13.03.1983 - Kıyamet Alametleri, Faiz

13.03.1983 - Kıyamet Alametleri, Faiz
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Le-ye'tiyenne ale'n-nâsi zemânun lâ yübâli'l-mer'u bimâ ehaze'l-mâle em min halâlin em min harâmin.
Bu hadis-i şerif de yine Peygamber Efendimiz' in kıyamete yakın, ahir zamanda olacaklarla ilgili bir ihbar-ı nebevîsidir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Le-ye'tiyenne. "Muhakkak, mutlaka gelecek." Ale'n-nâsi. "İnsanların üzerine." Zemânun. "Bir zaman."
İnsanların üzerine bir zaman gelecek.
Lâ yübâli'l-mer'u bimâ ehaze'l-mâle. "O zaman adam malı nereden aldığına aldırmayacak. " Em min halâlin em min harâmin. "Haramdan mı aldı, helalden mi aldı, aldırmayacak."
Öyle bir zaman gelecek.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in zamanının paklığını bu sözden anla; hayretle söyleniyor. O zamanda hiç öyle bir şey yokmuş ki. İnsanlar harama, helale çok düşkünlermiş; haramdan almamaya herkes gayret ediyormuş. Cemiyette müesses olan kanaat, yerleşmiş olan fikir, "helal alınır, haram alınmaz" şeklinde imiş. Haramdan kaçmak tarzındaymış.
Peygamber Efendimiz istikbale ait, "Muhakkak insanların başına bir zaman gelecek... O zaman insanlar malı nereden; helalden mi, haramdan mı aldığına hiç aldırmayacaklar." buyuruyor.
Malumdur, Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ın kölesi kendisine bir tabak yiyecek getirmiş, yemiş. Yedikten sonra sormuş:
"Nereden getirdin bunu?"
Bir-iki rivayet var. "Ben cahiliye zamanında muska yazmıştım, onun bedeli." veyahut "Bir müşrikin, Allah'a inanmamış bir kimsenin düğününden aldığım bir hediye." diye.
Geliş yerinin helal olmadığını anlayınca parmağını sokmuş, boğazını gıcıklattırmış; yediği, yuttuğu şeyi boğazından dışarı çıkartmış. Demiş ki:
"Haram ile hâsıl olan ete cehennem ateşi yakışır."
Haramı yiyorsun da et oluyor mu? Vücudunda haramlar hücre oluyor mu? Onu ne paklar?
Cehennem ateşi... Cehennemde çatır çatır yanınca, o zaman paklanır. Ye, istediğin kadar haramı ye! Yiyen yesin. İsterse polisi aldatsın, isterse komşuyu aldatsın, isterse hâkimi aldatsın… Haramı ye! O haramla hâsıl olan çocuktan da etten de maldan da evden de arabadan da hayır gelmez. O araba bir gün başında paralanır. O ev bir gün çoluk çocuğu ile beraber yanar, kül olur.
Allâhu azîzün zü'ntikâm. "Allah-u Teâlâ hazretleri intikam sahibidir."
İntikamı vardır, şiddetlidir. Hiçbir kötü insanın hoş halini gördün mü? Sonunda ibretle kötülüğü ortaya çıkmıyor mu?
Bak, nasıl cezasını çektiriyor.
Birisi birisini öldürüyor. Bir tek şahit var. Görmüş; tabanca bu tarafa bu adam tarafından tutuldu ve o adam ötekisini takır takır vurdu, öldürdü. Görmüş, görgü şahidi kendisi. Ama para vermişler, tehdit etmişler, ne yapmışlarsa yapmışlar, o adam; "Evet, ben bu adamın bu adama tabanca sıktığını, öldürdüğünü gördüm." dememiş, şahitlikten kaçmış.
Öldürülen çocuk 16 yaşındaymış. Üstelik öldüren katiller para, pul, işi idare etmişler;
"Bu öldürme işini, öldürülen çocuğun dayısı yaptı." demişler.
Bir de dayısına yüklemişler mi kabahati... Dayısı da 20 sene hapis yemiş. Birisi 16 yaşında ölüyor, ötekisi de yine aynı aileden 20 yıl hapis... Güya öbür taraf intikam alıyor.
Öbür tarafın başına Allah ne getirdi bilemeyiz. Belki getirmiştir, onu bilmiyorum ama hadiseyi gören ve şahitlikten kaçan şahsın çocuğu 16 yaşına gelmiş, küt ölmüş.
Öteki öldürülen kaç yaşındaydı? 16 yaşındaydı.
Şahitlikten kaçan adamın çocuğu kaç yaşına gelince öldü?
16 yaşına gelince öldü. Etekleri tutuşmuş. "Eyvah! Ben şahitlikten kaçtım, hakkı söylemedim." diye başlamış telaş etmeye. Çocuk da gitmiş elden, kendi çocuğu da ölmüş. Ciğerparesi gidince; "Allah Allah! Bunun da yaşı 16, onun da yaşı 16... Niye Allah benim elimden bu çocuğu aldı?" diye...
Şahitlikten kaçanın başına bu gelirse, o haltları karıştıranın başına ne gelir, onu Allah bilir. Allah Aziz’dir, Züntikam'dır. Aziz, izzet sahibi demek... Her istediğini yapar, güç sahibi, kimse mâni olamaz. Züntikam, intikam sahibi demek... Hani kan davası oluyor ya, Allah-u Teâlâ hazretleri de mücrimden, zalimden mazlumun hakkını alır; o intikamı komaz.
Ama niye anında almıyor?
Hikmetleri var, her şeyi hikmetli. Her hadiseyi getir bana söyle, gördüğüm kadar hikmetlerini söyleyeyim. Bazen bir gün önce olması yersiz olur... Zamanı da yerindedir, yaptığı iş de yerindedir, şekli de güzeldir. Böyle; "Allah Allah ne ibretli ne hikmetli..." diye hayran kalırsın.
Le-ye'tiyenne ale'n-nâsi zemânun lâ yebkâ minhum ehadün illâ ekele'r-ribâ fe-in lem ye'külhü esâbehû min gubârihî.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bu sahih hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz yine kıyamet manzaralarından, kıyametin ahvâlinden bir ahvâli bize önceden haber vermiş. Başımızın tacı, Peygamberimiz, Efendimiz, numune-i imtisalimiz Muhammed-i Mustafa hazretleri buyuruyor ki;
Le-ye'tiyenne ale'n-nâsi zemânun. "İnsanların üzerine bir zaman gelecek, çatacak."
İnsanlar bir zamana ulaşacaklar, demek.
Lâ yebkâ minhum ehadün. "Onlardan hiçbir kimse kalmaz ki." İllâ ekele'r-ribâ. "Muhakkak riba yiyecek."
Hiçbir kimse müstesnası kalmaz, hepsi faiz yiyecek.
Fe-in lem ye'külhü. "Eğer yemezse de..." Esâbehû min gubârihî. "Üstüne tozundan isabet edecektir."
Faizin tozundan isabet edecektir.
Tozundan isabet etmek ne demek?
Bir tertemiz kap içine temiz meyveleri yıkasan, tozlu bir yolun kenarına koysan; biraz sonra gelsen, ne olur?
Atlı geçer, yaya geçer, araba geçer, tozları kaldırır kaldırır. O meyveleri, o yiyecekleri tanıyamazsın; toz, üstünü sarar. Onun gibi, adam faiz yemese bile tozu üstüne üşüşecek. Yani günahı bulaşacak, demektir. Faizin günahı bulaşacak.
"Nasıl?" demişler.
Li-en yekûne mûkilehû. "Faizi yediren kimse olmak suretiyle."
Bak, yemek de yedirmek de günah. Bir işin yapılması haram oldu mu, yapılmasına vesile olmak da günahtır.
"Ben faiz almıyorum, yediriyorum." Onu da yapamazsın.
"Ben içki içmiyorum, ikram ediyorum." Onu da yapamazsın. İçki haramsa, ikram da edemezsin, sunamazsın.
"Efendim ben sadece taşırım." Taşıyamazsın, o da yasak.
"Benim fabrikamda sıkıyorlar. Ben başka şeye karışmıyorum." Sıktıramazsın, sıkamazsın, sunmasını emredemezsin.
"Ben akıllı bir insanım. Kendim elimle tutar mıyım? Hizmetçiyi çağırıyorum, 'Al bakalım, bunu şunlara şunlara sun.' diyorum, kendim sunmuyorum..."
Sundurdun mu, o da olur, o da günah. Hiç fark etmez. Bir şey haramsa öyle kaçamak yok. Bak burada ne diyor;
Li-en yekûne mûkilehû. "Onu yediren kimse olmak suretiyle tozu gelir." İnsan, günahına öyle bulaşır.
Ev mütevessıten fîhi. "Veyahut aracı olur."
"Bak, bu faizle para veriyor. Senin de paraya ihtiyacın var galiba. Gel bakalım, sen bundan al."
Aracı oldu, belki komisyon da aldı, belki almadı; ne olursa olsun, günah komisyonu ona geliyor, o faize bulaşıyor.
Ev kâtiben. Veyahut, "Sen şundan şu kadar para mı aldın? Tamam, ben yazıvereyim. Yazıyı yazmak benim elimden geliyor."
Yazıyor. O zaman da günah ona bulaşır.
Ev şâhiden.
Ortada bir akit var, borç akdi; şahit oluyor. Şahit olup da o işlemin tahakkuk etmesi için ne tür bir yardım ile yardımcı olmuşsa, gelir bulaşır.
Ev muâmile'l-murâbi. "Veyahut ribayı veren kimse ile muamelesi olan bir kimse olur; ortaklık filan gibi..." Ev men amele meahû. "Veyahut onunla iş yapan kimse olur." Ve halesa mâlehû bi-mâlihî. "Malını ötekisiyle karıştırır, onunla ortaklık yaptığı için."
Buna benzer şekilleri saymış; tozu nereden isabet eder, bilinsin diye. "Efendim! Ben faiz yemiyorum." diyen insanlar tozunun isabet etme, bulaşma şekillerini de göz önünde bulundursunlar diye ben de şerhinden alimlerimizin açıkladıkları şeyleri size açıkladım.
İslâm neden faize karşı? Hadis-i şerifte, ayet-i kerimede belirtilmiş... Niye böyle yapıyor?
İslâmiyet istiyor ki insan alnının teriyle kazansın. Alnının teriyle kazanmayı çok teşvik ediyor. Birisi dilenirmiş, Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Git, dağdan odun topla, getir, sat fakat dilenme."
Onu öğretiyor yani dilendirmiyor. Sonra, işçi akşama kadar çalıştı mı, akşam ücretini alacak ya, "Teri kurumadan işçinin ücretini verin." diyor. Sonra, insanın kendi elinin, kendi alnının teri olarak kazandığı para helal para olarak evine bereket getiriyor, çoluk çocuğuna hayır getiriyor, kendi vücuduna sıhhat, afiyet getiriyor.
İslâmiyet bunları, kimse kimseyi oturduğu yerden istismar etmesin, herkes hakkıyla yesin, şu fâni dünyada geçimini, yaşamını hakkıyla yapsın da başkasının sırtına binip başkasının kanını emmesin, diye yapıyor. Bundan dolayı böyle istiyor. Allah-u a'lem, kendisinin gayreti olmadan, bedavadan gelme şekli olduğundan dolayı ribayı Kur'ân-ı Kerîm yasak etmiş, hadis-i şerifler böylece bize bildirmiş. Biz de sizlere bildiriyoruz.
"Bildirdim mi yâ Rabbi?" derdi.
Peygamber Efendimiz veda haccında;
Hüccâca nasihat etti, Veda hutbesini îrâd eyledi. Birisi de Peygamber Efendimiz' in sözlerini yüksek sesle tekrar ederdi. Ondan sonra da ellerini açıp;
"Tebliğ ettim mi, yâ Rabbi?" derdi.
Bizden bildirmesi... Biz kitaptan okuyoruz, bildiriyoruz.
Şu hadis-i şerifi çok iyi dinleyin:
Le-ye'huzenne racülün bi-yedi ebîhi yevme'l-kıyâmeti felyak'atanhu nâru yürîdü en yüdhılehu'l-cennete feyünâdâ inne'l-cennete lâ yedhuluhâ müşrikün innallâhe azze ve celle harreme'l-cennete alâ külli müşrikin feyekûlu: Rabbi, ebî! Rabbi, ebî! Rabbi, ebî! Feyuhavvelu fî sûretin kabîhatin ve rîhin muntınetin feyetrukuh.
Bu hadis-i şerifi can kulağıyla dinleyin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki:
Le-ye'huzenne racülün bi-yedi ebîhi. "Adam babasının elini muhakkak ve muhakkak tutacak." Babasının elini yakalayacak, muhakkak ve muhakkak tutacak.
Ne zaman?
Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde babasının elini tutacak."
Merak ediyorsunuz, niçin tuttu diye. "Sevgisinden." Sevgisinden babasının elini tutacak. Hani insan birisinin elini tutar da çeker, bir yere götürmek ister ya, öyle elini tutacak babasının.
Fe-yak'taannahu'n-nâru. "Fakat ateş önlerini kesecek."
Nereye gitmek istiyorlardı da kesti?
Söylenmiyor burada ama adam cennetlik. Babasının elinden tutup cennete götürmek istiyor.
İnsan babasını sevmez mi?
"Gel babacığım" tarzında, elinden tutmuş, götürüyor ama önüne cehennem ateşi çıkıyor, yolu kesiyor, geçmesi mümkün olmayan bir durum oluyor.
Yürîdü en yüdhılehu'l-cennete. "Onu cennete sokmak istiyor."
"Kıyamet gününde muhakkak ki adam babasının elini tutar, o babasını cennete sokmak isterken ateş onun yolunu keser."
Feyünâdâ. "Ve kendisine nidâ olunur."
Kim nida eder?
Allah-u Teâlâ hazretleri meleklerine nidâ ettirir. Bir nidâ, bir ses duyar.
İnne'l-cennete lâ yedhuluhâ müşrikün. "Cennete müşrik girmez." Cennete Allah'a şirk koşan kimse girmez.
İnnallâhe azze ve celle harreme'l-cennete alâ külli müşrikin. "Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ hazretleri, cenneti her müşrik üzerine haram kılmıştır."
Mümkün değil; müşrik olsun da cennete girsin. Yani Allah-u Teâlâ hazretleri cenneti her müşrik üzerine haram kılmıştır, bir kimsenin müşrikken cennete girmesi mümkün değildir.
Ateş önünü kesti, babasını cennete sokamadı, orada kaldı... Bir ses duyar.
"Cennete müşrik girmez."
Ne anlıyoruz buradan?
Demek ki kendisi mü'min, cennetlik ama babası müşrik, kâfir, mü'min değil. Babalık-evlatlık münasebetlerinden, muhabbetinden, şefkatinden dolayı babasının elinden yakalayıp içeri sokmak istedi, karşısına ateş çıktı. "Cennete müşrik giremez. Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ cenneti her müşrik üzerine haram kılmıştır." diye de bir ses geldi.
Fe-yekûlu: Rabbi, ebî! "Bunun üzerine der ki; 'Ey benim Rabbim! Bu benim babamdır. '" Rabbi, ebî! "Yâ Rabbi! Ey benim Rabbim! Bu benim babamdır." Rabbi, ebî! "Yâ Rabbi! Babam."
Tam tercümesi şöyle:
"Yâ Rabbi, babam; yâ Rabbi, babam; yâ Rabbi, babam!.."
Bu sahneyi düşünün. "Bu benim babam." diyor yani babasını sevdiğinden.
Bakalım ne olacak?
Fe-yuhavvelu fî sûretin kabîhatin. "Fakat babasının şekli kötü bir surete döndürülür. " Ve rîhin muntınetin. "Ve çirkin bir kokuya döndürülür." Fe-yetrukuhû. "Onun üzerine terk eder."
Bakar ki yanındaki çirkin bir şey, kokusu da berbat bir şey, o zaman terk eder.
Müşrik, ilk önce aslî suretiyle, dünyadaki suretiyle duruyordu, babasının elinden tuttu ama, "Yâ Rabbi, bu benim babam. Yâ Rabbi, bu benim babam. Yâ Rabbi, bu benim babam!.." deyince sureti çirkin bir surete, kokusu da berbat, burnunun direğini kıracak bir kokuya döndürülür. O zaman terk eder.
Müşrik iken cennete girmek yok. İnsan mü'min olacak, Müslüman olacak. Müşrik olarak cennete girmek yok.
Müşriklik ne demek?
Şirket sözü Türkçe' ye girmiş bir sözdür. Şirket, ortaklık demek, biliyorsunuz. Şerik, ortak demek... Müşrik de "Allah'a ortak koşan kimse" demek.
Yani ne demiş oluyor?
"Allah var ama iki tane... Bir o var, bir de yanında şu var."
Veyahut;
"Allah var, oğlu var, iyilik tanrısı var, kötülük tanrısı var."
Veyahut;
"Üç tane var, beş tane var, ne ise..."
Veyahut;
"Evet, Allah var ama bu putlar da bizim tanrımız. Biz onlara tapıyoruz, bunlar ona şefaatçi olacaklar."
Müşrik Araplar öyle diyorlardı.
"Bu putlar Allah katında bizim şefaatçimiz. Biz onlara tapıyoruz, onlar da bize şefaat edecekler, bizi cennete sokacaklar." diyorlardı.
Bu da bir şirk! Bu da bir ortak koşma durumu...
Hepimizi korkutacak bir söz söyleyeyim ki, Peygamber Efendimiz diyor ki:
İnne ahvefe mâ ehâfu alâ ümmetî şirkün hafiyyün. "Benim ümmetim için en çok korktuğum şey gizli şirktir, saklı şirktir."
Bir müşriklik var, aşikâr, tamam... "Allah iki tanedir, üç tanedir, beş tanedir..." gibi yalan yanlış, eğri büğrü söz söylüyor. Bir de gizli, aşikâr değil... Diyorlar ki:
"Yâ Resûlallah! Gizli şirk ne ola ki? Nedir gizli şirk?"
Diyor ki:
"Riya, gösteriş. Bir ahiret amelini, sevap beklenilen bir ameli insanlar beğensin diye yapmak."
"Çok güzel namaz kılıyor. Duruşu, boynu bükük, gözleri kendinden geçmiş, tadil-i erkân ile namaz kılıyor." filan...
Neden?
Filanca adam görsün de bana malî yardım yapsın diye...
Olmadı. Sen o namazı Allah için kılacaktın. Bir de o adamı düşünerek kıldın; riya oldu, gösteriş oldu. Allah riyayı sevmez. Ameller sırf Allah rızası için yapılacak. Hem o sebepten hem o sebepten olursa şirk-i hafi diyor.
Allah'tan dileriz; bizleri affeylesin, bizi ne büyük şirke ne gizli şirke soksun. Ne aşikâre ne gizlisine bulaştırmasın. Her şeyimizi Allah için yapalım. Bir kere Allah-u Teâlâ hazretlerinin varlığını, birliğini tam idrak edelim. Allah-u Teâlâ hazretlerinin eğer bir tane daha ortağı olsaydı kavga ederlerdi. Şu kul cennete girsin, şu girmesin, şu şöyle olsun, bu böyle olmasın...
Olur mu hiç? Akıl var, mantık var.
Lev kâne fîhima âlihetün illallâhu le-fesedetâ.
Allah-u Teâlâ hazretleri biz anlayalım diye ayet-i kerimesinde böyle buyuruyor:
"Eğer şu yerde, gökte iki tane Allah olsaydı, kâinatın nizamı berbat olurdu."
Hiç sen direksiyonda iki tane adam gördün mü? Arabada birisi o tarafa, birisi bu tarafa götürmek istiyor, olur mu?
Bir tanesi götürecek işte. Öyle, onun gibi. Ortağı olsaydı berbat olurdu, işler bozulurdu, fesada giderdi, buyuruyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri bir... Şeriki, naziri, veziri, müşiri, emsali yok; ona benzeyen bir şey yok.
Tek güç, kuvvet, kudret, lütuf, ihsan, kerem, merhamet, rahmet sahibi... Ama tek...
Tamam, amenna ve saddeknâ. Allah'a bu sıfatları ile Kur'ân-ı Kerîm'de, Resûlullah'ın bildirdiği şekilde iman ettik.
Amentü billah. "Allah'a iman ettik."
Allah, bizi şirk-i hafiden de korusun. Amelleri sırf Allah rızası için yapmayı nasip etsin.
Başkasının beğenmesi, beğenmemesi, sevmesi, sevmemesi…
Ne olacak?
Allah sevsin, kâfi. Sevdi mi kâfi. O sevdi mi, O korudu mu kâfi... Amerika ile Rusya'nın, Çin'in orduları hepsi birden toplansalar, en modern silahlarını alsalar, bir tek âciz, naçiz ama Allah'ın sevgili kulunun üzerine yürüseler, bir şey yapamazlar.
Allah kâfi...
O halde bizim yapacağımız bir tek şey var; Allah'a kul olmak, Allah için yapmak, Allah'a has kul olmak. Allah-u Teâlâ hazretleri bize onu nasip ve müyesser eylesin.
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
15.05.1983 -
Alimler, İlmin ve
18.04.1982 -
Kuran Okunma Çeşitleri,
