İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.06.1985 - Faziletli Dualar B

09.06.1985 - Faziletli Dualar B
Hadisler Deryası

09.06.1985 - Faziletli Dualar B

02.06.2026
20 dk 13 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men kale hîne yümsî: "Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm" selâse merrâtin lem yusibhu fücâete belâin hattâ yümsiye.

Sadaka Resûlullah fîmâ kal ev kemâ kâl.

Ben "sahabe kabridir" diye Ayvansaray'da ziyarete gittim de içinde, gecekonduda insan oturduğunu kendi gözlerimle gördüm. Caminin duvarları dışında duruyor. Böyle gördüm.

Bir de bir gazete de okudum ki; birisi de eskiden cami olan bir yeri, avlusunu, etrafını çevirmiş de ondan sonra oraya bir de Meryem ana heykeli dikmiş.

Yani bizim bu kalabalıklarımızın kıymeti yoktur kardeşlerim. Eğer biz adam olmazsak, eğer biz Allah yolunda çalışan insan olmazsak, eğer bizim yüreğimizde Allah sevgisi, dine hizmet aşkı olmazsa bizim koyun sürülerinden, kuzu sürülerinden ne farkımız vardır?

Bu memleket bizim mi? Bizim elbette. Dedelerimizden bize miras kalmış.

Bu memleketin sahibi kim? Sizlersiniz. Benim de bir hissem var. Tapu, hisseli tapu. Benim de hissem var, sizin de hisseniz var. Benim dedelerim şehit, sizin de dedeleriniz şehit. Bu memleket bizim. Biz buranın toprağı ile de ilgileniriz, taşıyla da ilgileniriz, madeni ile de ilgileniriz, hava kirliliği ile de ilgileniriz, ahlâkıyla da ilgileniriz. Bizim memleketimiz. Evimizin bir yeri aksa, koksa takip etmiyor muyuz, tamir etmiyor muyuz?

Camilerin bu halde olması çok yazıktır... Ve bizim için çok ayıptır!

Ben Münih'te bulundum, Almanya'nın Köln şehrine gittim, Avusturya'ya gittim, Avustralya'ya gittim, dünyanın muhtelif yerlerini gördüm; ibadethaneleri, kiliseleri pırıl pırıl, en güzel yerlerde duruyor.

Dün de güzel bir şey anlattılar... Hadis diye başladık ama hatıralardan gidiyor...

Bursa'da genel müdürlük yapan bir şahıs, bir fabrikanın genel müdürü... Kartını aldım. Kendisi anlattı. Adıyla sanıyla yanımda mahfuz.

"Ben 1952 senesinde Almanya'nın Koblenz şehrinde tahsile gitmiştim." dedi.

Şehir Renn nehri üzerinde bir şehirdir, Almanya'nın meşhur şehirlerinden.

"Kocası harpte ölmüş bir Alman dulunun evinde yer buldum. Pansiyoner olarak oraya gittim."

Yani pansiyoncu. Şimdi Araplar geliyor, "Odalarımızı, evimizi vereceğiz." diyor ya zamânemizde turistlere... Orada da ne yapsın, geçiminin çaresi, öyle bulmuş. Kocası ölmüş, artık evini kiraya verecek; bu Türk talebeye kiraya vermiş.

"Karşımızda çok güzel bir kilise var." diyor.

Kendisi dün anlattı daha, taze... Hem de ceketimin şu cebinde; adıyla, sanıyla yazdım, yanlışlık olmasın diye... Size de tarihiyle doğru nakletmeye çalışacağım.

Onun yanında kocaman bina... Kesme taştan mükemmel bina... Gymnasium imiş, yani lise imiş.

O lisenin müdürü ve o kilisenin papazı... Dikkat! Bir daha söylüyorum: O lisenin müdürü ve kilisenin başpapazı Herr Aäuher. "Herr Aäuher" denildiği zaman herkes karşısında el pençe divan duruyor, hürmet ediyor. Koblenz şehrinde mâruf bir insanmış. 1952 senesinde.

Rivayet eden şahıs bir genel müdür, hayatta. Gelsin birisi bana; "Bu rivayeti nereden çıkarttın?" dediği zaman adresini vereceğim. Yani senetli konuşuyorum. Hadisten öyle öğrendik ya...

Büyüklerimizden öğrendiğimiz nedir? Her şeyi senediyle sepetiyle, aslıyla esasıyla konuşmak.

Diyor ki:

"Herkes hürmet ediyor, geçerken el pençe divan duruyor."

Neden? Kilisenin papazı ve lisenin müdürü, ikisi bir arada.

"Bir gün ben bir lokantada yemek yiyorum... O da karşıda, beni başıyla selamladı. Ben de onu selamladım." diyor. Selamlaşmışlar, güzel...

"Selamı alınca -kibar adam- kalktı yanıma geldi." diyor.

"Siz bizim kilisenin karşısındaki mahallemizdeki misafir Türk öğrenci misiniz?"

"'Evet' dedim." diyor.

O zaman Türk filan yok Almanya'da. Saysan, koca Almanya'da yüz kişi, iki yüz kişi ancak var. Sonra işçi gönderdik de… İstasyondan iniyorsun; Boğaziçi Lokantası, Hacıbaba Kebapçısı... Yani sanki Almanya değil de Türkiye'nin bir vilayetiymiş gibi... Tabii barlar, pavyonlar... Allah korusun. Bizim işçileri aldatmak için...

Demiş ki:

"Ben seni -seninle bazı şeyleri konuşmak için- evime davet ediyorum, buyur."

Lise müdürü ve kilisenin başpapazı, oranın en itibarlı adamı bizim talebeyi evine davet ediyor. O zamanın talebesi şimdinin genel müdürü; altı-yedi fabrikanın genel müdürü, itibarlı bir insan.

"Gittim. Ben diyorum ki; 'Bu papaz beni Hristiyan yapmak isteyecek galiba... Kaşıma gözüme hayran değil ya, beni evine çağırdığına göre... Herhalde bir Türk'ü Hristiyan yaparsam kâr ederim diye düşünüyor.'"

Ama bizim talebenin babası hafızmış. Malatya Ulucamii'nde 45 yıl imamlık yapmış. Dedesi de müftüymüş. Papaz tam adamına çatmış.

"Evine gittim. Konuşuldu konuşuldu da..." diyor, konuşma arasında;

"Ben bir Hristiyan papaz olarak size şunu çok açıklıkla ifade ediyorum ki; dünya üzerindeki en makul, en mantıkî, en mükemmel din İslâm dinidir! Siz dininizin kadrini, kıymetini bilin. Dininizle iftihar edebilirsiniz." demiş.

Biz dinimizin kadrini kıymetini bilmiyoruz, kardeşlerim!

Bizim paralarımız vardır, bizim paralarımız oraya buraya gider; televizyona gider, eğlenceye gider... Çocuğumuzun sünnet düğünü için 5 milyon, 10 milyon harcarız. Camiye geldiği zaman hoca efendi "50 bin lira, 100 bin lira ver." dese; "20 bin lira olmaz mı?" deriz, "İki bin lira olmaz mı?" deriz.

Ben üniversite hocasıyım. Şu caminin alt sokağına inin. Oradaki evlerin manzarası benim gözümü rahatsız ediyor. Çerçevesi kırılmış, kapısı dökülmüş, badanası [kirlenmiş], pis, pasaklı... Ben orasını tertemiz, gıcır gıcır yapsın isterim. Pırıl pırıl, bir ucundan öbür tarafa, bal döksen yalanacak, oturulacak, kalkılacak, çorapla basılacak temiz bir yer olmasını isterim.

Neden? Müslümanların yeri burası.

Her sene badana etmek gerekiyorsa da edeceğiz, ne yapalım... Evimizi her sene badana etmiyor muyuz? Her sene yeni elbise yaptırmıyor muyuz?

Gardıroplarımız yetmiyor, ikişer üçer gardırop alacağız neredeyse... Ben dahil hepimizin çeşit çeşit, kat kat elbisemiz vardır.

Camiye gelince biz niye [önem göstermiyoruz?]

Cimriliğimiz camiye, hayra gelince mi tutuyor? Sahabe kabrini bir gecekondu olmaktan kurtaramaz mıyız? Bir eski cami yerini Meryem Ana heykeli dikilmekten kurtaramaz mıyız, arkadaşlar? İstanbul 7-8-9 milyon nüfuslu bir şehir; yüzde doksan dokuzu Müslüman, bin küsur camisi var... Nerede kaldı Müslümanlar?

Görelim...

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

Müslüman; nereden belli?..

"Şu telin içinde cereyan var hocam."

Nereden belli? İstersen bir tut; yere çalar alimallah... Teli tutar tutmaz 'küt' kendini yerde bulursun. O telin içinde öyle bir kuvvet var ki ne olduğunu o zaman anlarsın.

"Türkiye'de ahalinin yüzde doksan dokuzu Müslüman."

Nerede yahu? Tutuyorum tutuyorum, elimi titretmiyor. Nerede Müslümanlar?

Cereyan yok, kesilmiş. Şebekeye, dinamoya, muhavvile-kuvvet merkezine bağlı değil, kopuk.

Müslümanın Müslümandan haberi yok.

Evinde çoluk çocuğu aç açık, dışarıya yardım ediyor. İl eyisi, ev avusu. Eve zehir zemberek, dışa [yumuşak...] Kendi camisi yardıma muhtaç, dışarıya yardım ediyor.

Öyle ahbaplık olur mu? Hani biz ahbaptık, dosttuk? İnsanın kalbi kırılıyor.

Bu cemaat, ben bir şeye karışmıyorum.

O Meryem Ana heykeli dikilmeli mi bir caminin yerine? İslâm'ın beyninde nâkus inlerse doğru olur mu? -Nâkus, "çan" demek.- Olur mu, yakışık alır mı?

Öbür tarafta bir caminin içine gecekondu kurulur mu? O kardeşe dışarıda bir yer alalım, o camiyi yine cami yapalım. Sahabe kabriymiş. Yani Peygamber Efendimiz' i görmüş olan gözlerin sahibi bir insan... Onun sohbetine ermiş olan bir gönlün sahibi bir insanın kabri...

Sahabe, kıyamette bizim memleketimizin rehberleri, liderleri olacak. Biz cennete gidersek -Allah'ın lütfuyla gideceğiz inşaallah- onlar önde gidecek, biz arkasından el pençe divan öyle gideceğiz. Bizim beldemizin efendileri; sahabe... Öldükleri, kaldıkları yerin reisi olarak gidecekler.

Kabirleri perişan, kabirleri gecekondu, kabirleri istilaya uğramış!.. Olur mu?

Ben bir kabrin başına gittim. "Muhammed el-Ensarî hazretlerinin kabri" dediler, cadde üstünde... " Allah Allah... Gidelim..." Baktım, kitâbesi var. Kitâbesini okudum, üstüne tâlik yazıyla yazılmış; "Peygamber Efendimiz' in ashâbından Muhammed el-Ensarî hazretlerinin kabr-i şerîfidir." gibi ifadeler var. Tarih filan konulmuş. Ben kitâbeye bakarken kadının bir tanesi çıktı;

"Benim evime ne bakıyorsun?!"

Tevbe estağfirullah! Benim kimsenin evine baktığım yok. Sahabe kabrine ziyarete gelmişim, kitâbe okuyorum, üniversite hocasıyım. Kıyamet koparıyor... Korktu. Kendisi türbenin içine yuvalanmış, girmiş; ben orasına burasına bakınca, türbeden onu çıkartacaklar diye kıyameti kopartıyor. Yahu sen istediğin kadar kıyamet kopar, işte burada yazılmış; bu senin yerin değil, bu sahabe kabri. Ama seni de mağdur etmeyiz, sana da bir yer buluruz, sen de şu tarafa çıkarsın. Fakirsen sana da yardım ederiz. Bugün nice zengin var ki "Hangi fakire yardım edeyim?" diye sağlam fakir arayıp duruyor.

O camiyi kurtaracağız, bu camiyi kurtaracağız... Camileri kurtardık, ne olacak? İçinde imam, cemaat olmadıktan sonra camiyi kurtarmışsın, ne kıymeti var? Cemaat kurtaracaksın. Evlâdını kurtaracaksın.

Görmüyor musun; Ramazan'da -Fatih camiinden, Fatih yolundan [buraya doğru] geliyoruz- dondurma külâhlarını almış kazık kadar herifler; şapur şupur şapur şupur yalaya yalaya [gidiyorlar]. Yol boyunca kaç tane gördük! Koca kazık kadar adam... Kimisi yaşlı, kimisi genç, kimisi orta yaşlı... Dondurma külâhına dondurmayı koymuş, şapur şupur kedi yalar gibi yalaya yalaya caddede yürüyor...

"Yürüyemez mi?" Yürür ama bugün Ramazan.

"İsteyen oruç tutar, istemeyen tutmaz."

Öyle ama bu memlekette eskiden öyle bir âdâb, terbiye, görgü ve görenek vardı ki Ermeniler, Rumlar, Yahudiler çocuklarını; "Şimdi Müslümanların ibadet zamanıdır; kafanı kırarım senin dışarıda yemek yersen! İçeride ye bakalım!" diye azarlarlardı. Bunu yaşlılar bilirler, biz biliriz. Biz Arnavutköy'de bulunduk, başka yerde bulunduk. Yahudi’nin, Ermeni'nin olduğu yerleri bilirim; böyle bir huy, böyle bir görenek vardı.

Allah bize dinimizin kıymetini bilmeyi nasip etsin, bir.

Dinimiz için çalışmayı nasip etsin, iki.

Bir insan hayra para veremiyorsa demek ki Allah hayra parasını nasip etmiyor. İşin aslı odur. Allah-u Teâlâ hazretleri malıyla, canıyla cihat edeni seviyor.

"Ben Allah'ı seviyorum." Sevdiğin belli olacak. Bakalım ne kadar, nasıl veriyorsan, nasıl hizmet ediyorsan oradan belli olacak.

Kimisi mektep yapıyor, kimisi hastane yapıyor, kimisi çeşme yapıyor. Tek başına cami yapanlar var.

Afyon'da birisini anlattılar. Afyon'da cami yapmaya girişmişler. Birkaç yeri dolaşmışlar da bir adama gelmişler. Hacı efendi demiş ki:

"Buna gitmeyin, gece gündüz içer. Bundan hiç camiye para çıkmaz."

"Ya bir gidelim, belki üç bin, beş bin lira para verir."

Bak Allah nelere kâdir... Mukallibi'l-kulûb; Allah kalpleri oradan oraya döndürür. Musarrifi'l-kulûb. Her şeyi nasıl dilerse öyle yapar. Beyne isbain. Allah-u Teâlâ hazretlerinin "iki parmağı arasında"dır; nasıl dilerse öyle taklîb eder, öyle değiştirir, döndürür. O sarhoş demiş ki:

"Başka yere gitmeyin, bu camiyi ben yapacağım."

Kubbeli koca camiyi tek başına yaptırmış. Hayır sahibi eksik değil.

Allah hayırları yerli yerince yapmayı cümlemize nasip eylesin.

Men kâle hîne yümsî. "Akşamladığı, akşama erdiği zaman kim şöyle derse:"

Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm, selâse merrâtin.

"Üç defa her kim; Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm derse..."

Ne zaman derse? "Akşama erdiği zaman, akşam olduğu vakitte her kim bu sözü üç defa derse..."

Lem yusibhu fücâetü belâin hattâ yümsiye. "Bir dahaki akşama erinceye kadar ona âni bir bela gelip çatmaz."

Ansızın bir belaya uğramaz. Fücâetü belâ, yani "Başına ummadık bir anda -hani bir kaza gibi, otomobil kazası, gelip çarpması gibi- birden bir bela gelmesi."

Bu ayet-i kerimedir, bunu yazın.

Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihi şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm.

Bunu akşamleyin üç defa derse bir dahaki akşama kadar korunur. Çünkü gece korkulu bir gecedir; karanlık, köşe başında birisi saklanır, önünde çukur olur, akrep, yılan, çıyan olur, her türlü şey [olabilir]. Gecelerin ne getireceği bilinmez. Sabaha nasıl çıkılacağı bilinmez. Kim geceye bunları üç defa okuyarak girerse ona böyle bir bela uğramaz.

Mânasını söylememiz lazım. Mânası şu:

Bismillâhi'llezî. "O Allah'ın adıyla ki." Lâ yedurru mea'smihî şey'ün. "O'nun ismi yanında hiçbir şey zarar veremez." Fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'. "Yerdeki gökteki hiçbir şey zarar veremez."

"O'nun ismi anıldığı zaman yerdeki gökteki hiçbir varlığın, hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın adıyla."

Ve hüve's-semîu'l-alîm. "O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilen, noksansız, pâk, münezzeh Rabbü'l-âlemîn'dir, Allah'tır."

"Hiç noksanı yoktur. Kul dua ettiği zaman bilir. Tazarrusunu işitir, niyâzına vakıftır, her şeye muttalîdir."

İşte böyle diyecek. Bir insan Allah'a has, hakiki kul oldu mu hiçbir şey zarar vermez. O'na sığındı mı... "Senin adınla bu geceye giriyorum yâ Rabbi! Bu akşama senin adınla giriyorum yâ Rabbi! Sana sığınıyorum yâ Rabbi!" Hadi bakalım; gelsin de Rusya, Amerika, İsrail, Bulgaristan, Yunanistan zarar versin. Veremez! Allah verdirtmez!

Sarhoşun kalbini çevirip meyhaneden cami yaptırmaya döndüren Allah; zalimi tepesine yıldırımlar yağdırarak kahretmeye kâdir olan Allah; Karun'u eviyle beraber yerin içine batıran Allah; âsi Lut kavmini şehriyle beraber Lut gölünün içine tıkan Allah; Âd kavmini, Semûd kavmini âsi oldukları için zelzeleyle, sayhayla, rüzgârla helak eden Allah-u Teâlâ hazretleri; Firavundan kaçan bîçâre mü'minleri Musa aleyhisselam ile denizin kenarında sıkışmışken denizi yol yapıp kurtaran Allah; arkasına düşmüş öldürmek kastıyla iz izleyen insanlardan Ebû Bekr-i Sıddîk'ı, Peygamber Efendimiz' i mağarada koruyan Allah, o kulu korur.

Var mı bir itirazın? Kimse itiraz edemez. İsterse etsin. Kendisi belasını bulur. İtirazı bela olarak yeter.

Allah-u Teâlâ hazretleri kendisine hakkıyla, imanla tevekkül edeni mahrum koymaz.

Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm.

Peygamber Efendimiz yâr-ı gam-küsârı Ebû Bekr-i Sıddîk ile mağarada saklandığı zaman, müşrikler iz izleyip mağaranın ağzına kadar geldiler. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri çok telaşlandı, korktu. Kendi canı için değil, bir tanecik canı var; Resûlullah Efendimiz için telaşlandı. Peygamber Efendimiz dedi ki:

"Sen ne diyorsun iki kişi hakkındaki üçüncüsü Allah ola? Bir zarar gelir mi, ey Ebû Bekir? Sen varsın, ben varım ama;

İnna'llâhe meanâ. "Allah bizim yanımızda."

Öyle iki kişi ki yanlarında Allah var! Kim zarar verir? Nasıl zarar verir? Mümkün mü? Allah göstertmedi.

Hicrette yola düştüler, gidiyorlar. Arkasından mükâfatlar vaat edilmiş; "Kim Muhammed'i yakalarsa, başını getirirse şu kadar mükâfat, bu kadar deve." O zamanın mükâfatı dolar değil, deve. Birisi baktı ki çölde iki garip yolcu kumlara bata çıka gidiyorlar; "Tamam bunlar aranan şahıslar olsa..." dedi, atını mahmuzladı, mızrağını hazırladı, doludizgin o iki garip ama şerefliler şereflisi yolcuların üzerine at sürdü.

Ebû Bekr-i Sıddîk bir arkasına bakıyordu, bir Resûlullah'a bakıyordu. Peygamber Efendimiz hiç arkasına bakmıyordu, dosdoğru yürüyordu. Ebû Bekr-i Sıddîk telaşından bakıyordu; "Bu alçak herif yetişecek de mızrağıyla, okuyla, kılıcıyla -biz kılıçsızız, silahsızız- bize zarar verecek." diye Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz telaş ediyordu da Peygamber Efendimiz ardına bakmıyordu; çünkü peygamberdi. Mağarada da telaş etmiyordu; çünkü peygamberdi. Allah'ın kendisini koruyacağını biliyordu.

Musa aleyhisselam da Firavun ordusu ile arkasından gelirken diyordu ki;

Kellâ inne maiye Rabbî se-yehdîn. "Hayır, onlar zarar vermeyecek. Rabbim bizimle beraber, O bize bir çıkış yolu gösterecek." diyordu.

Bu Peygamberimiz' in, Musa aleyhisselâm'ın, peygamberlerin hak peygamberliğinin alâmetidir.

Hain korkak olur, yalancı korkak olur. Öyle bir durum oldu mu eli ayağı titremeye başlar. Bu sapasağlam insanların şeciyesidir. Peygamber Efendimiz arkasına bakmadı.

Ne oldu? At sürüp gelip dururken ne oldu? Atın iki ayağı birden göğsüne kadar kumun içine batıverdi, tökezlendi, süvari yuvarlandı. Tekrar kalktı, atını çıkardı; bir daha hamle etti, yine battı. O zaman işi anladı.

Allah korur. O'na hakkıyla tevekkül etmeye alış.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA