemlerde görmek nasip etsin, âhirette de sohbetini, meclisini bizlere nasip eylesin. Havz-ı Kevser’inden içmeyi, doya doya nûş etmeyi cümlemize müyesser eylesin.

Fâtihâ-yı şerîfe mea’l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
19.10.1986 - Sağlam Yola Sahip Olmak, Sağlam Fırka
08.07.202622 dk 22 sn
AKRA