İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.02.1985 - Dünya Sevgisi,Güzel Davranış Yumuşaklık

03.02.1985 - Dünya Sevgisi,Güzel Davranış Yumuşaklık
Hadisler Deryası

03.02.1985 - Dünya Sevgisi,Güzel Davranış Yumuşaklık

18.10.2026
18 dk 20 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men ragibe fi’d-dünyâ ve etâle fî-hi rağbetehû ‘ama’llahu kalbehu alâ kadri tesîri rağbetihî fî-hâ ve men zehede fi’d-dünyâ ve kasara fî-hâ emelehu a’tâhullahu ilmen bi gayri t’alimin ve hüden min gayri hedyetin. İbn Abbas radıyallahu anhümâ’dan bir hadîs-i şerîf.

Men ragibe fi’d-dünyâ. “Kim dünyaya heveslenir, dünya metâına rağbet ederse.”

Ve etâle fî-hi rağbetehû. “Bu dünyaya rağbetin de upuzun…” Eee çok uzattın ya, uzatıyor, çok rağbet ediyor. Dünyaya bayılıyor, mevki sahibi olacağım, para sahibi olacağım, aklı fikri tarlalar, apartmanlar…” bilmem ne... Ya namaz? Cuma, bayram, zekât? Hepsi bir tarafa. İlle dalmış oraya. Ne olacak şimdi bu adam?

A’mallahu kalbehu. “Allah kalbini kör eder.” Kalbin de gözü var mı? Asıl göz o zaten, sen bu gözü göz mü sanıyorsun? Bazı adamlar bakıyor da görmüyor. Gerçekleri görmüyor. Ben cahil adamım, ben anlıyorum, görüyorum da koca herif şu kadar kitap yutmuş, görmüyor. Gözleri var ama kör, çünkü kalp gözü yok. Kalbi kör olmuş. Dünyaya kim dalarsa, dalmasını da çok uzatırsa “fazla ettin, çok uzattın…” diyoruz ya, çok uzattı… Uzatınca ne olur? ‘Amallahu kalbehu. “Allah da onun kalbini köreltir.” Kalp nedir? “Şurada tık tık atan şey, atıyor hocam.” Yok o değil, orayla ilgili başka bir şey kalp. Kalp, insanın idrâki. Cehenneme atılanlar diyecekler ki; “Ah keşke akletseydik…” diyecekler. Lehum kulûbun ya’kilûne bihâ. Âyet-i kerîmede “Onların kalpleri var ama akletmiyorlar.” deniliyor. Demek ki kalp, akıl etme, idrâk vasıtası; kan pompalama vasıtası değil. Çıkar onu, sunî kalp tak, o da pompalasın. Hayır! Kalp, insanın idrâk vasıtasıdır. Allah idrâkini körleştiriyor. Dünyaya daldı. Hırsı var. Dünyalıklara meyletti, kendisini onların peşine daldırdı. Allah onun gönlünü kör etti. Gerçekleri görmez artık. Bizim bu hocaların sözlerini götürürler, bantlara okurlar, tesir etmez. Neden? Kalbi kör, kalbi körleşti; gerçekleri görmüyor artık. “Ya sen de burada bu ibadetin bir tadını tatsana!” Allah yolunda yürümenin, bir iyilik yapmanın zevkini bir tatsan. Allah’a mutî olmanın, Allah yolunda nefsinin bir arzusunu engellemenin, arkasından Allah’ın senin ağzına yaydığı o lezzeti, Allah yolundan sıcak sıcak, şıpır şıpır gözyaşı dökmeyi, eski günahları bir hatırlayıp pişmanlık duymayı, tevbe etmenin zevkini bir duysan.

Ne kadar gözlerini kör eder? Alâ kadri teysiri rağbetihî fî-hâ. “Onun dünyaya rağbetinin kuvveti ne kadarsa, o kadar körlüğü artar.” Hiç görmez. İnsan bazen:

“Sen kimsin?” diyor. “Görmüyor musun?”

“Hayır. Bir insan olduğunu anlıyorum ama yüzünün hatlarını seçemiyorum.” diyor. Bazısının gözü öyle oluyor. Bazısı ışığı fark ediyor, gündüz olmuş, gece olmuş o kadar. Gözü o kadar görüyor, o kabiliyette. Kimisi:

 “Yazıyı okuyamadım, ikindi kaçta okunacak, bak bakalım.” Gözlüksüz anlayamıyor, rakamları okuyamıyor. Öbür tarafı görüyor da [yazıyı] görmüyor. Demek ki, görmemenin çeşitli dereceleri olduğu gibi Allah da dünyaya dalanın, dalmasının şiddetine, derinliğine, kuvvetine göre gönlündeki körlüğünü şiddetlendiriyor. Az dalmışsa az kör, çok dalmışsa çok kör.

O zaman ne yapacağız? Dünyaya rağbet etmeyeceğiz. Arkasından öyle anlaşılıyor, zaten hadis öyle geliyor.

Ve men zehede fi’d-dünyâ. “Kim dünya konusunda müstağni davranırsa.” Aldırmam dünyaya:

 Neyleyeyim dünyayı, bana Sübhan’ım gerek.

Gerekmez masivayı, bana Rahman’ım gerek.

Bir insan: “Ne yapayım masivayi, dünyayı; bana Allah celle celâlüh hazretlerinin rızası gerek” diyorsa dünyaya aldırmıyorsa; “Dünya malı dünyada kalacak. Ben dünya için âhiretimi satamam. Ben Allah’ın rızasını isterim.” derse, dünyaya müstağni davranırsa, gözü tok davranırsa, aldırmaz, bakmazsa…

Ve kasara fîhâ emelehu. “Dünya hususundaki arzularını emellerini dizginler, kısa tutarsa.” ’Atau’llâhu ilmen bi-gayri tâlimin. “Allah ona öğretmesiz bir ilim verir, öğretmeden onu alim yapar.”

Hocaya gitmedi. Mektepte medresede okumadı. Allah ona bir ilim verir ki, mektepte hocalardan öğrenilmeyen bir ilim, ilm-i ledünnî bir ilim verir. Ve hedâ min gayri hedyetin. “Allah ona kılavuzsuz yol göstertir.” “Kapat gözünü kulum, yürü bakalım.” “Aaa istediğim yere geliverdim.” Neden? Allah kılavuzladı… Bu adam ümmî; kitap, mektep, medrese, hoca görmemiş, hiç okumamış. Bu güzel sözleri, şekerden tatlı sözleri nereden söylüyor? Allah tarafından insanın gönlüne öyle bir ilim verilirse o zaman o kimsenin gönlünden diline hikmet pınarları şırıl şırıl akmaya başlar. O zaman çok tatlı sözler söyler.

Allah-u Teâlâ hazretlerine bazı kullar güzel kulluklar yapıp yapıp, yaklaşır yaklaşır sonra Allah onun gören gözü olur, söyleyen dili olur, işiten kulağı olur, tutan eli olur, yürüyen ayağı olur. Allah’la görür, Allah’la işitir, Allah’la tutar Allah’la varır. Emareleri çok. Allah verir. Çalışırsan sana da verir.

Benim akrabamdan birisinin motoru kuma oturmuş. Uğraş, didin… Başka motorlar gelmişler, halat bağlamışlar. Oradan çekmişler, buradan çekmişler, makine çalıştırmışlar, yerinden kıpırdatamamışlar. “Ne yapacaksınız? Alın halatlarınızı, siz gidin.” demiş.

“Girdim aşağıya, kamaraya, seccadeye oturdum, namaz kıldım, açtım elimi; ‘Yâ Rabbi sen her şeye kâdirsin, kurtar benim gemimi.’ dedim” diyor. “Motorun burnundan gıcırtı gelmeye başladı.” diyor. Allah, motorların yanaşıp da halatla kurtaramadıkları kumdan kurtarmış. Dua ile…

Allah her şeye kâdir. Sıdk ile bağlanırsan olur. Demek ki insan dünyaya müstağni durursa, aldırmazsa Allah ona bir ilim öğretiyor ki kitaplarda yok. Ama talimsiz öğretir, gönlüne verir. Ondan sonra bir yola kılavuzluyor. Hak yolu gösteriyor, kılavuzsuz buluyor yolu. Kılavuza hâcet kalmadan, delile hâcet kalmadan yolu buluyor. Demek ki bu işin aslı bu dünyaya meyletmemekmiş. Evet, doğru hakikati anladın.

Hubbu’d-dünyâ re’si külli hatîetin. “Şu dünyalık sevgisi bütün hataların başıdır.”

Onun için kardeşler miras yüzünden birbirleriyle kavga eder. Onun için insanlar birbirlerini aldatır. Oyun eder, bilmem ne yapar, günaha girer. Onun için zekât paraları çarçur edilir. Onun için şunlar bunlar olur. Her şey işte ondan yapılıyor. Ondan insanlar günahlara giriyor. Dünyaya meyletmese Allah’ın rızasını düşünse, ne olacak? “Fakir kalır hocam, dağın başında tiril tiril üstünde bir çuval, bir şeyciği kalmaz.” Hayır, hayır! Öyle değil. Allah insanın rızkını taksim etmiştir. O dünyalık bu sefer onun peşinden gölge gibi kös kös gelir. Dünyalık, istemese de peşinden gelir.

Adamcağızın birisi evinde bolluk bereket, “Allah Allah…” Bir hocaya gitmiş: “Hocam benim evimde çok bolluk var. Şüpheleniyorum, bu acaba istidrac mı?”

Senestedricühüm min haysu lâ ya’lemûne ve umlî lehüm inne keydî metîn. Allah bazen gafillere fırsat verir. O dünya sanki ebediyen ona kalacakmış sanır. Dalaletinde, sapıklığında devam eder eder, Allah’ın azabı birden güm tepesine bir iner, bitti iş… Gafil yakalanır.

Acaba böyle bir mekr-i ilâhi mi, bu istidrac mı diye korkmuş, gelmiş bir hoca efendiye söylemiş. Hoca efendi de bakmış ona, demiş ki:

“Ekmek al, sokakta gezerken ye. Bir hafta sonra yine gel.” Bir hafta sonra gelmiş:

“Hocam demiş evde bolluk kesilmedi. Yine her taraf taşıyor. Bolluk, bereket, gıda, nimet, hoşluk, güzel haller… Şüpheleniyorum.”

“Ben sana ekmek ye dedim, yemedin mi?”

“Yedim” demiş. “Nasıl yedin ya? İnsan dışarıda, herkes görerek hart hurt ekmek yerse, göz hakkı olur. Günaha girer. Bereketi gider. Yerlere kırıklar dökülür. Başkaları basar, bereketi gider. Gitmedi mi bereket?”

“Hocam, önüme bir önlük aldım, kapattım, hiç kırıp, dökmeyecek gibi kimse görmeden ısırdım. Bir keresinde bir kırık sıçradı. Aradım taradım, kırığı bulamayınca oraya şöyle taştan bir daire yaptım.”

“Git evladım, git hadi. Seninki hayırdan, bereketten… Mekr-i ilâhi, istidrac değil.” demiş. Öyle edepli olunca hayrı bereketi çok gelir.

Rahmetli anam anlatırdı; -Allah cümle geçmişlerimize rahmet eylesin.- Adamcağızın birisi işsiz, evdeki çoluk çocuk perişan, aç, yiyecekleri yok. Sabah çıkıyormuş, iş arıyormuş. Kimse iş vermiyor. Eski zaman, yer kıtlık diyar. Demek ki kolay bulunmuyor. Kimse iş vermiyormuş. Akşam eli boş dönüyor. Boynu bükük, üzgün, karısına karşı mahcup. “Efendi ne oldu, yiyecek yok, çocuklar ağlıyor.” Boynunu büküyor. Neyse ertesi gün yine iş arıyor. Yok… Ama işi bulamayınca camiye gidiyormuş, dua ediyormuş:

“Yâ Rabbi bana hayırlı nasip kısmet ihsan eyle…” diye dua ediyormuş. Akşam soruyor:

“Ne oldu?” İş bulamamış ama: “Bir yere çalıştım daha ücretini vermedi.” diyormuş. Allah’a dua ediyor ya camide “daha ücretimi vermedi.” diyormuş. Üçüncü gün yine öyle gitmiş. İş aramış yine iş yok. Yine camide ibadet etmiş. Akşam yine korka korka eve geliyor. Artık çocuklar açlıktan ağlıyorlar. Tencerede bir şey yok. Eve gelmiş yine kapıdan hanım bana bağıracak diye [düşünürken] bakmış ekmek kokuları geliyor. “Allah Allah!” İçeri girmiş, bakmış. Çocuklar mışıl mışıl uyuyorlar, karınları doymuş. Bağıran filan yok. Hepsi bir köşeye yatmış. Keyifli keyifli uyuyorlar. “Hanım nedir bu iş?” demiş. “Efendi senin üç gündür çalıştığın yerden hizmetçi geldi, bir tabağın içinde bir tabak altın getirdi. Onlarla bunları aldım.” demiş. Adam bir yere gitmedi ki camiye gitti, ibadet etti. Allah her şeye kâdir. Bakarsın bir zenginin gönlüne bir şey verir, ona göndertir. Bakarsın bir melek göndertir, bilemeyiz… Olmuştur, olabileceğine kanaatim var. Onun için insan Allah yolunda giderse Allah ummadığı, bilmediği ilimleri öğretir. Ummadığı yollara, bilmediği yollarda sağlam götürtür, kılavuzlar. Nimetlerine de mazhar eder, mahrum kalmaz.

Eski büyüklerden çok evliyâullah var, çok zengin. Nasıl oluyor? Onlar parayı istememişler ama Allah gönderiyor. Hocamız söylerdi; “Sabah namazına kalan, namazdan sonra seccadesinde ibadet eden, işrak vaktine kadar zikirle meşgul olan, ne olur? Bir hac ve umre sevabı kazanır, o gün rızkı bol olur, o gün ölecekse imanla göçmesine vesile olur…” İşte senin sofrandaki bereketin sebebi; sen sabahleyin geldin ibadet ettin, Yasin okudun, tesbih çektin. Evde çeşit çeşit nimetler… Oh tatlı tatlı yiyorsun. Gelecek, o vaad-i ilâhi…Allah-u Teâlâ hazretleri yolunda gideni mahrum bırakmaz kardeşlerim. Mahrum bıraksa bile, farz edelim ki mahrum bıraktı. Ne emrediyorsa onu yapmak lazım. Ucunda ölüm bile olsa Allah’ın emri tutulur. Canı veren de O, malı veren de O, emretmiş yapacağım” der, gider insan. Gitmemiş mi dedelerimiz? Gitmiş... Zamanı gelince boynumuzu bükeriz, gözyaşı dökeriz, ibadet ederiz, hakkı söyleriz. Allah yolunda giden, dünyaya rağbet etmeyip âhirete rağbet eden insan dünyalıktan mahrum olacak olsaydı: “Kardeşim öyle yaparsan biraz mahrumiyet çekersin ama sevap kazanırsın” derdik. Hayır! “Dünyalıktan da mahrum olmaz” diyor. Neye dayanarak söylüyoruz? Resûlullah’ın hadisine dayanarak söylüyoruz. Allah bir başka yerden denkleştirir. Üç gün aç durursun ama dördüncü gün altın tabak gelir, çalıştığın yerden hizmetçi gelir.

Kölenin birisi tarlada çalışıyor. Öbür tarafta o muhitin zengini Ebû Cafer hurmalığına oturmuş. Şöyle sırtını dayamış, yandaki bahçede çalışan köleye bakıyormuş. Kölenin yanına bir köpek geliyor. Halsiz, mecalsiz, dili sarkmış bir köpek. Siyah zenci kölenin, etrafında dolaşıyor. Köle gitmiş dalda asılı çıkından bir çörek çıkartmış, atmış. Köpek yemiş. Bir defa da hemen yutmuş. Yine dolaşıyor. Gitmiş yine bir çörek daha almış. Onu da atmış. Yine böyle dolaşıyor köpek. Eh gitmiş sonuncu çöreği de atmış, [çıkını] silkelemiş, katlamış koymuş. [Köleyi] uzaktan görüyor. O Ebû Cafer denilen zengin, yandaki tarlanın sahibi. Çağırmış adamı, demiş:

“Çıkındaki öğle azığını, öğle yemeğini köpeğe verdin.”

“Hayvancağızı yabancı bir köpek gördüm. Sahipsiz, buraların köpeği olsa, sahibi bir şeyler atar. Önüne kemik atar, bir yal atar, bir şey yer, karnını doyurur. Garip gördüm, acıdım.” demiş.

“Sen ne yapacaksın?”

“Ben de bugün oruç tutuveririm.” demiş.

“Güneş var tepede, tarlada çalışacaksın akşama kadar.”

“Ben oruç tutuveririm, ziyanı yok.” demiş. Ebû Cafer diyor ki:

“Ya ben cömertlikle tanınmış bir zenginim ama bu adam benden cömert.” Neden? “Çünkü ben bir şey verdiğim zaman daha ambarımda, kesemde çok fazlası duruyor. İstersem yüz altın versem bile, binlercesi duruyor. Kendim bir sıkıntıya düşmüyorum ama bu köle her şeyini verdi. Bak bir şeyi kalmadı. Bu benden cömert.” diyor. İnsafa gelmiş, düşünmüş, doğru. Azdan veren candan verir. Çok veren maldan verir, değil mi? Ne yapmış? Gitmiş yandaki tarlanın sahibine:

“Tarlanı bana sat. Kaç para istersen al.” Tıkır tıkır altınları saymış. “Orada çalışan o siyah zenci köleni de bana sat. Kaç para istersen söyle.” “Çok isterim.” “Ne kadar istersen…” Onu da almış. Köleyi de aldı, tarlayı da aldı. Gitmiş tarlaya köleye demiş ki:

“Ben seni sahibinden aldım. Şimdi de seni âzat ediyorum. Şu andan itibaren hürsün. Bu tarlayı da sahibinden aldım. Al bunu da sana bağışlıyorum, al tapusunu.”

Bak o oruca niyetlendi; akşam hür oldu, tarla sahibi oldu, efendi oldu. Sabah köleydi. Allah yolunda gideni, Allah böyle bir yolda denkleştirir. Belli olmaz. Kendi hayatınızdan da bunun misalleri vardır. Benim misal vermeme lüzum yok da ben eski kitaplardan bazı misalleri böyle bulup söylüyorum. İnsan kendi hayatında bunun misallerini bulur. Allah yolunda bir fedakârlık yap. Öbür taraftan Allah onu kat kat mükâfatlandırır. Bu böyledir.

Men refeka bi-ümmeti refekalluhu bi-hî ve men şakka alâ ümmetî şakka’llahu aleyhi. Hz. Âişe validemizden rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Her kim ki benim ümmetime mülayimlikle muamele ederse...” Başta amir olur da halka mülayim muamele eder. Bu da olabilir. Sen de ümmetin diğer fertlerine karşı tüccarsın, gelene, ümmetin fertlerine hoş muamele edersin. O da olur. İdareciler için de diğer halk tabakaları için de bu cari. “Kim benim ümmetime yumuşak davranırsa, rıfk ile muamele ederse Allah da ona rıfk ile muamele eder. Kim benim ümmetime meşakkat verirse, zorluk çıkartırsa Allah da ona zorluk çıkartır, meşakkat verir.” Bu işler şöyledir; sen Allah’ın kullarına Allah rızası için güzel davranırsan, et, bul dünyasıdır. Allah hem dünyada hem de âhirette o güzel davranışına mükâfat verir. Sert davranırsan:

“Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste.” “Elbette olur, ev yıkanın hanesi viran.”

Sen falancanın evini yıktın, hadi bakalım bu sefer de senin evin yıkılabilir. Onun için insan rıfk sahibi olacak, mülayim insan olacak. Allah’ın kullarına şefkat merhamet edecek. Yunus Emre demek ki bu hadisleri filan bilen bir mübarek kimseydi. Ondan söylemiş:

“Yaradılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü” diye. Söylemiş ya:

Derviş bağrı baş gerek,

Gözü dolu yaş gerek,

Koyundan yavaş gerek…

İşte öyle olacak, insan yumuşak huylu olacak, güzel huylu olacak ki Allah da onu âhirette o güzel huyundan dolayı hayırlar ihsan eylesin.

Allah bizim içimizdeki şu kötü huyları temizlesin. Kalbimizi nurlandırsın, pasını gidersin. Gönlümüzün, gözümüzün perdesini kaldırsın. Hakikatleri, âhiretin güzelliklerini görenlerden eylesin. Rızası yolunda severek çalışanlardan eylesin. Son nefeste imanla göçenlerden eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varanlardan eylesin.

Fâtiha-ı şerîfe mea’l-Besmele

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA