05.05.1985 - Taziye

05.05.1985 - Taziye
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men azza ehâhü'l-mü'mine fî musîbetin kesâhullâhu hullaten hadrâe yuhberu bihâ yevme'l-kıyâme kıyl Yâ Resûlallah mâ yukberu bihâ kâle yağbitu bihâ.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Râmûz'un 430. sayfasındaki hadislerdir bunlar.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ın rivayet ettiği Hatîb-i Bağdâdî'nin ve İbn Asâkir'in kitaplarına kaydettiği üzere hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men azza ehâhü'l-mü'mine fî musîbetin. "Her kim ki başına gelmiş bir musibetten, felaketten; dertten, elemden, kederden dolayı canı sıkılmış, sıkıntıya düşmüş bir müslüman kardeşine taziyette bulunursa, ona gidip taziyette bulunursa…"
Mesela ölene gideriz, "Allah ona rahmet eylesin, size sabır versin. Ne yapalım, hayatın hali böyledir…" gibi teselli edici sözler söyleriz; buna taziyet derler. Ölüm için de olur, bir felaket hâl için de olur.
"Kardeşim, duydum ki harmanın yanmış, dükkânın yanmış. Allah ecir versin, ne yapalım; hepsi Allah'tan geliyor… Duydum ki çocuğun rahatsızlanmış, hastaneye yatmış…"
İnsan, buna benzer üzüntülü haller için Müslüman kardeşine gidip gönlünü alacak, teselli edecek, takviye edecek sözler söylemesi lazım. Bu, vazifelerimizden biridir. Müslüman Müslümanın derdiyle dertlenir, hâliyle hâllenir, ona ilgisi devam eder.
Peygamber Efendimiz; "Müslümanların halleriyle hâllenmeyen, dertlenmeyen, ilgilenmeyen kimse bizden değildir!" diyor.
"Ben rahatım; karnım tok, işim de iyi, sıhhatim de yerinde; başkası ne olursa olsun!.."
Bu, Müslümanın düşünce tarzı değildir. Müslümanın her şeyi yerli yerinde olsa; gül gibi bir evde oturuyor, turp gibi sağlam, parası yerinde ama dünya başına zindan kesiliyor.
Neden? "Bulgaristan'daki kardeşlerim büyük bir zulme uğramışlar bir yardımım da olamıyor…"
"Her şeyin yerinde; karnın tok, sırtın pek…"
"Ama kardeşim dertte, üzüntüde; haksız yere insanlık dışı bir baskı yapılıyor!"
Müslüman Müslümanın derdiyle dertlenecek, ilgilenecek. İlgilensek düşmanlar böyle yapamaz! Düşmanlar bizim birbirimizle iyi geçinmememizden cesaret alıyor.
"Hadi sen de Bulgaristan'a saldır!"
"Bana kalsa ben saldırırım, ama işin başında olan insanlar ölçüyor, biçiyor, hesaplıyor."
Ne diyor? "Bulgaristan Varşova Paktı'na dâhil, arkasında Rusya var, şu kadar tümeni var…" diyor.
"Ben onu düşünmem, ya Allah, ben kendim saldırırım!"
Ama hesap yapacak insan da hesap yapmak zorunda. Eğer Müslümanın kafası kızdığı zaman ne yapacağı belli olmaz, diye herkes bilse nemelazım der; tetikte durur, yanına yanaşmamayı tercih eder, kızdırmayacak iş yapmaya gayret eder.
Bizim Müslümanlıktaki, kardeşlikteki kusurlarımızdan nerelerdeki kardeşlerimiz ne zararlara uğruyor! Bir musibet bin tane nasihatten iyidir!
"Türkçe kaldırılmış, aldırmadılar; camiler üç iken iki tanesi yıkılmış, bir tanesi bırakılmış, aldırmadılar. Dinî ilimler öğretecek medreseleri kapatılmış, aldırmadılar. Birike birike böyle oldu. Hatta buraya göçen kardeşlerimiz bile o tarafa yardımı unuttu. Öyle olmaz, böyle kardeşlik olmaz!
"Türkler'in Bulgarlarla derdi var, Arap kardeşimiz keyif çatsın…"
O da olmaz.
"Ben Bulgaristan'la alışverişimi yaparım…"
Hayır!
"Sen ya oradaki Müslümanları serbest bırakırsın ya da ben de Müslüman olduğum için ne senin tırınla nakliye yaparım, ne senin malını alırım ne seni benim ülkemden geçiririm!.." deyiversek adamlar kedi gibi olur.
Müslümanların muhabbetlerinin birbirlerine kopuk olmasından ne zararlar çıkıyor görüyor musunuz? Bize geliyorlar; "Pis Arap!" diyorlar, ona gidiyorlar; "Emperyalist Türk, sömürücü Osmanlı!" diyorlar. İki tarafı birbirine hasım, düşman ediyorlar, kızgın ediyorlar sonra tek tek canına okuyorlar da ötekisi de "Oh olsun! Osmanlı değil mi, yapsın!" diyor.
Osmanlı yapmamış ki! Sen Osmanlı'nın tarihini okusan Osmanlı'ya hayran kalırsın.
Ama ne ecdadımızı müdafaa edebilmişiz ne kardeşliğimizi muhafaza edebilmişiz ne eski beldelerimizle ilgimizi, irtibatımızı devam ettirebilmişiz! Git bir çare düşün, tedbir düşün; uğraş, didin.
Ne de İslâm'ı yaymayı düşünmüşüz!
Yedi asır bizim emrimizin altında kaldı. Şu Bulgar'ı Müslüman edeyim, diye önceden bir gayret etseydik Müslüman ederdik, benim kanaatime göre olurdu. Gevşek davranmışız, İslâm'ı güzel anlatsaydık, çalışsaydık gönül hoşluğuyla Müslüman olurdu; çalışmadık!
Şimdi gümrük duvarları kalktı. Liberal bir ekonomi: İsteyen istediği malı getirsin… Hemen Mercedes getirmeye koştuk.
Müslüman Müslümanın derdiyle ilgilenir, gerisi laftır.
"Hocam ben sakal bıraktım, sakalım göbeğime kadar geliyor."
Maşaallah; mübarek olsun.
"Şalvar da giyiyorum…"
İyi güzel ama bunlar sırf sana ait bir fayda! Öteki Müslümana senin ne faydan var? Sen etrafındaki insanlara fayda sağlıyor musun sağlamıyor musun? Mühim olan asıl ölçü bu!
Sen evinde namaz kılarsın ama -bir düşün bakalım- sen bu vakte kadarki hayatında kime ne fayda sağladın kime ne zarar sağladın?
Kendine değil tabi ki! Nalıncı keserinde oduna küt küt vurduğun zaman hep bu tarafa doğru yontar. Herkesin de nalıncı keseri gibidir, vurduğu zaman herkes kendi tarafına yontar amma başkasına ne yaptın bakalım, ben senin samimiyetini oradan anlayacağım.
Kaç tane insanı doğru yola getirmeğe yardım ettin? Kaç tane açı doyurdun, yoksulu büyüttün, kaç tane yetimi okşadın, sevdin, himaye ettin? Kaç tane dula yardım ettin? Kaç tane insanı eğri yoldan doğru yola gelmesine sebep oldun? Kaç tane insanı kendi mesleğinde yetiştirdin?..
Benim arkadaşlarım var; profesör oldu, emekli oldu, bir asistan bırakmamış. Ben o adamın rütbelerini sökerim, profesörlüğü elinden alırım. Utanmıyor musun, bunca sene yaşamışsın, yerine yetişecek bir asistan yetiştirmemişsin! Öyle şey olur mu? Yetiştirilebiliyor, o da çalışsaydı memlekete ilim adamı yetiştirseydi.
Demek istediğim hepimiz etrafımıza faydalı olursak hepimizin faydaları birbirine omuz omuza tazyik eder. Bakarsın bizim hudutlar faydadan zorlanır, hudutlar patlar; fayda başka yerlere taşmaya başlar.
Biz birazcık serbestlik görünce hadi bakalım Mercedes almaya başladık!
Memlekette hürriyet var, demokrasi var… Havalar ısınmaya başladı. Yazın millet deniz kenarlarında; kışın -27, -30 derece soğuğu gitti, bahar geldi. Dallarda çiçekler açtı, o kuru dallar süslendi, bezendi, ziynetlendi. Allah meyve de verecek; karpuzlar, kavunlar gelsin gitsin, buzdolaplarında soğusun. Ne sefalar ne zevkler eğlenceler, günahlar ne vurdumduymazlıklar…
İnsan ötekiler öbür tarafta kan ağlarken o zevki sefayı sürebilir mi?
"Hocam hayırlı şey yapalım…" diyor.
"Para ver."
Vermez. İstediğimiz zaman vermiyor. Ama çocuğunun düğününe, oğlunun sünnetine milyonlar veriyor. Benim oğlum bir tane, benim oğlumun sünnet düğünü Hilton'da olacak, Divan otelinde olacak, diyor; milyonlar veriyor!
Mübarek, onu mütevazı yap o parayı bu tarafta Müslümanların hepsine faydası olan bir işe tahsis et. Müslüman bu:
Hayru'n-nâs enfeuhüm li'n-nâs. "İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası olandır, en hayırlı odur."
"Şu adam bir milyon insana fayda sağlamış…"
Sen yukarıya çık, merdivenin en üstünde sensin.
"Şu adam 500 bin kişiye fayda sağlamış…"
Gel, sen ikincisin.
"Şu adam 50 bin kişiye fayda sağlamış…"
"Şu adam üç kişiye fayda sağlamış…"
Sen sondan üçüncüsün.
"Bu adam muzır, zararlı olmuş…"
Hepimiz muzırız bizim işler sıfırın altında, fayda yok.
Gıybet, dedikodu ederiz, kavga ederiz, küseriz, kin tutarız, haset ederiz, akrabalık tanımayız, kardeşlik bilmeyiz; Allah'ın yasak ettiği kötü huyların hepsi üzerimizde var, bizden istediği her çeşit güzel huy ortada yok! Ne kapalı çarşıda var ne bedestende var; Süleymaniye kütüphanesinde kitapların, yazma eserlerin arasında kalmış! Burada da hadis kitaplarının arasında kalmış.
Allah bizi mübarek günler hürmetine hakiki Müslüman eylesin.
Hakiki bir Müslüman nedir? Hakiki bir Müslüman bakıra değdiği zaman altın yapan iksirdir.
Nasıl? Hakiki Müslüman durduğu yerde taşı altın yapar. Bizim gibilerin de durduğu yerde çok zararları olur. Müslümanlığımızı güzel yapalım!
İbrahim b. Edhem hazretleri diye eski evliyâullahtan hürlerin hürü bir insan var. Çok hoşuma gidiyor.
Hür ne demek? İnsan, dünyaya metelik vermediği zaman hür olur. Memursun, maaşın var, filancadan menfaatin var, ona karşı boynun bükük, söyleyemezsin… Ama Allah'a kul olup da başkasına [kulluk] yapmadı mı alnı açık olur, o hür!
Demişler ki:
"Yâ İbrahim! Nice zamandır yağmur yağmıyor, kıtlık var, otlar kurudu, hayvanlarımız ölüyor, içecek su, yıkanacak su bulamıyoruz. Yağmur duasına çıkacağız, gel de dua edelim."
Dinimizde yağmur duasına çıkmak var, tesiri de var!
Onlara şöyle tepeden bakmış, demiş ki;
Ekîmû bi-ubudiyyetiküm fe-innehû a'lemû bi-rububiyyetihî. "Siz kulluğunuzu doğrultmaya bakın, o Rabb’lığını bilir!"
Sen iyi bir kul ol; gökten altın yağar, elmas yağar!
"Yağmur duası yağmurun yağmasına sebep olur mu?"
Sen hakikaten alim bir adam mısın, akıldan mantıktan anlar mısın?
"Anlarım."
Allah-u Teâlâ hazretleri her şeye kâdir, kâdir-i mutlak olduğu için sen O'na iltica edersen O, esbabını toplar, yapar.
Gideceksin zengin bir adamdan 50 lira para isteyeceksin, bu adam 50 lirayı bana verebilir mi veremez mi diye düşünür müsün?
Kaşıyla birisine işaret etse hatırıyla verir. 50 bin lira da verir 500 bin lira da verir, çünkü zengin!
Allah-u Teâlâ hazretleri de kâdir, müsebbibü'l esbâb; şartları, sebepleri bir araya getirir düzer, çatar, tanzim eder, iş olur.
Olmuşu da var mı? Çok!
Mekke-i Mükerreme'de namaz kılıyoruz, imam efendi yanık yanık Kur'ân-ı Kerîm okuyor. Arkasında namaz kıldığımız imam için dediler ki:
"Bu imam efendi çok iyi bir imamdır. Geçenlerde uzun bir zaman yağmur yağmadı da yağmur duasına çıktık. Bu hoca efendi elini kaldırdı, 'Aman yâ Rabbi…' dedi, bir dua etti. Daha dualar kesilmeden bulutlar peyda oldu, üstümüze yağmur yağdı."
Peygamber Efendimiz:
"Kim musibete uğramış bir Müslüman kardeşini taziyet ederse, Kesahullahu hulleten hadra. "Allah ona bir yeşil hulle giydirir. Ziyaret eden, onu teselli eden Müslümana Allah mânevî bir yeşil hulle giydirir." Yuhberu bihâ. "Güzelim cennet hullesini sırtına giyince adam sevincinden uçar, onunla sevince gark olur." Çok kıymetli bir şey.
Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde sevincinden uçar, bayram eder. Allah o kardeşini taziyete gitmiş kimseye kıyamet gününde, giydiği zaman sevinçlere gark olacağı bir yeşil hulle ikram eder."
Sözünün tamamını anlayamamışlar.
Kıyle yâ Resûlallah mâ yuhberu bihâ.
Araplar ama yuhberu bihâ ifadesinin mânasını bilememişler. Buyurmuş ki;
Kâle yeğbidu bihâ. "Kendisiyle gıpta olunan; sevindirici, insanı memnun eden, herkesin gıpta ettiği bir elbise!"
Burada bir şey daha çıkıyor:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz insanların en fasih konuşanıydı.
Ene efsahu'l-Arabî.
Peygamber Efendimiz'in hadisi:
"Ben Araplar'ın, Arap kavminin en latif, en fasih konuşanıyım." buyurdu.
O bedevîler, etrafındaki şahıslar Peygamber Efendimiz'in sözlerini bazen anlamazlardı, sorarlardı. Çünkü Peygamber Efendimiz derin konuşurdu, onların bilmediği lügatleri de bilir, öyle konuşurdu. Allah-u Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz'e az söz ile çok mâna ifade etmek kabiliyeti ihsan etmiş. Peygamber Efendimiz azıcık bir sözle, mânaları; çok güzel, tam yerli yerine oturmuş şekilde ifade ederdi.
Bu kelime ne demek, diye onu da sormuşlar:
"Gıpta edilen elbise demek."
Demek ki ben bir kardeşimi ziyaret edersem âhirette bana bir rütbe, bir üniforma, bir makam verilecek; herkes bana gıpta edecek, ben de sevineceğim.
Buradan anlaşılan; kardeşlerimizin dertleriyle dertleneceğiz, taziyetlerine gideceğiz, onları teselli etmeğe çalışacağız.
Çok faydası oluyor. Ben hastanelerde bulundum, ameliyatlar oldum; birisi gelse diye insanın gözü kapıya bakıyor. Hatta ziyaretçim geldi diye insan övünüyor, koltukları kabarıyor. İnsan çocuk gibi oluyor, orada gelmesinden ayrıca memnun oluyor. O hastaya maddî bakımdan da moral veriyor. Hasta sevindi mi, morali yerine geldi mi iyi olmasında en büyük şeylerden birisi; ilaçlardan daha çok tesir eder!
Sonra hastanın duası makbuldür, hasta da gelene dua edecek. İki taraflı bir fayda oluyor.
Bu iş neden yapılmasın?
Onun için bu hastaneleri ziyaret saatlerinde veyahut kardeşlerinizin başına bir üzüntülü hâl geldiğinde "Dost kara günde belli olur." dedikleri gibi onları teselliye gideceğiz.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
01.07.1984 -
Kibirli Elbise Giymek,
20.05.1984 -
Allahın Muhabbetini Nefsi
