26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı

26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve men tebî‘ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-din.
Emmâ ba’d.
Fa’lemû eyyühe’l-ihvân! Fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
لَنْ يَجْمَعَ اللهُ عَلَى هٰذِهِ الْأُمَّةِ سَيْفَيْنِ: سَيْفًا مِنْهَا، وَسَيْفًا مِنْ عَدُوِّهَا.
Len yecme’allahu ‘alâ hâzihi’l-ümmeti seyfeyni seyfen minhâ ve seyfen min ‘adüvvihâ.”
Sadaka Resûlullah fi-mâ kâl ev ke-mâ kal.
Len yecme’allahu ‘alâ hâzihi’l-ümmeti seyfeyni. “Allahu Teâlâ hazretleri bu ümmetin üzerine iki kılıcı beraberce toplamayacak.” Seyfen minhâ. “Bir kılıç kendinden.” Ve seyfen min ‘aduvvihâ. “Bir kılıç düşmanından.”
Bu ne demek?
Seyf’ten murat; kılıç çekip birbirleriyle uğraşmak, çarpışmak, çatışmak. Allahu Teâlâ hazretleri bu ümmetin üzerinde iki çatışmayı birlikte var etmeyecek.
İki çatışmadan murat nedir?
Seyfen minhâ. “Bir çatışma kendi içinde, bir çatışma da düşmanın ona saldırması suretiyle meydana gelen savaş.” Bu ikisi bir arada olmayacak. Yani düşman saldırırsa hep beraber olacaklar; o zaman içte bir çatışma olmayacak. Düşman saldırmadığı zaman kendi aralarında çatışma olabilecek.
Peygamber Efendimiz ümmetimin arasında hiç ihtilaf olmasın diye dua etmiş. Birçok duaları kabul olduğu halde o husustaki duasının Allahu Teâlâ hazretleri tarafından kabulü uygun görülmemiş. Onun için bu ümmetin içinde maalesef eski zamandan beri ihtilaf olur. Hak ümmet olduğu halde, Allahu Teâlâ hazretlerinin en sevgili Resûlünün ümmeti olduğu halde, eski peygamberlerin, ümmeti olmak için can attıkları bir peygamberin ümmeti oldukları halde aralarında ihtilaf olur, aralarında çatışma olur. Tarih kitaplarını açarsanız taa Hz. Osman zamanından, hatta Hz. Ebû Bekir zamanından beri Peygamber Efendimiz'in hemen arkasından ihtilaflar başlamıştır.
Eh bu ihtilafların olması ihtilafı çıkaranları mazur gösterir mi?
Hayır, asla ve kat’a ihtilafı çıkaran mazur görülmez. İhtilafı çıkaran kimse, kavgayı çıkartan kimse, ümmetin birliğini bozan kimse cezasını çekecek. Ama Allahu Teâlâ hazretlerinin hikmetleri var.
Allahu Teâlâ hazretleri bu dünyayı bir dâr-ı imtihan olarak yaratmadı mı? Kur’ân-ı Kerîm’de;
لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ
Li-yeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ. “Hanginiz daha güzel amel edeceksiniz, bunu imtihan etmek için, denemek için bu hayatı, ölümü yarattım.” demiyor mu? Demek ki imtihan dünyası. İmtihan dünyası olduğu için sorular çeşitli yerden çeşitli şekillerde geliyor. Allahu Teâlâ hazretleri şeytana da fırsat vermiş;
Uğraş bakalım, kimi aldatabilirsen aldat.
Peygamber de göndermiş insanlara hak yolu da göstermiş. Bir taraftan şeytan çalışıyor bir taraftan insanlara hak yolu gösteren peygamberler ve rehberler var. İkisinin hitabı insanlara eşit olarak geliyor ve insanlar da istedikleri yolu, karşısına çatal olarak çıkmış olan yol ayrımındaki yollardan istediğini seçiyor; ya cenneti kazanıyor ya da cehennemi boyluyor. Mesuliyet dünyası olduğu için, imtihan dünyası olduğu için böyle gelmiş böyle gitmiş ama ikisi bir arada olmayacak. Yani ikisi birden, hem içinde ihtilaf hem de tepesine bir düşman olmayacak.
Onun için müslümanlar burada uğraşırken öbür taraftan bize kafirler hücum etmiş, kafirler hücum ettiği sırada onlarla çarpışmışız. [Onlar] olmadığı zaman öbür taraftan İran ile, Mısır ile, Suriye ile çarpışmışız. Böyle gelmiş böyle gidiyor. Düşmanla çarpıştığımız hiç yetmiyormuş gibi Osmanlıların son zamanında, Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan beri kurulmuş olan idare Osmanlıların üzerine ordu çekmiş, Suriye’den yürümüş, Adana’da harp etmiş, Kütahya’ya kadar gelmiş.
Yahu sen bahadırsan, babayiğitsen güçlü kuvvetli ordun varsa işte düşman! Dünya düşman dolu! Ne diye Osmanlıya saldırıyorsun?
Hikmet...
Tabii yapanlar hepsi cezasını çekecek ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
لَنْ يَبْرَحَ هَذَا الدِّينُ قَائِمًا، يُقَاتِلُ عَلَيْهِ عِصَابَةٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ
Len yebraha hâze’d-dînu kâimen yükâtilu’ aleyhi ‘usâbetün mine’l-müslimîn hattâ tekûme’s-sâ‘atü.
"Bu İslâm dini daima ayakta duracak, kâim olacak, ayakta sapa sağlam duracak. Bunun üzerinde bu dini korumak yolunda daima bir taife, kıyamet kopuncaya kadar dine sâdık bir taife mevcut olacak.”
Onlar, İslâm’ı korumak için çalışan çarpışan bir zümre daima mevcut olacak. Ayrılan ayrılacak, sapıtan sapıtacak, şaşıran şaşıracak dünyaya uyan dünyaya uyacak, şeytana uyan şeytana kapılacak, nefse uyan haksızlıkları yapacak ama bir taife daima hakkı destekleyecek. Hakkı destekleyen bir has, halis zümre kıyamet kopuncaya kadar mevcut olacak.
Allah bizi onlardan eylesin. Allah bizi tefrikaya düşenlerden eylemesin. Kardeşine silah çekenlerden eylemesin. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna suçlu mücrim çıkanlardan eylemesin.
لَنْ يَهْلِكَ النَّاسُ حَتَّى يَعْذُرُوا مِنْ أَنْفُسِهِمْ.
Len yehlike’n-nâsü hattâ ya’zürû min-enfüsihim.
“İnsanlar cezayı, azabı hak edip mazeretleri kalmayıncaya kadar helâk olmayacaklar.”
Demek ki insanların aslında helaki yok. Allahu Teâlâ hazretlerinin lütfu insanların üzerine şâmil, lütf u keremi ile yaşamaları normal şekil ama kendileri cezayı hak edince, müstehak olunca Allahu Teâlâ hazretlerinden af dileyecekleri bir mazeret kalmayınca, suçları günahları yüklenip, yanlış yollara sapıp, Allah’ın yolundan ayrılıp, ahdini bozup, tevbesini kırıp yanlış yola girip de bir mazeret, bir tutunacak dalları kalmayıncaya kadar helâk olmayacaklar. Öyle bir duruma düştükleri zaman helakleri olacak demek. Bu ifadenin altından çıkan manâ o ki;
Kullar Allah’a olan ahitlerini bozarlarsa, Resûlullah'ın yolundan ayrılırlarsa, dini imanı geriye atarlarsa, şu dünyanın fâni aldatıcı oyunlarına zevklerine takılırlarsa, tuzaklarına tutulurlarsa o zaman helâk olurlar demek. Demek ki Allahu Teâlâ kullarına zulmedici değil.
وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Ve lâkinne’n-nâse enfüsehüm yazlimûn.
“Kullar kendi kendilerine zulmediyorlar.” Kabahati başkalarında aramasınlar.
Neden geldi başına?
Kaza gelmez kula Hak yazmayınca
Bela gelmez kula, kul azmayınca.
"Allah’ın hükmü ancak Allah yazınca gelir. Bela da gelmez kula kul azmayınca."
Azınca tepesine bir iner. Neden geldi bu?
Şimdi bir arkadaş anlatıyor:
Vakıf, hayır, hasenât olarak bir yerden kumaş alınmış terziye verilmiş dikilecek, fakir çocuklara dağıtılacak. Terzi demiş ki;
Kumaştan üç metre kaldı.
O da kalkmış dükkâna gitmiş terzi dükkânda yok. Aramışlar taramışlar nerede bakalım üç metre kumaş, bakmışlar bütün bir top duruyor.
Terzi nerede? demiş.
Bıçaklandı.
“İşte onu bu top bıçaklattı.” demiş. Bu kenara konulan, hani bitti denilen top var ya, işte o top bıçaklattı, çünkü hak etti.
Onun için başınıza bir şey gelince tabii Hak’tandır ama düşünün ki sizin yaptığınız bir hatadan dolayı gelmiş olmasın! Başınıza böyle bir ceza bela gelmesini istemiyorsanız Allahu Teâlâ hazretlerine âsi olmayın. Allahu Teâlâ hazretlerinin yolundan sapmayın, Allahu Teâlâ hazretlerine karşı ileri sürülecek bir hüccetiniz olmayacak duruma kendinizi düşürmeyin. Cezayı hak eder duruma, şamarı yemek için müstehak bir duruma düşürmemeye gayret edin. Allah’a itaat edin. Allah’ın emirlerini tutun, Allah’ın yasaklarına riayet edin.
Efendim ben içki içiyorum bir şey olmuyor başıma taş yağmadı.
Yağmaz ama birikir birden yağar. Yağmaz ama birden bir gelir nasıl geldiğini anlamazsın, feleğini şaşırırsın.
Kaç defa namaz kılmadım bir şey olmadı.
Benî İsrail zamanında bir âbid ibadet ederken sapıtmış, doğru yolu bırakmış yanlış yola girmiş. Ama bir taraftan da yine içinde bir vicdan var ya, vicdanından bir ses geliyor onu boyuna rahatsız ediyor. İçine bir fikir gelmiş demiş ki;
Ben Allah’ın yolundan saptım, başıma bir ceza bela gelmedi. Gelmiyor, Allah Allah! Allahu Teâlâ hazretleri o zamanın peygamberine vahyeylemiş;
Ey peygamberim o âsi kuluma git de ki; “Ben onu cezalandırdım da farkında değil. Ben onun ağzından bana kulluk ve ibadetin lezzetini almadım mı? Yetmez mi o ceza? Allah’ın sevgisini kaybetmek cezası yetmez mi? Allah sevmedikten sonra dünyada paşalar gibi yaşa İran şahı gibi yaşa istersen. Allah sevmedikten sonra Mısır’ın mülkü senin olsun, Mısıra sultan ol, Amerika, Avrupa senin olsun, milyarlar senin olsun ne olacak? Allah alnını secdeye getirtmiyor.
"Yirmibeş yıldır hiç abdest almadım." demiş. Bir de övünerek söylüyor. “Evladım suyla ne oynuyorsun? Çamur suyla pek oynamaya gelmez. Ben evvelce bir kılmıştım ama 20-25 senedir artık namaza hiç yanaşmıyorum.” demiş. Sana o ceza yeter daha ne istiyorsun edepsiz adam! Ne övünüyorsun! Allah seni huzuruna kabul etmemiş. Yirmibeş sene Allah seni huzuruna almamış anlamıyor musun cezayı? Dışarılarda âvâre dolaşıyorsun o sultanın dergâhına bârgâhına kabul olunmamışsın. Bu ceza yetmiyor mu sana?
لَنْ يَنْفَعَ حَذَرٌ مِنْ قَدَرٍ، وَلٰكِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ، فَعَلَيْكُمْ بِالدُّعَاءِ عِبَادَ اللهِ.
Len yenfe’a hazerun min kaderin ve lâkinne’d-du’âe yenfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil fe ‘aleyküm bi’d-duâi ‘ibâdallah.
“Korku kadere fayda vermez. Fakat Allah’ın takdirinden inmiş olana da inmemiş olana da dua fayda verir. O halde ey Allah’ın kulları Allah’a dua edin.”
Bu hadîs-i şerîfi de dikkatle dinleyin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
“Korku kadere fayda vermez.” İstediğin kadar kork çekin Allah’ın takdiri başına gelir. Faydası yok, takdir neyse, ne takdir etmişse o olur çaresi yok.
E ne olacak hocam?
Korkma ya, korkma! Allah’ın emirlerini yapmaktan korkma. Allah’ın yolunda yürümekten korkma.
"Efendim ben bu içkiyi satmazsam müşteri gelmiyor da para kazanamıyorum."
Korkma yahu! Rızkı Allahu Teâlâ hazretleri verir, imanın yok mu senin? Allahu Teâlâ hazretlerinin Esmâ-i Hüsnâ’sından bir tanesi de er-Rezzâk. "Rızkı bol bol verici.”
İnanmıyorsun değil mi? Müminim diyorsun ama inanmıyorsun.
İnansan hiç o er-rızku ‘alallah levhasının yanına sıra sıra biraları içkileri rakıları şarapları dizer misin? Kaldır onları diyoruz, "kazanamam aç kalırım" diyorsun. E oraya er-rızku alallah. “Rızk Allahu Teâlâ hazretlerine aittir, o kullarına rızkını verir merak etme.” diye yazmışsın ya.
O levhayı indir o zaman kâfir! Madem inanmıyorsun, için inanmıyor, teslim olmuyorsun madem o levhayı oradan indir. Sen rızkını o şişelere bağlamışsın. O zaman o levhayı ordan indir, onun yanına yakışmıyor. Ya o levhayı indir ya o şişeleri indir! İkisi birbiriyle bağdaşacak durumda değil. Korkma, kaderde ne takdir edilmişse o gelir. Bu rızık hususunda olduğu gibi başka şeyde de öyle.
"Efendim askere gidersem ya ölürsem?"
Ölürsen öl! Takdirde ne varsa o. Ölümden kaçabilecek misin zaten? Münafıklar öyle demişler;
“Bizim sözümüzü dinleselerdi de Medine’den dışarı çıkmasalardı bu müslümanlar ölmezlerdi.”
Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
“Madem öyle, hadi bakalım siz üzerinizden kendi ölümünüzü atın, size ölüm gelmesin.” Madem o kadar bilgilisiniz, o kadar ustasınız o kadar zekanız var hadi bakalım siz ölmeyin? “Muhakkak ki üzerlerine ölüm takdir edilmiş olan insanlar Medine’den çıkmamış bile olsalardı yine bu öldükleri yere gelmiş uzanmış olurlardı.” Savaş için Medine’nin dışına çıkmamış bile olsalar allem kallem olurdu ne olursa olurdu yine gelirlerdi de burada uzanmış olurlardı. Evde kalıp da kendilerini korumaya niyet etmiş bile olsalar... Kasırga eserdi, şöyle böyle olurdu pat oraya düşerlerdi, orada uzanıp kalırlardı. Çünkü o yerde öyle uzanıp kalıp ölmek takdir edilmiş, mümkün değil o olacak. Hiçbir çare yok! Kaçmak mümkün değil!
Hz. Süleyman aleyhisselam’ın yanına bir genç gelmiş. Konuşurlarken Azrail aleyhisselam gelmiş gence şöyle bir bakmış sonra gitmiş. Gençin ödü patlamış demiş ki;
Çok korktum ey Allah’ın peygamberi bu kim böyle? O söylememiş tabii. Genç gitmiş [Hz. Süleyman aleyhisselam] demiş ki;
Yâ Azrail! Niye öyle baktın o gence? Demiş ki;
“Ben şaşırdım! Allahu Teâlâ hazretleri bunun canını Hindistan’ın filanca şehrinde almak üzere bana emir verdi. Yarın canını Hindistan’da alacağım halbuki burada, nasıl olur? Ta Filistin’den Hindistan’a bir günde bu adam nasıl gider diye şaşırdım da ondan baktım.”
Ha demiş, o genç senden korktuğu için; “Ey Allah’ın peygamberi! Beni uzak bir yere sevk et, buralardan kaçır.” dedi, ben de yele emrettim yel onu Hindistan’a götürdü demiş.
Bak nasıl kaderine gidiyor! Azrail aleyhisselam canını Hindistan’da alacak ya. Süleyman aleyhisselam’ın peygamberliği mucizesi yele, rüzgara hakim olması onu Hindistan’a götürtüyor. Kaderden kaçılmaz. İmanını sağlam tut, Allah’a kulluğu iyi yap. Öyle korkuyla kurtulamazsın. Üstelik insanın korktuğu başına gelir. Zıttına, tersine insanın korktuğu başına gelir. İşte bu böyle bir esrarengiz iştir. Bu Allah’ın işidir.
İbn Ömer radıyallahu anhümâ bakmış Medine’de bir kısım insan bir köşeye birikmişler titreşiyorlar.
Ne oluyor ya demiş. Demişler ki;
Ey Ömer’in oğlu bak şu yola! Dönmüş bir de bakmış ki bir çöl aslanı yolun üstüne kedi gibi yatmış orada sakin sakin duruyor. Bu adamlar da kaleden çıkıp gidemiyorlar. Yolun üzerinde arslan yatıyor, yüreğin varsa git! Hz. Ömer’in oğlu yürümüş gitmiş. Yanına kadar varmış, ne okuduysa ne dediyse aslanı kulağından yakalamış sürükleye sürükleye köpek götürür gibi, keçi veya koyun götürür gibi yolun kenarına almış, daha öteye kışalamış dönmüş insanlara gelmiş demiş ki;
Haydi yolu açtım gidin. Haydi gidin demiş. Sadaka Resûlullah. “Resûlullah ne doğru söylemiş ne haklı söylemiş!” Ben Resûlullah'tan duydum ki;
“Allahu Teâlâ hazretleri âdemoğluna korktuğu şeyi başına musallat eder. Neden korkuyorsa onu başına musallat eder. Eğer âdemoğlu Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmasaydı hiçbir şey ona zarar veremezdi.”
Resûlullah, “Hiçbir şey ona zarar veremezdi.” dedi. Hakikaten siz onun dediği gibi çıktınız diye söylemiş, ondan sonra insanlar yürümüş gitmişler.
“Korkak insan her gün ölür.” derler. Her dakika ölür. Erkek insan da ömründe bir defa ölür. Eceli gelir ölür, tamam. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah der, verir canını, gider.
Ne olacak?
Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil;
Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim.
diyor şair.
"Sevgili istemiş canı ver demiş, vermemek olur mu? Ne senin ne benim, can O’nun. Feda olsun yoluna diye ver" diyor.
Lafı kolay da, Allah bize o şuuru da versin.
Resûllullah Efendimiz; “Gönlünde şehit olmak arzusu olmadan ölen bir müslüman münafıklık alametlerinden bir alâmet üzere ölür.” diyor.
Var mı şehitlik arzusu gönlünde?
“Allah yolunda cihatta şöyle birazcık durmak altmış yıllık ibadetten hayırlıdır.”
Yaşamak çok tatlı hocam, ben bu köşkleri nasıl bırakayım? Şu Boğaziçinin mehtabını, Emirgan’ın çayını, Çamlıca’nın sefasını, boğazları, adaları, çamları; hele o Ege’nin koylarını dağlarını, derelerini, kumluklarını, kumsallarını nasıl bırakayım?
Nasıl olsa bırakacaksın, istesen de istemesen de bırakacaksın! Nasıl olsa gelip geçecek bu dünya!
مجو درستی عهد از جهان سس نهاد // که این عجوزه عروس هزار داماد است
Mecû dürüstî-i ahd ez cihân-ı süs nihâd
Ki în acûze arûs-ı hezâr dâmâdest.
"Bu acûze, ihtiyar, koca karı gibi büyücü karı gibi bu dünyadan vefâ mı bekliyorsun? Kaç kişiyi aldattı, şimdiye kadar senden önce binlerce insanı aldattı, bundan vefâ mı bekliyorsun? Bu dünya aldattı aldattı helâk etti."
O halde korkmayacağız. Korkacaksan Allah’tan kork. Korkacaksan endişe duyacaksan âhiretin gamını endişesini çek; acaba benim âhirette halim ne olur ki, benim bu gidişimin sonu ne olacak? Ey nefis! Sen beni nereden nereye sürüklüyorsun? Sen beni taştan taşa mı vuracaksın, ateşlere mi atacaksın ne yapıyorsun? diye korkacaksan âkibetinden kork. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna çıktığı zaman cevap verememekten kork!
"Ben buyurdum, buyruğumu tutmadın!
Derse Mevlâm ben ne cevap vereyim!?"
diye onun tasasını çek çekeceksen.
Ve lâkinne’d-du’âe yenfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil.
Yalnız kader değişmez diye sakın ey kullar Allah’a ilticayı bırakmayın. Peygamber Efendimiz bu manayı ifade etmek için buyuruyor ki;
Ve lâkinne’d-du’âe yenfe’u. “Fakat dua fayda verir.” Mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil. “İnmiş olana da inmemiş olana da.” Allah’ın takdirinden inmiş olana da inmemiş olana da dua fayda verir. Fe-‘aleyküm bi’d-duâi. “O halde Allah’a dua edin.” ‘İbâdallah. “Ey Allah’ın kulları!” Allah’a dua edin, Allah’a dua etmek güzeldir.
قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ
Kul mâ ya‘beu bi-kum rabbî levlâ du’âüküm. “Sizin duanız olmasaydı neyiniz var zaten? Kul olarak ne yaparsınız?”
Allah için dağları mı devireceksiniz, ne yapacaksınız?
Hiçbir şey yapamayız, sadece bir duamız var. Boyun büküp de yâ Rabbi dememiz yok mu?
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte diyor ki; “Kul bir defa 'yâ Rabbi' der. Suçunun çokluğundan Allah ona icabet eylemez. Bir daha 'yâ Rabbi' der, dergâh-ı izzette boyun büker ısrarla yalvarır yine icabet etmez. Bir kere daha 'yâ Rabbi' deyince Allahu Teâlâ der ki;
Yâ melâiketî! “Ey benim meleklerim! Şahit olun ben bu kulumdan utandım. Benden başka Rabbi olmadığını bildi benim dergâhıma geldi, yâ Rabbi diyor benden istiyor. Ben bunun duasına icabet etmemekten utandım.”
Kadistehyaytü min abdî ve leyse lî Rabbüm min ğayrih fe-kad ğafertü lehû. “Onu afv ü mağfiret ettim.” der.
Onun için dua! Buyurun; dünyanız, ahiretiniz, işiniz, imanınız, sıhhatiniz, çocuğunuz, arkadaşınız, dostunuz, memleket, din iman için edebildiğiniz kadar dua edin. Dua ibadettir.
الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ
ed-Du’âu hüve’l-ibâdetü. “Dua ibadetin ta kendisidir.”
الدُّعَاءُ جُنْدٌ مِنْ جُنُودِ اللهِ تعالى يرد القضاء بعد ان يبرم
ed-Du’âu cündün min cünûdilllâhi teâlâ. “Dua Allah’ın askerlerinden, ordularından bir ordu gibidir.” Yeruddü’l-kadâe ba’de en yübrame. “Kazâ-i ilahîyi, Allah’ın hükmünü geriye çevirir.” Dua çıkar karşısına hükmü değiştirir. Allah’ın hükmünü yine Allah duayı kabul eder, değiştirir. Onun için dua edin. Sakın takdir böyleymiş ne yapalım filan diye şey yapmayın. Dua insana mutlaka faydalıdır.
Allahu Teâla hazretleri sizi sırâtı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullâhı, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varıp cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin.
Bi hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.
28.11.1982 -
Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
25.07.1982 -
Allahı Zikretmek
