İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi

28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
Hadisler Deryası

28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi

24.05.2026
14 dk 44 sn

Bismillahirrahmanirrahim.

el-Hamdülillâhi Rabbi’l âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fi külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.

Emmâ ba'd.

Fağlemu eyyuhel ihvan fe inna eftalil kitabı kitabullah ve eftalil hedi hediye seyyidil Muhammedin sallallahu aleyhi vesellem ve şerral umuru muhtesatuha ve külli muhtesatin bidah ve külli bidaten ve sahibeha finnar. Ve bi's-senedi'l sahîhi’l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâle

دُخُولُ البَيْتِ دُخولٌ في حَسَنَةٍ وَخُرُوجٌ مِنْ سَيِّئَةٍ

Duhûlu’l-beyti duhûlün fî hasenetin ve hurûcun min seyyietin.

Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm Efendimiz, İbn Abbas radıyallahu anhümâ’dan naklolunduğuna göre şöyle buyuruyor:

Duhûlu’l-beyti duhûlün fî hasenetin ve hurûcun min seyyietin. “Beyte giriş hasenât kazanmak üzere giriştir ve çıkış seyyiâttan kurtulup, günahlarının affolunup temizlenmesinden sonraki tertemiz çıkıştır.”

Bu beyt’ten murad, Beytullah’ın ortasında bulunan Kâbe-i Müşerrefe. Namazlarımızda istikbal eylediğimiz, yöneldiğimiz mübarek bina. Üzerinde âyet-i kerîmeler, lafza-i celâller yazılmış olan siyah örtüsü örtü ile örtülü bulunan, o mübarek bina. Onun Rükn-i Hacer ile Rükn-i Irakî arasında bir kapısı vardır. İnsan boyundan yukarıdadır. İnsan elini uzattığı zaman eli ancak eşiğine değer ve orası duaların çokça kabul olduğu yerdir. İnsan fırsat bulup da o kapının eşiğine elini atar, Mevlâsı’na tazarru ve niyaz ile gözyaşları ile yalvarırsa duaları kabul olunur.

Kapısı çok yüksekte, oradan içeri girmek zordur. Herhalde merdivenle ya da başka bir şekilde girmek lazım.

İnsan, Kâbe-i Şerîfe’nin içerisine girer de namaz kılabilirse -ki o herkese nasip olmaz, hacıların kolay kolay başarabileceği bir şey değildir. Çok müstesna kimselere o kapı açılır, bazı bahtiyarlara oraya girme izni nasip olur- orada namaz kılmak, dua etmek fevkalâde kıymetlidir.

İnsan bu Kâbe’nin binası içine girerse hasenât ve büyük ecir sahibi olur. Burada hasene kelimesinin müfred olarak gelmesi cinsi bildirmek içindir:

“Çeşitli ecir, çeşitli haseneler kazanır, pek çok hasene kazanır.” mânasındadır.

Çok sevaba girer, günahından çıkmış, soyulmuş, sıyrılmış olarak dışarı çıkar.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, hacca gittiği zaman Mekke-i Mükerreme müşriklerin elinden alındığı, fethedildiği zaman bir defa girmiş ama Veda Haccı’na gittiği zaman girmemiş. Demek ki her zaman girme gibi bir durum da bahis konusu değil.

دخول المؤمن على المؤمن نزعة ودخول المؤمن على الكافر حجة والمؤمن يزهو نوره لأهل السماء

Dühûlü’l-mü’mini ale’l-mü’mini nez’atün ve dühûlu’l-mü’mini ale’l-kâfiri hüccetün ve’l-mü’minü yezherü nûruhû li-ehli’s-semâ’.

“Bir müslüman bir müslümanın yanına girse, sanki bir gül bahçesine, gülistana girmiş gibi olur. Müslümanın bir kâfirin yanına uğraması da onun aleyhine bir hüccettir. Mü’min o kadar kıymetli bir kimsedir ki gökteki melekler dünyada onu nurundan tanırlar.”

Bu hadîs-i şerîf de İbn Abbas radıyallahu anhümâ’dan. Peygamberimiz’in amcası Abbas var. Onun oğlu Abdullah, genç yaşta Peygamber Efendimiz’in meclislerine katılma şerefine ermiş bir sahabi. Aynı zamanda yeğeni. Çok genç olduğu halde pek geniş, derin bir anlayışa sahipmiş. Hz. Ömer gibi celalli bir halife, emîrü’l-mü’minîn, onu yanından hiç ayırmazmış.

“Gel bakalım sen benim sağıma otur.” diye İbn Abbas radıyallahu anhümâ’yı yanına oturturmuş. Gençliğine rağmen demek ki Allah ona ilim vermiş, hikmet vermiş.

وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا

Ve men yü’te’l-hikmete fe-kad ûtiye hayran kesîran. “Allah kime o hakiki ilmi ihsan ederse çok hayır verirmiş.”

Böyle bir zât-ı muhterem. Peygamber Efendimiz’den o naklediyor.

Bir müslüman bir müslümanın yanına girse; sanki bir bahçeye, gül bahçesine, gülistana, bir çiçekli yeşillikli yere girmiş gibi olur. Müslümanın Müslümanın yanına girmesi hoş bir şeydir.

Ve duhûlu’l-mü’mini ale’l-kâfiri hüccetün. “Müslümanın bir kâfirin yanına uğraması da onun aleyhine bir hüccettir.”

Mü’min oraya gitti mi onun kalbinde iman olduğu için onun dilinden hak söz çıkar. Kâfirle konuştuğu zaman o kâfirin aleyhine hüccet olacak. Kıyamet gününde mazereti kalmayacak.

“Yâ Rabbi! Ben duymadım, etmedim.”

“Sana bir mü’min kulum gelmedi mi, filanca zaman yanına girmedi mi? Niye ondan imanı telakki etmedin, almadın?” diye aleyhine hüccet olacak.

Müslüman, kâfirin yanına girerse bu, onun aleyhine hüccettir.

Mü’min bu kadar kıymetli bir kimsedir.

Ve’l-mü’minü yezherü nûruhû li-ehli’s-semâ’. “Gök ehli.”

Gök ehli kimdir?

Gökteki melekler.

“Onlar mü’mini nurundan tanırlar.”

Dünyadaki mü’minin nuru, gök ehline ışıldar. Nasıl karanlık bir gecede ışık gördük mü onu biliyoruz; semâ ehli de melekler de müslümanı ışığından, nurundan tanırlar. Nuru, semâ ehline bir alamet olur. “Bak şurada müslüman var.” diye ışığından, nurundan bilirler. Müslüman öyle kıymetli bir zâttır. İnsan iman sahibi oldu mu böyle mazhariyetlere sahip olur.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi imân-ı kâmile vâsıl etsin. Çünkü iman bir taklittir, bir tahkiktir. İnsan işe takliden;

“Başkası öyle söylüyor, babamdan öyle gördüm.” diye başlar ama bu taklit makbul bir şey değil. Taklitten işin özüne intikal etmesi, gerçekleri kendisinin duyması lazım. Vasıtasız, kesintisiz Mevlâsı’na bağlantısını sağlayıp da kâmil mü’min olması lazım.

Allahu Teâlâ hazretleri, o imanı bize ihsân eylesin. Onun lezzetini duyursun, ondan bizi ayırmasın.

درج الجنة على قدر أى القرآن بكل آية درجة فتلك ستة آلاف ومائتا آية وستة عشر آية بين كل درجتين مقدار ما بين السماء والأرض فينتهى به إلى أعلى عليين لها سبعون ألف ركن وهى ياقوتة تضىء مسيرة أيام وليالى

Deracü’l-cenneti alâ-kadri eyi’l-Kur’âni bi-külli âyetin derecetün ve tilke sittetü âlâfin ve mietâ âyetin ve sittetü aşera âyetin beyne külli dereceteyne mikdârü mâ beyne’s-semâi ve’l-ardı fe-yentehî bihî ilâ-a’le’l-illiyyîn lehâ seb’ûne elfe rüknin ve hiye yâkûtetün tudîü mesîrete eyyâmin ve leyâlî.

Bu üçüncü hadîsi şerif yine İbni Abbas'tan rivayet edilmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

“Cennetin dereceleri Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadardır. Her bir âyet bir derecedir.”

Kur’ân-ı Kerîm 6216 âyettir. O halde cennet de 6216 derecedir.

Her bir derecenin arası, sanki gökle yerin arası miktarındadır.

“Derecelerinin arası o kadar yüksektir, bu en sonunda âlâ-i illiyyîn denilen yere kadar çıkar. Âlâ-i illiyyîn; cennetin en yüksek makamı, en yüksek mertebesidir. Buranın 70 bin direği vardır; her birisi yakuttandır ve nuru, nice günlük gecelik mesafeden etrafa saçılır.”

İnsan Kur’ân-ı Kerîm’e sahip oldukça, onun âyetlerini öğrendikçe, onların insanlara telkin etmiş olduğu kemâl ile iktisap ettikçe, vasıflandıkça, o âyeti kendi gönlüne yerleştirip onun mucibince hareket eden kimse hâline geldikçe cennette bir derece kazanır. Öteki âyette de tahakkuk edince bir derece daha kazanır. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını insan kendi içine sindirir de Ehl-i Kur’an olursa, o zaman tam mânasıyla âlâ-i illiyyîn’e yükselir.

Âlâ-i illiyyîn, Arş’ın sağ ayağında imiş ve cennetin en yüksek derecesi olan yedinci semânın üzerinde bir mübarek mahal ve makam imiş.

Onun için insan kemâlinin sonu yok. Hayatı boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i çok okumalı, çok öğrenmeli, çok nüfuz etmeye çalışmalı ve Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerini tatbik etmeye çalışmalı. Bir âyet-i kerîmeyi tatbik etti mi gökler ve yerler arası kadar bir yüksek merhaleye çıkıyor, daha yüksek dereceye çıkıyor. Onun için herkesin çokça çalışması lazım.

Ama artık alışkanlıktan mıdır, nasıl olmuşuz?

Öyle gördük. Taklidî iman sahibi olduğumuz için hakikî imana ermediğimiz için. Allahu Teâlâ hazretleri bize Kur’ân-ı Kerîm göndermiş. Okumasını bilmiyoruz, içinde ne yazıldığını bilmiyoruz, bize ne emrettiğini bilmiyoruz. Hem de “Müslümanız.” diyoruz. Evet, insan eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh dediği zaman mü’min olur, ama ondan sonraki zamanını İslâmiyet’in derinlemesine inceliklerini öğrenmeye sarf etmesi lazım.

Kur’ân-ı Kerîm’in ne okumasını biliriz, ne ezberleriz, ne âyetlerinin mealini biliriz, ne de onlara göre kendi ahlâkımızı düzeltmeye çalışırız.

Halbuki Hz. Âişe validemize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ahlâkını sordular. Zevcât-ı tâhirâttan olduğu için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in her hâlini, ev hâlini de biliyor.

“Ey müslümanların anası Âişe-i Sıddîkâ! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ahlâkı nasıldı ?” diye sormuşlar.

Diyor ki;

“Siz Kur’an okumaz mısınız?”

Kâne hulukuhû el-Kur’ân. “Resûlullah’ın ahlâkı Kur’an idi.”

Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi kendisi Kur’ân-ı Kerîm’in her âyetini üzerine işlemiş. Kur’ân-ı Kerîm’in her âyetini içine sindirmiş ve baştan aşağı mücessem Kur’ân-ı Kerîm olmuş. Resûlullah’ın ahlâkı, hayatı, yaşayışı her şeyiyle Kur’ân-ı Kerîm. Alışıverişi, oturması, kalkması; her şeyi.

Allahu Teâlâ hazretleri bize kemâl nasip etsin. Kur’ân-ı Kerîm’e sahip olmak, onun kadrini kıymetini bilmek nasip etsin.

Şair; "el-Kabru sandûku’l-amel " diyor. “Amel sandığı."

Kabir ne?

“İnsanın amellerinin konulduğu sandık.” Oraya gittiği zaman amelleriyle karşılaşacak. Bazen giden kimselerin hayatlarından evliyâullah tarafından haberler intikal ediyor. Gittiği zaman güzel yüzlü kimse ile karşılaşırlarmış:

“Sen kimsin?” diye sorarmış.

“Ben senin hep okuma itiyatında olduğun Tebâreke sûresiyim. Sana arkadaş olmaya geldim.” dermiş kabirde.

Kapkaranlık yerde kalmak mı iyi, orada gül yüzlü, güleç yüzlü, nur yüzlü varlıklarla ahbaplık etmek mi, sohbet etmek, yalnızlık çekmemek mi?

Onun için Allahu Teâlâ hazretleri Kur’an’a daha fazla ehemmiyet vermek nimetini bize ihsân etsin.

Tasavvuf kitaplarında okuyorum; kâmil insanlar neler yaparlarmış? Şöyle zikrederlermiş, böyle namaz kılarlarmış, şöyle hayırlar yaparlarmış, böyle cömertlikler yaparlarmış. “En yüksek derecesi” diyor. Kitaplar, okuyoruz okuyoruz. En yüksek derecedeki; Kur’an’ı en çok okurmuş.

Kur’an bizim her şeyimiz.

Abdülhâlık-ı Gücduvânî rahimehullah kuddise sırruh hazretleri nasihatlerinde diyor ki;

“Zahiri de, batını da Kur’ân-ı Kerîm’de ara.”

Tasavvuf da istiyorsan Kur’ân-ı Kerîm’de, şeriat de istiyorsan Kur’ân-ı Kerîm’de, dünya saadeti de istiyorsan, âhiret selameti de istiyorsan hepsi Kur’ân-ı Kerîm’de.

Elhamdülillah, bir insan müslümanların içine girdi ise emniyette. Tasası, canı, ırzı, namusu emniyette. Ama imanı zayıf insanların içine gitti mi ne canından emin olur, ne parasından emin olur. Hiçbir şeye güvenemezsin. Hırsızlık mı yapacak, adam mı öldürecek, şerefe mi tecavüz edecek? İnsanı insan yapan iman! Mesuliyet, âhirete iman duygusu olmasın, bu insanlar canavar gibi birbirlerini yerler. İnsanı insan yapan “Yarın Mevlâ’nın huzuruna çıkacağım, bunun hesabını vereceğim.” diye düşünmek; iman. Onun için en hayırlı insan, insanlara en hayırlı, en faydalı kimse; mü’min kimsedir.

Allahu Teâlâ hazretleri hem bizi mü’min-i kâmil etsin hem de imanlının kadrini kıymetini herkese bildirsin. İmanlı insan, müstesna bir cevher gibidir. Yerden bulunmuş petrol damarı gibi, mücevher damarı gibi bir şeydir. Onu elinde tuttuğu, bulduğu zaman başının üstüne koyması lazım.

Hepsini nerede arayacağız?

Kur’ân-ı Kerîm’de.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;

“İlerde karanlık gece parçaları gibi fitneler zuhur edecek.” buyuruyor.

“Eyvah! Ya Resûlallah! Kurtuluş çaresi ne? Ne yapalım? O fitnelere uğrarsak yaşar da o vakte gelirsek ne yapalım, neye sarılalım?” diye soruyorlar.

“Çare Kur’ân-ı Kerîm ve benim sünnet-i seniyyemdir.” buyuruyor.

Kur’ân-ı Kerîm’e sarılan, sımsıkı sapasağlam bir ipe sarılmıştır. O ip onu çeker, cennete götürür, kurtarır.

Kur’ân-ı Kerîm’den gayrı neye dayanırsan, neye sarılırsan boş.

Duvara dayansan, yaslansan göçer, insana dayansan ölür.

Kime dayanacaksın?

Allah’tan başka ve Allah’ın kitabından başka dayanacak yerimiz yok.

Allah cümlemize akıl fikir versin. Gerçeği görüp de gerçeğe sımsıkı sarılmak nasip etsin.

Bi hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
19.10.1986 - Sağlam Yola Sahip Olmak, Sağlam Fırka
08.07.202622 dk 22 sn
AKRA