İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

04.02.1990 - Ağız Temizliği, Öd Ağacı, Recep Ayı

04.02.1990 - Ağız Temizliği, Öd Ağacı, Recep Ayı
Hadisler Deryası

04.02.1990 - Ağız Temizliği, Öd Ağacı, Recep Ayı

10.01.2026
21 dk 42 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz her türlü temizliğe dikkat ederdi, diş temizliğine özen gösterirdi. Ta o zamandan ne kadar medenî ne kadar yüksek ne kadar güzel bir şey! Hiç görülmüş bir şey değil! Ondan sonraki zamanlarda bile görülmüş değil. Şimdiki yüzyılın insanı anladı. Herkesin evinde artık diş fırçaları, diş macunları var, artık fırçalanıyorlar. Ama bu bizim eski âdetimizdi.

"Diş fırçalayarak kılınan namaz misvaklanmadan kılınan namazdan 70 kat daha sevaptır."

Bu diş temizliği, temizliğimizin önemli parçalarından birisidir. Peygamber Efendimiz temizliğe çok dikkat ederdi, diş temizliğine özel bir ihtimamı vardı.

Onun özel bir sevabı var.

Neden? İnsanın ağzı, meleklerin ikamet yeri. Ağzı koktu mu melekler rahatsız olur.

Fosur fosur sigara içiyor: "Hocam! Benim sigarama karışma, bak seninle bozuşuruz. Şimdiye kadar iyiydik, şimdi döndürdün dolaştırdın lafı benim sigarama getirdin, sigarama çatacaksın. Dokunma benim sigarama. İçerim ben. Eskiler de içmişler, hocalardan da içen gördüm."

Ama mekruh! Bazısı "haram" demiş, bazısı "mekruh" demiş; doğru değil. Sıhhate zararlı. Yapmamak lazım. Melekler müteezzî oluyorlar.

Sen alışmışsın bir kere, sana zarar vermiyor. Sigara kokusu beni öldürüyor senin yanında dururken ben ölüyorum. Senin nefesinden mahvoluyorum. Bir adamın sigara tutmaktan parmaklarının arası sarardı mı, bil ki ciğeri gümbürtüye gitti. Bak buradan anla.

Savcı bir arkadaşımız anlatıyor:

Bir cinayet için otopsi yapıyorlar. "Hocam!" diyor, "Parmakları sararmış bir insana otopsi yaptık, neşteri vurup açınca etrafa korkunç bir koku yayılıyor. İnsanın ciğeri zifir doluyor."

Hani eski evlerde eğri büğrü borular vardır, "damlamasın" diye teneke takarlar, zifir damlar ya, boyar, çıkmaz. Öyle bir zifir senin ciğerinin içine doluyor. Çünkü içiyorsun. Sinirlendin; "Yak bir sigara!" "Merhaba arkadaş, yak bir sigara, benden." O arkadaşlık mı? "Yoruldum biraz oturayım, yak bir sigara!" Çoban kuzu, koyun otlatıyor, yak bir sigara! "Allah Allah!" diyorum, acıyorum. Biz şehirden, şehir kirliliğinden ciğerlerimizi duman dolduruyoruz; o temiz havada cahilliğinden ciğerlerini duman dolduruyor. O da nasibini alıyor.

İşte o kokudan melekler rahatsız oluyor. Onun için temiz olacaksın, güzel kokulu olacaksın.

Peygamber Efendimiz' in en çok sevdiği şeylerden biri güzel koku. Tarağı vardı, tarakla gezerdi. İslâm'da derbederlik yok, güzellik var.

İnna'llâhe cemîlün yuhibbü'l-cemâl. "Allah kendisi güzeldir, güzelliği sever."

O halde Müslüman da güzelliği sevecek.

Güle bak, Yaradan'ı düşün, oradan sevap kazanırsın. Denize bak; Allah'ın azametini, kudretini gör, sevap kazanırsın.

Allah güzeldir, her şeyin güzelini sever. Ahlâkı da güzel olacak, görünümü de güzel olacak, işi de güzel olacak. Allah bizi güzelliği sezenlerden, anlayanlardan eylesin. Bir Türk şairi var, şöyle diyor:

Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüsnünde toplanan şu mesâ.

Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ.

Olan bu mâi deniz.

Melâli anlamayan nesle aşina değiliz.

"Melali, güzelliği, içliliği, duygululuğu anlamayan nesli sevmiyoruz." diyor.

Duygulu olacak insan, rikkatli olacak.

Üniversitedeki bir doçent arkadaşımızla sohbetteydik. Birisi gelmiş sohbetlerine, yaşlı bir zât, ilahi biliyormuş, hoca efendiye "Bir ilahi okutalım." demişler. O da mütevazı, kâmil bir insan. "Efendim, bizim edamız buralarda biraz taşra edasıdır, beğenilmeyebilir." demiş. "Yok yok, sen oku." demişler. İbrahim Hakkı-i Erzurumî hazretlerinin şahane bir ilahisi vardır;

Bir Huda’dan gayrı yârı istemem.

Ol gülün indinde harı istemem.

Böyle bir ilahi. Onu okumuş. Doçent kardeşimiz "Onu okudu. Okurken gözleri yaşardı, ağlamaya başladı." diye anlatıyor.

Duygulu söz.

Avrupalı bir şair İranlı bir şairin şiirini okumuş; kelime-i şehadet getirmiş, Müslüman olmuş. Şiirden duygulanmış, titremiş, ürpermiş, gözleri yaşarmış, Müslüman olmuş.

Söz ola kese savaşı.

Söz ola kestire başı.

Söz ola ağılı aşı.

Yağ ile bal ede bir söz.

Söz kıymetli. Sözden söze fark var, ne kadar önemli bir şey.

Hâsılı, insanın güzellikten anlaması lazım, hassas olması lazım, duygulu olması lazım. Katı kalpli olmaması lazım. Peygamber Efendimiz; "Ağlamayan gözden, duygulanmayan kalpten sana sığınırım." buyuruyor.

Ağlayacak. Erkek adam ağlar mı?

Allah korkusundan ağlar, tenhalarda ağlar. Dervişler ağlar. Tenhalarda "Allah Allah." derken ağlar. Hasretinden dayanamaz, ağlar. Hz. Ömer'in ağlamaktan gözyaşları yanağına iz yapmış, Hz. Ömer ağlayacak, bileği bükülecek insan mıydı?

Müslüman duygulu olacak. Ayetler okunduğu zaman tüyleri diken diken olacak, imanı artacak.

Allah'ın ayetleri okunuyor, burada sohbet ediyor!

Ne okunuyor? Gazel mi okunuyor, şarkı mı okunuyor?

Kur'an.

"Nasılsın, iyi misin?" diye hoş beş ediyor. Allah bize duygulu olmayı nasip etsin!

Efendimiz misvaklanırdı. Dişlerinin içini dışını, enlemesine güzelce misvaklardı. İnci, yıldız, ışık kaynağı gibi, pırıl pırıl dişleri vardı. Bizim de öyle olmamız lazım.

Peygamber Efendimiz' in izinden gidiyorum.

"Aç ağzını?"

Hocam "Müsaade et de açmayayım. Neden? Sapsarı!"

Peygamber Efendimiz' in dişleri pırıl pırıldı.

Her zaman anlatıyorum. Ankara'da ben dişçide tedavi oluyorum, bir arkadaşımız da yanımıza geldi.

"Benim diş etlerim hastaydı. Abdest alırken su veriyorum, dişim kanamaya başlıyor. Biraz dudağımı sıkıyorum, diş etlerim kanamaya başlıyor. Hasta. Yara oldu. Abdest alamaz oldum. Abdesti tekrar tekrar almak zorunda kalıyorum. Ağzım acıyor, yemek yiyemiyorum; o duruma geldim." dedi.

Diş doktoru sordu:

"Sonra ne yaptın?"

"Misvaklanmaya başladım, misvak kullandım, geçti." dedi.

"Otur bakalım şöyle." dedi, arkadaşımızı dişçi koltuğuna oturttu. Ağzını açtı. Doktor hayretler içinde kaldı! Biz de "Bakalım." dedik. Ağzını açtı; dişleri sanki inci gibi! Ben ömrümde böyle güzel diş görmedim, öyle beyaz, öyle pırıl pırıl, öyle güzel!

Misvağın faydasına bak! Dişleri sallanırken, diş etleri kanarken, yemek yiyemezken, abdest alamazken, ağzının acısından duramazken bak ne şifalar var.

Diş etlerini kuvvetlendirir, dişleri temizler, ağız kokusunu giderir, balgamı söktürür, midesine fayda verir, dişlerin çürümesini engeller, sevap kazanmasına vesile olur, Allah'ın rızasına erdirir. Bu misvak hiç kullanılmaz mı?

Hocam misvağım yok.

El-Esâbiu tecrî mecre's-sivâk. "Hiçbir şeyin olmasa parmağını böyle böyle dişlerine sürtsen parmaklar da misvaklanma yerine geçer." Mühim olan ağzın temizlenmesi.

Misvak kullanırsan âlâ olur;

Çünkü doktorlar; "Misvağın içinde kıymetli malzeme, antiseptik malzeme var." diyorlar.

Kâne yestecmiru bi'l-elüvveti gayre mutarrâtin bi-kâfûrin yatrahuhû mea'l-elüvveti.

İbn Ömer radıyallâhu anh'ten rivayet edilmiş.

"Peygamber Efendimiz elve denilen güzel kokulu bir ağaç olan öd ağacı ile tütsülünerdi."

Elve denilen öd ağacı, güzel kokulu bir ağaçtır. Eluvve diye de anılıyor. Ateşe konulduğu zaman yandığında güzel kokular yayılan bir çeşit ağaçtır. Bu; micmer denilen küçük tas gibi bir şeyin içine koyarak ateşe konulur, ateşin üstüne de öd ağacı veya eluvve denilen güzel kokulu dallar küçük parça halinde konulur, etrafa bir güzel koku yayar.

Peygamber Efendimiz micmer'e, yani ateş dolu olan o kabın içine öd ağacı koyup böylece tütsülenirdi. Etrafa güzel koku yayılması için yapılırdı; bir âdetti, oralarda böyle yaparlardı. Bazen de bu öd ağacının yanına kâfûr denilen beyaz bir madde koyarlardı Hani şu bizim soğuk algınlığında sürülen güzel kokulu macunlar vardır, onun içinde de kâfûr vardır. O kâfurdan da koyarlardı. Serinlik, nane gibi bir koku yayar. Bazen öd ağacını sade olarak bazen de yanına kâfûru ekleyip koyarak o güzel kokuyla tütsülenmeyi severdi. Bu onun âdetlerinden bir âdet.

Kâne yestehibbü izâ eftara en yüftira alâ lebenin.

Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Hasen hadis diye zikredilmiş.

"Peygamber Efendimiz süt içerek iftar etmeyi, orucu açmayı severdi."

"Peygamber Efendimiz süt içerek iftar etmeyi severdi."

Tabi hurmayla, zemzem suyuyla da iftar etmek vardır. Bazı rivayetlerden hurmayla iftar ettiğini de biliyoruz. Hurmanın da yarısı olgunlaşmış yarısı daha olgunlaşmamış, öbür tarafı yumuşamış, yarısı çıtır çıtır taze, öbür tarafı yumuşamış, iyice tatlanmış olanını severdi. Hakikaten de çok güzel olur. Rutap denilen veya tamamen olgunlaşmış, artık tatlılaşmış olan temir denilen hurmayla oruç açmayı da severdi, süt içerek oruç açmayı da severdi.

Muhterem Kardeşlerim! Bu arada oruçtan söz açılmışken size hatırlatmak istiyorum:

Üç aylarınız mübarek olsun. Regaip kandili geçti. Önümüzde Miraç Kandili var. Ondan sonra Berat Kandili var. Ondan sonra Ramazan gelecek, Kadir gecesi var. Bu Receb ayı "haram aylar"dan, muhterem aylardan, mânevî feyzi, bereketi çok olan aylardan, Allah'ın kullarını çok affettiği, günahları bağışladığı, cehennemden azat ettiği aylardan biridir.

Receb ayının en büyük özelliği nedir?

"Tevbe ayı" olmasıdır. Bu ay; Cenâb-ı Hakk'a dönüş ayıdır, günahları bırakma ayıdır, kusurlardan vazgeçme hengâmıdır, hatalı yolları bırakıp Cenâb-ı Mevlâ'nın rızası yoluna girme mevsimidir. Receb ayı böyle bir aydır. Onun için bu ayda estağfirullah el-azîm diyerek tevbe istiğfarı çok yapmak lazımdır.

Benden size vasiyet, nasihat ve yadigâr olsun ki günde 100 defa estağfirullah deyin. Bir de Peygamber Efendimiz' in hadisinde geçen tevbe duası var, seyyidü'l-istiğfâr deniliyor; "tevbelerin efendisi, çok kıymetlisi" demek.

Allâhümme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta't. Eûzu bike min şerri mâ sana'tü ve ebûü leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi-zenbî, fa'ğfirlî fe-innehû lâ yağfirü'z-zünûbe illâ ent.

Bunu da ezberlemeli. Tevbelerin efendisiymiş, baş tacıymış, en başta gelen tevbe istiğfar duasıymış. Mademki Peygamber Efendimiz öğretmiş, onu öğrenmeli, mânasını da öğrenmeli. Ona göre tevbe ve istiğfarı çok yapın.

Yarın kıyamet gününde Mahkeme-i Kübra’ya çıkarıldığın zaman; "Açın şu adamın amel defterlerini." Açıldı. Orada yazılan şeylerin kendisini sevindirmesini istiyorsa… Açıldığı zaman; "Şu günahı işlemiş, bu yaramaz işi yapmış, şu haramı yemiş." diye insan günahlarının mı yazılmasını, ortaya saçılmasını mı ister?

Yoksa "Aferin! Şu kadar namaz kılmış, şu kadar hayır yapmış, bu kadar iyilik etmiş, bu kadar sevap kazanmış." bunu mu ister.

"Kıyamet gününde amel defterinin kendisini sevindirmesini isteyen kimse, çok tevbe istiğfar edip onun sevabını oraya yazdırsın." diyor Peygamber Efendimiz.

Onun için bu fırsatı kaçırmayalım.

Bilmiyoruz ki: Bir dahaki sene üç aylara erişecek miyiz?

Ne yaşa bakıyor ne sıhhate bakıyor! Sağlam insan trafik kazasından gidiyor. Hasta insan hastalıktan gidiyor. Yaşlı insan yaşlılıktan gidiyor. Genç çocuk ishalden gidiyor. Herkes bir sebepten gidiyor. Bahane! Ölüm geldi mi başa, baş ağrısı bahane. Bir geliyor. Haydi!

Alır yiğidin âlâsın.

Divane eyler anasın.

Yiğidin âlâsını aldı mı, anası babası gözyaşı içinde geride kalıveriyor. Çocuk gidiyor, dede kalıyor. Onun için tevbeyi sıdk ile yapalım. Bir dahaki seneye çıkamayacak gibi yapalım. Allah uzun ömür versin.

Profesör bir kardeşimiz var. Bir yerde demiş ki:

"'Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışın.' diye bir şey yok."

Var kardeşim, var! Bu hususta üç dört tane rivayet var:

"Sizin en hayırlınız, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyenlerdir. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış."

İ'mel amele'mriin ke-enneke yemûtü ğaden. V'a'mel amele'mriin ke-enneke ye'îşü ebedâ.

Bu rivayet var.

Hayruküm men lâ yetrukü li-dünyâ âhiretehû li-dünyâhü ve lâ dünyâhü li-âhiretih.

Bu rivayet var.

Daha başka rivayetler var. İbadeti, taati yarın ölecekmiş gibi aşk ile yapmalı.

Hatta Hâtem-i Esam diye bir büyüğümüz var, çok büyük evliyâullahtan. Allah şefaatine erdirsin. Kitaplara geçmiş, mübarek insan.

"Ben 'Allah­-u Ekber' diye namaza durduğum zaman –'hiç kimseyle mukayase edilemeyecek kadar azamet sahibi' demek- Azrail'i arkamda bekliyor, namazı bitirince canımı alacakmış gibi düşünürüm. Sırat köprüsünü ayağımın altında düşünürüm. Rabbimin huzurunda olduğumu düşünürüm." diyor.

Büyükler nasıl namaz kılıyor maşallah! Onun için biz de Azrail'in arkamızda olduğunu düşünelim. Hiç olmazsa peşimizde olduğunu düşünelim. Ölümün, ecelin başımızın ucunda olduğunu düşünelim. Sıdk ile tevbe edelim.

Peygamber Efendimiz Receb ayında çok oruç tutardı.

Neden? Allah'ın affına, mağfiretine ermek için. Çünkü Allah oruç tutmayı seviyor.

"Hocam, oruç tutunca öğleden sonra ağzımda kokular peyda oluyor."

"O çirkin kokular, Allah indinde misk kokusundan daha makbuldür."

Neden?

Allah için oruç tuttuğun için. Çocuk oruç tuttu, delikanlı; harama bakmıyor, günaha uğramıyor, oruç tutuyor. "Allah rızası için iştihasını, arzusunu terk ediyor." diye o, Allah indinde meleklerden daha kıymetli.

Muhterem kardeşlerim! Onun için bu Receb ayında, Şaban ayında orucu çok tutalım, tevbeyi, duayı çok yapalım.

Peygamber Efendimiz;

"Allah duada inadı sever." buyuruyor.

İfade ne kadar güzel! İnat iyi bir şey değil ama "Duada ısrarı ve inadı sever." diyor.

"Yâ Rabbi! Beni affet! İlla affet! Beni bağışla! Kapından kovma yâ Rabbi! Cehenneme Satma!" diye candan çok dua etmek lazım.

Kendinize dua edin, yakınlarınıza dua edin.

İnsanın duasının en süratli kabul olunanı, kardeşleri için yaptığı duasıdır. Bir arkadaşının, bir kardeşinin, o yokken onun gıyabında onun için yapıverdiği duadır. Onun için birbirimizi duada unutmayalım. Siz bize dua edin, biz size dua edelim. Şu mübarek mevsimin feyzinden, bereketinden hepimiz istifa edelim.

Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevdiği kullar olmayı, cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA