İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.04.1984 - Müminin Vasıfları, Münafıklar, Arkadaş Seçimi, Temizlik

01.04.1984 - Müminin Vasıfları, Münafıklar, Arkadaş Seçimi, Temizlik
Hadisler Deryası

01.04.1984 - Müminin Vasıfları, Münafıklar, Arkadaş Seçimi, Temizlik

07.07.2025
20 dk 35 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Meselü'l-mü'mine ke meseli'l-attâr in câlestehû nefe'ake ve in mâ şeytehû nefe'ake ve in şârektehû nefe'ake.

İbn Ömer radıyallahu anh'ten. Yine iman sahibi mü'min kulu anlatıyor. Mü'min hoş koku satan attar gibidir. Mü'min attara benzer. Attar, ıtır kelimesinden geliyor. Itır "güzel koku" demek. Attar da "o güzel kokuları satan" demek. Biz dilimize bozmuş "aktar" yapmışız ke ile halbuki t harfiyle olacak, iki tane t ile. Mesleği ıtır satmak, "güzel koku satan kimse" demek.

Müslüman neye benzer?

Hoş koku satan kimseye benzer. Yanında gül kokusu, sümbül kokusu, şebboy kokusu var, yasemin kokusu var, hoş kokuların her çeşidi var, satıyor. İn câlestehû nefe'ake. "Otursan sana fayda verir, güzel kokusunu duyarsın, mest olursun. Oh ne güzel kokuyor şu adamın üstündeki esans, parfüm ne kadar güzel diye hoşuna gider."

Bir de aksini düşün; çirkin koksa, ağzı burnu koksa, üstü başı koksa filan… Hani bir derici dükkânının yanından geçecek olsan kapalı çarşısının orasından veya debbağlar çarşısından geçecek olsan nasıl fena oluyor. Kasapların, bozulmuş etlerinin yanından insan burnunu kapatıp geçmek istiyor.

Öyle değil mü'min kimse; attar gibidir, güzel koku satan kimse gibidir. Yanında otursa sana fayda verir, kokusu hoşuna gider. Ve in mâ şeytehû nefe'ake. "Yürüsen hoşuna gider beraber, yanına gitsen hoşuna gider, beraber gitsen hoşuna gider." Ve in şârektehû nefe'ake. "Ortak olsan yine fayda verir."

Müslüman her halde öteki kimselere zarar vermez. Hayrı dokunur. Otursan Müslümandan fayda görürsün.

Neden?

Tatlı söyler, hayır söyler, Allah'ın emrini söyler. Acı da olsa dost acı söyler, düşman güldürür; "Kardeşim senin bu yaptığın günahtır; yapma, etme, bu yaptığın gıybet oluyor, dedikodu oluyor, şöyle etme, böyle etme" demesi gerekiyor.

Hz. Âişe validemiz hakkında işte bir şeyler söylenmiş, dedikodular çıkmış. "Kendilerine bu sözler nakledildiği zaman sübhanallah böyle şey olmaz bu büyük bir iftiradır, değil miydi?!" diyor Kur'ân-ı Kerîm.

Ortaklık yapsan, beraber yolculuk yapsan. Mâ şeytehû. "Yürüsen" demek, "yolculuk yapsan". Müslümana yol arkadaşı olsan, yürüsen hayır görürsün. Kendisini tercih etmez, yemeğin tatlı tarafını kendisine almaz. Kendisi keyif tarafına bakmaz. Daima yolculuk arkadaşlığında güzel huylar görürsün. Sana fayda sağlar. Ortaklık yapsan yine fayda sağlar. Hile etmez, aldatmaz, kârı az göstermez, kasaya giren paranın bir kısmını cebine atmaz. Müslüman böyledir, mü'min böyledir.

Neden böyledir?

Çünkü mü'minin kalbinde bir polis var. Bir de müfettiş var, kontrolör, hâkim, savcı var, bir sürü şey var kalbinde mü'minin. Onlar onu menediyorlar, yaptırtmıyorlar. "Alamazsın bu parayı, bu işi yapamazsın" diye kötü şeyleri menediyorlar. Yarın bunun hesabı var diye almıyor. Yarın bunun haram olduğundan karşılığını veremem, ben bu işe bulaşmayayım. Teklif ediyorlar;

"Bak sana, şu işi görme, şu kadar para var."

"Olmaz! Yapamam." diyor. Kızıyorlar öteki memurlar; ya ne biçim adam, nereden geldi bu bizim aramıza, ne güzel rüşvet alıyorduk, bu adam geldi şimdi işimiz bozuldu. Sevmiyorlar ama alamıyor. Biliyor ki ahirette hesabı var, dünyada da ne kendisi hayrını görür ne çoluk çocuğu. Bu iman herkesin başına bir polis takmaktan daha önemli. Bunu herkesin desteklemesi gerekiyor.

Meselü'l-mü'mini ke meseli'z-zer'i lâ tezâlü'r-riyâhu tüfeyyihühû ve lâ yezâlü'l-mü'minü yusîbuhû belâün ve meselü'l-münâfiki meselü şecereti'l-ürzi lâ tehtezzü hattâ tüstahsade.

Bu Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz mü'min ile münafığı mukayese ediyor bu hadis-i şerifte.

Mü'min neye benzer?

Mü'min ekine benzer; ekin, buğday, arpa vesaire gibi ekine benzer. Lâ tezâlü'r-riyâhu tüfeyyihühû. "Rüzgâr esti mi daima onu o tarafa kıvırır. Rüzgâr estiği zaman ekini bir o tarafa yatırır."

Kırılır mı?

Kavak ağaçları devrilir de çınar ağaçları kopar. Buğdaylar yatar kalkar, yatar kalkar. Böyle rüzgârda sallanır, ondan sonra doğrulur. Rüzgâr bastırınca eğilir, ondan sonra doğrulur. Buna neden benzetmiş Peygamber Efendimiz arkasından izah ediyor;

Ve lâ yezâlü'l-mü'minü yusîbuhû belâün. "Daima onlara imtihanlar, belalar isabet eder. Bela isabet eder."

Bela aslında bizim Türkçedeki mânaya değildir. Arapçada belâ "imtihan" demek. İmtihanlara uğrar, başımıza gelen o sıkıntılı işler de hep bela dedikleri şeyler de imtihan için geldiğinden büyüklerimiz onu kullanmışlar. Biz de belayı o mânasıyla dilimize yerleştirmişiz.

Müslümana daima bela gelir, imtihan gelir. Çocuğu hastalanır, başı ağrır, kolu ağrır, malı telef olur. Ticareti biraz kesat gider, işlerinde sıkıntı olur. Karşısındaki ona haksızlık eder, hakaret eder. Yapmadığı şeyleri yapmış gibi gösterirler. Daha başka örnek, çeşit çeşit şeyler olur. "İmtihan dünyası ne yapalım?!" Sabrederse ne mutlu!

Rüzgârın ekini eğdiği gibi eğilir, doğrulur, kırılmaz. Mütevazı olduğu için kırılmaz. Münafığa gelince;

Ve meselü'l-münâfiki meselü şecereti'l-ürzi. "Münafığın durumu, misali ise pirinç bitkisi gibidir."

Pirinç, ürz "pirinç bitkisi" demek. Pirinç bitkisi gibidir. Dimdik durur. Kıpırdamaya pek durumu yoktur. Öyle fazla bastırmağa gelmez. Lâ tehtezzü hattâ tüstahsade. "Sallandığı zaman köklenecek gibi oluverir. Kökleninceye kadar sallamaya gelmez. Bir bastırıverdin mi çat kırılıp yatar. İşe yaramaz duruma gelir."

"Münafık tahammülsüzdür" demek yani. Münafık olan kimse Allah'a imanı olmadığı için, içi başka dışı başka, kendisine bir hadise geldi mi; çat kırılıp yere yatan bitki gibi olur. Eğilme kabiliyeti olmayan pirinç bitkisi kökü gibi olur. Doğrulmaz bir daha, bitti. Kırıldı, kök bir işe yaramaz. Ama Müslüman, mü'min kimse ekin gibi böyle diker, onu oraya sallar, meylettirir, eğdirir. Çeşitli hadiselerden geçer. İmanı sayesinde kırılmaz yürür, gider.

Bu hadis-i şerifte bize teselli vardır ki başımıza bir şeyler gelebilir.

Aldırma demek! Mevlâ bunu böyle nasip etmiş, ne yapalım... Benim başıma gelmiş hastalık, üzüntü, keder; Müslüman bundan selametle çıkar. Kâfir tahammül edemez, tabancayı alır, şakağına dayar. İntihar eder, gider cehenneme. Tahammül edemedi. Demek ki Müslüman;

"Ben Allah'ın has halis kuluyum bana bu belalar nereden geliyor?" demeyecek. Gelir. Veyahut;

"Allah Allah! Ben Allah'ın kötü kulu muyum ki belalar başıma yağıyor."

Hayır. En büyük imtihanlar, belalar peygamberlere gelmiştir. Mertebesinin yüksekliğine göre derece derece öteki insanlara öyle gelir. O, Allah'ın iyi kullarına daha çok geliyor, sabrettikçe derecesi artıyor.

Adamcağızın birisi son nefesinde bir yudum su istemiş. Tam getirmişler, suyu içecek, melek gelmiş, kanadıyla vurmuş, su dökülmüş, kitaplar öyle yazıyor. Su dökülmüş, içememiş o sırada da ruhunu teslim etmiş. En sonunda, zamanında ruhunu teslim etmiş. Suyu içememiş en sonunda, en son zamanında öyle susuz, suya hasret, öylece teslim etmiş ruhunu.

Öbür taraftan Allah'ın azılı düşmanı birisi en son demlerini yaşıyormuş olmadık bir meyve istemiş, yani o memlekette bulunmayan, zor bulunan mevsim dışı bir meyve istemiş. "Ona tedarik edin nereden tedarik edilecekse" denilmiş. Getirmişler o meyveyi vermişler, onu yemiş, rahatlamış, canı öyle çıkmış.

Evliyâullahtan birisi -yahut nasılsa-;

"Yâ Rabbi! Bunu anlayamadım, senin veli kulun son nefeste bir damla su içemedi. Öteki de azılı düşmanın, akılda hayalde olmayan o şeyi yedirdin, öyle canını aldın?"

"Öteki veli kulumun bir derece daha yükselmesini istedim, bir derece daha vereyim diye onu da mahrum eyledim, ona vermedim. Suyu da vermedim, o hasretle gittiğinden derecesi daha yüksek oldu. Diğerine de al bu azığını da verdim diye onu da verdim, derecesi bir derece aşağı düştü."

O kadar nimete, o nimetin sahibine yönelip de insanın kulluk etmesi gerekmez mi?

Etmiyor. Al, bunu da al bakalım, hadi dünyanın bütün nimetleri yığıldı başına. Ne olacak?

"Eğer Müslümanlara ağır gelmese Allah kâfirlerin çatılarının kenarlarını altından yapardım." buyuruyor. Ne olacak? İki paralık dünya, hepsi gidiyor. Biz kendimizi çocuk bilirken işte sakalımıza ak düştü, dede olduk.

Allah akıl fikir versin geride kalanlara, uyanıklık versin, gelip geçiyor bu fâni dünya, fâniliğini anlarsa insan uyanık demektir. Anlamazsa kendisini ebedî yaşayacak gibi sanıp da birdenbire ölümle karşılaşıverirse gafil demektir.

Meselü ümmetî meselü'l-matari lâ yüdrâ evvelühû hayrun em âhirühû.

Peygamber Efendimiz; "Benim ümmetim yağmura benzer, önü mü hayırlı arkası mı hayırlı belli olmaz." diyor.

Bu demektir ki son zamanlarda yaşadığı halde, Peygamber Efendimiz' e yakın devirlerde gelmediği halde Allah'ın çok yüksek dereceler verdiği nice kullar vardır. Çok yüksek dereceler ihsan ettiği nice kullar vardır. Sonradan gelmez diye bir şey yok. Yüce Allah'ın hoş, halis kulları vardır ki… Bu devirde de vardır. Allah bu yeryüzünü iyi kulsuz bırakmaz. Daima Allah'ın iyi kulları vardır.

Ama alnına yazılacak değil ya kimse bilmez. Dışarıdakiler onun halini anlamaz, belki hakaret eder. Belki iter kalkar, belki kalbini kırar. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki:

"Nice saçı başı dağınık, üstü başı toz toprak içinde insan vardır ki; Allah'ın sevgili kuludur ama kimse bilmez. Konuşsa kimse sözüne itibar etmez."

Sen de kimsin ya mevkiin, makamın var mı? Rütben var mı, paran var mı?

Hiçbir şey yok, görünmüyor. Kimse sözüne itibar etmez.

"Kız istese kimse kız vermez."

Neyle geçindireceksin benim kızımı? Evin var mı, barkın var mı, geçimin ne? Ne kadar para alıyorsun? Kız vermez.

Ama; lev akseme ale'llâhi le eberrehû. "Eğer bir mesele de yemin etse Allah onun yemini doğru çıksın diye o işi öyle yapar. Yemini boşa çıkarttırmaz. Doğru çıkarttırır."

Demek ki Allah'ın sevdiği nazlı kullar. Kırmıyor Allah-u Teâlâ hazretleri kalbini. Ne derse dediğini yapıyor. Ama dışarıdaki insanlar bilmez. Onun için büyüklerimiz demişler ki:

“Her geceni kadir bil, her gördüğünü Hızır bil.” Karşındaki adamı hakir görme.

Defter-i divana sığmaz söz gelir divaneden.

Yu'tike min ıtrihî esabeke min rîhıhî. Ve meselü'l-celîsi's-sûi meselü'l-kayni izâ lem yuhrik sevbeke esâbeke min rîhihî.

Bu hadis-i şerif de Enes İbn Mâlik'ten yine insanların vasıflarıyla ilgili. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

"Sâlih arkadaşın misali güzel koku satan insana benzer. Sâlih arkadaş oturup kalktığın, düşüp kalktığın sâlih kimse hoş koku satan attara benzer. Eğer sana kokusundan vermese bile hoş kokusu sana gelir. Hiç olmazsa tatlı tatlı kokar, hoş kokar. Sana buyur diye ikram etmese sen onun kokusundan faydalanırsın."

Sen alsaydın ne yapacaktın?

Sen de üstüne, eline sürecektin, kokacaktı. İşte onun kokusu yine gelir sana, "sâlih olan kimseden her kimse faydalanır" demek.

Kötü arkadaş, kötü yoldaş ise demirciye benzer eğer senin elbiseni yakmasa da pis kokusu gelir. Biliyorsunuz demirin kömürle şey yapılması, kükürt kokuları, dumanlar, isler, paslar demirci dükkânı böyle çirkin kokar. İşte kötü arkadaş da demirciye benzer. Eğer sana sıçrayıp bir kıvılcım elbiseni yakmazsa bile, o kötü koku pis duman vesaire seni rahatsız etmeye yeter.

Demek ki insan iyi arkadaş edinmeye çalışmalı. Kötüsünden uzak durmaya çalışmalı. İyi arkadaş edinirse mutlaka bir faydası olur. Hiç kendisine bir şey öğretip vermezse bile onun güzelliğinden istifade eder insan. Kendisinin güzel olmasından, o arkadaşın.

Ama kötü bir kimse ise kötü bir kimse ise, ona doğrudan doğruya bir kötülük yaptıramazsa bile onun kötülüğünün ezâsı insanı rahatsız etmeye yeter.

Onun için arkadaşı seçmeli. İyi arkadaş seçmeye çalışmalı. Kiminle konuştuğunu, kiminle ahbaplık, arkadaşlık ettiğine bakmalı insan. Bu gibi hadis-i şeriflerden hareketle tasavvufta denmiştir ki:

"Gafil insanlarla oturup kalkılmasın. Çünkü gaflet sirayet eder, kalpten kalbe akseder. Onun için uyanık, iyi kimselerle arif kâmil kimselerle düşüp kalkmaya çalışsın ki; insan onların iyiliği kendisine aksetsin, fayda görsün." Bunu böyle söylerler kitaplarda.

Geçen sefer anlattım galiba.

"Gümüşhane'den otuz iki kişi olarak çıktık." dedi. Bir hacı amcamız Ankara'da.

"Otuz iki kişi çıktık, Ankara civarına geldik, üç kişi kaldık hocam. Otların her çeşidini otladım. Nerede, buğdayı filan bulacaksın da onu çiğneyeceksin. Otların her çeşidini otladım. Hani şu şöyle kırıldığı zaman içinden süt çıkan otlar, zehirli filan derler, değil hocam, değil; onların hepsini yedim. Buralarım, ağızlarım yara oldu. Şimdi ekmeğini beğenmeyiz, biraz kurudu mu atarız." dedi.

Git biraz lokantaların önüne dolaş, şehrin, şu apartmanların kapılarındaki şeylere bir bak… Bizim profesör rahmetli Hocam bir gün yürüyoruz, fakülteden çıktık; "Gel Es'ad" dedi. Yaşlı adam, bembeyazdı saçı sakalı. "Gel buraya bak" dedi, beni bidonun yanına kadar götürdü. Apartmanın önünde bidon var. Ağzına kadar gıda dolu çöp. Bilir o kıymetini, harp gördü, sıkıntı gördü, üzüntü gördü…

Bu nesil bilmez ki! Bu nesil babasının parasıyla araba alır, Moda caddesinde tokuşturmasını bilir. Babası zengin; parayı alır, bir araba alır, hangimizin arabası daha iyi tokuşacak?

Yapıyorlarmış bunu, masal değil! Hızlı, birbirlerine çarpıştırıyorlar yumurta kırar gibi. Bakalım hangisi daha dayanıklı olacak. Bu nesil bilmez ki; düşman, sıkıntı, açlık, elem, susuzluk nedir, düşmanın hakaretine uğramak nedir…

Çalıları yakmışlar, hadi bakalım gir içine diye kırbaçla…

"Babam, dedem alim insandı." diyor anlatan, Yunanistan'da astsubay emeklisi.

"Gir bakalım şu ateşin içine demişler, kırbaçla itmişler ama ateşin üstüne basıyor, korların üstüne basıyor, düşmüş dizleri üstü."

Ondan sonrası ne olmuş bilmiyorum, anlatamadı. Çünkü ağladı.

Bu nesil bilmez ki! Alır gazeteleri, müstehcen yayınları, onları okur, keyfine bakar.

"Acaba Boğaziçi'ne mi gitsem filanca yere mi gitsem? Filanca yerden bir eğlence mi bulsam…"

Hacivat Karagöz sahnesi gibi: Yâr bana bir eğlence. Sabah oldu, yemeğini yiyip anasının babasının kesesinden dışarı çıktı mı bunu düşünür.

Bunu böyle kim düşünmez?

Mü'min insan düşünmez. Mü'min yetiştirmek gerekiyor çocuklarımızı. Ötekisi mesuliyetsiz. O da düzelir, o da yola gelir ama anlatırsan, anlatma fırsatı vereceksin, anlatacaksın o da yola gelecek, bağlanacak.

Acıyorum şu memleketin haline. Sokaklarına bakıyorum, caddelerine bakıyorum, Boğaziçi'ne bakıyorum… Müslümanın ilk vazifesi temizliktir.

Temizlik olmayınca namaz oluyor mu?

Kur'an okuyabilir misin abdest almasan, boy abdestin olmazsa bir şey yapabilir misin?

Olmaz! İlk vazifesi temizlik. Kendi üstünü temizleyecek, kalbini temizleyecek, evini barkını, bulunduğu yeri temizleyecek. Su kıtlığı yok ki; işte şadırvan, su akıyor. Her şeyimiz var. Ama hakikî Müslümanlık zayıflamış içimizde. Çiçek gibi olması gerekiyor. Baktığın zaman çiçek gibi olması, bir yere bal damladığı zaman yalanabilir derecede olması gerekiyor. O kadar temiz olması gerekiyor.

Pis kokar, dağılır, isli, paslı çirkin, düzensiz, çöplüdür.

"Bir evin içinde çöp olduğu zaman rızkı az olur." diyor Peygamber Efendimiz. Yani evin içinde süpürmediğin çöp rızkın azalmasına sebep olur. Tertemiz olmamız gerekiyor.

Peygamber Efendimiz o zamanlarda dişlerimizi fırçalamayı söylemiş. Diş fırçası yok, naylon yok, şu yok, bu yok. Ağaç kökünün liflerinden, liflendirip dişleri fırçalamak suretiyle temizliği söylemiş. Benim karşıma ağzınız kokarak, dişleriniz sararmış olarak gelmeyin buyurmuş. Müslümanlık o yani.

Şu anda da evimizde, kendi içimizde, çevremizde yapacak işler var. Sabahtan akşama çalışmamız gerekiyor. Çalışkanlık vasfına sahip olmalıyız. Sabahtan akşama kadar kahvede oturuyoruz veya evimizde oturuyoruz veyahut sohbet ederek geçiriyoruz vakti. Günler akşam oluyor, bugün de akşam oldu etrafımızdaki işlerin hepsi birikiyor.

Başkaları çalışırsa sen çalışmazsan ne olur?

Onlar ileri gider, sen geri kalırsın.  Allah uyanıklık versin. Müslümanlık sadece namaz kılmak değil. Müslümanlığı işinden belli olur, konuşmasından belli olur.

Ne işe yarıyorsun, muzır adam mısın, faydalı adam mısın? Diğer insanlar senden bir fayda görüyor mu? Yoksa diğer insanların sırtına binmiş öyle mi geçiniyorsun?

O kadar basit ölçersin, biçersin faydalı ise o insan iyidir. Dilenmeyi yasaklamış Peygamber Efendimiz.

"Git, bir şeyin varsa sat, odun topla kırlardan bayırlardan, sat, işte onun geliriyle şöyle yap böyle yap."

İşte İslâm budur! Kimseden bir şey istemek yok, talep etmek yok, çalışırsın, çabalarsın güzel yaparsın.

Emekliyim, işim yok?

Camiinin etrafını temizle, camiin bir işini yap. Ortalığı derle toparla. Biraz bilgin varsa oturt şuraya üç tane çocuğu İslâm'ın inceliklerini öğret. Kur'an okumasını öğret; "bak dinimiz şöyle böyle" de. Çalışmak, gayret ve gayretinin yöneldiği istikamettir. Allah bize uyanıklık nasip etsin. Has, hâlis, hakikî Müslüman etsin.

Fâtiha-i Şerîfe me'al besmele-i şerife.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA