İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.10.1982 - Sabah Akşam İbadet

17.10.1982 - Sabah Akşam İbadet
Hadisler Deryası

17.10.1982 - Sabah Akşam İbadet

04.08.2026
19 dk 20 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Le en ak'ude ezkürullâha min tulû'i'l-fecri ilâ tulû'i'ş-şemsi ukebbiruhû ve ahmeduhû ve ühelliluhû ve üsebbihuhû ehabbu ileyye min en u'tika rakabaten min vüldi İsmâîl ve le en ezkurallâhe min ba'di salâti'l-'asri ilâ en teğîbe'ş-şemsu ahabbu ileyye min en u'tika erba'a rikâbin min vüldi İsmâîl.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Taberanî'de Ebu Ümâme el-Bahilî hazretlerinden rivayet edilmiştir.

Peygamberimiz, Efendimiz hazretleri bu hadis-i şerifinde bize sabah ve akşam Allah-u Teâlâ hazretlerine ibadet ve taat etmenin fazileti hakkında bilgi veriyor. Buyuruyor ki;

Le en ak'ude ezkürullâha min tulû'i'l-fecri ilâ tulû'i'ş-şemsi. "Benim oturup güneş fecrin doğuşundan güneşin doğuşu zamanına kadar Allah'ı zikretmem…" Ukebbiruhû ve ahmeduhû ve ühelliluhû ve üsebbihuhû ehabbu ileyye. Allah-u Ekber, elhamdülillah, lâ ilâhe illallah, sübhanallah demem, benim için daha sevimlidir…" Min en u'tika rakabaten min vüldi İsmâîl. "Hz. İsmail aleyhisselam'ın evladından, o asil aileden köle azat etmekten daha sevimlidir."

O aileden bir köleyi azat etmek 12 bin köleyi azat etmek gibiymiş. Peygamber Efendimiz; 12 bin insanı parasını verip, esirlikten kurtarıp azat etmekten daha sevimlidir, diyor.

Ve le en ezkurallâhe min ba'di salâti'l-'asri. "Ve ikindi namazından sonra da benim Allah-u Teâlâ hazretlerini zikreylemem…" İlâ en tağîbe'ş-şemsu. "Güneş batıncaya, ufuktan kayboluncaya kadar zikre devam etmem…" Ahabbu ileyye. "Benim için daha sevimlidir." Min en u'tika erba'a rikâbin min vüldi İsmâîl. "Hz. İsmail aleyhisselam'ın dört evladından dört köleyi azat etmekten bana daha sevimlidir."

Mânalar, kelimeler üzerinde biraz daha izah vererek bu hadis-i şerifin bizden istediği hususu açıklayayım:

Güneşin doğuşu hepimizin bildiği bir hadisedir, umumiyetle o vakit kalkıyoruz. Ama bir de fecrin doğuşu vardır.

Fecr: Yarılmak, açılmak demek. Mesela; Araplar bir çiçeğin, tomurcuğun açılmasını da fecr kelimesiyle ifade ederler, öyle anlatırlar.

Fecrde ne oluyor?

Karanlık açılıyor. Geceleyin doğu tarafına doğru bakarsanız, masmavi, kapkaranlık bir ufuk görürsünüz ama imsak vaktine kadar öyle görürsünüz. İmsak vaktinden sonra doğu tarafında bir değişiklik sezersiniz. Yukarıya doğru dikine bir ışık, aydınlık görürsünüz. İşte fecir budur ama fecir iki tanedir.

Birisi: Yukarıya doğru olan ışık bir müddet görünür, bir müddet kaybolur. Baktığınız zaman doğu tarafta, karanlığın içinde yukarıya doğru bir ışıklı hâl görürsünüz. Ondan sonra bir kaybolur, ortalık karanlık gibi olur. Buna kaybolduğu için fecr-i kâzib, "yalancı fecir" derler.

Bunun kayboluşundan itibaren doğu ufku yaygın olarak aydınlanmaya başlar. Artık karanlık, lacivertliğe; lacivertlik, maviliğe döner, gittikçe açıklaşır ve nihayet güneş doğar. O ikinci aydınlık başlama hâline de fecr-i sadık, "doğru, hakikî fecir" derler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

El-Fecrü fecrân. "Fecir iki tanedir."

Benim size aktardığım bu hususu Peygamber Efendimiz tarif ediyor:

"Birincisi: -Oruç için- yemeği devam ettirir; namazı haram kılar." Ne demek?

Eğer oruç tutacaksan buyur, yemeğe devam et ama sabah namazını kılma. Daha sabah namazının vakti gelmedi, daha gece sayılır, demek.

"Ötekisi de: Yemeği haram kılar, namazı helal kılar." Bu ne demek?

Fecr-i sadık doğduğu zaman artık yemek yeme işi bitti, oruç zamanı başladı; sabah namazını da kılabilirsin, demek. Fecir hadisesi umumiyetle şehirlilerin bilmediği bir hadisedir. Çünkü biz eğer uyanık Müslüman değilsek o zaman umumiyetle horul horul uyuruz. Hâlbuki;

Hiye hattâ matlai'l-fecr.

Gecenin bir mübarek pazarlık saati vardır. Allah-u Teâlâ hazretlerinin kullarına:

"Yok mu benden affını, mağfiretini isteyen, onu afv-u mağfiret edeceğim." diye seslendiği bir büyük pazar vardır. O pazarın bitme zamanıdır. Aslında o zamanda uyanık olup da o pazarda alışveriş edip ahiret kazançlarını sağlamak lazımdır. Ekseri insanlar bundan gafildir, bu zamanda uyurlar. O vakitte kalkıp da güneşin doğduğu yere baksalar bu hadiseyi tanırlar ama bilmezler.

Allah-u Teâlâ hazretleri Kadir gecesinde de gecenin hayrını, bereketini surede anlatıyor:

Hiye hattâ matlai'l-fecr, diyor. Bu hayır, bereket Kadir gecesinin güzelliği; fecrin tuluuna, fecr-i sadık doğuncaya kadardır. Ondan sonra pazarlık biter, pazar yeri kapanır, tatile girer; o, gecenin sonudur.

Fecir de sabahın başlangıcının işaretidir, o zaman sabah başlar.

Bunları niye biraz izah ettim?

Bazı kimseler diyorlar ki; "Oruç şöyleymiş böyleymiş…" Şimdi ortaya yeni rivayetler çıktı.

Sakın ha! Resûlallah Efendimiz' in tavsiye ettiği budur.

Mekke-i Mükerreme'ye, Medine-i Münevvere' ye gittiyseniz fecr-i sadıktan hemen sonra sabah namazını kılıverirler. Bizim gibi geciktirmezler. Biz Hanefî mezhebindeyiz: Eğer hava bulutlu değilse biraz tehir bizim için daha uygundur. Onlar sabah namazını erken kılmakta biraz acele ederler. Belki bu, oranın iklimiyle de ilgilidir, çünkü orda güneş biraz bastırdı mı insanın hareket imkânı kalmaz. Allah'ın her şeyde hikmeti var!

"Ümmetimin ihtilafı rahmettir." buyruluyor. Oranın iklimine göre o mezhebin uygulaması daha uygun. Sakın ha başkasının sözüne bakıp da ta ortalık iyice aydınlanınca kadar yemek yiyip de oruçları zedelemeyin! Asırlardır ulemamızın söylediği söz ortadır!

Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde diyor ki;

Fecirden güneşin doğuşuna, karanlığın açılmaya başlandığı zamandan güneşin ufuktan kaşını kaldırıp da göründüğü zamana kadar- aşağı yukarı iki saat kadar bir zaman vardır, Müslüman bu vakitte; sabah namazının sünnetini kılar, camiye gider, sabah namazını kılar. Ondan sonra da güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikrederek oturmam, sonra ükebbiruhû tekbir etmem…

Allah-u Ekber: Allah-u Teâlâ hazretleri her varlıkta her düşündüğüm şeyden çok daha büyüktür, azamet sahibidir, yücedir, âlâdır, çok daha yüksektir, demek.

Ve ahmeduhû. "Ve onu övmek."

Övmek ama boş övmek değil! Allah çeşit çeşit nimetlerini ikram ediyor, ihsan ediyor.

Hamd: Bir iyiliğin karşısında hakikî, içten bir övmedir. Biz Allah-u Teâlâ hazretlerine hamd ederiz.

Medih, hakikî de olur, yalan da olur. Mesela bakarsın; şairler, ya şerrinden korktukları için veyahut da parasına tamah ettikleri için ciğeri beş para etmez bir adamı över:

"Sen aslansın, kaplansın, iyisin, hoşsun…" Arkasından bir kese para gelecek diye veya boş yere över, ona medih derler.

Hamd, elle tutulur bir nimetin, bir ihsanın karşılığında olur. Onun için Allah'a hamd edilir.

Bu incelikten dolayı medih kelimesi değil de hamd kelimesi kullanılıyor. Allah'ın üzerimizde nimetleri çok olduğundan o nimetleri düşünüyoruz da;

"Yâ Rabbi! Çok şükür, nimet verdin; sıhhat, akıl, irfan, iz'an verdin, evlat verdin, Kur'an verdin, Resûlullah'a ümmet eyledin, yediriyorsun içiriyorsun… Çok şükür! Çeşit çeşit meyveler, sebzeler, tatlılar… Sofralarımız dolup taşıyor. En fakirimizin bile sofrasında birkaç çeşit nimet var, çok şükür yâ Rabbi!" diyerek böyle hamd etmek gerek. Ondan sonra da;

Ve ühelliluhû lâ ilâhe illallah. "Allah'tan başka ilah, mabut yoktur. Allah'tan başka önünde eğilip sözünü dinleyecek varlık yoktur, sadece Allah vardır. Sadece Allah'a ibadet ederiz, sadece ondan yardım dileriz, sadece ona gönül bağlarız."

Zaten gönül bağlamaya değen sadece O'dur, başka ne var!

Her şey fâni, yok olacak. Sen gönül bağlarsın, yok olur gider; "Hay Allah! Emeklerim boşa gitti…" dersin. Öyle bir yere gönül bağla ki sonunda pişmanlık olmasın. Her şey zail olacak, boşa gidecek, yok olacak, bozulacak!..

Elmayı alırsın; güzeldir. Üç gün durdu mu çürür. Ben çürüyen bozulan şeyi ne yapayım, çürüdükten sonra kıymeti kalmaz ki!

İnsan; Hayy, ebedî, bâkî, lütf-u keremi sonsuz olan, her türlü sıfatı kemal üzere olan bir zât-ı celile gönül vermeli ki değsin. Başka neye değer?

Lâ ilâhe illallah demek.

Ve usebbihuhû. "Ve onu her türlü noksan sıfatlardan, vasıflardan münezzeh bilmek." Yâ Rabbi, senin hiçbir eksiğin, noksanın yok, her şeyin en yüksek en âlâ derecede, demek.

Bunların hepsi Allah, lâ ilâhe illallah, Allah-u Ekber, elhamdülillah, subhanallah demektir, bu kelimeler bu mânalara dalalet eder. Onun için çok kıymetlidir.

"Benim için bu kelimeleri zikrederek söylemem, Hz. İsmail'in torunlarından esir düşmüş kimseleri esaretten kurtarmaktan daha sevimlidir!" diyor Peygamber Efendimiz.

Şerhte de bir başta hadis-i şeriften alarak belirtmiş:

Hz. İsmail'in evlatları, Araplar arasında o kadar asil ve kıymetli kimselerdi ki on iki bin kişiye bedeldi. Lalettayin bir kimse değil, asaletlinin asaletlisi bir kimse!

Ne demek?

Ey Müslüman! Gücün kuvvetin yetiyorsa, aklın başındaysa, ahiret kazancını istiyorsan sabah namazının arkasından camide dur da Allah'a tekbir eyle, tehlil eyle, tesbih eyle. Allah-u Teâlâ hazretlerini zikr-u fikreyle de sevabı al, demek. Türkçe' si, hülasası bu!

"Hocam! Bizim mahalledeki camilere bakıyoruz, sabah namazı kılındı mı imam efendi 'Hadi ya, ne duruyorsun camide?' der gibi insanın gözünün içine bakıyor. Ondan sonra elinde anahtar; bir o tarafa, bir öbür tarafa gidiyor. Senin gözünün içine bakıyor. Sen de mecburen kalkıyorsun, gidiyorsun. İmam da kapıyı kilitliyor gidiyor."

Ahir zaman! Allah'ın evi Allah'ın kullarına yasaklanır mı, kilitlenir mi?

Allah'ın evi açık olacak. İnsan isterse gece-gündüz ibadet edecek. Burası Allah'ın evi, kul Allah'ın kulu; ibadet edebilmesi lazım.

Ama kötü insanlar türemiş: Halısını, tesbihini, Kur'an'ını çalar…

İmam, müezzin ne yapsın?

Ya başında bekçi olarak bekleyecek veyahut kilitleyecek. Beklese daha iyi ama her babayiğit de bekleyemiyor. Allah'ın iyi kullarına o caminin hizmetini açık tutacak, aslında vazifesi bu. Lehimize de aleyhimize de olsa böyle yapmak lazım.

Şimdi böyle olmuyor. Ne yapalım?

Eğer olmuyorsa oldurmaya çalışırsın. Baktın yine olmuyor; pabucunu alırsın, evine gidersin, evinde güneş doğuncaya, kerahet vakti gidinceye kadar Allah-u Teâlâ hazretlerini zikre devam edersin.

Bir başka hadis-i şerif: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş:

Men sallâ salâti'l-fecri fi cemaatin. Kim sabah namazını cemaatle kılarsa sümma kaade yezkurullâha sonra oturup Allah-u Teâlâ hazretlerini zikrederse hattâ kadlu a'ş-şemsu güneş doğup kerahet vakti geçinceye kadar kâne ke ecri haccetin ve umretin tâmmetin tâmmetin tâmmetin Tam, tam, tam bir hac ve umre sevabı kadar sevap kazanır buyurmuş.

Bunlar da ahiret kazançları! Hani dünyada çarşıya, pazara koşuyoruz ya; "Şunu şu kadara alıp şu kadara satarsam; bir günde şu kadar, bir yılda bu kadar kâr ederim…" diye hesaplar yapıyoruz ya; bu da ahiret kazancı.

Ahirette hepimiz dizimizi döveceğiz: "Tüh! Şu ömrü boş yere geçirdik, bak ne kadar kazanç imkânları varmış da hiç çalışmamışız!.." diyeceğiz.

"Hocam, o zaman ben uyuyorum. Uyumazsam da gündüz olmuyor…"

O zaman uyanık dur, o ibadeti yap; gündüzün bir miktarında çalış, bir miktarında da uyu. İşini ona göre tanzim etmeye çalış, ahiret kazancını kazan. Kazanmak için biraz ter dökmek gerekiyor. İşte kazanç yolu! Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize gayret, kuvvet versin. Rızasını kazanmak hususunda çalışkan kimseler eylesin.

Le en üşeyyia mücâhiden fî sebîlillâhi ve ekfiyehû alâ rahlihî ğadveten ev revhaten ehabbu ileyye mine'd-dünyâ ve mâ fî hâ.

Bu hadis-i şerif Ahmed b. Hanbel'den, Müstedrek'ten, Taberânî'den nakledilmiş. Muâz b. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Bu hadis-i şerif mücahitlerin kadr-ü kıymeti hakkında!

Mücahit: Allah yolunda cihat eden, cehdeden, çarpışan kimse demek. Peygamber Efendimiz;

Le en üşeyyia mücâhiden fî sebîlillâhi "Allah yolunda mücahit olan, cihat eden bir kimseyi benim uğurlamam, teşyi etmem, gideceği yolda 'Allah senin gazanı mübarek etsin, Allah yardımcın…' olsun diye dualarla, tesbihlerle, tehlillerle böyle bir mücahidi uğurlamak ve ekfiyehû alâ rahlihî. Ve onun yolculuğunda, bir akşamlık, bir sabah vaktindeki ihtiyacını karşılamak, benim için dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır!" buyuruyor.

Bu hadis-i şerifin Le en üşbia mücâhiden diye bir başka rivayeti de var:

İki kelime birbirine benziyor, iki rivayet de var. Üşbia ne demek?

Birincisi: Mücahidi doyurmak, demek. Allah yolunda kalkmış, hududa doğru gidiyor, senin köyünden geçiyor, sen de ona "Buyur…" diyorsun, yediriyorsun; yolcu ya, mutfağı yok, azığı torbasında, kıt kanaat bir şey. Sen ona yediriyorsun, doyurmak bu şekilde de olabilir.

İkincisi: Uğurlamak tarzında gelmiş. Artık Hangisi olursa mücahit kimseye bir çeşit yardım etmek ve onu kollayıp gözetmek. Peygamber Efendimiz;

"Bu dünyadan da dünyanın içindeki şeylerin hepsinden de benim için daha hayırlıdır, kıymetlidir." buyurmuş.

Abdullah b. Revâhâ radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz' in ashabından Medineli bir zât-ı muhterem; sözü sohbeti yerinde, edip bir kime. Peygamber Efendimiz; bir seriyyenin, askeri birliğin başına vazifelendirmiş. Demiş ki:

"Sen şu askerin başına komutan ol, filanca yere git, şu hizmeti yap."

O gün de cumaymış. Komutan askerlerine demiş ki:

"Hadi siz yürüyedurun; benim devem güçlü, meşhur bir deve, hızlı koşar. Ben cuma namazını Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mescîd-i şerifinde, o mübarek mecliste ve onun arkasında şu kılayım da çok büyük ecir kazanayım."

Cuma’ya kalmış, sabahleyin askeri uğurlamış. Peygamber Efendimiz cuma namazını kıldırdıktan sonra dönüp bakıyor, komutan arkada;

"Ne yaptın?" diyor.

"Yâ Resûlallah! Cuma’yı senin arkanda kılmak istedim. Askeri gönderdim, peşinden yetişeceğim." Peygamberimiz diyor ki:

"Dünyayı sarf etsen o sabah gidenlerin ecrine erişemezsin! Değil arkamda, benim mescidimde namaz kılmak, dünyayı infak etsen o ecre erişemezsin!"

Allah yolunda cihadın, çarpışmanın, gaza etmenin sevabı bu kadar yüksektir.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA