İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

22.04.1984 - Niyetlerde Sevap, Günah, Müslümanların Birbirlerinin Kusurlarını Düzeltmesi

22.04.1984 - Niyetlerde Sevap, Günah, Müslümanların Birbirlerinin Kusurlarını Düzeltmesi
Hadisler Deryası

22.04.1984 - Niyetlerde Sevap, Günah, Müslümanların Birbirlerinin Kusurlarını Düzeltmesi

16.07.2025
17 dk 21 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Meselü hâzihi'l-ümmeti ke-meseli erbaati neferin: Raculün âtâhu'llâhu mâlen ve ilmen fe-hüve ya'melu bi-ilmihî fî mâlihî ve yünfikuhû fî hakkihî. Ve raculün âtâhu'llâhu ilmen ve lem yu'tihî mâlen ve hüve yekûlu lev kâne lî mislü hâzâ amiltu fîhi misle'llezî ya'melu fe-hümâ fî'l-ecri sevâun. Ve raculün âtâhu'llâhu mâlen ve lem yu'tihî ilmen fe-hüve yetehabbetu fî mâlihî yünfikuhû fî ğayri hakkihî. Ve raculün lem yu'tihi'llâhu ilmen ve lâ mâlen ve hüve yekûlu lev kâne lî mislü hâzâ amiltu fîhi misle'llezî ya'melu fehümâ fî'l-vizri sevâun.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Metnini okumuş olduğumuz hadis-i şerif Müslümanların yapamadıkları halde bazı işler hakkında besledikleri düşüncelerin, fikirlerin ve niyetlerinin kendilerine ne kadar sevap veya günah kazandırdığı bildiren bir hadis-i şerif.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Meselü hâzihi'l-ümmeti ke-meseli erbaati neferin. "Bu ümmetin insanlarının misali şu sayılacak dört cins insanın misali gibidir."

Yani bütün insanlar netice itibariyle bu gruplardan birisine dâhil olurlar. Onlara benzerler, o gruplardan bir tanesine ilhak olurlar, ona benzerler.

Nedir bu dört gruptan bir tanesi?

Raculün âtâhu'llâhu mâlen ve ilmen. "Birinci grup; kendisine Allah'ın ilim ve mal verdiği bir adamdır ki..." Fe-hüve ya'melu bi-ilmihî fî mâlihî. "O bilgisine göre malında tasarruf eder."

Malını dinî bilgisinin gereğine göre, Allah'ın rızasını kazanmak için gerekli yerlere harcamasını bilir. Bilgisi var çünkü; Allah ilim de vermiş, mal da vermiş. O bilgisine uygun olarak o malı cihada verir, ilim öğrenmeye verir, fukaraya verir, daha başka her çeşit hayrı kollar, gözetir, bulur, yapar; o parayı öyle sarf eder.

Ve yünfikuhû fî hakkihî. "Dünya ve âhiret hayırlarını kazanmak için bu malını kendi hakkında hakkıyla kullanır."

İkinci sınıf insan:

Ve raculün âtâhu'llâhu ilmen ve lem yu'tihî mâlen. "Allah'ın kendisine ilim verdiği fakat mal nasip etmediği kimsedir."

Bilgisi var; eli boş, fukara, parası yok.

Ama ne diyor?

Ve hüve yekûl. "Diyor ki;"

Lev kâne lî mislü hâzâ. "Eğer benim de şu zengin kardeşim gibi param, malım olsaydı..." Amiltu fîhi misle'llezî ya'melu. "Onun yaptığı gibi ben de öyle yapardım."

"Ne güzel yapıyor mâşaallah... Ben de Allah yoluna sarf ederdim. Ben de hayr-u hasenat yapardım. Sadaka-i cariyeler yapardım. Çeşmeler, hanlar, köprüler, kervansaraylar, hastaneler mektepler... Hayra sarf ederdim, cihada sarf ederdim."

Ama parası yok, böyle temenni ediyor. Sadece; "Benim de param olsaydı ben de öyle yapardım." diyor.

Fe-hümâ fi'l-ecri sevâün. -Dikkat edin! - "Bu ikisi ecirde müsavidir." diyor Peygamber Efendimiz.

Birisinin ilmi ve malı var, ilmine göre malını kullanıyor, ecir kazanıyor. Ama ötekisinin ilmi var, parası pulu, malı mülkü yok. Sadece; "Ah benim de param olsaydı ben de öyle yapardım." diyor. Ecirde müsavidir. Allah-u Teâlâ nasıl dengeliyor...

Kimse; "Benim param yok! Ben nasıl o kadar paraları, sevapları kazanayım?" demeyecek. Kalbini pak tut, sen de kazan. Niyetini hâlis eyle, sen de durduğun yerden kazan. Demek ki dinimiz ne kadar hoş ne kadar güzel... Allah-u Teâlâ hazretleri ne kadar adaletle lütfediyor... Adalet ne kelime; lütuflarına, ihsanına son yok...

Üçüncü adama gelelim:

Ve raculün âtâhu'llâhu mâlen ve lem yu'tihî ilmen. "Üçüncü cins insan, bir adamdır ki Allah kendisine mal vermiş ama ilim vermemiş."

Allah'ın rızasının yolunu bilmiyor, bilgisi yok. Bir bakıma cahil... İsterse üniversiteden mezun olsun, Allah'ın yolunu bilmedikten sonra... Bilmiyor. Malı var, bilgisi yok.

Fe-hüve yetehabbetu fî mâlihî. "O malını da har vurup harman savurup duruyor." Yünfikuhû fî ğayri hakkihî. "O parayı hakkı olmayan yerlere sarf ediyor."

Duyuyoruz; bir düğün için şu kadar büyük oteli tutmuş, şu kadar milyon harcamış... Araba almış, bedeli şu kadar bir köşk yaptırmış, şöyle böyle... Olmadık yere, Allah'ın rızasının olmadığı tarafa harcamış.

Tabii o malda fukaranın hakkı var. Allah-u Teâlâ hazretlerinin o mal hakkında emirleri var; "Şöyle harcayacaksın, böyle harcayacaksın. Harama sarf etmeyeceksin, israf etmeyeceksin." diye emirler var. O onları dinlemediği için bu gelişigüzel harcamasından dolayı vebal yükleniyor, günaha giriyor. Bu da günah kazanıyor, vizir, vebal kazanıyor.

Dördüncü adama gelelim:

Ve raculün lem yu'tihi'llâhu ilmen ve lâ mâlen ve hüve yekûlu lev kâne lî mislü hâzâ amiltu fîhi misle'llezî ya'melu fehümâ fî'l-vizri sevâun. "Allah kendisine ilim de vermemiş, akıl da vermemiş, mal da vermemiş..."

Hiçbir şey yok. Hem fakir hem dinden imandan nasipsiz, bilgisi yok. Ama diyor ki:

"Benim param olsaydı, elimde imkân olsaydı ben de şunun gibi yapardım. Ne güzel yaptı; şu kadar adamı toplandı, bu kadar çalgıcı getirdi, bu kadar davul zurna getirdi, şu kadar şişe içki açtırdı, bu kadar dağıttı... Herkes zil zurna sarhoş oldu. Oynadılar, kenarlara yıkıldılar... -Bir rezalet! - Ne güzel oldu, ben de olsaydım ben de yapardım."

Hadiste bunları demiyor da ben misal olsun diye, hatırda kalsın diye söylüyorum.

Parası yok, böyle yapmadı ama...

Fe-hümâ fî'l-vizri sevâun. "Onlar da vebalde, günahta müsavidir."

Durduğu yerden o fakir, öteki zengin kazandığı kadar vebal kazandı.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati ifade buyurmuş.

Bundan ne ders çıkıyor? Aman dilimize gönlümüze sahip olalım. Olmadık şeyi temenni etmeyelim.

Filanca adam çocuğunu evlendirmiş; "Benim bir tane evlâdım var. Gelsin davullar zurnalar..." demiş, şöyle harcamış, böyle harcamış... Yaşına başına, saçına sakalına bakmamış, çıkmış ortada içki de içmiş; "Verin ya, bu ömürde bir defa olur, çalsın sazlar..." demiş, oynamış, şöyle olmuş, böyle olmuş... Ötekisi de "Benim de çocuğum olsaydı ben de öyle yapardım. Tabii ya..." demiş. Tamam, aynı vebali işlemiş gibi…

Öyle demeyeceğiz. Demek ki haksızlığa sözle bile iştirak yok. Değil o haksızlığı aynen yapmak, gidip ona iştirak etmek, sözle bile "İyi yapmış, ben de olsam ben de yapardım." demek yok. Çünkü aynı vebal boynuna yükleniyor.

Aman kardeşlerim!

Hem dilimize sahip olalım hem de kalbimize, niyetimize sahip olalım.

"İstemem, eksik olsun! Böyle istemem! Allah hayırlısını versin. Allah bana hayırlı helal para versin. Hayırlı yerlere sarf edeyim..."

"Bak filanca kardeş ne kadar güzel yerlere sarf etmiş, köyünde bir cami yaptırmış, inşaallah ben de kazanırsam bir cami de ben yaptırayım. Bizim köyde çeşme yoktur, su çıkartayım da çeşme yaptırtayım. Köylü susuzluktan kırılıyor, içinde böceklerin kıyır kıyır kıvrandığı, solucanların [olduğu] kurtlanan suyu içiriyorlar. Yazın birikinti suyu içiyorlar. Mikroplu su içiyorlar. Yarısı telef oluyor. Aman ben şunlara su getireyim..."

"Aman kış oldu, bu dereden geçilmez. Bütün vasıtalar batar, şuraya bir köprü yaptırayım."

"Aman iki üç tane fukara zeki çocuk toplayayım, İmam-hatip okuluna vereyim, Kur'an kursuna vereyim, dinimizi öğreteyim..."

Sen korkma arslanım, arkanda ben varım. Oku. Sadece istediğin kitabın adını bana söyle. Paraya ihtiyacın varsa sakın başkasına el açma. Cebinde istediğin kadar para olacak, yeter ki Allah'ın dinini, ahkâmını güzelce öğren. Ben öğrenemedim, ben fakir yetiştim, çıraklık yaptım, kalfalık yaptım, ustalık yaptım, şu vakte geldim, dinin kıymetini anladım. Ama artık okuduğum zaman aklım almıyor. Hadi arslanım, sen benim yerime oku da git, köy kasaba dinimizi anlat. Kimseden de para isteme, kimseye de elini açma, yüzsuyu dökme. Allah'ın emrini dobra dobra söyle; şu dinimiz yayılsın, şu dinimiz güçlensin, irşat edelim..." diye mesela birkaç kişiyi bakar, besler.

Veyahut öyle birisini görmüşse; "Ah benim de param olsa, ben de yapsam!.. Yok ki, ay sonunu zor getirebiliyorum. Olsaydı ben de kaç tane talebe yetiştirirdim!" derse ne güzel...

İyi niyet besleyelim. İyi işler yapmaya çalışalım. İyi insanların o iyi [işlerine] özenelim; kötülere değil.

Öteki hadis-i şerif:

Meselü'l-mü'mineyni ize'ltekayâ meselü'l-yedeyni yağsilu ihdâhüme'l-uhrâ.

Tağsilu olması lazım. Burada yağsilu yazmış.

Bu hadis-i şerif de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den Enes b. Malik tarafından rivayet edilmiş.

"İki Müslüman, bir araya geldikleri, karşılaştıkları, mülâki oldukları zaman birisinin ötekisini yıkadığı iki ele benzer."

Malum, [elimde] bir arıza oldu, ameliyat oldum, bir müddet sargılı gezdim. Tek elle meğer ne kadar zormuş... Meğer bu iki elin ne kadar kıymeti varmış... İnsan yüzünü yıkayamıyor. Abdest alacak, [alamıyor.] Bir sürü zorlukları var. Ama iki el olunca birisi ötekisini, altını üstünü yıkıyor. Bunun sırtını bu yıkıyor, bunun sırtını bu yıkıyor. Sabunu oraya buraya götürüyorsun, ikisi birden tertemiz oluyor. Bunun mümkün mü sırt tarafını yıkaması; kendi avucunu ovuşturarak yıkarsın ama dış tarafını yıkayamazsın, bunu bu yıkıyor.

Demek ki insanın kendi kusurunu görebildiği yerler var, göremediği yerler var. Öteki arkadaşı gelecek, o da onun kirini pasını akıtacak, giderecek. "Kardeşim sen şu noktayı gözünden kaçırmışsın. Ama böyle yaparsan vebale girersin, günah olur. Biz bu dünyada gelip geçiciyiz. Biliyorsun birbirimize eskiden beri ne kadar muhabbetimiz vardır. Ben senin kötülüğünü istemem. Kardeşim, bu yaptığın şeyi iyi görmedim. Gel şunu da düzelt, her tarafın dört başı mamur, mükemmel insan olasın. Bu kusur da sende bulunmasın, buna da rızam yok. Her bakımdan tam ol kardeşim." dersin, sen ona nasihat edersin, o da sana nasihat eder.

İki Müslüman bir araya geldi mi birbirine yağ çekmez, hakkı söyler, hayrı söyler, yüzüne gülüp de arkasından kuyusunu kazmaz. "Hoş geldin, merhaba..." el öper; arkasından aleyhinde... Bu Müslümanlık sıfatı değil ki... Candan seversin. Çünkü Müslüman oldu mu insan, onda sevilecek bir cevher var demektir. Daha ne istiyorsun; Müslüman, Allah diyor, secdeye varıyor, namaz kılıyor, Allah'a kulluk etmeye çalışıyor. Kusurlu olabilir. Sanki senin kusurun yok mu?

Herkesin Allah'a malum nice kusurlarımız vardır. "Kusursuzum" diyen insanın en büyük kusuru kendisini kusursuz saymasıdır. Mümkün mü kusursuz olmak?

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Ben bile günde 70 defadan fazla tevbe ve istiğfar ediyorum."

Demek ki her mertebenin kendine göre çekidüzen vermesi gereken tarafı oluyor.

Kusurlarımızı biz kendimiz göremeyiz. Müslüman Müslümanın aynasıdır, aynaya baktığın zaman görülür. İnsanın burnuna, alnına bir yağlı kara yapışır, hiç farkında olmaz. Bir arkadaşı geldiği zaman; "Mendilini çıkart. Al şu kâğıt mendili, şurayı sil. Galiba yağlı bir şey, makine filan tamir ettin, yüzün simsiyah olmuş." der. Aynaya gidersin; "Hay Allah... İyi ki söyledin ya, hiç farkında değilim. Yüzüm simsiyah olmuş." dersin.

Müslüman birbirlerine faydası olan kimse demektir. Bir Müslüman öteki Müslümanla karşılaştı mı ondan ona fayda gelecek, ondan ona fayda gelecek. Onun sayesinde berikisinin kusuru gidecek, izale olacak; bunun sayesinde de ötekisinin kusuru izale olacak.

İki Müslüman bir araya geldi mi birisi ötekini yıkayan iki ele benzerler. Birbirlerini pak edecek. Hem iyiliğini düşünecek hem kötülüğünü izale edecek. Eğer kötülüğünü, hatasını hiç ona duyurmadan izale ediverirse, örtüverirse daha iyi olur. Hiç farkına varmadan açığını kapatıverdin, sessiz sedasız, belli bile etmedin... O çok kâmil insanların [işi...] Ama öyle olmazsa kenara çekip söylersin. Halkın ortasında söylemek hayır değildir, iyilik değildir.

"Ali Efendi, senin şu kusurun var, bu kusurun var..."

"Peki, ama niye bu kadar kalabalıkta söylüyorsun? Çek bir kenara, söyle. Beni bütün cemaate karşı rezil rüsva ettin. Kenarda söyle, sessizce söyle, o zaman tutayım." der, değil mi?

Sen de kendi kusurunun herkese yayılarak söylenmesini istemediğin gibi o tarzda kusurlarımızı düzeltmekte yardımcı olacağız.

Yalnız, emr-i maruf nehy-i münker denen şey çok ince, fevkalâde zor bir şey. Ben âcizane fakirane zaman zaman hadisleri filan okuyunca heves ediyorum, "Ben de şöyle yapayım." diye; ama bilgisi eksik olunca, kusuru çok olunca insan kaş yapayım derken göz çıkartıyor. Birkaç defa bazı arkadaşlarıma; "Şöyle olsa, böyle olsa..." dedim. Baktım, karşı taraf barut gibi; yaklaştın mı patlayıverecek... Çok ince usulleri var.

Hocalarımızdan duyarız, büyüklerimiz naklediyorlar ki; bazen bir hoca efendi bir talebesinin kusurunu düzeltmek için on yıl beklermiş, fırsat kollarmış. "Şimdi söylesem aklına girmez ki; bir kulağından girer, öbür kulağından çıkar." Beklermiş, beklermiş, tam tavına gelsin, münasip bir fırsat olsun, o zaman söylermiş. Yeri geldiği zaman, tam aklına yer edeceği zaman... İşte bu inceliklere de dikkat etmek lazım.

Bizim asıl gayemiz dostluğu devam ettirmektir. Ben kardeşimin kusuru dobra dobra söyleyeceğim diye pattadak söylediğim zaman [olmaz.] Kadı efendinin bir gözü hakikaten kör bile olsa; "Merhaba, nasılsın kör kadı?" dediğin zaman, "Bana 'kör kadı' dedi!" diye kızar. Öyle demeyeceksin.

Askerin birisi, paşa -eski zamanda- masasında gözlüğü aramış, yok. Oraya bakmış, yok; buraya bakmış, yok. Kitap okuyacak, imza atacak, evrakı [okuyacak]; gözlük yok. Zili çalmış... O zaman elektrikli değil, çekmek suretiyle zili çekmiş. Yaveri içeri gelmiş.

"Be adam! Nereye koydun benim gözlüğümü? Yok ortada." demiş.

Yaveri şöyle bir bakmış; -ne kadar arif zarif insanlar var-

"Paşam, siz hiç merak etmeyin, ben derhal o gözlüğü buldurturum. Siz şimdilik alnınızdaki gözlükle idare ediverin. Ben onu derhal buldurur, sizin huzurunuza getirtirim." demiş, dışarı çıkmış.

Adamın da hoşuna gitmiş.

"Paşam, nedir senin bu yaptığın? Gözlükleri başının üstüne kaldırmışsın, ondan sonra bana bar bar 'Gözlük nerede?!' diye bağırıyorsun. Kendinden haberi yok." dese... Haklı ama öyle dese gümbürtüye gider, olmaz. Öyle dememiş; "Siz alnınızdaki gözlükle idare ediverin, ben onu bulurum, merak etmeyin." demiş.

Her şeyin usulü var. Tatlılıkla söylemek lazım, güzel söylemek lazım ki ahbaplık gitmesin. Ahbaplık gittikten sonra kıymeti kalmaz. Ahbaplık bir kesildi mi... Her gün bir ahbabın etrafında kimse kalmaz. Onun için, "Yârsız kalmış cihanda, ayıpsız yâr isteyen." Kusursuz yâr isteyen insan dünyada yârsız, ahbapsız kalır.

Neden?

Onu beğenmez, bunu beğenmez, onu darıltır, bunu küstürür... Etrafında bir de bakar ki hiç kimse kalmamış. "Ya bu adamlar niye benden bucak bucak kaçıyorlar? Ben bunların alacaklısı mıyım?" der. Bilmiyor ki, o kendisinin fazla sertliğinden oluyor.

Yumuşak yumuşak, severek yapmak lazım. Yeri gelince yutkuna yutkuna yapmak lazım. Kendini onun yerine koyarak yapacaksın, darıltmayacak gibi yapacaksın.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA