İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.03.1982 - Sabır, Allah İçin Birbirini Sevmek

07.03.1982 - Sabır, Allah İçin Birbirini Sevmek
Hadisler Deryası

07.03.1982 - Sabır, Allah İçin Birbirini Sevmek

05.05.2026
17 dk 17 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Kâle'llâhu tebâreke ve teâlâ

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ın rivayet eylediğine göre şöyle buyurmuş:

Kâle'llâhu tebâreke ve teâlâ. "Allah-u Tebâreke ve Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:"

İzâ veccehtü ilâ abdin min abîdî. "Ben Azîmüşşân..." Bu, Allah-u Teâlâ hazretlerinin sözü. Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor:

İzâ veccehtü ilâ abdin min abîdî. "Kullarımdan bir kula..." Musîbeten. "Bir musibet, bir bela, bir dert tevcih etmişsem, yöneltmişsem..."

Hangi hususta? Fî bedenihî. "Bedeninde." Ev fî veledihî. "Veyahut çoluk çocuğunda." Ev fî mâlihî. "Veyahut malında..."

Bedeninde musibet ne olur? Hastalık. Yani, "Bir kulumu hasta etmişsem..."

Çoluk çocukta musibet nasıl olur? Çocuğu hastalanır, yaşamaz, ölür... Allah'ın hikmeti...

Yuhricü'l-hayye mine'l-meyyiti.

Âsi olur, Allah etmesin. Oradan bir musibet...

Ev fî mâlihî. "Veyahut malına bir zarar gelir." Bunlar olur...

Sümme istekbele zâlike bi-sabrin cemîlin. "O kul böyle bir belaya musibete uğradıktan sonra sabr-ı cemîl gösterirse, yani tahammül gösterirse..."

Neden tahammül gösteriyor? Cümle işler Hâlık'ındır... "Her işi Allah-u Teâlâ hazretleri takdir eylemiş, bize de böyle takdir etmiş."

Hastalığı ben kendim mi istedim? Çarşı pazardan mı aldım? Geldi. Hiç kimse hasta olmak istemez.

Malımın azalmasını ister miydim? Oldu.

Sabr-ı cemîl gösteriyor. Sabır mâlum. Cemil, "güzel" demek. Güzel sabır gösteriyor, bağırıp çağırıp, feryâd-ü figân edip diliyle olmadık sözler söylemiyor. Nice edepsizlik çeşitleri vardır, burada söylememize lüzum yok, sabırsız oldu mu insan neler söyler...

İstahyeytü minhu yevme'l-kıyâmeti ensabe lehû mîzânen ve enşure lehû dîvânen. "Kıyamet gününde ona terazi koymaya ve hesap yapmaya hayâ ederim."

Demek ki bu küçük bir hastalık değil, bayağı insanı sarsan bir şey. Öyle anlaşılıyor. Cevabı böyle geldiğine göre... İnsana epeyce zorlanacağı bir sıkıntı geldi, feleğini şaşırdı, bir sendeledi... Ama yutkundu, sabretti. Allah-u Azîmüşşân hazretleri ki kâinatı yaratmış.

Biz O'nun nesiyiz? Milyarların milyarları kullarından bir kuluz. Zerrelerden bir zerreyiz. Bizden önce milyarlar geçti, bizden sonra milyarlar gelecek, hâlen de milyarlar var. Biz onlardan bir taneciğiyiz. Yani bir yolun tozu zerresi gibiyiz. Bir âciz zerreyiz. Allah-u Teâlâ hazretleri bizden utanıyor!

Allah-u Teâlâ hazretlerinin utanması ne demek? Tıpkı rahmeti, gazabı gibi...

Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmeti ne demek? "Acıması, şefkat etmesi" demek.

Gazabı ne demek? "Kızması" demek.

Allah-u Teâlâ hazretleri kızar mı? Ezer geçer! Takdiri bir gelir, darmadağın eder! Tenezzül mü edecek kuluna? Kızmak ne demek? Biz anlayalım diye...

"Allah-u Teâlâ kızıyor." demek, "Bu işte rıza yok." demek. "Allah-u Teâlâ hazretleri utanır." demek, "Bu iş olmayacak." demek.

Olacak hâdiseyi biz insanların hâlet-i rûhiyesiyle bize anlatıyor.

Demek ki bir insan, bu hadîs-i şerîften anlaşıldığına göre, kendi vücudunda, evlâd-u iyâlinde, ailesinde veyahut malında büyük bir belaya, sıkıntıya uğrarsa sabretsin. Çünkü sabrederse Allah orada ona hesap sıkıntısı göstermeyecek. "Bu kulum burada imtihanı kazandı..."

İmtihan edilen bir daha imtihan edilir mi? "Dünyada kazandı." diye orada defteri açıp, hesabı görüp de "Ne kadar hayır işledin? Ne kadar şer işledin?" diye hesap etmeyecek de bigayri hisâb cennete dâhil edecek. Hesapsız lütfedecek. Onun için, sabır güzel bir huydur.

İnna'llâhe mea's-sâbirîn. "Allah-u Teâlâ hazretleri sabredenlerle beraberdir."

Sabır, imanın bir meyvesidir. İman etmeyen insan sabır da edemez. İman eden insan, dağlar gibi bela gelir de onu da hazmeder, onun da üstünden gelir. İman etti mi olur. İman etmedi mi mümkün değil. İman etmeyen bir insana bir felaket gelir, bakarsın darmadağın olmuş gitmiş.

İran şâhı saltanatından oldu; adam hazmedemedi, birkaç yıl içinde kahroldu gitti. Kendi kendini yedi, kanser oldu gitti. Tahammül edemedi.

Mü'min tahammül eder.

Men âmene bi'l-kaderi emine mine'l-keder. "Allah'a iman eden kimse kederden emniyette olur."

Bu da geçer... Ne olacak, bu dünya hayatı... Zaten "dünya" dediğin nedir ki içindeki bir hâdiseye bu kadar üzülmeye değsin!

Ankara'da bir arkadaş var, ne zaman karşılaşsak şikâyet [eder;] "Ah benim başıma gelenler hiç kimsenin başına gelmemiştir! Derdimi bir bilseniz..." Feryat figan, ah vah... İşi bu yani... Sanki "Ah!" deyince insan her yerde onu hatırlayacak, o hâle gelmiş. Bir hâdiseye üzülmüş, yine bana dert yanıyor.

"Bu hâdise senin ömründeki milyarlarca hâdiseden bir tanesi, küçük bir hâdise... Bir sürü günün var, her günün içinde bir sürü hâdiseyle karşılaşıyorsun. Bu bir tanesi... Bu kadar küçük bir hâdise, değer mi bu kadar [dert yapmaya?] Biraz tahammül et, metin ol." diye söyledim. Güldü...

Demek ki sabır önemli.

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize âfiyet, saadet, selâmet versin. Biz Allah-u Teâlâ hazretlerinden dâima âfiyeti isteriz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz öyle emrediyor:

"Allah-u Teâlâ hazretlerinden bir şey istediğiniz zaman âfiyet isteyiniz; çünkü âfiyet hem belalardan hem maddî hastalıklardan uzak olmayı, dünyada âhirette rahatlığı ifade eder. Onu isteyin." Diyor, isteriz.

Allah-u Teâlâ hazretlerinden; "Yâ Rabbi! Sen bana bela ver, sabredeyim, derecem artsın." gibi bir şey [istemek de] doğru değil. Bela, dert istenmez.

Bir keresinde Peygamber Efendimiz bir zâtın yanına gitti, baktı ki hastalıktan kuş yavrusu gibi kalmış. Yani erimiş, küçülmüş... Dedi ki:

"Ey filanca, sen Allah'a dua etmesini bilmez miydin?"

"Yâ Resûlallah, bilirdim ama şöyle dua ederdim: 'Yâ Rabbi! Sen bana âhirette vereceğini bu dünyada ver de âhirette rahat edeyim. Dünyada çekeyim, âhirette çekmeyeyim.' derdim."

"Yok, öyle demeyecektin, âfiyet isteyecektin. Âfiyeti isteseydin ya..." diyor.

Cömert olan biz miyiz, Allah-u Teâlâ hazretleri mi? O dünyada da âhirette de iyilik vermeye kâdir değil mi? Elbette kâdir.

Onun için, "Yâ Rabbi! Sen bize dünyada da âfiyet ver, âhirette de âfiyet ver. Dünyada da zenginlik ver, âhirette de zenginlik ver. Dünyada da sıhhat ver, âhirette de sıhhat ver. Dünyada da izzet ikram nasip et, âhirette de izzet ikram nasip et. Dünyada da kimsenin karşısında hor zelil etme, mağlup mahçup etme, âhirette de kimsenin karşısında mağlup mahçup etme, günahlarımızı saçıp mahşer halkına bizi rezil rüsva etme..." İsteyeceğiz. İstemek bizden. Allah-u Teâlâ hazretleri duayı da seviyor.

Ama hayatın icâbı olarak başımıza bir hal geldiyse... Tek bizim hatırımıza kâinatın nizamı mı değişecek? Dilerse değiştirir ama belli bir nizamı var. Doğanlar ölüyor. İnsanlar hasta oluyor. Hayatta insan bazen iyi, bazen kötü günler görüyor. Bunlar olacak.

O halde [bela] geldiği zaman sabredeceğiz ki mükâfatı çok.

Bir kere şu şeref yeter insana ki;

İnna'llâhe mea's-sâbirîn. "Muhakkak ve muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir."

İstemez misin, Allah-u Teâlâ hazretleri sana maiyet-i aliyyesini taltif olarak veriyor;

"Kulum sen sabrettin, ben senin yanındayım." diyor. Yani "Seni seviyorum, senin yanındayım." diyor.

Vallâhu yuhibbu's-sâbirîn. "Allah sabredenleri sever." diye bildiriyor. Onun için bela, ceza, musibet istemeyiz; fakat gelirse sabretmek lazım.

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi âfiyet üzere eylesin. Mukadderâttan bir kader bize isabet eder de bir sıkıntıya uğrarsak sabr-ı cemîl ihsan eylesin ki ecr-i cezîle nâil olalım.

Bir hadîs-i şerîf daha okuyalım.

Kâle'llâhu tebâreke ve teâlâ

Bu hadîs-i şerîf Ubâdetübnü's-Sâmit radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Sonuna kadar okumayayım da kelime kelime okuyarak ilerleyeyim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Kâle'llâhu tebâreke ve teâlâ. "Allah-u Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu:"

Hakkat mahabbetî li'l-mütehâbbîne fiyye. "Benim için birbirini seven kullarıma benim muhabbetim vacip oldu."

"Benim için birbirlerini seviyorsa kullarım, Allah rızası için birbiriyle ahbaplık ediyorsa, muhabbetleşiyorsa benim muhabbetim de onlara gerekli oldu, vacip oldu, hak oldu."

Yani, "Benim için birbirini seven kullarımı ben severim." demek. İş oraya varır. Hem de "Vacip oldu." diye söylüyor. Hakkat mahabbetî. "Tahakkuk etti, vacip oldu, gerçekleşti, gerekli oldu." diyor.

Birbirlerine kin güden, birbirlerinin kuyusunu kazan, birbirine çelme takan, birbirinin arkasından atıp tutan insanlara Allah akıl fikir versin!

Şu taltif, şu rütbe varken ne diye düşmanlıkla uğraşır bu insanlar? Dostluk etmek, Allah'ın dostluğunu kazanmak varken, kâinatta bu kadar güzel şey varken insan düşmanlığa zaman bulamaz. Cahillik işte... Bilse yapar mı? İnsanlar sevmesini bile bilmiyor. Emin olun, bilmiyor! Onu da öğretmek lazım, nasıl öğreteceksek... Herhalde sevdiği başka şeylerden, "Bak onu nasıl seviyorsan bu da böyledir." diye kıyas yoluyla öğretmek olabilir. "Sen yemeklerden, çiçeklerden, renklerden hangisini seversin? Hani onu sevdiğin zaman içinde bir şey kıpırdıyor ya, işte öyle seveceksin." diye, bu sevgiyi öğretmek lazım. Herhalde biraz da [sevgiyi] yeşertmek, beslemek lazım. Artık vitamin mi vereceksin, nasıl olacaksa... Onun vitamini de Allah-u Teâlâ hazretlerinden yine; Allah-u Teâlâ hazretlerini zikredeceksin, zikredeceksin; O'nun muhabbeti senin gönlüne bir ateş düşürecek, başlayacaksın yanıp yakınmaya... O zaman Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yunus Emre, Eşrefoğlu Rûmî gibi, bağlasalar durur musun?..

İçsen bu sudan dostum, bir daha susamazsın.

Bir hal gelir, ağlayamazsın, susamazsın.

Yerinde duramazsın. Öyle bir hâle gelir. İşte oradan beslenmeyince taşıma suyla değirmen dönmüyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz neden "Zikir en büyük ibadet." demiş?

Dinamo, kuvvet, muhavvile merkezi harekete geçiyor, artık enerji kaynağıyla bağlantı sağlanıyor da ondan oluyor. Yoksa bir atımlık barutla düşman yenilmez ki! Devamlı bir muhabbet olacak ki o cevr-ü cefâlar aşılsın da insan sevebilsin.

Nazar eyle itirü

Bazar eyle götürü

Yaradılanı hoş gör

Yaradan'dan ötürü

De bakalım! Hadi bakalım, Yaradan'dan ötürü bir yaratılanı hoş gör. Onun için insanda yürek lazım. Eğitim, terbiye lazım. O damarları tıkarsan, o yolları kesersen o zaman insanlar birbirlerini yer. Muhabbeti öğrenmiyor ki!..

Hadîs-i şerîfe devam edelim:

Ve hakkat mahabbetî li'l-mütevâsılîne fiyye. "Birbirleriyle irtibatını benim için devam ettirenlere benim muhabbetim vacip oldu."

Bu ne demek? Arkadaşlığı, ahbaplığı kesmiyor. Hani biz seninle beraberdik? Hani beraber arabalara binip zevk-ü sefalara, gezmelere, tozmalara beraber gitmiştik? Ne oldu şimdi? Kesti.

Bak ne diyor? Mütevâsılîne fiyye. "Benim için birbirleriyle irtibatını devam ettiriyor."

Hakiki Müslümanın ahbaplığı, arkadaşlığı seneler senesi sürer. Sen kestin; demek ki Müslümanlığında bir şey var. O eski dostun ne oldu, nerede kaldı? Niye aramıyorsun? Demek ki Müslümanların birbirleriyle muhabbeti devam ettirmesi lazım.

Ve hakkat mahabbetî li'l-mütenâsıhîne fiyye. "Birbirlerine hâlisâne, muhlisâne, ihlâslı davranan, öğüt nasihat eden kimselere benim muhabbetim hakikat oldu, vacip oldu, gerekli oldu."

Demek ki birbirimize hulûs-u kalp ile hâlisâne muamele etmemiz gerekiyor. Kusur görürsek, tatlı tatlı, kardeşçe, elimizi omzuna koyup; "Kardeşim bu böyle olursa sen bundan zarar görürsün, bunun doğrusu şudur." diye, muhabbeti bozmadan birbirimizi ikaz etmemiz gerekiyor. Hepimiz yolcuyuz, hepimiz Allah'ın huzuruna çıkıp hesap vereceğiz. Yardımlaşalım. Dünya imtihanında yanındaki insana sorunun cevabını vermemek gibi değil ki; bu imtihanda insan yanındakine de sorunun cevabını söylerse sevap kazanıyor. "Ey kardeşim, bu yolun yanlış, şöyle gidersen doğru olur." diye ikaz edersen Allah seviyor ve onun doğru yola gelmesinden dolayı sen ecir kazanıyorsun.

Onun için, birbirimize karşı kalplerimizi temiz tutalım da birbirimizin iyiliğini isteyelim. "Ben yemeyeyim, o kardeşim yesin. Ben giymeyeyim, o kardeşim giysin."

Allah bizim zümremize nasip eylesin, cümle Ümmet-i Muhammed'e -sallallahu aleyhi ve sellem- muhabbet nasip eylesin.

Iraklı da "Müslümanım" diyor, İranlı da "Müslümanım" diyor. Sen karşı tarafa nasıl kurşun atarsın? Sen onlara nasıl silah verirsin? Silah vermek de vebal. Aldı mı silahı onu kime atacak? Ya Ahmet'e ya Mehmet'e atacak...

Arasını niye şimdiye kadar bulamadın? Niye hâlâ dövüştürtüyorsun? Horoz dövüşü seyreder gibi [onları seyretmekten] zevk mi alıyorsun? Müslümanlığımız çok eksik...

Ve hakkat mahabbetî li'l-mütezâvirîne fiyye. "Benim için birbirlerini ziyaret edenlere benim muhabbetim gerekli oldu, vacip oldu."

Demek ki birbirimizi Allah için ziyaret edeceğiz. Gün ayıracağız. Televizyondan vakit yok, akşamları evde, cumartesi pazarları evde... Hani arkadaşlarını aramak sormak?

Kalkıp gideceksin. Sen buradan kalkıp Ümraniye'ye gideceksin; o kalkacak, Gebze'den falanca yere gelecek; ötekisi Yeşilköy'den Karaköy'e gidecek. Birbirimizi arayıp soracağız, ziyaret edeceğiz. O ziyaretin ecri var; insan Allah'ın muhabbetine eriyor. Dünyevî bir menfaat için değil de Allah için oldu mu Allah'ın muhabbetine nâil oluyor.

Allah'ın muhabbetine ermeyi istemez miyiz? O zaman bu hadisi iyi dinleyeceğiz, buna göre hareket edeceğiz. Allah'ın muhabbeti nasıl geliyormuş, görülüyor. Birbirini Allah için ziyaret edenlere de geliyormuş.

Ve hakkat mahabbetî li'l-mütebâzilîne fiyye. "Benim muhabbetim birbirlerini Allah rızası için bezl-ü ihsanda bulunanlara vacip oldu."

Demek ki birbirimize de biraz ikram edeceğiz. Kazandığımızdan, elde ettiğimizden, eldekinden, evdekinden konumuz komşumuz, dostumuz, ahbabınız istifade edecek.

Dürüş, kazan, ye, yedir,

Bir gönül ele getir, dediği gibi Yunus'un...

Arada bir ziyafet ver.

"Bizim hanım çok zorlanıyor." Ne zorlanacak; çarşıdan iki kilo baklava alırsın, şunu alırsın, bunu alırsın, beş tane arkadaşı çağırırsın, beraber bir yemek yersiniz. "Kusurumuza bakmayın, işte bu kadar yapabildik." dersin.

Ama sen misafire ikram etmek için elinden geldiğini yaparsın da o evine gelen arkadaşınla sonra bak nasıl samimiyet olur, nasıl senli benli olursun... O senli benli olunca da muhabbetlerden neler hâsıl olur...

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA