01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı

01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
A'tı's-sâile ve lev câeke alâ feresin ve a'tû'l-ecîra hakkahû kable en yeciffe arakuhû.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten İbnü'n-Neccar'ın kaydettiği bir hadis-i şerif. Bu hadis-i şerifte anlatılan iki husus var; birisi dilenen, bir şey isteyen kimse, ötekisi çalışan insan. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
A'tı's-sâile ve lev câeke alâ feresin. "Dilenen, isteyen kimseye eğer at üstünde bile gelse istediği şeyi ver veyahut bir miktar bir şey ver."
"E canım at üstünde geliyor!"
At üstünde geliyor ama eğer onun imkânı müsait olsaydı -atlı demek zengin, itibarlı bir kimse- yüzünü yıpratıp da kızartıp da gelip senden üç-beş kuruş istemezdi. Demek bir dar duruma düşmüş, ver.
İkinci kısım;
Ve a'tu'l-ecîra hakkahû. "Ücretle çalıştırdığın kimseye ücretini, hakkını ver; çünkü onu hak etmiştir."
Ne zaman verecek?
Kable en yeciffe arakuhû. "Alnındaki teri kurumadan."
İşi bitirir bitirmez "Al." de.
Altı ay geçiyor, sekiz ay geçiyor, işçinin ücretini vermiyor.
Suudi Arabistan'a hevesle gitti bizim arkadaşlar, kendilerine "Hadi gidin." dedik. Orada bir hac, bir umre etseniz manevi bakımdan kârınız yanınıza kalır. İşçi kardeşlerimizden bazıları nasıl oluyorsa altı ay, sekiz ay geçmiş, parasını alamamış. Libya'ya gittiler, kardeşlerimiz çalışıyorlar. [Şirketlerden parasını] alamıyorlar. Yani ahde vefa kalmamış. Çalıştırıyor fakat çalıştırdığı insana parasını vermiyor. İslâmî bir şey değil. Hakkını hemen ver.
Ama buna karşılık, şimdi bu devirde bunun da ters tarafını söyleyelim. Her şeyin bozulduğu bir devir olduğu için... Siz hüsn-ü niyetle "Al kardeşim." diyorsunuz, parayı veriyorsunuz; adam işi bitirmeden kaçıp gidiyor.
"Yarım bıraktı. Ben şimdi nereden bulacağım bu tam yarım kalmış işi tamamlayacak başka kimseyi?"
Öyle de oluyor. Benim şahsen başımdan geçti. Bir kere bizim evin sağı solu fazla harap oldu, badana boya yaptıralım derken... Çok zor oluyor.
Bir de dilenmeyi meslek edinmiş adamlar var, senin merhametini istismar ediyor.
Evet, atın üstünde de gelse ver ama iyi niyetli bir insan demek bu. Yani bakarsın, Müslüman, bunu meslek edinmemiş. Öteki herif; cebi dolu, öbür tarafta apartmanı var, geliyor senden istiyor;
"Açım, açığım..."
"Ver adresini, eğer muhtaçsan maaş bağlayacağız. Ver adresini, bulunduğun yeri bir görelim."
Adres vermiyor, kıvırttırıyor;
"Açım, hiç olmazsa yol parası..."
O zaman yol parası da yok. Çünkü ona alışmış.
"Evim yok, çoluk çocuğum perişan."
"Peki, ver adresini, ben kendim gözlerimle göreyim. Pirinçlerle, unla torbaları, çuvalları doldurayım, getireyim sana vereyim."
"Odun alacağım, kışlık odunum yok."
"Tamam, ben bir araba odunu getireceğim, senin evine yıkacağım. Ver adresi."
"Hayır, o zaman vermem." diyor.
Ben de sana o zaman onu vermem. Çünkü senin ne yapacağın belli değil ki onu nerede kullanıyorsun? Muhtaç mısın, değil misin?
O duruma gelmiş. Fakat siz yine bir insanın yüzüne bakarsınız, haline bakarsınız, muhtaçsa hakikaten, olabilir.
Hacca gitmiş adam, bizim ülkemizden geçiyor. Faslılar Fransa'dan, İspanya'dan sonra gidiyorlar veya İtalya'dan geçiyorlar Tunus'a, bilmiyorum. Hacı, arabası arıza yapmış, parasız kalmış; geldi boynunu büktü. Kattık motorcu ustasının yanına, gittik, arabasının ne kadarsa masrafı [ödedik.] Yani yolda kalmış. Evet, hacca gitmiş, zengin adam ama şimdi burada yok.
Birisi geldi, -giyimi kuşamı, her şeyi yerli yerinde-
"Hocam, otelde kalıyorum. Ama şu anda şöyle oldu, böyle oldu, ihtiyacım var." dedi.
Tahkik ettik, gittik otele, durumuna baktık. Öyle olursa olur.
[Mehmet Zahid] Hocam rahmetli, yanıma geldi, fıs fıs yavaşça;
"Es'ad, yanında para var mı? Misafirlere ikram edecek para kalmadı." dedi.
Yani olabilir.
Araplar inne'l-cevâde kad yekbuu derler, iyi Arap atının da bazen ayağı sürçer. Zengin insan da bazen bir durum olur, düşüverir. Onun için at üstünde de gelse, ihtiyacı varsa onun ihtiyacını karşılayıvermek lazım. Asil insanlar onun altında kalmaz, zamanı gelir o da onu şey yapar.
Eizze emrallâhi yuizzeke'llâh.
Kısa bir hadis-i şerif. Deylemî'den Ebû Ümâme el-Bâhilî radıyallahu anh rivayet eylemiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Eizze emrallâh. "Allah'ın işini aziz tut." Yuizzeke'llâh.
-Emrin cevabı ama cezm halinde üstünle okumak suretiyle gösteriliyor.-
"Sen Allah'ın işini aziz tut, Allah da seni aziz eylesin."
Allah'ın işi nedir?
Allah'a kulluk, Allah-u Teâlâ hazretlerine karşı senin vazifelerin, Allah'ın sana buyrukları, yasakları, Allah-u Teâlâ hazretlerinin dini... Buna dikkat et, bu işin kıymetli olduğunu, izzetli olduğunu bil, ona göre muamele et. Allah da sana onun karşılığında ikramda bulunur. Eğer sen Allah'ın dinini aziz tutmazsan, o zaman Allah'ın yardımını bekleme. Sen Allah'ın dinine yardım edeceksin, Allah'ın emirlerini, yasaklarını tutmakta gayret edeceksin ki Allah da senin sıkıntılarından sana yardımcı olsun. Kanun-u ilâhî öyle. Dilerse sebepsiz de verir ama ayette geçiyor;
İn tensurullâhe yensurküm. "Siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." Ve yüsebbit akdâmeküm. "Ayaklarınızı sağlam bastırır."
Ayette de böyle geçiyor, hadislerde de var;
"Geniş zamanınızda Allah'a güzel kulluk edin ki daraldığınız zaman Allah dualarınızı kabul etsin, imdadınıza yetişsin."
Şimdi paran var, pulun var, sıhhatin yerinde, her şey her bakımdan güzel durumda; namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun, zekât vermiyorsun, hacca gitmiyorsun. Vur patlasın çal oynasın. Para var, pul var. Allah bir amansız hastalık veriyor;
"Aman, hangi hocanın duası makbul?"
"Filanca Hoca."
"Hadi gidelim ondan dua..."
Sen genişlik zamanında Allah'a güzel kulluk ettin mi?
Onun cezası o. İdam fermanı imzalanmış;
"Bu adam şu yaptığı kabahatten dolayı kanunun şu maddesine göre idam edilecek."
O adam artık cellâda istediği kadar yalvarsın; "Benim boynuma ilmiği takma." diye.
İş bitmiş. Geniş zamanında Allah'a iyi kulluk et ki darlığında Allah'a dua ettiğin zaman duan icabet bulsun.
U'tiytu mâ lem yu'ta ehadün mine'l-enbiyâi kablî nusirtu bi'r-ru'bi ve u'tiytu mefâtiha'l-ardi ve sümmiytu Ahmed ve cuile liye't-turâbu tahûran ve cuilet ümmetî hayre'l-ümem.
Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh Efendimiz' den rivayet edilmiş. Daha başka râvileri de var. Ahmed b. Hanbel'de geçiyor, "sahih hasen" diye de bir rivayet var. Peygamber Efendimiz kendisine mahsus Allah-u Teâlâ hazretlerinin bazı ikramlarını saymış bu hadis-i şerifte. Buyuruyor ki;
U'tiytu. "Bana verildi." Mâ lem yu'tâ ehadün mine'l-enbiyâi kablî. "Benden önce enbiyadan hiçbir kimseye verilmeyen bazı şeyler bana verildi."
Nedir onlar?
Nusirtu bi'r-ru'bi. "Ben korku salmak, heybet suretiyle yardım olundum."
Bu rivayette yok; mesîrete şehrin "bir aylık mesafeden", bir başka rivayette; mesîrete şehreyni "İki aylık mesafeden düşmanıma benim heybetim yapışır, onu tir tir titretir, benden ödü patlar."
"Allah benden öyle bir korku salar düşmanıma, öyle bir korkuyla yardıma mazhar kılındım."
Yani düşmanım benden korkar demek.
Ne kadarlık mesafeden?
"Bir aylık, iki aylık mesafeden düşmanım korkar."
Resûlullah'ın yolunda yürüyen insanlardan da öyle korkar.
Müslümanlar Resûlullah'ın yolunda yürürseler... Zaten has Müslümanlardan korkuyor. Bütün bu emperyalistlerin ödü patlıyor;
"Aman has Müslümanlar olmasın. Aman has, halis, iyi Müslüman yetişmesin. Aman iyi Müslümanlar birbirleriyle el ele tutuşmasın. Aman bir araya gelmesinler."
Hakikaten korkuyor. Yani Resûlullah'ın ümmeti olmanın şerefi olarak has Müslümandan yine korkuyorlar.
"Canım yere yatırmışsın, üstümüze çıkmışsın, bir omuzu yere değdirmişsin, öteki omuzu da bastırmak durumundasın, neredeyse onu da bastıracaksın, bizi tuş edeceksin, ne korkuyorsun bizden?
"Belli olmaz, bu Müslümanlara akıl ermez." diyor.
Tepemize çıkmışken yine de ödü patlıyor. Ezmişken, geçmişken yine ödü patlıyor. Fabrikamız yok, silahımız yok, sıkıntımız çok, ona rağmen ödü patlıyor.
Neden?
Müslümanın işine akıl ermez. Müslüman kompüterleri bozar. Elektronik beyinleri çatlatır. Müslümanlar bir iyi Müslüman olsun…
Haçlı ordusu topluyordu, üstümüze saldırıyordu. Baş edemedi. İçinden yıkmaya başladı. Ulu ağacı içinden kemirmeye başladı, ağacı çürüttü.
O olur da bizimki bozulduğu, çarpıldığı için çalışmıyor.
Allah bizlere evlatlarımızı güzel yetiştirmeyi nasip eylesin.
İslâm'a bizim kendimizin sarılması mühim değil; sen şöyle biraz kenara çekil, uzaktan evladını bir kolla, bir gözetle bakalım, senin yolunda mı gidiyor?
Bir sabah dokunma bakalım, sen söylemeden namaza kalkacak mı? Birtakım küçük imtihanlarla yokla bakalım, nasıl, tam senin gibi hamiyet-i diniyyesi var mı bakalım; dinine sımsıkı sarılmış mı, yoksa değil mi?
Çok dikkat etmemiz lazım. Evladımıza bu ruhu aşılamamız lazım, bilgi yığını değil. Ne olacak?
Mühim olan o bilginin hazmedilmesi. Yüreği İslâm için çarpacak, her badireden kendi kendini kurtaracak duruma gelecek.
"Ha şeytan bana 'Namaz kılma.' diyor, alt edeyim, kılayım. Şeytan beni şu kötülüğe itmeye çalışıyor. Seni zalim nefis seni, ona uymak istiyorsun. Haddini bil, doğru yola gel, Allah'ın emrine itaatli ol." diye sen söylemeden onun içinden bir vaiz ona söylesin. Çocuğunu öyle yetiştir. Öyle yetiştirebilirsen ne âlâ. Döverek yetiştirirsen; "Kalk bakalım, seni kerata seni, namaza kalkmazsın ha!" döversin, sen gittikten sonra yine yatar.
İstanbul'da anlattılar. Çocuğunu evlendirmiş. Gelin kurnaz, fettan. Tık tık tık yapıyormuş, kapısını vuruyormuş. Karı koca, gelini ile oğlu içeride, aynı evde oturuyorlar. Yataktalar, kalkacaklar da sabah namazını kılacaklar. Gelin fettan;
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, esselâmü aleyküm ve rahmetullah. Tamam babacığım, tamam babacığım..."
Ne tamamı, yatakta yatıyor! Dışarıya namaz kılmış gibi gösteriyor. Onları tanıyanlar bunu da gülerek anlatıyorlar.
Gülünecek hal mi bu? Ağlanacak hal bu! Allah'ın emriyle, ibadetiyle alay olur mu?
Böyle yetiştirirsen olmaz. Senin korkuna;
"Tamam babacığım. Tamam kalktım bak, namazdaydım, hemen erken selam verdim."
Es-Selâmü aleyküm, yüksek sesle selam veriyor. Halbuki yatakta. Ondan sonra yine fosur fosur uyuyacak. Dikkat edin, öyle olsun.
"Abdest aldım." diyor, takunyasına bakıyorsun, ıslanmamış. Ayaklarını yıkamadın mı? Kontrol ettiğini bilmiyor.
Allah korkusunu yerleştirmek lazım. Gönlüne Allah korkusu yerleşmedi mi Allah'tan korkmayandan kork; her şeyi yapar, çaresi yok. O Allah korkusunu, o takvayı ona öğretmek lazım. Ya bilgi öğretirsin de takvayı öğretmezsin değil mi? Takva öğrenilecek asıl.
Hocam takva nerede öğretilir?
Tekvando biliyoruz, salonlarda öğreniliyor ama bu takva nerede öğrenilecek? İmam-Hatip'te öğretilir mi? Edebiyat Fakültesi'nde mi öğretilir, Tıp Fakültesi'nde mi öğretilir; nerede öğretilir takva?
Takva tasavvufla öğrenilir. Onu öğreten ilim tasavvuftur.
Evet, Peygamber Efendimiz' e beş şey verilmiş. Birisi bir aylık, iki aylık mesafeden düşmanını korkutmak salahiyeti, imkânı. Resûlullah Efendimiz' e öyle bir hal, heybet verilmiş.
İkincisi;
U'tiytu mefâtiha'l-ardi. "Bana yeryüzünün anahtarları verildi."
"Yeryüzünün anahtarları verildi"den maksat ne olabilir?
Maksat şu olabilir ki; Müslümanlık Hicaz arazisinin Medine şehrinde bir küçücük köy gibiyken, Mekke şehri bir küçücük köyceğiz iken orada doğdu da nerelere vardı... Atlas Okyanusu'na, Çin'e, Hint Okyanusu'na kadar gitti; Hazar denizine dayandı, Karadeniz'e geldi, Bizans'ın kapılarına kadar...
İşte bak, Resûlullah'a yerin anahtarları verilmiş mi?
Verilmiş. İslâm'ın duyulmadığı hiçbir yer kalmadı.
774 yılında Kilise, İngiliz kralı Offa Rex'in hakkında malumatı saklamış, hiç göstermiyor, sızdırmıyor bir yere. Ama parası bulunmuş; üzerinde Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazıyor. Paranın da fotoğrafı var. 774 yılında. Daha Türkler Orta Asya'da yeni Müslüman olurken İngiltere Müslüman olmuş, İngiliz kralı Müslüman olmuş da Müslüman parası basmış. Kral üstünde Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diye Müslüman parası basmış, imzasını da atmış.
İslâm nerelere gitmiş... İspanya'ya gitmiş, Fransa'ya gelmiş, Fransa'da orta yerlerine kadar gelmiş. İngiltere'ye, Britanya adasına geçmiş. Bilmediğimiz, Bulgar diyarları dediğimiz o zaman Hazer'in kuzeyinde olan yerlere kadar gitmiş. Yani yeryüzünün her yerine eski dindaşlarımız, ellezîne sebekûnâ bi'l-imân, imanda bizden önce gelmiş olan o aziz kardeşlerimiz imanı her yere götürmüşler. Hatta ben Avustralya'ya gittim, oraya götürdüğüne dair emareler de var.
O zaman biz de götürelim. O zaman biz de bu asırdaki vazifemizi yapalım.
Güney Amerika'da Müslümanlık var mı?
"Çok zayıf hocam. Dünya üzerindeki Müslümanların nispetlerini gösteren dünya haritasına baktığımız zaman, orada çok az görünüyor. Avustralya'da çok az görünüyor."
Ben Avustralya'yı gördüm, Müslümanlar var, camiler var, ezanlar okunuyor. Gördüm, elhamdülillah. Güney Amerika'ya da gidelim, bir vesile bulalım, ticaret diyelim, bilmem ne diyelim, birkaç tanemiz gitsin, Allah'ın emrini orada tebliğ etsin. Çünkü belli olmaz.
"Yâ Rabbi! İki Ömer'den biriyle şu dini kuvvetlendir." diye Peygamber Efendimiz dua etti, Hz. Ömer Müslüman oldu ya...
Bak, Offa Rex Müslüman olmuş. Ama Anglikan Kilisesi haberleri nasıl saklıyor; Müslüman olan bir kralın aman malumatı olmasın diye, hiç malumat yok.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
07.06.1981 -
Kıyamet Alametleri, Yaz
30.09.1990 -
Mevlid Kandili, Peygamber
