15.05.1981 - Peygamber Efendimiz (SAS) in Miraçta Gördükleri

15.05.1981 - Peygamber Efendimiz (SAS) in Miraçta Gördükleri
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Urice bî hattâ zahartü bi-müsteven esmeu fîhi sarîfe’l-aklâm.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İbn Abbas radıyallahu anhümâ’nın bize naklettiğine göre buyuruyor ki:
“Ben miraca çıkartıldım, yükseltildim ve öyle bir noktaya geldim ki orada takdir, mukadderat kalemlerinin yazı yazarken çıkardığı cızırtıları duymaya başladım.”
Buralarda fazla söz söylemek bize düşmez. Bilmeyen, bilmediği şeyi ne kadar anlatsa olmaz. Peygamber Efendimiz miraca çıktı. Yedi kat semayı geçti. Gelmiş geçmiş peygamberlerin hepsiyle her semada görüştü. Cenneti, cehennemi gördü. Allahu Teâlâ hazretleri onu, meleklerin bile geçmediği yerlerden geçirdi. Cebrail aleyhisselam’ın durakladığı yerde, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem daha ileri geçti. Cebrail aleyhisselam; “Bir adım daha yaklaşsam muhakkak yanardım.” diyor. Onun bir adım daha ileri gitmeye takati, tahammülü olmayan yerlerden, Allahu Teâlâ hazretleri Resûlullah Efendimiz’i geçirdi.
Âşikâre gördü Rabbi’l-izzeti.
Âhirette öyle görür ümmeti.
“Allahu Teâlâ hazretlerini âşikâre gördü, Cemâl-i bâ-kemâli ile müşerref oldu.”
Nasıl?
Yolunca gidersen Allah âhirette sana da bana da nasip eylesin. İnşaallah görürsün. Yolunda gitmezsen vah yazıklar olsun! O zaman ne kadar diz dövsen yeridir.
Bundan iki ibret hatırıma geliyor.
Bir; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Miraç ile hiçbir beşere nasip olmayan bir mertebeye ulaştı. Öyle bir peygamberin ümmetiyiz. Ne kadar iftihar etsek az. İftihar kâfi değil, eteğine yapış, aykırı gitme. Onun yolu bu tarafa doğru, sen başka bir yol tutturmuşun. Yolunca yürü, eteğine yapış, izinden git ki sana şefaat etsin. Düşe kalka gitsen bile döner bakar, “bu düşüyor işte” der, elinden tutar. Ama aykırı gidersen olmaz.
Peygamber Efendimiz, peygamberlerin ve bütün insanların seyyididir. Seyyidü’l-evvelîne ve’l-âhirîn’dir. Ne mutlu bize ki Allahu Teâlâ hazretleri bizi onun ümmeti kıldı. Bu şerefin kadr ü kıymetini bilenlerden eylesin. Buna şükretmesini bilenlerden eylesin.
Bunun da şükrü nedir?
Bu nimetin şükrü, Resûlullah’a hüsn-ü ittibâdır. Resûlullah’a uyarsan demek ki bu nimeti idrak ediyorsun. O zaman Allahu Teâlâ hazretleri ecrini arttırır. Ama yolunca gitmezsen o zaman işin zor. Birincisi bu.
İkincisi, müslümanın miracı namazdır. İş âhirete kalmadan, bu dünyada da mü’minin miracı namazdır.
Sen ki mi’râc eyleyip kıldın niyaz.
Ümmetin mi’râcını kıldım namaz.
Süleyman Çelebi beytinde böyle ifade eylemiş:
“Sen, ey Resûlüm! Geldin, miraç eyledin, benim huzur-u âlime dâhil oldun, ümmetinin miracını da namazı kıldım. Ümmetin de namaz kıldı mı, miraç etmiş olurlar.”
Namaz, mü’minin miracıdır.
Biz namazla Allahu Teâlâ hazretlerine miraç ediyoruz, etmemiz lazım. Dünyayı, dünya fikrini bir tarafa koyup da namazı öyle kılmamız lazım. Namazın kadrini kıymetini bilelim. Namazı bir angarya gibi kılıyorsak, demek ki daha hamız. Daha kabuğumuz yeşil. Daha içimizde tat yok, ekşiyiz daha. Namazın zevkine varmışsan, tamam, olgunlaşmaya başlamışsın demektir. Namazın, miraç olduğunu bilip Allahu Teâlâ hazretleri huzurunda olduğunu bilip Allahu Ekber dediğin zaman;
“Yâ Rabbi! Sen her şeyden daha ulusun, daha büyüksün, senin huzuruna geldim. Bak, senin karşında, kul olduğum için kölen olduğum için mahlukun olduğum için elimi bağladım, boynumu büktüm, senin huzurunda duruyorum.” diye o Zât’ın huzurunda eğildiğini bilip secdeye kapandığı zaman, o şerefli pak alnını onun için yere koyduğunu bilip namazı öyle zevkle kılanlardan eylesin.
Urice bî ile’s-semâi fe-mâ merartü bi-semâin illâ vecedtü fîh’esmî mektûben Muhammedü’r-resûlullah ve Ebû Bekri es-Sıddîku hâlfî.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde de Miraç gecesini anlatıyor
“Miraç’ta semaya çıkarıldım. Göğe çıkarıldım, yükseltildim.”
Semaları geçti; birinci sema, ikinci sema, üçüncü sema… Hepsini geçti.
Her birinden geçer iken ileru,
Emrolurdu ya Muhammed, gel beru.
“Her semaya geldiğim zaman, hangi semadan geçersem, orada ismimi yazılı görürdüm. Muhammedün Resûlullah diye.” diyor ve “Ebû Bekr-i Sıddîk da arkamdaydı.” diyor.
Bu izahta Gümüşhaneli Hocamız rahmetullahi aleyh;
Eşâre bihî ilâ-hilâfetihi’l-kübrâ. “Bunda Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahu anh’in, Peygamber Efendimiz’den sonra onun halifesi olacağına işaret vardır.” diyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz işareten, kendisinden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk’in halife olacağını beyan buyurdu. Kendisi hastalandığı zaman mihraba Ebû Bekr-i Sıddîk’ı geçirdi. Bu ifade de yine Ebû Bekri Sıddîk’ın Peygamber Efendimiz’den sonra halife olacağı vardır.
Burada bir şeye işaret etmek isterim ki Peygamber vefat etti, İslâm devam ediyor. İnsanlar dünya üzerinde yaşadığı müddetçe İslâm devam edecek. Peygamber de Allah’ın sevgili bir kulu oluğu için “hasretlik bitsin” diye, Allahu Teâlâ hazretleri onu Huzûr-i âlisi’ne aldı; bu dünya hayatından terhis eyledi. Bu bir zor vazifeydi, sıkıntılı işti. Bu dünya hayatından aldı.
İslâm?
İslâm, Peygamber Efendimiz’den sonra da devam edecek.
“Peygamber öldü, İslâm bitti” diyebilir miyiz?
Denmez.
Ondan sonra da kim hangi hocaya tâbi olursa o hocadan sonra da yine bu iş bitmez.
Reeytü leylete usriye bî Mûsâ raculen ademe tuvâlen ca’den ke-ennehû min ricâli şenûete. Ve reeytü Îsâ raculen merbûa’l-halki ile’l-humreti ve’l-beyâdi sebta’r-re’si. Ve reeytü mâliken hâzine’n-nâri ve’d-deccâle.
Reeytü leylete usriye bî Mûsâ.
Resûlullah Efendimiz Miraç gecesinde yedi kat semayı geçti. Hiç kimseye nasip olmayan şeyler gördü. Diyor ki;
“İsrâ, Miraç gecesinde Musa aleyhisselâm’ı gördüm.”
Musa aleyhisselam asırlar önce yaşamış ama âhiret âleminde... Musa aleyhisselâm’ı Miraç’tayken semada görüyor.
“Dünyadaki, sağlığındaki hey’eti neyse, o hâliyle gördüm.” diyor.
Nasıl?
Raculen ademe. “Esmer bir adam.”
Cildi esmer...
Tuvâlen. “Uzunca boylu.”
Ca’den. Şerhte; “‘Eti sıkı’ mânasına gelir.” diyor. Ama “saçları kıvırcık” demek. Saçın kıvırcık olanına ca’d derler. Düz, sarkan, uzun olanına da müstersel, yani “uzatılmış, salıverilmiş” mânasına bir kelime, sebet kelimesini kullanırlar. Herhalde “kıvırcık saçlı” mânasına daha uygun.
Ke-ennehû min ricâli şenûete. “Sanki Şenûe kabilesi adamlarına benziyordu.” diyor, Peygamber Efendimiz.
Şenûe kabilesi de Yemen’de bir kabileymiş ki bunlar neseplerinin, soy soplarının temizliği ile ve ahlâklarının güzelliği ile tanınmış bir kabileymiş.
“Musa aleyhisselam o kabilenin insanlarına benziyordu.” diyor, Peygamber Efendimiz.
Ve reeytü Îsâ. “İsa aleyhisselâm’ı da gördüm.”
O nasıl?
Raculen merbûa’l-halki. “Mutedil endamlı bir kişi idi.” İle’l-humreti ve’l-beyâdi. “Kırmızı ile beyazdı, kırmızıya kaçan bir beyaz teni vardı.” Sebta’r-re’si. “Saçları düz ve öne sarkıktı, salıverilmişti.”
Hakikaten de eski hıristiyanların, yahudilerin kitaplarında da peygamberlerinin bu tarifleri, Peygamber Efendimiz’in şu tarif ettiği şekle uygundur.
Ve reeytü mâliken hâzine’n-nâri. “Miraç gecesinde cehennemin muhafızı olan Mâlik adlı meleği de gördüm.” Ve’d-deccâle. “Deccal’i de gördüm.”
Deccal de âhir zamanda zuhur edecek. Onun hakkında pek çok hadîs-i şerîfler var. Bir gözü kör olacak. İnsanları çağıracak. Kendisine tâbi olanlar hepsi cehenneme gidecekler. Kendisine karşı gelenler, ancak mü’minler onun Deccal olduğunu, kötü olduğunu anlayıp onlar kurtulacaklar, onun şerrinden, fitnesinden emin olacaklar. Büyük bir aldatıcı, büyük bir sahtekâr. Kendisi ulûhiyet iddiasıyla ortaya çıkmış bir kişi. Aleyhi’s-salâtu ve’s-selam Efendimiz onu da gördüğünü ifade etmiş, İbn Abbas radıyallahu anhümâ’nın rivayet ettiğine göre...
Reeytü’l-cennete ve’n-nâre. “Cenneti de gördüm, cehennemi de gördüm.” Fe-lem erâ misle mâ fîhimâ mine’l-hayri ve’ş-şer. “Bu ikisindeki hayır gibi, şer gibi hiçbir şey görmedim.”
Şunu demek istiyor: “Cenneti gördüm; o kadar çok hayırlar var ki tarifi mümkün değil. Yani dünyada hiç misli görülmemiştir. Cehennemi de gördüm; onda da o kadar kötü, feci manzaralar, haller var ki hiç misli görülmemiştir.”
Hakikaten pek çok âyet-i kerîme vardır ki cennetin evsâfını anlatır, pek çok âyet-i kerîme vardır ki cehennemin evsâfını anlatır. Mesela Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Mâ lâ aynun reet ve lâ üzünün semiat ve lâ hatara alâ kalbi beşerin.
“Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kimsenin hatır ve hayaline dahi gelmemiş olan nimetler var cennette.”
Neden?
Demin sanatından, kudretinden bahsettik ya Allahu Teâlâ hazretlerinin; Allahu Teâlâ hazretleri o sanatıyla, o eşsiz kudretiyle, kuvvetiyle kullarını memnun etmek için bir âlem halk etmiş; cennet... Kullarını memnun edecek her şeyi oraya ihsan etmiş, koymuş. Memnun olmamak mümkün değil. Cehennemden en son çıkıp cennete en son giren şahıs bile o kadar çok nimetlere mazhar olacakmış ki, o kadar çok devletler, izzetler, ikramlarla karşılaşacakmış ki; kendisine verilen kadar hiç kimseye verilmemiş sanacakmış. Halbuki sonuncu, sıra itibariyle en aşağıda. Kendisini birinci sanacakmış. O kadar çok nimete mazhar olacakmış. Cennet böyle...
Cehennemin de fecaatini tarife imkân yok. Hatta insan cennetle, cehennemle ilgili âyet-i kerîmeleri toplasa da bir ders yapsa... Cennet, Allahu Teâlâ hazretlerinin kullarına lütuf ve ikram, mükâfat yurdu. Cenneti, cehennemi anlatmak lazım.
Tabii bu dersin, bu hadîs-i şerîfin izahı kadar kısaca söylüyoruz. Bu dersten sonra, ilerideki başka meclislerde, başka toplantılarda cenneti, cehennemi geniş olarak inşaallah anlatırız.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi cehennemden âzat eylesin. Cennetine dâhil eylesin.
Sabahları, yatsıları namazdan sonra yedi defa;
Allâhümme Rabbenâ ecirnâ mine’n-nâr. Ve edhılne’l-cennete mea’l-ebrâr diyoruz. İşte bu şeyi istiyoruz.
Rabbenâ ecirnâ mine’n-nâr. “Yâ Rabbi! Sen beni cehennemden uzak eyle, oradan kurtar!” demek. Ve edhılne’l-cennete mea’l-ebrâr. “İyi kulların ile beraber yâ Rabbe’l-âlemîn, beni cennetine sok!” diye dua etmiş oluyoruz.
Peygamber Efendimiz bunun sabah ve yatsı namazlarında yedişer defa söylenmesini bizlere tavsiye eylemiş.
Hatta bir insan namaz kılsa, namaz kıldıktan sonra cehennemden Allah’a sığınmasa, cenneti istemese melekler ayıplarlarmış; “Bu nasıl, ne biçim kul ki hem Allah’a ibadet etti hem de cehennemden sığınmadı; hem Allah’a ibadet etti hem de cennetini istemedi.” Hatta hûriler de -darılıyorlar- derlermiş ki; “Bu hem namaz kıldı hem bizi talep etmedi, istemedi.”
Onun için, her namazın arkasından insan; “Yâ Rabbi! Sen beni cehennemden âzat eyle, cennetine dâhil eyle, hûrilerle, cennetin nimetiyle beni taltif eyle.” diye isteyecek. Bunun istenmesine dair Resûlullah Efendimiz’in tavsiyesi var.
Tabii kuru kuruya istemenin ötesinde gayret etmek de lazım. İnsanın “bal, bal, bal...” demekle ağzı tatlı oluyor mu?
Parayı vereceksin, balın iyisini arayacaksın, gideceksin, satışı yapacaksın, alacaksın, eve getireceksin, o zaman yiyeceksin. Yani sadece söz ile değil, insanın fiîlen de cehennemden kendisini uzak kılacak, cennete dâhil edecek işleri yapması lazım. Cennete şevki, iyiliklere sevk etmeli. Cehennemden korkusu, kötülüklerden insanı men etmeli.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
20.11.1988 -
Berat Kandili, İftar,
28.09.2000 -
Regaip Kandili, Recep
