İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

14.10.1984 - Abdestli Yatmak, Ticaret, Kusurlu Mal Satmak

14.10.1984 - Abdestli Yatmak, Ticaret, Kusurlu Mal Satmak
Hadisler Deryası

14.10.1984 - Abdestli Yatmak, Ticaret, Kusurlu Mal Satmak

05.11.2024
19 dk 52 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men bâte tâhiren bâte fî şiârihî melekün ve lâ yesteykizu saaten mine'l-leyli illâ kâle'l-melekü: Allahümme'ğfir li-abdike fülânün fe-innehû bâte tâhira.

Bu hadis-i şerif geceleyin temiz yatmak, abdestli yatmak hususunda. Hep tavsiye ediyoruz ya, "Bütün gün mümkün olduğu kadar hep abdestli gezin, geceleyin de yatacağınız zaman abdest alın öyle yatın." diye tavsiye ediyor büyüklerimiz.

Neden?

Onun kaynağı işte burada hadis-i şerif geldi. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;

Men bâte tâhiren. "Kim temiz olarak gecelerse."

Bu temizlikten murat nedir?

Ey alâ vudûi's-salâti. Yani namaz abdesti almış bir tarzda, manevi bir temizlik olarak... Abdest almış, sağ yanına yatıyor, Bismillâhirrahmânirrahîm diyor, dualar okuyor, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs, Âyete'l-kürsî'yi okuyor, Fatiha okuyor, kelime-i şehadet getiriyor, imanını tazeliyor, öyle yatıyor. Müslüman böyle yatar. Yani abdestli yatan bir kimse... Kim böyle geceleyin abdestli yatarsa... Tahiren'den maksat "abdestli" demek. Eğer banyoya girmiş olsa, on defa sabunla yıkanmış olsa ama abdest almamış olsa, o temizlik değil.

"Bir insan abdestli olarak yatmışsa, manevi bakımından temiz olarak yatmışsa." Bâte fî şiârihî melekün. "Kaftanının, iç çamaşırının içinde bir melek olduğu halde uyur."

İnsanın gece abdestli yatmasının faydaları nelerdir?

Bir, melek böyle dua eder.

İki, hadis-i şerifte geçmiş ki Allah onu afv-u mağfiret eder.

Üç, yine bir başka hadis-i şerifte geçmiş ki Allah onun gece uykusuna rağmen gecesini ibadet etmiş gibi; sabaha kadar sanki namaz kılmış, tesbih çekmiş gibi sevap yazdırtır.

Dört, gece ibadeti ki "teheccüd" derler, o ibadete kalkması manevi bakımdan kolay olur, şıp diye kalkar.

O bakımdan bu güzel bir şeydir. Kelime-i şehadet getirmiş, abdestli yatmış bir kimse, ölürse iman ile göçmesine vesile olur.

Bu hadîs-i şerîf İbn Ömer radıyallahu anhümâ ve Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivâyet edilmiş.

Öbür hadis-i şerif de bu mânada:

Men bâte leyleten fî hıffeti mine't-taâmi ve'ş-şerâbi yusallî tedâket havlehû el-hûri'l-îynu hattâ yusbiha.

İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivâyet edilmiş. Diyor ki Peygamber Efendimiz;

Men bâte leyleten. "Kim bir gece gecelerse, yatarsa."

Nasıl yatacak?

Fî hıffeti mine't-taâmi ve'ş-şerâbi. "Yemesi içmesi bakımından bir hafiflik içinde olduğu halde yatarsa."

Yemek ve içmede hafiflik içinde olmak ne demek?

Akşam karnını tıka basa, tepe tepe doldurmamış. Midesi taş gibi, "Uff çok yemişim. Ah kıpırdayacak halim yok." böyle yer yok yani, bir şey daha versen, "Boğazıma kadar doluyum, yiyemeyeceğim." diyor; midesi dolu. Böyle değil de midesi boş, su ve yiyecek bakımından içi hafif.

Fî hıffeti mine't-taâmi ve'ş-şerâb. "Yemek ve içme bâbında midesi hafif bir halde kim yatarsa." Yusallî. "Namaz da kılarsa."

Yani geceleyin insan malum uykusunu bölecek, teheccüd namazı kılacak kimselerin âdetidir bu, güzel bir şeydir, çok sevabı vardır, Mekke'de namaz kılmaktan daha sevaplıdır.

Böyle hafif bir uykuyla yatmış, geceleyin de kalkmış namaz kılmış bir halde gecesini böyle geçirirse ne olur?

Ne olacağını okuyorum;

Tedâket havlehû el-hûri'l-îynu. "Onun çevresinde huriler üst üste yığılır, yığınak yaparlar, yani çevresinde izdiham ederler." Hattâ yusbiha. "Sabah oluncaya kadar."

Hûr ne demek?

Hûr, havra kelimesinin cem'i. Müzekkeri ahver, müennesi havra, cem'i hûr. Gözünün karası kara, akı ak demek. Gözün güzel sıfatı yani; güzel gözlü.

Îyn ne demek?

Aynâu sözünün cem'i. Müzekkeri â'yen. İri gözlü demek.

El-Hûri'l-îyn ne demek?

Gözlerinin karası kara, akı ak, zeytin gibi, gayet iri, gayet yakışıklı, güzel gözlü demek.

O cennet hatunlarının gözleri emsalsiz derecede iri, güzel, böyle hoş olacağı için; kirpikleri uzun, akı ak, karası kara, çok hoş gözlü olduklarından bu sıfatlarla anılmışlar.

İşte o hûri'l-îyn'ler, huriler onun etrafında yığılırlar. Tedâket yığılmak, toplaşmak, birikmek, izdiham mânasına geliyor. İzdiham ederler. Hani böyle sıkış tepiş, vapura girerken çıkarken bazen Karaköy'de bilmem nerede bir izdiham, kalabalık bir şey oluyor ya... Huriler etrafında izdiham içinde olurlar. Bu mükâfat, abdestli yatıp, hafif, az yemiş olarak yatıp, geceleyin de namaz kılan kimse için.

Bakın bu seneler seneler, asırlar önce söylenmiş Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifidir. Peygamber Efendimiz tıp okumadı, üniversiteden mezun olmadı ama Allah'ın hak resulü. Bugün tabiplere sorun bakalım; "Akşam nasıl yemek yiyelim, nasıl yatalım?" diye. Aynı şeyi söylüyor: "Aman akşam yemeğini az ye. Aman mideni doldurma. Aman kalbin şöyle sıkışır, bilmem ne böyle olur. Şu hastalığa uğrarsın, bu derde uğrarsın..." Bir sürü sözler söylüyorlar.

Biz Peygamber Efendimiz' in emirlerini tutsak, tavsiyelerine uysak vücudumuz da sıhhat bulacak; maddeten de kâr edeceğiz, manevi bakımdan da kâr edeceğiz. Manevi bakımdan kârları emsalsiz. Yapmıyoruz. Geç vakit yemek yiyoruz, tıka basa yiyoruz, midemiz doluyor. Bir de arkadaşlık, ahbaplık olsun diye;

"Şu tabağı da benim hatırım için ye, şu tabağı da benim hatırım için ye..."

"Bir kepçe daha hocam..." "Etme eyleme..." demeye kalmıyor. Tabii insan yatıyor; sabahleyin ağzı zehir gibi, sabah namazına kalkması zor, midesi bir acayip olmuş. "Getir bakalım, filanca hapı ver. Aman şu mide ilacından şu şurubu getir. Şunu şey yapayım. Galiba ben ülser mi oluyorum, gastrit mi var, bilmem ne..." başlıyor tabii...

Misalleri geldikçe iyice yerleşsin diye her zaman söylüyorum, çünkü misal olmasa söz iddiada kalır; Peygamber Efendimiz' in yoluna uysak sıhhatli de oluruz, kuvvetli de oluruz, şen de oluruz, maddî bakımdan da iyi oluruz, manevi bakımdan da iyi oluruz.

Onun numunesi bu hadis-i şerif.

Men bâte alâ tahâretin sümme mâte min leyletihî mâte şehîden.

Gece abdestli yatmanın faydalarından geldi bir başkası... Artık inşaallah bundan sonra abdestsiz yatmazsınız.

[Mehmed Zahid] Hocamız;

"Bir insan bir hadisi duydu mu, hiç olmazsa ömründe üç defa tatbik etmeli." derdi.

Neden üç defa, iki defa değil?

Ekâllu'l-cem' selasûn. "Çoğun en azı üçtür."

Çok çok yapmış olmak, deftere öyle yazılsın diye en aşağı üç defa yapmak lazım. İki olursa tesniye siygası oluyor, çok sayılmıyor. Onun için insan duyduğunu tatbik etmeli.

Bak, bu altıncı faydası.

Benim sıraladıklarımdan beşinci faydası; etrafında huriler kaynaşacak, izdiham edecek.

Bak, bu altıncı faydası.

"Kim abdestli, tahir, temiz olarak yatarsa, gecelerse ve o gecesinde ölürse." Olur ya; yattı, innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn sabaha sizlere ömür, o gitti. Ölürse. Mâte şehîden. "Şehit hükmünde olur." Allah şehit hükmünde gibi onu öyle kabul eder.

Şehit, malum harbe gidecek, düşmanla çarpışacak, uzun sefer meşakkatleri var, korku var, heyecan var, insanın yüreği küt küt atar, "Acaba ben mi onu öldüreceğim, o mu beni öldürecek?" kurşunlar vızlar, kılıçlar, bıçaklar bilmem neler, kanlar dökülür. Ondan sonra o şehidin yaralanır, kanından yerlere saçılır, ıstırap çeker, kelime-i şehadet getirir, ölür. "Şehit" diyoruz, değil mi? Ne kadar zor ve derecesi ne kadar yüksek.

İşte şehit olarak ölür.

Evrâd-ı Şerif’te geçiyor, okuyoruz; Allahümme ahyinî saîden ve emitnî şehîden. Peygamber Efendimiz' in sülâle-i tâhiresinden meşhur Câfer-i Sadık hazretleri efendimiz öyle dua edermiş.

Allahümme ahyinî saîden. "Yâ Rabbi beni mesut, bahtiyar bir kul olarak yaşat. Şekavet üzere değil, saadet üzere olayım. Yani iman üzere, maddî manevi mutluluk üzere olayım." Ve emitnî şehîden. "Beni şehit olarak öldür. Ahirete göçerken de şehit olarak göçeyim."

Tabii oraya gelince nefis, şehit olmak, harp, darp, sıkıntı, ıstırap... hatırına bir şeyler getiriyor, yani "Bu duayı ben de etsem mi etmesem mi?" diye. O mübarekler etmiş de yani işin içinde harp darp olduğu için.

Ama bak, Allah-u Teâlâ hazretlerinin lütf-u keremi çok. Abdestli yatarsa demek o gece ölürse şehit hükmünde olacak. "Şehit olarak ölür." diyor Peygamber Efendimiz. Ne güzel...

E insanlar, yani bir abdest almak zor mu? Ne olur yani alıverse de dört rekât namaz kılıverse yatsa da bu sevapları alsa. Altı kalem sevap var. Belki daha ilerideki hadislerde başka sevapları yine gelecek.

Ne olur yani abdestli yatıverse?

Hiçbir şey olmaz. Ama hocam şeytan var ya, çarığı ters giydirir insana, aldatır. Öyle der, böyle der, ille o abdesti aldırmaz, öyle yatırır. Kandırır. Çocuk oyalar gibi oyalar. "Sen şöyle şuraya biraz uzan, yine kalkarsın arslanım. Sen ağasın, paşasın..." diye insanın sırtını sıvazlar. Ooh, bir de bakar ki sabah olmuş. Maksat gece bu sevapları aldırmamak. Şeytan düşman.

İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün fe'ttehizûhu adüvva.

Siz uyursunuz, o uyumaz.

Sû uyur, düşman uyumaz.

Şeytan büyük düşman. Hiç sana bu sevaplar verildiği zaman rahat eder mi içi? Hasedinden sırtından çatlar. Bunu yaptırmamaya çalışır.

Uğraşacaksın şeytanla. Şeytanla uğraşıp yenmeyi öğreneceksin.

"Seni mel'un seni! Geldin yine başıma dikildin, bana bu namazı kıldırmayacaksın, bu abdesti aldırmayacaksın değil mi? Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm."

Kalk bir abdest al, namaz kıl; uyku da gider.

Hani gözünden uyku akıyordu, başını kaldıracak halin yoktu?

O şeytanın oyunuydu. Abdesti aldın, namazı da kıldın mı istersen daha sabaha kadar kitap oku, hiçbir şey kalmaz. İlk başta şeytan bir ağırlık veriyor. Hepimizin başına gelen şeylerden söylüyorum ki yani bilesiniz, akşam olunca böyle aldanmayasınız diye.

Men bâe ayben lem yübeyyinhu lem yezel fî maktin minallâhi ve lem tezeli'l-melâiketü tel'anühû.

Tüccarlar, satıcılar dikkat!

Bu hadis-i şerif ticaretle, satıcılıkla ilgili. Taberânî'den Vâsıletü'bni Eska' radıyallahu anh'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerif, oradan alınmış.

Ebû Siba' adlı bir şahıs gelmiş, bu Vâsıletü'bni Eska' radıyallahu anh'ın evinden bir deve almış. Vâsile hazretleri sahabeden. Onun evine gitmiş, avlusundan bir deve satın almış. Almış deveyi, çıkıp giderken, fe-lemmâ haractu bihâ edrekenî yecürrü ridâi "Arkamdan bana yetişti, elbisemi çekiştirmeye başladı." Vâsile hazretleri yetişmiş malı sattığı kimsenin peşine, elbisesini tutmuş, elbisesini çekmeye başlamış. Neden, bakalım.

Kâle iştereyte? Kultu neam. "Satın aldın mı?" "Ben de dedim ki; 'Evet, satın aldım.'"

Kâle hel beyyene leke mâ fîhâ. "İçindeki ayıbını söyledi mi sana satan adam?"

Kendisi satmamış demek ki. Başkası satmış da bu Vâsile hazretleri o adamın arkasından yetişmiş, elbisesini çekmiş.

"Satın aldın mı bunu, deveyi?"

"Aldım."

"Sana devesinin ayıbını söyledi mi satan herif, adam?"

Kultu ve mâ fîhâ innehâ li-zâhirihî es-sıhhatü. "'Dış görünüşüyle sıhhatli görünüyor hayvan, nesi var?' dedi." diyor.

Kâle eredde bihâ lahmen ev seferen? "Sen onun etini mi kesmek istiyorsun, yoksa üstüne binip yolculuk mu yapacaksın? Yani etini mi murat ettin, alıp kesecek misin kurban gibi, yoksa üstüne binip sefer mi yapmak istiyorsun bu deveyle?" Beli'l-hacc. "Haccetmek istiyorum. Bineceğim, hacca gideceğim." Kâle fe-inne fî huffihâ sakben. "Onun bacağında şu rahatsızlık, hastalık var. Yani o fazla yürümeye gelmez. İyi de yürüyecek durumda değil, uzun sefere tahammül edemez. Ayağında şu rahatsızlık var. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu." diye hadisi zikretmiş.

Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;

Men bâe ayben. "Kim bir ayıp satarsa."

Ne demek? Ayıplı mal satarsa demek. Kim ayıplı bir malı satarsa,

Lem yübeyyinhu. Hal cümlesi. "O ayıbı söylemeden satarsa."

Hayvanın kusuru var ama söylemedi, satıyor. Hayvan veya kumaş veyahut ev veya tarla veya şunu veya bunu, neyse. Ayıbı sattı ama ayıbı söylemedi, belirtmedi.

Lem yezel fî maktillâhi. "Daima Allah'ın kızgınlığına muhatap olur, hedef olur, Allah'ın kızgınlığı içinde olur." Ve lem tezeli'l-melâiketü tel'anühû. "Daima melekler ona lanet eder dururlar. 'Seni sahtekâr herif, ayıplı şeyi sattın da ayıbını söylemedin.' der dururlar." diye Peygamber Efendimiz böyle buyurmuş.

İşte o Vâsile hazretleri de deveyi sattıktan sonra o şahsın peşinden gitmiş, elbisesinden tutmuş,

"Sen bunu aldın mı?"

"Aldım."

"Sen bunun etini mi istiyorsun yoksa bununla yolculuğa mı gideceksin?"

"Hacca gitmek istiyorum."

"Haa bu hacca gitmeye yaramaz; bunun ayağında şöyle bir rahatsızlık var." diye söylemiş.

Yani eski Müslümanlar böyle, ayıbını söyleyerek yaparlardı.

Benim burada bir kardeşim vardı, perdecilik yapardı. Gittim dükkânına. Perdelerin eskiden iki üç parmak kalınlığında yaldızlı demirleri olurdu. Sonra çok modalar çıktı. "Acaba bunun yaldızı çıkar mı?" diye müşteri soruyor. Ben de şöyle baktım, ne diyecek. "Çıkar." diyor. "Geçen gün yaptım, giderken elimde kaldı. Çıkıyor." diyor. Yani "çıkmaz" demiyor. Satıcı malını satıncaya kadar "Yok efendim, çıkar mı hiç, çıkarsa sen bana getir..." filan der. Ondan sonra yan çizer. Öyle yapmayacak Müslüman, böyle doğru ticaret yapacak.

Doğru ticaret yapınca ne olur? Malı helal olur. Kazancı helal olur.

Helal kazanç olunca ne olur? Hayır olur, bereket olur.

Haram olunca ne olur?

"Bir haram lokma yiyen insanın 40 gece namazı kabul olmaz, 40 sabah duası kabul olmaz."

Bir ay on gün namazı kabul olmuyor. Gece o güzel vakitlerde kıldığı namazlar, sabahleyin yaptığı zikirler, evratlar, dualar kabul olmuyor. Sen var işin öbür tarafını hesap et. Onun için helal lokma esas.

Ayıplıysa ayıplı. Biraz düşük satarsın. Veyahut ayıplı mal satmazsın, temiz şey yaparsın. Veyahut ayıplıysa "Özre bakma, ayıplıymış, kusura bakma." diye geri alırsın. Böyle olacak Müslüman. Ticareti böyle olacak, alışverişi böyle olacak, yaşayışı böyle olacak. Müslümanın her işi güzeldir. Allah bizi iyi Müslüman etsin.

Bak biz terliyoruz; siz dinlerken, biz söylerken terliyoruz, İslâm'ı öğretelim diye. Biz bu millete İslâm'ı tekrar öğretirsek -dedelerimiz çok iyi bilirdi- dedelerimiz gibi oluruz, kale gibi oluruz. Öğretemezsek mahvoluruz, parçalanırız, perişan oluruz. Bizim onlardan farkımız kalmaz. Onlardan daha beter oluruz.

Barbaros Hayreddin ağabeyine demiş ki:

"Ağabey bu aylarda sefere çıkma."

O da dinlememiş, ağabey değil mi Oruç Reis, çıkmış. Harp etmişler. Bir düşman kalesine, bir adaya saldırmışlar, orada da çok iyi tahkimat yapmış düşman. Harp etmişler. Çok sıkıntılar olmuş, çok şehitler verilmiş. O da yaralanmış, kolunu, bacağını kaybetmiş. Hasta, yaralı bir vaziyette geliyor, diyor ki Barboros Hayreddin:

"Ağabeyciğim, bak ben sana demedim miydi, 'Bu mevsimde oraya sefer yapma. Uygun değil.' dedim. Dinleseydin başına bu hal gelmezdi."

Diyor ki:

"Canım kardeşim, sen bilmez misin Allah'ın takdiri neyse o olur. Vemâ kaddere'llâhu se-yekûn. Allah ne takdir etmişse o olur, ondan gayrı şey olmaz. Eskiye leyte lealle 'Ah, keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı!' demek yok." diye bir nasihat çekmiş.

Barbaros Hayreddin;

"Ağabeyim benden fakih idi, bilgisi benden fazlaydı, beni mahcup etti." diyor.

O onu teselli etmek için diyor, berikisi de kadere öyle sağlam inanmış ki "Kardeşim, sen bilmez misin Allah ne takdir etmişse o olacak."

Allah'ın takdiri gözümüzün nurundan daha kıymetlidir, ne olacak; kol gitmiş, bacak gitmiş, O'nun yolunda büyükler -imandan- canlarını feda etmiş.

Onlar İslâm'ı iyi bilirlerdi. Biz bilmiyoruz.

Onların başarısı neden? Sağlam ahlâktan.

Sağlam ahlâk, insana atom bombasından daha büyük kuvvet verir. Sen onu az bir şey mi sanıyorsun?

Şu kâinatın sahibi Allah mı? "Allah."

İnandın mı? "Âmennâ ve saddaknâ, hocam ne üsteleyip duruyorsun? İnandım."

İnandıysan bu böyledir. Allah yolunda gidersen Allah yardım eder; Allah yolunda gitmezsen bu işin hayrı bereketi olmaz.

"Çok para kazanıyorum." Kazanırsın ama cebinden düşer.

"Araba alıyorum."

Araba alırsın ama çarparsın, uçurumdan yuvarlanırsın. Hayrını görmezsin, Allah burnundan fitil fitil getirir.

İnandıysan bu böyledir. Çok da misalleri vardır. Aç gazeteleri oku. Her taraf ibret doludur.

Allah cümlemize ibret alan göz nasip etsin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA