İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

25.03.1984 - Sabah ve Akşam Okunan Dualar

25.03.1984 - Sabah ve Akşam Okunan Dualar
Hadisler Deryası

25.03.1984 - Sabah ve Akşam Okunan Dualar

06.06.2026
18 dk 40 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Mâ yemne'uki en tesme'î mâ evsîki bihî en tekûlî izâ esbahti ve izâ emseyti: Yâ Hayyu yâ Kayyûm bi rahmetike esteğîsü aslih lî şe'nî küllehû ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Muhterem kardeşlerim, bu ilk hadis-i şerif Enes İbn Mâlik tarafından rivayet edilmiş bir hadis-i şeriftir. Bu sözleri Peygamber Efendimiz sevgili ve asil kızı Fâtımatü'z-Zehrâ'ya hitaben îrad buyurmuş, Hz. Fâtıma'ya söylemiş bu sözleri, sabaha çıktığı zaman, akşama erdiği zaman söylemesi gereken bir dua tavsiye ediyor öz kızına, cennet hatunlarının efendisi olan Hz. Fâtıma'ya…

Allah şefaatine nail eylesin.

Sorarak ifadeye girmiş;

Mâ yemne'uki en tesme'î mâ evsîki bihî.

"Benim sana tavsiye ettiğim şeyi duyup dinleyip yerine getirmekten, onu ifa etmekten seni ne menediyor? Ey kızım ne mâni var? Şu benim söylediğim, duyduğun tavsiyemin yerine getirilmesine ne mâni var?"

En tekûlî izâ esbahti ve izâ emseyti. "Sabaha çıktığın zaman ve akşama erdiğin zaman, biraz sonra söyleyeceğim duayı söylemekten seni ne menediyor?"

Nedir o dua?

Yâ Hayyu yâ Kayyûm. "Ey Hayy olan, Kayyûm olan Allah."

Bi rahmetike esteğîsü. "Senin rahmetin ile senden yardım dilerim, rahmetini öne sürerek senden yardım dilerim."

Aslih lî şe'nî. "Benim işimi sen ıslah eyle."

Küllehû. "Her işimi ıslah eyle."

Ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.

"Bir göz yumup açma vakti kadar bile beni kendi nefsime terk eyleme, kendi başıma bırakma."

Böyle dua etmesini Peygamber Efendimiz sevgili kızına, çok sevdiği kızına tavsiye etmiş. İfade tarzından;

"Senin şu duyduğun tavsiyeleri yerine getirmeye ne mâni var?" diye girişmesinden; "Bunu muhakkak yap." demek istiyor Peygamber Efendimiz. Hiçbir şey mâni olmasın!

Bu kadar güzel, bu kadar kıymetli bir duayı yapmana hiçbir şey mâni olmasın, sabahleyin ve akşamleyin bu duaları yap diye tavsiye etmiş oluyor.

Mademki Peygamber Efendimiz kendi kızına tavsiye eylemiş, çok güzel şey tavsiye etmiştir. O halde biz de sabah akşam bu duayı yazalım ve bu dua ile başlayalım.

Yâ Hayyu yâ Kayyûm bi rahmetike esteğîsü aslih lî şe'nî küllehû ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.

Şimdi biraz izahına geçelim;

Önce hitap ile başlıyor dua: Yâ Hayy.

Hayy ne demek?

"Hayat sahibi" demek. Allah-u Teâlâ hazretleri Hayy'dır; esmasından, sıfatlarından birisi Allah-u Teâlâ hazretlerinin Hayy olmasıdır, hayat sıfatına sahiptir. Allah-u Teâlâ hazretleri hayat sahibi, ezelî ebedî hayat sahibi, daimî hayat sahibi.

Ve canlı ne yapar?

Etrafındaki hadiseleri görür, takip eder, onların karşısında tedbir alır.

Misal ile anlatabileceğim galiba, elektrik teli bağlarsan, kutupları bağlarsan yapacağı şey belli, yani kaidesi var bu işin, o kaideye uygun olarak o elektrik bir vazife görür. Elektrik sobasıysa ışık verir, lambaysa yakar, bellidir. Düğmeye bastığın zaman öyle olur, bu mekanik bir şey. Suyu ısıtırsan buz halindeyken su olur. Daha fazla ısıtırsan buhar olur, havaya uçar. Yukarıya uçmuşken soğutursan damlalar hâline gelir aşağı dökülür. Biraz daha soğutursan kar olur. Aşağıda soğutursan buz olur. Bu, karşısındakinin emrine ram oluyor ve bir şey yok işte ne yaparsan öyle. Ölü gibi, o tarafa çevirsen bu tarafa çevriliyor, bu tarafa çevirirsen öyle.

Allah-u Teâlâ hazretleri böyle değil. Allah-u Teâlâ hazretleri Hayy, diri, daimî, ezelî, ebedî hayat sahibi, idrak sahibi, tasarruf sahibi, kâinatın maliki, sahibi.

Birdir ol birliğine şek yoktur,

Gerçi yanlış söyleyenler çoktur.

Çok yanlış söyleyen insan var; Allah'ı bilmeyen, tanımayan, Allah hakkında celle celâluhu çok yalan yanlış kanaatlere sahip olan insanlar var. Nice yalan yanlış laflar ortalarda dönüyor dolaşıyor. Allah-u Teâlâ hazretleri Hayy, dua ediyorsun duana icabet ediyor, günah işliyorsun cezalandırıyor, zalimi kahrediyor, mazlumu kurtarıyor.

Külle yevmin hüve fî şe'nin.

Her anda O bir şe'nde, her anda bir faaliyet halinde ve her şeyi hikmetli, her şeyi güzel. Allah-u Teâlâ hazretlerini artık insanların başka türlü düşünmemesi gerekiyor. Öyle değil!

Mesela bazıları diyorlar, demek istiyorlar ki:

"Allah kuvvettir."

Hayır! Allah-u Teâlâ hazretleri, kuvvet kendisinde olandır! Kuvvet ölüdür, nasıl kullanırsan öyle hareket eder, elektrik misalinde olduğu gibi. Öyle değil! Güç, kuvvet Allah-u Teâlâ hazretlerinin elindedir;

Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn.

"Kimse O'na hesap sormaz, O hikmetle ne dilerse öyle işler."

Hayy kelimesinin mânasını böylece ifade etmiş olduk.

Tabiat, Allah-u Teâlâ hazretlerinin eseri, mahluku, yaratığı.

"Bak, ibret al, bu kendi kendine olmaz, bunu bir yapan var." diye anlarsın. Yazıyı gördün mü yazanı anlıyorsun, kokuyu gördün mü, burada bir esans şişesi var diyorsun, eserden müessiri anlıyorsun. Kâinat, tabiat O'nun eseri. Tabiata biz hâkim olabiliyoruz, kanunlarını bulabiliyoruz. Allah-u Teâlâ hazretleri kâinatı yaratan, yöneten, kâinatın sahibi.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizim de sahibimiz. Bize de bu aklı veren, bize bu şuuru veren, kâinattaki diğer varlıkların içinde bizi daha yüksek kılan, bizi daha büyük meziyetlere sahip kılan, dağlara taşlara hâkim kılan, dağları deldirten, vadileri doldurtan, ağaç diktiren, kuşları yakalayan, kaplanları kafeslere sokan bir mahlûkuz; yani üstünüz.

Fillere sahibiz, develere sahibiz, cüssesi bizden büyük ama Allah bize başka meziyetler vermiş, onlara güç yetiriyoruz. Koca koca dağları deviriyoruz, deliyoruz, yıkıyoruz, parçalıyoruz, kullanıyoruz çeşitli madenleri. İşte bize bu kabiliyeti veren de Allah. Bu aklı veren de Allah, bu düşünceyi veren de Allah. Hepimizin, bütün kâinatın sahibi Hayy.

Ve Kayyûm. Yâ Kayyûm. El-Kaim bizatihi demek.

"Varlığı bizzat kendisinden, bir başka desteğe, bir başka kaynağa muhtaç değil."

Sen çocuğu iki elinden tutarsın;

"Hadi bakalım yürü aman düşmesin." diye arkasından desteklersin, sendelerse tutuverirsin tehlike olmasın diye. O kendi kendine kaim değil, yürümesini beceremiyor daha.

Allah-u Teâlâ hazretleri varlığında hiçbir şeye muhtaç değil, her şey O'na muhtaç; varlığı kendisinden, bir başkasından almamış!

Kaim bizatihi derler buna; bir başkasına ihtiyacı yok, her şeyi yaratan O, her şeyin sahibi O.

Onun için iki mühim sıfattır: Hayy ve Kayyûm. Âyetü'l-Kürsî'de de geçiyor.

Allâhu lâ ilâhe illâ hüve'l-Hayyu'l-Kayyûm.

Çok çok kıymetli iki sıfattır.

Hz. Ali Efendimiz anlatıyor:

Bedir harbinde çıkmış bahadır, mübarek, yiğit harp etmiş, harp etmiş. Arada "bakalım ne oluyor" diye Peygamberimiz' in yanına geliyor. Bakıyor ki Peygamber Efendimiz secdede;

Yâ Hayyu yâ Kayyûm, yâ Hayyu yâ Kayyûm diyor. Yine çıkmış yine müşriklere saldırıp, cihat, mücadele, savaş, arada fırsat bulup dönüp gelirmiş bakarmış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz secdede;

Yâ Hayyu yâ Kayyûm diyor.

"Yâ Rabbi! Sen her şeyi hikmetinle yaparsın, güç kuvvet senin elinde, Hayy'sın benim tazarrumu biliyorsun, bu müşriklerin halini görüyorsun, bunların karşısında adedimiz az. Bu Müslümanlar haklı ama sayısı az, sen hiçbir şeye muhtaç değilsin, güç kuvvet sende. Sen bizatihi kendin kaimsin, yardım edersin." diye böyle Bedir harbinde hep ne zaman vardıysam Resûlullah'ı;

Yâ Hayyu yâ Kayyûm der buldum diye Hz. Ali Efendimiz rivayet eylemiş.

İki kıymetli sıfat. Bunlarla başlıyoruz duaya, sabahleyin kalktık işimize gideceğiz, evimizden çıkacağız veyahut yatağımızdan kalktık "Ya Hayyu ya Kayyum." diyoruz. Her şeyin sahibi olan Allah-u Teâlâ hazretlerine o sahip olduğu sıfatı hatırlayarak hitap ediyoruz.

Birahmetike esteğîsu.

"Senin rahmetinle senden yardım isterim."

Ne demek?

"Sen bana yardım etmeye mecbur değilsin yâ Rabbi! ben senin âciz naçiz kulunum. Senin rahmetini şefaatçi ediniyorum, senin rahmet sıfatından lütfedersen yardım edersin, istersen kahredersin.

Çünkü kahretsen kim hesap soracak?

Zaten bin bir günahım suçum vardır. Boyumu aşmıştır hatam, suçum, günahım ama rahmetinin eteğine yapıştım rahmetinden medet umarak rahmetinle senden yardım istiyorum." Ne kadar edepli ne kadar mütevazı.

Mevla’sının huzurunda kula ne yakışır?

Edep ve tevazu yakışır. Kibir, büyüklük, ücub olmaz! Kibriya Allah-u Teâlâ hazretlerine yakışır. Hüdalık, azamet, celâl, büyüklük Allah-u Teâlâ hazretlerinin.

Biz?

Biz, Allah'ın âciz naçiz kullarıyız. Rahmetini öne sürerek O'ndan yardım isteriz yoksa neylerse bir şey diyecek halimiz yok.

Bi rahmetike. "Senin rahmetinle yâ Rabbi!" Esteğîsü. "Senden gavs dilerim, yardım dilerim, medet isterim yâ Rabbi!"

Neden?

Sabah yeni bir güne başlamışız, başımıza ne gelecek bilmiyoruz, karşımıza aslanlar, kaplanlar mı çıkacak, zalimler cebbarlar mı çıkacak, halimiz ne olacak bilmiyoruz ki.

"Rahmetinden istiyorum, rahmetinle bana yardım eyle." diyoruz.

Allah-u Teâlâ hazretlerinden rahmetiyle yardım istemek bir yönden;

"Bana rahmetini gönder, bana rahmetinle muamele eyle. Yardım öyle olsun." mânasına gelir. Allah-u Teâlâ hazretleri rahmetiyle yardım ederse insan hayırların âlâsına yükselir. Ne hoş olur hali.

"Rahmetinle senden yardım dilerim yâ Rabbi!"

Aslih lî şe'nî küllehû. "Benim her işimi ıslah eyle."

Her şey Allah-u Teâlâ hazretlerinden. Ne dilerse öyle yapar. Bizim işimizi de dilerse O rast getirir. Balıkçının yanından geçiyorsun, avcının yanından geçiyorsun "rastgele" diyorsun, yani "Allah yardımcın olsun" diyorsun. Dilerse rast getirir, dilerse ters götürür işi. Ancak O'na iltica edersek, O lütfederse halimiz ıslah olur. Kendimiz ıslah etmeye çalışırsak daha berbat ederiz.

Saatin dursa, açsan arkasını, orasını burasını karıştırsan, ondan sonra götürsen saatçiye, ne der?

"Ya sen bunu niye açtın? Neden karıştırdın bunun içini? Tornavida girer mi, berbat etmişsin saati bırak bunu, yenisini al!" der.

Biz girdik mi işin içine berbat ederiz, O neylerse güzel eyler. Onun için;

"Yâ Rabbi! İşimi sen ıslah eyle, hayr eyle; şerre beni sokma, şerre beni sevk etme, şerre fırsat verme, yaptırtma yâ Rabbi! Hayrı yaptırt; ben bilmiyorum hangisi hayırlı, hangisi şerli. Hayrı nasip eyle, şerden uzak eyle, benim işlerimi sana havale ettim, sana tevekkül ettim, sen benim vekilim ol." demeliyiz.

İnnallâhe yuhibbu'l-mütevekkilîn.

"Allah-u Teâlâ hazretleri kendisine tevekkül eden kulları sever."

Tevekkülü öğreneceğiz, Allah'a tevekkül etmeyi öğrenmemiz gerekiyor sevgisini istiyor isek.

Allah kimleri sever?

Açalım Kur'ân-ı Kerîm'den bakalım, ne kadar güzel bir cümle:

İnnallâhe yuhibbu'l-mütevekkilîn.

"Allah kendisine tevekkül eden, kendisini vekil edinen kulları sever."

Yâ Rabbi! bu işe sen benim vekilim ol. Ne yaparsan razıyım, benim işimi sana havale ettim demek imanın eseridir!

Şeytanın Allah'a tevekkül eden kullara bir tesiri olmayacağını Kur'ân-ı Kerîm'de ayet-i kerime bildiriyor;

İnnehû leyse lehû sultânün ale'llezîne âmenû ve alâ Rabbihim yetevekkelûn.

"İman edip de Allah'a tevekkül eden kullara şeytan bir mazarrat veremez, bir tesir veremez."

Onun için tevekkül etmeyi öğreneceğiz. Tevekkül edersin, çıkarsın yola, akşama kadar bir hayır, bir bereket şaşırır kalırsın. O zaman kalbinde imanın pırıl pırıl kuvvetlenir, iman dolar, kalbini ışıl ışıl ışıtır. Her işimi ıslah eyle yâ Rabbi! diyeceğiz.

Ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.

"Bir göz yumup açıncaya kadar, bir kısa zaman, çok küçük bir zaman bile beni kendi nefsime bırakma."

"Kendi nefsime bırakma." sözü iki türlü anlaşılabilir:

Bir;

"Kendi başıma bırakma. Yardımsız bırakma beni yâ Rabbi!" demek olabilir. Beni yardımsız kendi halimde bırakıverme. Bir sürü düşman çevremde, bir sürü düşman! Etraftan kornalar çalar, kamyonlar geçer, otobüsler geçer vızır vızır, insan hani bir trafiğin orta yerinde nereye gideceğini şaşırır. Bir köylü kadını düşünün, kalabalık bir şehre, Eminönü meydanına vesaireye gelmiş, ne yapacağını şaşırır. Bir de bir sürü düşman olursa hepsinin elinde silah hepsi hücum ediyor. Şeytan bir taraftan hücum eder, dünyanın zevkleri, lezzetleri bir taraftan hücum eder, din düşmanları bir başka taraftan hücum eder.

"Bu kadar düşmanın arasında orta yerde yapayalnız kendi başıma kalırsam sen yardım etmezsen yâ Rabbi! Sen koruyup kollamazsan, sen beni sâhil-i selâmete çekmezsen mahvolurum." şeklinde bir mâna olabilir.

İkinci bir mâna;

"Yâ Rabbi! Şu benim nefsim."

Nefis bir laf anlamaz, azmış köpek gibidir. Ona bağlarsa insan işini hali haraptır. Birisi gelmiş demiş ki:

"Hocam benim bir azgın köpeğim var, sağa sola saldırıp duruyor, ne yapayım?"

O da anlamış ne demek istediğini, yani nefsinden şikâyet ediyor;

"Şöyle yap böyle yap." diye tavsiye eylemiş.

Bir de o tarafı var işin;

"Beni nefsime bırakma. Benim bu nefsim edepsizin biri, laf anlamaz, söz dinlemez, haramları ister haramların peşinde koşmak ister helalleri gösteririm, bak böyle yaparsan cennetlik olursun diye söyler aklım; nefis gelmez, yanaşmaz hak yola. Eğer ben onun eline kalırsam yandım, mahvoldum, demektir."

"Beni nefsime bırakma"nın ikinci mânası budur.

A'dâ adüvvin leke nefsüke'lletî beyne cenbeyke.

"Senin en büyük düşmanın şu iki yanın arasında bulunan kendi canındır, nefsindir." diyor Peygamber Efendimiz.

Neden?

Öteki düşmanı anlarsın, tedbir alırsın; elinde silah, karşında geliyorsa saklanırsın, siper alırsın, sen de silah çekersin, kaçarsın, kalenin kapısını kapatırsın filan... Ama bu nefis kendi içimizde, bilmeyiz ki… Tutturur;

"İlle ben şunu istiyorum, şunu istiyorum." diye. Sen de "onu yapacağım" diye haramlara girersin. İşte düşman!

"Uyku istiyorum, uyku istiyorum." diye tutturur, yatsı namazını kılmadan yattırır. Uykudan kalkmak istemez, sabah namazını kıldırmadan güneşin üstüne doğmasına sebep olur. Paranın cazibesine kapılırsın, rüşvet alırsın. Hırsızlık yaptırtır.

Hatta iki insan birbirine kızar; "Vay şöyle vay böyle!" derken yaka paça, nefisler kabarır, damarlar şişer, burundan solumaya başlar insanlar, çeker bıçağı vurur ötekini, işte katil olur. İşte katil oldu bak, nefis ne kadar zararlar meydana getiriyor. Gidin suçlu insanlara, adliyelere, mahkemelere, hapishanelere;

"Şeytana uyduk, nefse uyduk" derler. Onun için;

"Beni bir göz yumup açıncaya kadar şu nefsin eline bırakma yâ Rabbi!" demek önemli oluyor.

O halde bir daha başından söyleyelim:

"Ey Hayy ve Kayyûm olan Mevla’m! Ben senin rahmetinle senden yardım dilerim. Rahmetini bana yardımcı gönder veya rahmetinden, fazl-u kereminden beni yardımsız bırakma, benim her işimi ıslah eyle, onar. Ben sana tevekkül ettim ve beni sakın kendi nefsime bir göz yumup açıncaya kadar bile bırakma!"

Hz. Fâtıma'ya böyle dua etmesini tavsiye etmiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

İnsan Allah'ın lütfuna mazhar oldu mu, hayrın nereden geldiğini bilemez.

"Allah Allah! Bu kazanç nereden geldi, bu müşteri nereden geldi, bu hoşluk nereden geldi? Allah Allah, uğraşsaydım bu kadar insanı bir araya ben toplayamazdım, bunca istediğim şeyler nasıl oluverdi?"

"Ben seni görmek istiyordum, telefon edecektim, hoş geldin."

Allah insanın yâri, yardımcısı olursa o zaman her şey güzel olur. Onun için bu duayı çokça yapalım kardeşlerim, hatırınızda tutun. Mânasını düşünerek sabahleyin ve akşamüstü yapacaksınız.

Neden?

Sabahleyin gündüz başlıyor, dışarı çıkacaksın, gezeceksin, dolaşacaksın akşama kadar. Akşamleyin de karanlık çöküyor, âciz kalıyorsun, görmüyorsun, sine sine bir düşman mı gelir, başka bir hal mi gelir? Geceler ne getirecek, bilmiyoruz ki o karanlık geceler... Onun için geceleyin de böyle iltica etmek gerekiyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA