18.11.1984 - Haramdan Tedavi, İlim Öğrenmek, Allahın Affettiği Kimseler

18.11.1984 - Haramdan Tedavi, İlim Öğrenmek, Allahın Affettiği Kimseler
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men tealleka şey'en vükile ileyhi.
Bu hadis-i şerif Beyhakî'de rivayet edilmiş. Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivayet etmiş. Tedaviyle ilgili. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim tedavi olmak için eski zaman yani cahiliye devri usullerine teşebbüs ederse, tedavi olacağım diye şifayı ondan umarsa..." Vükile ileyhi. "O hâline bırakıverilir."
Sen misin Allah'tan şifayı istemedin de "Şöyle yapınca, böyle yapınca böyle olacak..." diye bâtıl cahiliye âdetlerinden medet umdun? Hadi bakalım, ne hâlin varsa gör... Allah şifasını vermez.
İnsana şifayı kim verir? Allah Teâlâ hazretleri verir.
Nasıl verir?
Nasıl dilerse öyle verir. İsterse bir anda hastalıktan kurtarır. İsterse bir ilaç vasıtasıyla kurtarır. İsterse duayla kurtarır. Nasıl isterse şifa O'ndandır.
"Allah'tan gayrıdan, eski âdetlerden, 'Şöyle yaparsan şöyle olur, böyle yaparsan böyle olur...' diye cahiliye tedavi âdetlerinden birisiyle bir şey uman kimse kendi hâline terk ediliverilir." diyor Peygamber Efendimiz.
Ne tavsiye etmiş oluyor?
"Allah'a dayanın, Allah'a yönelin, şifayı da Allah'tan isteyin." demiş oluyor.
Peygamber Efendimiz' in duaları vardır. Sonra tavsiyesi vardır:
"Allah hastalığı da indirmiştir, şifayı da indirmiştir. Hastalığınıza ilaç kullanın ama haram ile tedavi olmayın."
Helal ile tedavi olacak, haram ile tedavi olmaya kalmayacak. Allah'ın çeşit çeşit helalleri vardır, o helallerle Allah'tan şifayı isteyerek tedavi olacağız. Tedavi de hadis-i şerifte tavsiye edilmiş bir şeydir. Haramla tedavi yok, yanlış yolla tedavi yok.
Bundan sonraki hadis-i şerife gelelim. Sizin ve bizim hâlimize uygun düştüğü için hoş bir [hadis.]
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men tealleme hadîseyni isneyni yenfeu bihimâ nefsehû ve yuallimuhümâ ğayrahû ve yentefiu bihî kâne hayran lehû min ibâdeti sittîne seneten.
Deylemî, Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ten rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim iki hadis-i şerif öğrenirse..."
Niçin?
Yenfeu bihimâ nefsehû. "Onlar sayesinde kendi nefsine fayda sağlamak için."
Dinleyecek, Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifine uygun hareket edecek, sevap kazanacak, kendisi faydalanacak.
Ve yuallimuhümâ ğayrahû. "Bu iki hadisi gidip başkasına da öğretecek."
"Hanım, ben bugün sahih hadislerden hoca efendi şunu şunu söyledi. Bak sana da tebliğ ediyorum..." Veyahut; "Çocuğum otur, bak şu hadisleri duydun mu?" Veyahut amcazâdesine veya amcasına, komşusuna böyle öğretmek için... Kendisi faydalanmak için, başkasına öğretmek için...
Yentefiu bihî. "Çeşitli tarzda istifade olsun diye..."
"Kim iki hadis öğrenirse..."
Kâne hayran lehû min ibâdeti sittîne seneten. "60 yıllık ibadetten bu kendisine daha hayırlı olur."
60 yıllık ibadetten bu iki hadis-i şerifi öğrenip tatbik etmeye çalışması, başkasına öğretmeye çalışması kendisine daha hayırlı olur.
Hadis-i şerifleri ona göre dinleyin. Mümkünse yazın. Yazdığınızı ezberleyin. Ezberlediğinizi başkasına öğretin ki 60 yıllık ibadetten daha hayırlı oluyor, sevabı çok oluyor. Can kulağıyla dinleyin.
Men tealleme sarfe'l-kelâmi li-yesbiye bihî kulûbe'n-nâsi lem yakbeli'llâhu minhü yevme'l-kıyâmeti sarfen ve lâ adlen.
"Kim çeşitli söz söyleme tarzlarını, söz hünerleri, söz cambazlıkları, güzel konuşma yollarını, metotlarını öğrenirse..."
Neden?
Li-yesbiye -veyahut yüsbiye- bihî kulûbe'n-nâsi. "İnsanların gönüllerini onunla esir etmek için, kazanmak için, çelmek için..." Lem yakbeli'llâhu minhü. "Allah ondan kabul etmez." Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde." Sarfen ve lâ adlen. "Farzını, nafilesini, tevbesini, ibadetini, fidyesini kabul etmez."
Bu neyi gösterdi?
Bu şunu gösteriyor ki Müslümanlıkta söz cambazlığı hüner değildir. Müslümanlıkta her şey sadedir, açık saçıktır, dobra dobradır.
Bir arkadaşın camisine gittik. Kur'ân-ı Kerîm'i öyle sade okuyor ki söze, hünere boğmadan ciddi ciddi okuyor.
Peygamber Efendimiz konuşurken sade sade, tane tane konuşurdu. Gösteriş için değil; Müslümanın işi sade sadedir. Yaptığı işler Allah rızası içindir.
Çeşitli söz hünerleriyle, cambazlıklarla, şiirlerle, nüktelerle vesaire ile insanların kalbini çekiyor, kendisine bağlıyor, esir ediyor. Öyle şey yok. İnsan açık, net, dobra dobra olacak. İnsanları kandırmayı esas almayacak. Neyse o hâlini ortaya tabiî olarak koyacak. İslâm bunu seviyor.
Men tealleme ilmen li-ğayrillâhi erâde bihî ğayrallâhi fe'l-yetebevve' mak'adehû mine'n-nâr.
Birkaç hadis-i şerif peş peşe ilimle ilgili gelecek. Bunlardan birincisi bu.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; Men tealleme ilmen.
Hasen hadis-i şerif. Tirmizî, Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'ten rivayet etmiş. Başka rivayetler de var.
"Kim bir ilim öğrenirse..."
Neden?
Li-ğayrillâhi. "Allah'tan gayrısı için öğrenirse..." Erâde bihî ğayrallâhi. "Bu ilmi öğrendiği zaman Allah'ın rızasından gayri bir şeyi elde etmekte kullanacak..."
Allah rızası için öğrenmiyor. Başka bir şey için öğrenirse...
Fe'l-yetebevve' mak'adehû mine'n-nâri. "Cehennemde oturacağı yeri hazırlasın, cehenneme girip de o yere oturmaya hazırlansın."
Ne olacak?
İlim, bilgi, öğrenilen şeyler Allah rızası için öğrenilecek. Allah yolunda kullanılmak için öğrenilecek. Allah'ın yolu bulunsun diye öğrenilecek. Mârifetullah için öğrenilecek. İnsan Allah-u Teâlâ'nın rızasını kazanmak için öğrenecek. İlmin gayesi var.
O gaye nedir? Allah'ın sevgisini, rızasını kazanmaktır. Allah'ın istediği yolda o ilmi kullanmaktır.
Allah yolunda kullanılmıyor, başka maksatlar için öğreniliyor. Onun bir faydası yoktur.
Evet, ilmin İslâm'da kıymeti var ama gayesine göre... Gayesi yüksek olursa kıymeti var, yüksek olmazsa kıymeti yok.
O halde, niyetimizi düzeltip ilmi Allah rızası için öğrenmeye çalışmalıyız.
Kimler?
Bilhassa çocuklarınıza bunu öğretin ki; "İlim Allah rızası için öğrenilir, bilgiler Allah yolunda kullanılmak için öğrenilir. Aman evlâdım! Bu niyetini sapıttırma, şaşırttırma. Para kazanmayı hedef alma, yükselmeyi hedef alma, mevkii makamı hedef alma. Aman niyetine dikkat et!"
Diğer hadis-i şerif:
Men tealleme'l-ilme li-yübâhiye bihi'l-ulemâe ve yümâriye bihi's-süfehâe ve yasrife bihî vucûhe'n-nâsi ileyhi edhalehu'llâhu cehenneme.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bir hadis-i şerif. Tirmizî'de ve Mişkât'te var. İbn Ömer'den ve Ka'b radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş. Yine ilimle ilgili.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men tealleme'l-ilme. "Kim ilmi öğrenirse..." Hadis, tefsir, fıkıh okuyor. İlim öğreniyor.
Niçin? Li-yübâhiye bihi'l-ulemâe. "Ulemaya onunla övünmek için."
"Ben şu kadar ilim okumuşum, şunları bilirim, bunları bilirim..." diye böbürlenmek için.
Başka?
Ve yümâriye bihi's-süfehâe. "Bu öğrendiği ilimlerle akılsız, beyinsiz adamlarla münakaşa etmek için."
Allah korkusu olmayan, takvası olmayan insanlarla çene çalıp münakaşa etmek için, böbürlenmek için...
Ve yasrife bihî vücûhe'n-nâsi ileyhi. "Ve insanların teveccühlerini, yüzlerini kendisine döndürmek."
İnsanların teveccühlerini toplamak için değil, Allah rızası için öğrenecek, o zaman fayda verir.
Böyle bir ilim nasıl bir fayda verir? Şimdi altındaki o hadisi okuyalım:
Men tealleme bâben mine'l-ilmi amile bihî ev lem ya'mel bihî kâne lehû efdale min salâti elfi elfi rek'atin fe-in hüve amile bihî ev allemehu kâne lehû sevâbuhû ve sevâbu men ya'melu bihî ilâ yevmi'l-kıyâmeti.
"Kim ilimden bir bab öğrenirse..." Niyeti güzel, Allah rızası için bir bab öğrenirse...
Ne olur?
Amile bihî ev lem ya'mel bihî. "İster o ilmi tatbik etsin ister etmesin."
Ama iyi niyetle öğrendi... Ne olur?
Kâne lehû efdale min salâti elfi rek'atin. "Bin rekât namazdan daha hayırlı olur."
İlimden bir bölüm öğrenmesi ister tatbik etsin ister etmesin, bin rekât namaz kılmaktan daha üstün olur.
Demek ki önce dinimizin inceliklerini bab bab öğrenecekmişiz; namazdan da üstünmüş, ilim kıymetliymiş.
Fe-in hüve amile bihî. "Ama o şahıs böyle yapmaz da bir de bildiğini tatbik ederse..." Ev allemehû. "Veyahut başkasına öğretirse..."
O zaman sevabı ne olur?
Kâne lehû sevâbuhû ve sevâbu men ya'melu bihî ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Kıyamete kadar kendisinin sevabı ve onu işleyenlerin sevabı ona devam eder durur."
Yani öğrettiği kimseler onu yaptıkça onun sevabı ona gelir.
Şimdi biz bu hadisleri okuyoruz ya, bize bunları kim öğretmişse biz bunları tatbik ettikçe bizim sevabımızdan onlara bir nüsha, bir misli veriliyor. Bizden bir şey eksilmeden onlar bize sebep oldular diye veriliyor. Siz de böyle yaparsanız, öğretirseniz, sizin öğrettiğiniz de tatbik ederse siz de o ecri alırsınız. Kıyamete kadar sevabı öğretene gelir.
Men tealleme'l-Kur'âne fî şebîbetihî ihtaleta'l-Kur'ânu bi-lahmihî.
Kur'an öğrenmekle ilgili hadis-i şerif.
"Kim Kur'an'ı delikanlılığında, şebabetinde öğrenirse Kur'an onun etiyle karışır..."
Kur'ân-ı Kerîm'i gençliğinde öğrenirse Kur'ân-ı Kerim etinin içine işler.
Ve demihî. "Kanının içine..."
O gençliğinde öğrendiği Kur'ân-ı Kerîm etinin, kanının içine işler. Tabii çok sevap alır.
Ve men teallemehû fî kibrihî. "Kim yaşlılığında Kur'an öğrenirse..." Ve hüve yetefelletü minhü... "İhtiyarlığında öğrenirken zorlanıyor, öğreneyim derken sıkışıyor..."
Ona öğrenmek dar bir elbise giyiyormuş gibi zor geliyor.
Ve hüve yeûdu fihî. "Tekrar edip duruyor."
"Ah! İyi öğreneyim, hatırımda kalmıyor!" diye zorlanarak...
Fe-lehû ecruhû merreteyni. "Allah ona iki misli ecir verir."
Çünkü herkes gençliğinde İslâm'ı idrak etmez ki, kimi İslâm'la daha yaşlı zamanlarda karşılaşıyor. Onun da İslâm'a öğrenmesi gerekiyor. Onun öğrenmesi kolay olmaz. Delikanlı bir defa dinledi mi 'şıp' hafızasına alır. Ötekisi zorluk çeker, zorlanır, tekrar tekrar okur, unutur, atlar... Böyle bir sıkıntı çeke çeke yapınca ecri iki katı olur. Çabalıyor diye, zahmet çekiyor diye Allah ecrini iki kat verir.
Men tealleme erbaîne hadîsen ibtiğâe vechillâhi li-yüallime bihî ümmetî fî halâlihim ve harâmihim haşerahu'llâhu yevme'l-kıyâteti âlimen.
Bu hadis-i şerif de kırk hadis ezberlemekle ilgili. Ebû Nuaym el-İsfehânî kitabında Hz. Ali Efendimiz' den nakleylemiş.
"Kim 40 hadis ezberlerse, öğrenirse..."
Yani on hadisten bir ay gelse burada onu yazsa öğrenebilir...
"40 hadis öğrenirse..."
Neden?
İbtiğâe vechillâhi. "Allah'ın rızasını kazanmak için..." Li-yüallime bihî ümmetî fî halâlihim ve harâmihim. "Haramlarını helallerini ümmete öğretmekte kullanmak üzere bu hadisleri öğrenirse..."
Haşerahu'llâhu yevme'l-kıyâmeti âlimen. "Allah onu kıyamet gününde alim olarak haşreder."
"Gel bakalım, sen İslâm'ın alimlerinden o zümrede haşrolacaksın." diye onların gördüğü iltifatı görür.
40 hadis... Senede insan bir hadis öğrense 40 senede bu işi başarır.
Alim olarak haşrolmak çok büyük bir imtiyaz. Allah'ın alim kabul edip de alim muamelesi yaptığı kimse çok büyük hayırlara erecek.
Hadis-i şeriflere ehemmiyet verin. Bu hadis-i şerifleri bize bu kitabı yazan hocalarımız bize âdet, töre olarak emretmişler. Buyurmuşlar ki:
"Bunlar hep böyle okunacak."
Eskiden tabii herkes Arapça bildiğinden bunlar hızlı hızlı okunurmuş, Kur'an okunur gibi... Dinleyenler de ellerinde bir kitap, hatim olsun diye okurlarmış. Şimdi biz Arapçasını okuyoruz, bir de izah etmek zorunda kalıyoruz. Eskiden hepsi bilirlermiş. Lüzum yok diye bu kürsülerde hızlı hızlı devrederlermiş. Bu eskiden bizim yolumuzda böyleymiş. Hepsi alimmiş, hepsinin elinde kitaplar, kalemler, öyle yaparlarmış.
Şimdi işler böyle döndü. Öğreneceğiz. Öğrenince çok fayda var.
Allah-u Teâlâ hazretleri biraz gayretli eylesin. Sadece duyup gidenlerden eylemesin.
İnsan bir müzeyi geziyor. "Aa! Şurada elmaslar var, burada zümrütler, burada yakutlar var..." görüyor, gidiyor. Görüp gidiyor, öyle oluyor. Biraz da yanına alsa ya, cepleri elmasla altınla dolsa daha iyi olmaz mı?
Şimdi burada dinliyoruz, biraz sonra unutuluyor. Yazsak, kendimize mâl etsek, başka yerde de söylesek ya...
Bundan sonra inşaallah o tarzda öğrenelim.
Men tealleme'l-ehâdîse li-yühaddise bihi'n-nâse lem yerih râyihate'l-cenneti ve inne rîhahâ le-yûcedü min mesîreti hamsimieti âmin.
Bakın, Arapçayı iyi bilmeyenlerin şaşıracağı bir hadis-i şerif geldi.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim sözleri insanlara laf olsun diye anlatmak üzere öğrenirse..."
"Çeşitli söz hünerlerini" demek. Çeşit çeşit laflar, fıkralar, cambazlıklar, madrabazlıklar öğreniyor, insanlara onları [anlatıyor...]
"Böyle boş sözler öğrenirse Allah o kimseye cennetin kokusunu koklattırmaz."
Peygamber Efendimiz arkasından da buyuruyor ki;
Ve inne rîhahâ le-yûcedü min mesîreti hamsimieti âmin. "Halbuki 500 yıllık mesafe yoldan cennetin kokusu insanın dimağını tatlandırır, duyulur."
Ama Allah onu bile duyurmaz. Değil cennete girmek, 500 yıllık mesafe yakınına dahi gelemez de cennetin kokusunu koklattırmaz.
Kime? Boş sözlerle, söz hünerleriyle, madrabazlıklarla onları öğrenmekle vakit geçiren...
Burada ehâdîs sözü geçiyor, bu ehâdîsten maksat; "söz hünerleri, tekellüflü söz cambazlıkları" demek.
İşte İslâm bunu sevmiyor. Söz cambazlığını sevmiyor. Dobra dobra sade olmayı seviyor. İslâm boş, malayani sözleri sevmiyor. "Bir insanın karnının irin dolması şiir dolmasından daha hayırlıdır." diye buyurmuş Peygamber Efendimiz. O şiiri ezberlemiş, bu şiiri ezberlemiş, karşına geliyor çeşit çeşit cambazlıklarla, şiirlerle, nüktelerle hakikati ters gösteriyor, Allah'ın yolunca gitmiyor; kıymeti yok!
Öğrendiğimiz şeyi bize yarayacak diye öğreneceğiz, laf olsun diye öğrenmeyeceğiz.
Şu hadis-i şerifi de okuyuvereyim, son olsun.
Men tealleme harfen mine'l-ilmi ğafera'llâhu lehû el-bettete...
Allah'ın bizi afv-u mağfiret etmesini isteriz, değil mi? Onu bildiriyor.
Ve men vâlâ habîben fi'llâhi ğafera'llâhu lehû ve men nâme alâ vudûin ğafera'llâhu lehû ve men nazara fî vechi ahîhi ğafera'llâhu lehû ve men ibtedee bi-emrin ve kâle bismillâhi ğafera'llâhu lehû.
Hz. Ali Efendimiz' den rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?
"Kim ki ilimden bir harf öğrenirse Allah onu mağfiret eder."
Yani "az bir şey öğrense bile" demek. İlimden azıcık bir şey bile öğrense Allah mağfiret eder.
Estağfirullah ne demek?
"Yâ Rabbi! Sen beni afv-u mağfiret eyle!" demek.
"Tevbe yâ Rabbi!" ne demek?
"Yâ Rabbi! Sen benim tevbemi kabul eyle, beni günahtan döndür!" demek.
Mağfiret istemek değil mi? Onun yolu var. İşte yolunu görün:
"Kim ilimden bir harf öğrenirse Allah onu mağfiret eder."
İlim öğrenin, Allah affetsin, bir. Hatırınızda tutun.
Ğafera'llâhu lehû el-bettete.
El-Bettete ne demek? "Muhakkak ve muhakkak" demek.
"Kim ilimden bir harf öğrenirse Allah onu muhakkak ve muhakkak mağfiret eder." demek.
Şimdi bir şeyler öğrendik mi?
Mevla’mızdan umarız ki Allah bizi mağfiret eylesin.
Ve men vâlâ habîben fi'llâhi ğafera'llâhu lehû.
İkinciye çok dikkat edin! Aslında bu hadisi geniş geniş uzun anlatmak lazım.
"Kim Allah uğrunda bir dostu sever dostluk ederse, bir kimseyle Allah için arkadaş olur dostluk ederse Allah onu mağfiret eder."
Eskiler birbirleriyle ahiret kardeşi olmuşlar, ihvan, kardeş olmuşlar, birbirlerini Allah rızası için kardeş edinmişler. O kâr ortaya çıkıyor. Neden öyle yaptıkları ortaya çıkıyor.
"Kim bir sevdiğini, dostunu Allah rızası için sever, onunla dostluk ederse Allah onu afv-u mağfiret eder."
Bak Allah nasıl teşvik ediyor bizi birbirimize dost olalım diye... Düşmanlıkta bir kâr yok; ama dostlukta kâr var. Birbirini Allah için sevenleri Allah mağfiret eder.
Ve men nâme alâ vudûin ğafera'llâhu lehû. "Kim abdestli olarak uyursa Allah onu mağfiret eder."
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, hocalarımız bize emretmişti; "Abdest alın da öyle yatın." demişlerdi. Şimdi anlaşıldı. Demek ki her gece abdestli yattıkça Allah afv-u mağfiret ediyor.
Resûlullah hak sözü doğru söylememiş mi?
Abdestli yatınca afv-u mağfiret oluyor. Abdestli yatmaya da dikkat edin.
Ve men nazara fî vechi ahîhi ğafera'llâhu lehû. "Kim kardeşinin yüzüne nazar ederse Allah onu afv-u mağfiret eder."
Ama nasıl nazar etmek?
Sevgiyle nazar etmek... Kızgınlıkla bakana bir şey yok da sevgiyle bakarsa bir bakışa bile Allah afv-u mağfiret eder. Müslüman kardeşinin yüzüne sevgiyle bakarsa...
Ve men ibtedee bi-emrin ve kâle bismillâhi ğafera'llâhu lehû. "Kim bir yeni işe başlarsa ve başında Bismillâhirrahmânirrahîm derse Allah onu mağfiret eder." buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallahu veche hazretleri rivayet eylemiş.
Mevla’mızın yolunca yürüyen insana Allah'ın mağfiretini kazanmak da kolay, sevapları kazanmak da kolay, iki cihanda saadete ermek de kolay...
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
00.09.1984 -
Kibir, Peygamber Efendimiz
04.08.1985 -
Menfaat İçin Kuran
