İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

02.01.1983 - Kırklar, Deccal, Evlilik, Hz.Adem

02.01.1983 - Kırklar, Deccal, Evlilik, Hz.Adem
Hadisler Deryası

02.01.1983 - Kırklar, Deccal, Evlilik, Hz.Adem

06.12.2019
20 dk 46 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammed’in ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Len tahluve'l-ardu min erbaîne racülen misli Halîlü'r-rahmâni fe-bihim tüskavne ve bihim tünsarûne mâ mâte minhüm ehadün illâ ebdela'llâhu mekânehû âhar.

Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Sonunda da hadisin "hasen hadis" olduğu, sağlam temelli bir hadis-i şerif olduğu kaydı bilhassa belirtilmiş.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş:

Len tahluve'l-ardu.

"Yeryüzü boş kalmayacak."

Min erbaîne racülen.

Kırk adamdan hiçbir zaman mahrum kalmayacak.

Nasıl adam?

Misli Halîlü'r-rahmâni.

Allah'ın Halîli olan, Halîlullah olan, Rahman'ın Halîli olan, İbrahim aleyhisselam gibi kırk kişiden, yeryüzü hiçbir zaman boş kalmayacak."

Yeryüzünde daima, Halîlurrahmân İbrahim aleyhisselam sıfatlı kırk kişi mevcut olacak.

Fe-bihim tüskavne.

"Onların yüzü suyu hürmetine, kuraklıktan kurtulursunuz, yağmur yağar, onların hürmetine sulanırsınız, suya kavuşursunuz.

Ve bihim tünsarûne.

Onların hürmetine nusret-i ilâhiyyeye, Allah'ın lütfuna, yardımına mazhar olursunuz.

İllâ ebdela'llâhu mekânehû âhar.

Onların yerine Allah bir başkasını koymak suretiyle kırkı tamam tutar."

Kırk rakamını tamam tutar.

İşte bu bizim halkımızın "kırklar" dediği kimselerdir.

Halîlurrahmân kim?

Peygamberimizin ceddi, İbrahim aleyhisselam.

Halîl ne demek?

Halîl kelimesi önemli bir kelimedir.

Halîl, "samimi, sevgisi ta kalbine kadar yerleşmiş olan, sıkı fıkı dost, iyi dost, temelli dost" demek.

Hani "Sen benim dostumsun, ben senin dostunum." denir.

Allah bilir. Hele bir ticaret yapalım, bir yolculuğa gidelim, bir hac yapalım, bakalım da dostluğumuzun derecesini görelim, ne olacak? Bakalım sıkıntılı zamanda ne olacak? Sıkıntıda bana dirsek mi çevireceksin? Dostluk mu yapacaksın, yardım mı edeceksin?

Hz. Ömer birisini yanında meth ederlerken kızmış. "Sus!" demiş, "Sen onunla ticaret mi yaptın, alışveriş mi yaptın, kız mı aldın verdin, yolculuk mu yaptın, ne meth ediyorsun?" Azarlamış, fırsat vermemiş.

Demek ki dostluk öyle kolay kolay anlaşılmıyor. İnsan, insanın dostu. Refik, "yol arkadaşı" demek. Sadîk, "onu tasdik eden, beraber bulunan arkadaş" manasına. Hamîm, "sıcak, candan duygularla birbirine bağlı insanlar" demek; arkadaşlığın derecelerine göre.

Arap dili zengin, çeşit çeşit kelimeler var. Ama Halîl, "candan sırdaş, arkadaş" demek. Allah-u Teâlâ hazretleri İbrahim peygambere bu lakabı ihsan etmiş. Halîlullah, "Allah'ın samimi dostu, çok samimi dostu, sırdaş, içli dışlı, sevgisi ta gönlünün derinliğine temel katmış, kök salmış olan" öyle dostluk.

Allah Allah! Ne büyük sıfat! Sonra gördüm ki sahabeden bazıları bu kelimeyi Peygamber Efendimiz için kullanıyorlar.

Ebû Zer Gıfârî diyor ki; "Bana Halîlim Resûlullah şöyle buyurdu."

Ne demek?

"Canım gibi sevdiğim, sevgisi yüreğimin içine işlemiş olan, öldürseler ayrılmayacak derecede sevdiğim" demek.

"Halîlim" diyor. "Çok samimi dostum, sevdiğim" manasına geliyor.

İbrahim aleyhisselam işte öyle idi. Halîlurrahmân idi.

Neden?

İbrahim aleyhisselam'ı, menkıbesini okumak lazım. Kur'ân-ı Kerîm'de çok yerde bize İbrahim aleyhisselam meth ediliyor, kıssasına işaret ediliyor.

Ateşe atılmaya razı oldu da haktan dönmedi.

Yapabilir misin?

"Müslümanım elhamdülillah!"

Sen parandan vazgeçemiyorsun, canından nasıl geçeceksin?

Şakacı bir dostum var. Hikâye anlatıyor. Diyor ki rüya gördüm, görmemiş ama "Şaka olsun." diye rüya gibi anlatıyor:

"Rüyamda ortaya bir pehlivan çıktı. Yumruğunu hafifçe sıktı, kim açarsa mükâfat var. Pehlivan yapılı bir adam çıktı, uğraştı didindi, terledi, şakaklarından ter aktı, açamadı. Bu oturdu. Etrafta da bir sürü kalabalık, binlerce insan meydana çıktı. Bu er çok da güçlü kuvvetli değil, çelimsiz bir kimse. Yumruğunu sıktı; o açamadı. Sonra geldi koca Halîl, adalı Halîl pehlivan. Uğraştı didindi, olmadı. Koca Yusuf geldi, olmadı. Filanca geldi olmadı." diyor.

Pehlivanların isimlerini sayıyor, sayıyor. Sonra tarihten Arap diyarının meşhur pehlivanlarına geçiyor; ondan sonra dünya tarihinden meşhur isimlere... Hepsini tatlı tatlı anlatıyor.

"Sonra yanımdakine sordum." diyor, "Bu rüyamdaki adam hiç terlemeden, yumruğunu hafifçe tutuyor, öteki pehlivanlar uğraşıp didiniyorlar, şakaklarından ter akıtıyorlar, açamıyorlar, bu pehlivan kim? Niye böyle eli açılmıyor? Bu ne bahadır adammış, dünya pehlivanları karşısında âciz kaldılar!"

Bildin mi?

Bildim, bildim efendi, "Müslüman zengini" demiş.

Şakacı adam, demek istiyor ki Müslümanlar, paralarına sımsıkı sarılıyorlar da Hak yola, cihada, Allah yoluna sarf etmiyorlar, elleri açılmıyor. Cihan pehlivanları, demir kuşaklı pehlivanlar geliyorlar da şu yumruk eli açamıyorlar. Cömertliğe "el açıklığı" deriz ya, "Cömert hâle getiremiyorlar." demek istiyor.

Malını veremeyen, canını nasıl verecek?

Mal gider gelir, sonra Allah malının hepsini de istemiyor ki!

Bir insan cimri mi cömert mi, alameti nedir?

Zekâtını veriyorsa cimrilikten beraat eder.

Zekâtını veriyor mu?

Verdi, cimri değil. Ama zekâtın üstünde cömertlikler vardır, çeşit çeşit, derece derece cömertlikler vardır ve cömertlik çok güzel bir sıfattır. Her iş paraya dayanır. Hadi bakalım, İslâm'a hizmet etmek için orta yere çık. Her şey paraya dayanır.

Nereye dönsen ne yapsan para, gözü çıksın! Her şey para ile oluyor. İstemek zor. Birkaç defa bir dernek münasebetiyle, şöyle bir çarşı pazara gidelim; "İşte makbuzumuz, işte yapacağımız iş, para verebilir misin?" diyelim diye niyetlendik, insanın sırtı terliyor. Burada kürsüde konuşmak çok kolay, git de sen bir para iste bakalım, ne kadar zor, fevkalade zor oluyor. Laf lafı açtı da Halîlurrahmân'dan bahsederken bunları mevzu yaptık.

İbrahim aleyhisselam canını ortaya koymuş, hem de ne bahadır adam, tek başına bir şehir ahalisine "hayır!" diyor, "Yanlış yoldasınız, doğrusu budur, Allah'tan başka ilah yok. Bırak aya tapmayı, güneşe tapmayı, yıldıza tapmayı, elinle yaptığın taşa tapmayı, ağaca tapmayı, istediğin kadar süsle, üstüne istersen yakut koy, elmas koy, mücevher koy, put, taş, maden ne ise kıymeti yok! Bunlara tapmayın. Elinizle yaptığınız şeye tapılır mı?" diyor.

İbadethanenin içini, çeşit çeşit putlarla doldurmuşlar, tapınıyorlar. "Ben bunların hepsinin hakkından gelirim, görürsünüz siz!" diyor.

"Ben sizin bu putlarınızın hepsini haklarım."

Bir gün onlar şehirden çıkıp gittikleri zaman İbrahim Peygamber aleyhisselam -Allah şefaatine nâil etsin, Peygamber Efendimiz'in de ceddi, şimdiki Irak diyarında yaşamış- puthaneye girmiş hepsinin putlarını kırmış. Büyük putu orada meydanda bırakmış. Kırdığı baltayı, aleti de götürmüş onun boynuna asmış.

Onlar o merasimden dönüp de geldikleri zaman, tapınaklarına bakıyorlar ki her taraf parça parça olmuş, putların hepsi devrilmiş.

Kim yaptı bunu?

Birkaç kimse diyorlar ki; "'İbrahim diye delikanlı, yiğit vardı, o bu putlara kızıyordu, ben bunları bir benzetirim, bunların hakkından gelirim.' diyordu, o yapmıştır."

Getirin! Halkı topluyorlar, halkın huzurunda diyorlar ki; "Ey İbrahim! Bizim ilahlarımıza, tanrılarımıza bunu sen mi yaptın?"

Halk merakla, "Ne cevap verecek?" diye bekliyor.

Diyor ki;

"Konuşursa şu en büyük puta sorun!"

"Ya İbrahim! Biliyorsun ki bu konuşmaz!"

"E peki, konuşmayan, kendisini müdafaa edemeyen, bir fayda bir zarar getiremeyen şeye niçin tapıyorsunuz?"

Cevap yok, bu makul sözün üzerine ne cevap verilebilir?

"Bu adamı yakın! İlahlarınıza, tanrılarınıza böylece yardımcı olun!" diye hükmediliyor.

İbrahim aleyhisselam'ı yakacaklar.

Allah yaktırmayınca sen yakabilir misin? Allah, dostunu yaktırmazsa sen yakabilir misin? Dağlar gibi odunu yığıyorlar da yakamıyorlar. Dillere destan olmuş. Allah-u Teâlâ hazretleri, İbrahim peygambere ateşin içini gülistan etmiş.

O peygamber; işte o sıfatlı, o imanda, o kuvvette, o kalpte, o gönülde kırk kişi daima mevcut olur. Daha başka rakamlar var, daha başka üçler, yediler, kırklar, üçyüzler çeşitleri var da insanın oralardan bahsetmesine lüzum yok. Hadis-i şerifte bu kadar, buyrulmuş, hem de "hasen hadis" diye zikredilmiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri o velî kulların şefaatlerine bizleri nâil etsin. Bizi onların dostluğunda etsin. Allah dostları ile dost olmayı bize nasip etsin, Allah düşmanlarına da gönül bağlamamayı, o feraseti, o görüşü cümlemize nasip etsin.

Len yecmea'llâhu alâ hâzihi'l-ümmeti seyfe'd-deccâli ve seyfe'l-melhameti. "Allah-u Teâlâ hazretleri bu ümmetin üzerine Deccal'in kılıcıyla, Melhame'nin kılıcını beraber bir araya getirmeyecek."

Bu ne demek?

Kıyametin alametleri içinde "deccal" çıkacak. Deccal, insanları hak yoldan saptıracak. Mü'min kimseler onun alnında hâzâ kâfirün yazdığını basiret gözleriyle görecekler, "Bu kâfirin ta kendisidir." diye bilecekler.

Ama ekseriyet ona uyacak, çünkü deccal çok hünerler gösterecek. Herkesi kendisine bağlayacak, adeta taptıracak. Tabi bu sözlerin altında çok esrar, çok ince şeyler var.

Çok garip bir şeydir ki ben Avrupa'da bulunduğum sırada Hristiyanlar, kendi adamlarını; büyük bir savaşa davet edip duruyorlar.

"Hazır olun, derlenin, toplanın, hazırlıklara girişin, büyük bir savaş olacak." diye,

"Armaggedon savaşı" diye bir isim de veriyorlar. Hıristiyanları o savaşa hazırlayıp kışkırtıp duruyorlar. Herhalde öyle kışkırtacak da üzerimize mi gelecekler, nasıl olacaksa Allah da bizlere akıl fikir versin de kendimizi derleyip toplamak nasip etsin. Müslümanların gönüllerini, birbirleriyle te'lif eylesin. Aralarındaki ihtilafları kaldırsın.

"Deccal'in kılıcıyla, bu Melhame'nin sıkıntısı, ikisi bir arada olmayacak." buyurmuş Peygamber Efendimiz.

İstikbale ait bir haber bu. Şu anda yok, önümüzdeki bir zamana ait.

Ne zaman olacak?

Allah bilir.

Ne zaman olacağı bilinmeyen ama yakın bir zamanda, uzak bir zamanda olacağı bilinen şeye karşı akıllı insan tedbir alır.

Onun için herkesin aklını başına toplayıp ona göre hareket etmesi, tedbir alması uygun olur.

Lev enne'l-mâe'llezî yekûnü minhü'l-veledü ehraktehû alâ sahratin le ahraca'llâhu minhâ veleden ve leyahlükanna'llâhu teâlâ nefsen hüve hâlikuhâ.

Bu, Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şeriftir ki Allah-u Teâlâ hazretlerinin halk etmesiyle, yaratmasıyla ilgilidir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:

"Hani şu çocuğun olduğu su var ya, çocuğun yaratılmasına vesile olan o su eğer bir kayanın üstüne dökülse Allah ondan, o kayada bile bir çocuk hâsıl eder. Allah yaratacağı nefsi muhakkak ve mutlaka yaratır."

Bu ne demek?

"Çoluk çocuk sahibi olmayacağım, diye boşuna çırpınıp durma, doğum kontrolü filan diye uğraşıp durma; Allah yaratacaksa yaratır!" demek.

Spiral kullan, şöyle yap, böyle yap, şudur budur, hepsi... "Takdirde ne varsa, öyle olur!" demek.

Lev enne bükâe Dâvûde ve bükâe cemî'i ehli'l-ardı ya'dilü bi bükâi Âdeme mâ adelehû.

Bu hadis-i şerif de Hz. Âdem aleyhisselam'ın mahzunluğu hakkında:

"Eğer Davud aleyhisselam'ın ağlamasıyla, bütün yeryüzü insanlarının ağlaması, gözyaşları bir araya gelse hiçbirisi Âdem aleyhisselam'ın ağlamasına denk olamaz."

Hepsi bir araya gelse yine denk olmaz.

Âdem aleyhisselam niye ağladı?

Âdem aleyhisselam, Allah tarafından cennette yaratıldı. Havva anamız yaratıldı. Allah-u Teâlâ hazretleri onlara; "Burada yiyin, için, yaşayın ama sakın şu ağaca yaklaşmayın, sonra günahkârlardan, zalimlerden olursunuz." diye, yasak koydu.

"Yiyin, için, cennette her şey serbest, yalnız şu ağaca yaklaşmayın!" diye, bildirdi.

Hz. Âdem aleyhisselam'ın yaklaşmaması lazım. Yaklaşmayacak ama Allah, İblis aleyhillane'yi de şeytanı da yaratmıştı.

İblis aleyhillane, Âdem aleyhisselam'a geldi, dedi ki;

"Ey Âdem! Ben seni ebediyet ağacına kılavuzlayayım mı? Ve hiç elden gitmeyecek bir saltanat, bir büyük nimete seni sahip kılayım mı?" diye kandırdı.

"Bunu yediğin zaman ebediyen cennette kalacaksın, elinden hiç gitmeyecek bir nimete kavuşacaksın." diye, şeytan Âdem aleyhisselam'ı cennete olan sevgisinden dolayı oradan yakalayıp kandırdı.

Âdem aleyhisselam da "Cennette ebediyen kalacağım, zail olmaz, yıpranmaz, elden gitmez bir mülke, egemenliğe, saltanata ereceğim." diye, Havva anamızla beraber o ağaçtan yiyince, Allah-u Teâlâ hazretleri onları cennetten çıkardı.

Tabi "Bunların esrarı nedir? Bu sözlerin manası nedir? Aslı, esası nedir? İnceliği nedir? Hikmetleri nedir?" diyecek olursak, bizim sözlerimizin hepsi rivayete dayanır.

Görsek güzelce tasvir ederdik ama cenneti nasıl tasvir edelim, o eskiden olmuş hadiselerin inceliklerini nasıl tarif edelim? Kur'ân-ı Kerîm'in kullandığı kelimelerle o çizgi içinde kalarak, o edeple bu kadar anlatıyoruz.

Bir hevese tamah etti, tamahtan bak ne oldu? Cennetten çıktı, onun için "Tamah kötüdür." derler.

Bak tamahkârlık, bir şeye tamah etmek, Âdem atamızı cennetten çıkardı. Cennetten çıkınca Âdem atamız binlerce yıl ağladı. O kadar çok ağladı ki Davud aleyhisselam'ın ağlaması ve cümle ehl-i arzın ağlaması o ağlamaya denk düşmez. Çok ağladı. O devlet elinden gidince, yaptığı işe çok pişman oldu. Ağladı, ağladı, ağladı.

Sonunda malum Allah-u Teâlâ hazretleri affetti, peygamberlik ihsan etti. En sonunda yine Allah'ın has hâlis kulu olarak cennete girdiler.

Şimdi buradan bir ders daha çıkarılabilir, her günah ki nefse uymaktan, tamahtan olur. İnsan ağlarsa, gözyaşı dökerse, pişmanlık duyarsa, affolur. Bir günah ki kibirden olur, burun büyüklüğünden olur, Allah onu affetmez.

Bak Âdem aleyhisselam bir hata işledi, ağladı, pişman oldu, Allah affetti. İblis aleyhillane kibirlendi, büyüklendi, böbürlendi; "Ben ondan daha üstünüm." dedi.

Allah-u Teâlâ hazretleri; "Âdem'e secde et." deyince, dedi ki "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın."

Ateşin topraktan hayırlı olduğunu sen nereden çıkarıyorsun?

Neticede ukalalık etti, emir tutmadı, secde etmedi. Karşı geldi, kibirlendi. Böylece İblis aleyhillane kâfirlerden oldu. Kibirden olunca karşılığında af olmuyor. Oradan da o ders çıkıyor.

Lev enne ehle's-semâi ve'l-ardı işterekû fî demi mü'minin, le ekebbehümu'llâhu fi'n-nâr.

Bu da bir Müslümanın hayatının, kanının, canının ne kadar önemli olduğunu gösterir bir hadis-i şeriftir ki manası şöyle:

Lev enne ehle's-semâi ve'l-ardı işterekû fî demi mü'minin. "Eğer yer ve gökler ehli bir Müslümanın kanını dökmekte iş birliği yapsalar, hepsi bir arada bir Müslümana gadredip onu kıstırıp öldürseler, katletseler, şehit etseler" Le ekebbehümu'llâhu fi'n-nâr. "Allah onların çokluğuna bakıp da onlara, 'Bu kadar çok insan da cezalandırılmaz ki!' demez, hepsini cehenneme atar. Bir mü'min için, cümle yer gök ehlini cehenneme atar."

O kadar önemli!

Hani demin dedim ya; "İslâm'ın büyük hedefleri vardır, biri de canı korumaktır."

Hayat! Son derece kıymetli!

"Ben kendi canımdan bezdim, ben kıyarım!"

Kıyamazsın!

Kendi canına da kıyamazsın, başkasının canına da kıyamazsın. Canı almak, vermek Allah-u Teâlâ hazretlerine ait. Sen bu hayatın meşakkatlerine sabretmekle mükellefsin. Kıyamazsın! Başkasını da öldüremezsin.

Şu memleketi, Müslümanları korumak için hudutta beklersin, ölürsen şehit olursun, öldürürsen helal olsun, hiçbir şey yok.

Neden?

O geldi mi burada neler yapacak bir bilsen. Bir geldi mi buraya neler yapacak? Ne zulümler olacak; senin o döktüğün kandan kaç misli fazla kanlar akacak.

Kızıl kemerler bilmem nereye girmiş, bir şehre, beldeye girmiş de toplu mezarlar çıkmış. On bin kişi...

Koyun olsa on bin tane koyun. "Müslümanlar Kurban Bayramı’nda koyun kesiyorlar." diye herifler kıyamet koparıyor. Sanki mezbahalarında et kesmiyorlarmış gibi, hiç et yemiyorlarmış gibi, kıyamet koparıyorlar.

Peki bu insan!

Bak İslâm insana ne kadar kıymet veriyor. İnsanı insan yapan, insanı sultan yapan İslâmiyet'tir.

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA