04.07.1985 - Ayet el Kursi, Vakıa, Kadir, İhlas

04.07.1985 - Ayet el Kursi, Vakıa, Kadir, İhlas
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men karae âyete'l-kürsîyyi dübüre külli salâtin mektûbetin lem yemna'hü dühûle'l-cenneti illâ en yemûte.
Bu hadîs-i şerifi biraz daha dikkatle hafızanıza yerleştirin, sebebini söyleyeceğim. Bu hadîs-i şerîf, Ebû Umâme el-Bahilî hazretlerinden rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Her kim ki farz olan namazın arkasından âyete'l-kürsî'yi okursa."
Allahu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm… diye başlayan âyet-i kerîme, âyete'l-kürsî derler. İçinde vesia kürsîyyihü's-semâvâti ve'l-ard geçtiği için adı âyete'l-kürsî.
"Bu âyet-i kerîmeyi kim her farz namazın arkasından okursa..."
Lem yemna'hü dühûle'l-cenneh. "Onu cennete girmekten hiçbir şey alıkoymaz" İlla en yemûte "Ancak ölmesi."
Ölüm var arada da ondan cennete giremiyor. Yaşıyor da ondan. Ölümden gayrı bir şey onun cennete girmesine mâni olmaz. "Cennete girecek ama ölmedi, ölse ondan sonra cennete gidecek." demek.
Niye "Buna dikkat edin." dedim? Onu söyleyeyim.
Kardeşlerimizin kimisi gidiyor, Suudi Arabistan'da okuyor, Allah mübarek etsin, kimisi Libya'da okuyor, kimisi Şam'da okuyor, kimisi Irak'ta okuyor, kimisi Pakistan'da okuyor, Allah hayırlı ilim versin. İnsanın gönlüne hayırlı ilim versin. "Şeytan da bilgili" derler ya.
Arapların içinde de bizden çok daha iyi Arapça bilen insan yok mu? Arap kendisi, var. Ama hak yoldan gitmiyorsa Arapça bilmesi fayda etmez.
Orada ne görmüşse görmüş ne okumuşsa okumuş, kimden, hangi bâtıl mezhepten duyduysa;
"Namazların arkasındaki bu tesbihler, oturmalar, kalkmalar nedir? Vallahi de billahi de ben bundan sonra bunların hiçbir tanesini yapmam!" demiş, çıkmış. Bir de yemin yapıştırmış. Sanki bunlar bid'atmış gibi, "yalanmış, yanlışmış" demek istiyor, "Dinde bunların aslı esası yok." demek istiyor da böyle yemin billah ederek; "Böyle yapmayacağım!" demiş.
İsmini sormadım da bu şaşkının ama bana böyle anlattılar. Suudi Arabistan'da okumuş veyahut Libya'da, nerede okuduysa bilmiyorum, gelmiş bizim bu namazların arkasından salavat getirmemizi, "Sübhanallah" dememizi, "elhamdülillah" dememizi, "Allah-u Ekber" dememizi, âyete'l-kürsî okumamızı, hepsini külliyen reddediyor. Sanki böyle şeyler yokmuş de yanlış olarak yapılıyormuş. Vallahi de billahi de bundan sonra yapmayacakmış.
Şaşkın adam! Senin ilmin daha fındık kabuğunun içini doldurmaz, daha çok fırın ekmekler yiyeceksin, büyüyeceksin, adam olacaksın; olursan! Ondan sonra anlayacaksın dünyanın kaç köşeli olduğunu, kaç bucağı olduğunu.
Bak hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz ne buyuruyor. Âyete'l-Kürsî'yi okumayı tavsiye ediyor, bunun karşılığının cennet olduğunu bildiriyor ve "O kişinin cennete girmesine ancak ölümü engeldir, başka bir engel yok." diye bildiriyor.
Bunun gibi, tesbihler için de hadisler var. O Sübhanallah'lar, elhamdülillah, Allah-u Ekber'ler için de. Ondan sonra öteki salavatların da sebebi var. Dedelerimizin bize hazır olarak öğretiverdikleri, bizim âdet olarak yapıverdiğimiz bu namazın arkasındaki, önündeki merasimin hepsi hadislerden çıkarılmış. Efendi, sen ne sanıyorsun? Sen dedelerimizi cahil mi sandın? Onlar Arapça kitaplar yazıyorlardı da Araplara Arapça öğretiyorlardı.
Şimdi Hala "Emsile, Binâ, İzzî, Maksûd" okutulmuyor mu? Hala bizim büyüklerimizin yazdığı kitaplar Arap aleminde basılır, okunur. Sen dedelerini öyle hor hakir görme. Bunlar, bu zamane insanları bizim buradaki zamane insanları gibidir. Onlar biraz Arapça bilirler, Arap memleketinde yaşarlar. Ama öyle derya gibi değiller. Onların bilgileri o eskilerin yanında öyle çok değil.
Eskiden ne derya gibi insanlar gelmiş geçmiş. Hemen birazcık bir şey duyunca yolunu bırakıveriyor, vefasız! Yemini basıyor, raydan çıkıyor.
Dikkat edin! Kimisi Cuma kılmaz, kimisi sünnet kılmaz, kimisi hadisleri reddeder, kimisi tesbihleri reddeder, kimisi zikrin karşısına çıkar.
Bu zikrin bir faydası yokmuş! Yahu Resûlullah Efendimiz' in beş yüze yakın hadisini topladım be, insaf! Allah insaf versin, sen hiç hadis okumaz mısın? Kitaba da yazmış:
"İnsanın oturup da terleyinceye kadar lâ ilâhe illlallah demesinin hiçbir faydası yokmuş!" beyefendiye göre!
Resûlullah Efendimiz "var" diyor, çatla sırtından! "Var" diyor işte! Hadîs-i şerîfte var; sana delilleri getireyim.
Allah yarım hoca etmesin. Yarım bilgin, yarım hoca, yarım doktor... Yarım, eksik...
İki tekerlekli araba gider mi? İki tekerlekli kamyon gider mi? Gitmez. Onun gibi. Yarım, bir tarafı yok, eğri büğrü, tek ayakla tek kolla seke seke bir şey yapmaya çalışıyor.
Ya sen dur bakalım! Senin bu dolaştığın meydanlarda eskiden arslanlar kükreyerek dolaşırdı, sen şimdi bir topal tilkisin. Ne sanıyorsun kendini? Zikri inkâr ediyor, onu inkâr ediyor bunu inkâr ediyor. Müctehit kesiliyor. Arapça bilmez, Arapça kelimelerin mânasını anlamaz. Allah böyle yarım insanlardan uzak etsin. Bir de insanların önüne çıkıp rehberlik etmeye çalışıyor, önderlik etmeye çalışıyor, teşkilat kurmaya çalışıyor, insanları o gruba dâhil etmeye çalışıyor, çalışan gruplara çatıyor...
Bizim memleketimizden ne istiyorsun?
Men karae külle leyletin izâ vakaati'l-vâkıa lem yusibhü fakrun ebeden ve men karae külle leyletin lâ uksimü bi-yevmi'l-kıyâmeh.
İki sûrenin sevabına dair bir hadîs-i şerîf nakledilmiş. İbn Asâkir de kaydedilmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men karae külle leyletin. "Her kim her bir gece iza vakaati'l-vâkıa suresini okursa ona asla fakirlik uğramaz."
Her gece izâ vakaati'l-vâkıa suresini okursa ona asla fakirlik uğramaz.
"Bir kimse her gece lâ uksimü bi-yevmi'l kıyâmeh sûresini okursa kıyamet gününde Allah'a, yüzü ayın on dördü gibi pırıl pırıl parlak bir şekilde kavuşur."
Kıyamet gününde yüzü nurlu, ayın on dördü gibi pırıl pırıl parlak bir şekilde Rabbine kavuşur.
Şimdi bu iki sureyi ezberlemek lazım değil mi? Bu hadisleri neden okuyoruz? Hak bellediğimiz şeyi tatbik edeceğiz. İza vakaa suresini ezberlemek lazım; insan fakirlik çekmeyecek. Okumak lazım. İlk önce yüzünden okursunuz okursunuz, sonra ezberlenir.
Sonra lâ uksimü bi-yevmi'l-kıyâmeh suresini de okumak lazım. Çünkü o gün bazı yüzler kapkara olacak.
Yevme tebyaddu vücûhün ve tesveddü vücûh. "Bazı yüzler kapkara olacak, bazı yüzler pırıl pırıl nurânî olacak kıyamet gününde."
O yüzü ak olanlardan hem de ayın on dördü gibi pırıl pırıl olanlardan olmak için o sûreyi okumak lazım.
Bunun bir hikâyesini mecmuamızda da yazmıştık:
İbn Mes'ûd radıyallahu anh ki İmam Azam Efendimiz' in de feyiz aldığı kimsedir. Müfessirlerin pîri sayılır.
İbn Mes'ûd, Abdullah İbn Mes'ûd radıyallahu anh ölüm döşeğine yatmış. Ağır hasta, ölecek belli. Ne yapalım, ölüm hak. Hz. Osman-ı Zinnûreyn yanına ziyarete gitmiş, demiş ki:
"Ey İbn Mes'ûd!"
Hz. Osman, dört halifeden üçüncüsü, meşhur Hz. Osman. Kur'ân-ı Kerîm'i toplayan, Peygamber Efendimiz' in iki tane kerîmesine sahip olma nimetine ermiş. Peş peşe, biri vefat edince ötekisi olmak üzere sahip olmuş olan bahtiyar, Aşere-i Mübeşşere'den. Gelmiş, İbn Mes'ûd radıyallahu anh'e diyor ki;
Ma teştekî. "Şikâyetin ne, hastalığın ne?"
O mübarek insanlar, haddini bilip yükseldikçe ne kadar mütevazı oluyorlar. Yüksek insanlar ne kadar mahviyetkârane hareket ediyorlar.
"Şikâyetin ne?" diyor. Latife olarak cevap veriyor:
Zünûbî diyor, "Günahlarım."
"Miden mi ağrıyor, başın mı ağrıyor, dizinde mi ağrı var, derdin nedir, sıkıntın nedir?" demek istiyor. Ama onu söyleyip de sevabını kaçırır mı? söylemiyor.
Şuram ağrıyor, buram ağrıyor, öldüm bittim, ah vah demiyor da "Şikâyetin nedir?" deyince lafı çeviriyor, "günahlarım" diyor. "Günahlarımdan şikayetçiyim, derdim o." Şaka yapıyor. Bir çeşit latife ile cevap veriyor.
Ve ma teştehî? "Peki ne arzu ediyorsun? Arzu ettiğini alayım."
Helva, börek, çörek o zamanın imkanlarıyla neyse. Hani hasta insanın canı bir meyve çeker; "Ah bir nar olsa da yesem, ekşi nar istedi canım."
Hastaların canı bir şeyler çeker.
"Ne canın çekiyor ne istiyorsun, neye iştiha duyuyorsun?" Ona yine latifeli cevap veriyor, diyor ki;
Rahmete Rabbî. Verebilir misin?
"Rabbimin rahmetini canım çekiyor. Onu istiyorum." diyor.
Meyve sebze, yiyecek içecek, tatlı tuzlu demiyor da "Rabbimin rahmetini." diyor. Bakıyor o cevap da öyle. Bu sefer Hz. Osman başka bir soru soruyor, diyor ki;
Hel âmürü leke bi tabîb? "Emredeyim de sana bir tabip gelsin mi, bir doktor gelsin mi?" Diyor ki:
Lâ hâcete lî fîhi. "Benim doktora ihtiyacım yok." Ve't-tabîbü emradanî. "Beni doktor hasta etti."
Hangi doktor hasta etti? Yanlış ilaç mı verdi? Hayır, doktorların doktorları Allah-u Teâlâ hazretleri o hastalığı ona nasip etmiş, "Bana asıl şifayı verecek olan Zât, bu hastalığı nasip etmiş. Allah-u Teâlâ bana hastalığı nasip etmiş, doktor istemem" diyor.
Peki. Hastadan her cevap böyle nükteli geliyor.
"Sana biraz para pul, altın para, dinar, dirhem vereyim mi?"
"Ona da ihtiyacım yok." diyor. Para teklif ediyor; "İhtiyacım yok. İşte görüyorsun hastayım, öleceğim, ne yapayım parayı?" diyor. Gözü tok.
Yekûnü min ba'dike li-benâtike. "Sana lazım olmasa senden sonra kız çocuklarına lazım olur."
Demek ki İbn Mes'ûd'un kız çocukları kalmış geride, babaları ölecek, kız çocukları kalacak. "Onlara kalır." diyor, Hz. Osman.
E tahşâ li-benâtike fakran. "Sen benim kız çocuklarımın fakirliğe düşmesinden mi korkuyorsun? Ben onlara iza vakaa suresini öğrettim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duydum. 'Kim iza vakaa suresini her gece okursa asla ona fakirlik, yoksulluk bulaşmaz, gelmez.' dedi." diyor.
Râvi bunu duyduktan sonra her gece okumaya başlamış. "Biz de her gece okuyalım." dedik de seyahatti, şuydu buydu aksatıyoruz. Siz aksatmayın inşaallah. İza vakaa suresini her gece okuyun. İşte bak, burada o hadîs-i şerîf çıktı. Her gece iza vaka'a'yı ve la uksimu bi yevmil kıyameh sûresini okumanın faydaları.
Men karae isri vüdûhihî inna enzelnâhü fi leyleti'l-kadr merreten vâhideten kâne mine's-sıddîkin, karaehâ merreteyni kütibe fî dîvâni'ş-şühedâ ve men karaehâ selâsen haşarehu'llâhu mahşere'l-enbiyâ.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
"Abdest aldıktan sonra bir kimse, abdestinin arkasından innâ enzelnâhu fi leyletil kadr suresini okursa -ellerini silerken, abdestini bitirdiği zaman- onu okursa..."
Ne olur? Merreten vahideten. "Bir kere okursa" sıddıklardan olur. Ve men kareehâ merreteyni. "İki defa okursa" adı şehitlerin divanına yazılır. Ve men kareehâ selâsen. "Üç defa okursa." Haşarahu'llâhu mahşere'l-enbiyâ "Allah onu peygamberlerle beraber haşreder."
Abdestin arkasından innâ enzelnâhü fî leyleti'l kadr'i bir kere, iki kere, üç kere okumanın sevabı. Abdestten sonra bunu unutmayın.
Men karae kul huvallâhu ehad hamsîne merreten gafara'llâhu lehû min zünûbi hamsîne seneh. "Her kim kul huvallâhu ehad suresini elli defa okursa Allah onun elli senelik günahını affeder."
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Sünen-i Darîmi'de geçiyor.
Men karae kul huvallâhu ehad mietey merretin gafara'llâhu lehû zünûbe mietey senetin "Kim kul huvallahu ehad suresini iki yüz defa okursa Allah onun iki yüz senelik günahını affeder."
İnsanın ömrü de iki yüz seneyi bulmaz. Bütün ömrü boyunca işlediği günahları affedilmiş oluyor. Bu gibi hadisleri okuyunca tatbik etmek lazım.
Allah-u Teâlâ Hazretlerinin lütf-u keremi çoktur, bunun sevabına ermek için bunları okumaya devam etmek lazım. Arkasından üç tane hadîs-i şerîf hep kul huvallahu ehad'ın faziletine dair.
Men karae kul huvallahu ehad miete merretin. "Her kim kul huvallahu ehad suresini yüz defa okursa." Gafara'llâhu lehû hatîeti hamsîne âmmen. "Allah onun elli senelik günahını bağışlar." Me'ctünibet hısâlen erbaan. "Dört tane suçtan, günahtan geri durulduğu takdirde."
Demek ki günaha devam kul huvallahu ehad'ı okumaya devam olmayacak. Günahlardan kesilmek şartıyla olacak.
Neymiş o dört günah?
Bir; ed dimâu, kan.
İki; el emvâl, mal.
Üç; el fürûc, namuslar.
Dört; el eşrîbe, içkiler.
Bunlardan korunduğu takdirde.
Kandan korunmak ne demek? Birini öldürmekten, kanına girmekten sakınmak. Çünkü katl, büyük günahlardandır. Katlden kaçınacak.
Ve'l-emval. "Başkasının mallarını haksız yere almak." Hırsızlık suretiyle, gasp suretiyle, hangi suretle alırsa alsın haksız yere aldı mı o büyük günah, olmaz!
Ve'l-fürûc. "Başkasının namusunu payimal etmek." Namusuna tecavüz etmek. O da olursa, insan o namussuzluğu da yaparsa bu fayda ona da yok.
Ve'l-eşribe. "İçki içmek, sarhoşluk."
Bunları yapmadığı takdirde; adam öldürmediği, hırsızlık yapmadığı veya gasp etmediği veya çalmadığı almadığı, başkalarının namusuna zarar vermediği, sarhoş olmadığı, içki içmediği takdirde Allah onun elli yıllık günahını bağışlar.
Demek ki üç tane hadîs-i şerîf peş peşe geldi, hepsi Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Kul huvallahu ehad'ın faziletine dair.
Men karae kul huvallahu ehad elfe merretin. "Her kim bin defa kul huvallahu ehad'ı okursa." Fe-kadi'şterâ nefsehû mina'llâhi azze ve celle. "Kendisini Allah'tan satın almış olur."
Cehennemden paçayı kurtarır, kurtarmasına vesile olur. Bir oturmalı bu bin defayı da hadisi duyunca insan hiç olmazsa birkaç defa yapmalı.
Men karae kul huvallahu ehad dübüre külli salâtin mektûbetin aşre merrâtin. "Her kim ki farz olan her namazın arkasından kul huvallahu ehad'ı on defa okursa." Evceba'llâhu lehû rıdvânehû ve mağfiretehû. "Allah ona rızasını ve mağfiretini vacip kılar."
Mutlaka rızasına ve mağfiretine erer. Her namazın arkasından parmaklarımız sayısınca on defa okuyuverelim.
Bu kul huvallahu ehad sûresi, çok kıymetli bir suredir. Kul huvallahu ehad'ın fazileti ile ilgili bunların hepsi peş peşe sıralanmış. Kıymetinin sebebi, Kur'an kelâmı olması, Allah'ın kelâmı olması. Ayrıca fazileti Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini ifade etmesi. Mârifetullah ile ilgili bilgiler olduğu için kul huvallahu ehad'ın sevabı çoktur. Allah bizi ehl-i mârifet eylesin, ehl-i Kur'ân eylesin. Çok hayırlara, sevaplara nâil olmak, şu hadislerde vaat edilen o mükâfâtlara ermek nasip eylesin.
Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.
04.07.1985 -
Kuran Okumanın, Ezberlemenin
30.12.1984 -
Borçlu, Münafık, Allahtan
