İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

12.05.1985 - İlim Öğrenmek, Mescide Gitmek, Cuma

12.05.1985 - İlim Öğrenmek, Mescide Gitmek, Cuma
Hadisler Deryası

12.05.1985 - İlim Öğrenmek, Mescide Gitmek, Cuma

21.01.2021
21 dk 16 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men ğadâ ile'l-mescidi lâ yurîdu illâ en yete'alleme hayran ev yu'allimehû kâne lehû ke ecri mu'temirin tâ'mmi'l-'umreti ve men râha ilâ'l-mescidi lâ yurîdu illâ en yete'alleme hayran ev yu'allimehû fe lehû ecru hâccin tâmmi'l-hâcceh.

Bu hadîs-i şerîf Ebû Umâme el-Bâhilî hazretlerinden rivayet edilmiş. Müjdeli bir hadîs-i şerîf. Bazı hadîs-i şerîfler var; insanın tüyleri diken diken oluyor, sırtını ter basıyor, insan korkuyor. Âhiretin azabı da var ikabı da var, tehlikeleri de var ama bunlar müjdeli. Müjdeler olsun ki: Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Men ğadâ ilâ'l-mescidi "Her kim mescide varırsa..."

Ama Araplarda varma vakitlerine göre fiiller değişik.

Ğadâ, ğuduvven: Varmak. Araplar Zevalden önce, öğleden önceye gitmeye ğadâ derler.

"Kim öğleden evvel, sabahleyin, gündüzleyin mescide varırsa

Men ğadâ ilâ'l-mescidi lâ yurîdu illâ en yete'alleme hayran. Ancak bir hayır öğrenmek istiyor başka bir şey istemiyor."

"Gideyim de oradan arkadaşımı göreyim de işimi yapayım, hoca da vaaz da benim umurumda değil ama o arkadaşı bulacağım anahtar alacağım şöyle yapacağım..." Olmadı, ilim öğrenmek için olacak! Veyahut kötü bir maksatla gelir:

"Bir güzel pabuç bulayım; yeni yapılmış kösele, onu çalayım gideyim, satarım; bu akşam içki parası olur..." Bu adama da bu ecir olacak mı? Olmaz! Ancak hayır öğrenmek maksadıyla mescide gelmişse!

Ev yu'allimehû. "Veyahut da öğretmek için gelmişse!"

Min ğayri haddin.

Ben de başka bir kötü maksatla değil de sadece öğretmek maksadıyla gelmişsem; çünkü öğrenmenin de öğretmenin de afetleri, tehlikeleri var. Niyet bozuk oldu mu işin kıymeti kalmıyor. İnsan şöhret için öğretmeye kalksa ecri gitti, riya için öğretmeye kalksa, dünya menfaati için öğretmeye kalksa ecri gitti; Allah rızası için olacak!

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi, maksudum sensin, ben senin rızanı istiyorum." İsterse dövsünler sövsünler, yaksınlar, isterse külümü havaya savursunlar. Yunus ne diyor?

 

Eğer beni öldürseler

Külüm göğe savursalar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni.

O küllerim, toprağım bile çağırır seslenir ki:

"Yâ Rabbi, bana sen lazımsın, sen lazımsın, ben senin rızanı istiyorum." diyor. Coşkun insan, âşık-ı sâdık olduğu için öyle diyor. "Eğer beni yaksalar, külümü havada savursalar yine o küllerimin zerreleri yâ Rabbi ben seni isterim, seni isterim!" der, diyor.

Müslümanlar böyle olacak. Böyle olduğu zaman imparatorluklar oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nu kim kurdu? "Hocam tarihte herkes biliyor: Osman Gazi!" Hayır. Osmanlı İmparatorluğu'nu Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Yunus Emre ve emsali kurdular.

"Canım onlar Osmanlılardan önce yaşamış…" Yaşamış ama temeli onlar atmış ya, ruhu onlar vermiş ya, İslâm'ı onlar öğretmiş ya, o askerlere o şevki onlar vermiş ya! Şimdi kimse kimseye beş kuruş para vermiyor, canını verir mi? Onlar niye can vermişler?

Birinci Murad Kosova'da meydanda elini açmış, demiş ki:

"Yâ Rabbi! Karşıma düşman kaç misli fazla geldi, bizim bu askerlerimiz burada az; bir yabancı diyardayız. Eğer bizim askerimiz yenilirse bir daha bu diyarlarda senin adın anılmaz. Senin yâdın buralardan silinir. Yâ Rabbi, benim ordum muzaffer olsun da tek benim canım feda olsun!" Padişah ama gözünde yaşamak filan yok. "Benim canım feda olsun ama ordu muzaffer olsun yâ Rabbi. Yâ Rabbi! Ümmet-i Muhammed'i mahzun etme!.." diyor. Müslümanlar Kosova'da bir zafer kazanıyor, ondan sonra da nasip olmuş Murad-ı Hüdavendigar orada şehit ediliyor, şehit oluyor. Bir esire gelmesini söylerken filan adam bir atik davranmış, onu hançerlemiş, şehit etmiş. O hançerleyen cehenneme bu cennete!

Neden? İmandan. İkisi de ölüyor. Ölüm tek hadise değil, ikisi de ölüyor; o hançerlediği için hemen orada parçalandı öldü, o cehenneme. Bu da hançerlendi, o cennete!

Neden? Hak yolda, Allah yolunda şehit oldu. İki akıbet, ikisi de ölüm ama dünya kadar fark var. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi yolunda can verenlerden eylesin.

Ancak ilim öğrenmek veyahut öğretmek maksadıyla bir insan sabahleyin mescide giderse ne olur?

Kâne lehû ke-ecri mu'temirin tâmmi'l-'umreti. "Ona tam, eksiksiz, makbul bir umre yapmış insanın ecri kadar ecir verilir."

Umre: Mekke-i Mükerreme'yi ziyarettir.

Hani duymuşsunuzdur: Otobüslerle, uçaklarla gittiler bir ay filan gezdiler geldiler, dualar ettiler; çok para gitti, yorgunluklar oldu filan... Bayağı masraflı bir iş ama mescide gelince eksiksiz tam bir umre sevabı kazanılıyor.

"Öğleden sonra gitmek" demek.

Ve men râha ile'l-mescidi. Yurîdu illâ en yete'alleme hayran ev yu'allimehû fe lehû ecru hâccin tâmmi'l-hâcceh. "Kim akşamleyin mescide giderse ancak hayırlı bir şeyler öğrenmek veyahut öğretmek için gitmiş, başka bir maksatla değil, iyi bir niyetle gitmişse tam, eksiksiz bir hac yapmış gibi sevap kazanır, öyle gelir."

Eh mübarek olsun. Güle güle, hayrını görün. İşte buradaki fayda işte oradaki zarar!

Men ğadâ ilâ'l-mescidi ev râha ve eddâ'llâhu lehû nuzulen mine'l-cenneti kullemâ ğadâ ev râha.

Râvisi başka, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

"Her kim sabahleyin yahut akşamleyin mescide varırsa Allah-u Teâlâ hazretleri ona cennette bir konak yeri hazırlar. Her gidişinde, sabah ve akşam gidişinde hazırlar."

Nüzul: "Yolcunun konaklayacağı yer" demek, cennette bir konak mahalli.

Konak; mahal dediğimiz arsası demek değil, köşkleri var merak etme, her şeyleri var. Her türlü konforu tamam. Arsa mânasına değil; konaklayacak, rahat edecek yer, demek.

Her gidişinde, dediğine göre demek ki her mescide gelişte, gidişte oluyor. Demek ki mescidi ihtiyat haline getireceğiz. Zaten şerhte de Gümüşhaneli Hocamız öyle demiş, bu hadîs-i şerîften, emsalinden anlaşıldığına göre ihtiyat haline getireceğiz.

"Dur, hac sevabı varmış, bir gideyim ondan sonra bir daha gitmeyeyim…"

Olmaz. İhtiyat haline getireceğiz. Bu sevaplar, mükâfatlar; Allah-u Teâlâ hazretlerinin bize kullar iyi şeylere alışsın diye verdiği mükâfatlardır.

Terk-i dünya, terk-i ukba eyler, sırf rızâ-i Bârî için yapar. Ama biz çocuk gibiyiz. Çocuğa; "Oğlum hadi şunu yap sana elma şekeri vereceğim". diyoruz, elma şekerinin hatırına onu öyle yapıyor. "Hadi bakalım şunu şöyle yaparsan akşama şu var." diyoruz, öyle yapıyor. Bu mükâfatlar güzel. Allah-u Teâlâ hazretleri hepsini verecek. O mükâfatı umarak yapanlara verecek! Hasbeten lillâh. Sırf rızâ-i Bârî için; ne dilerse o kendisi bilir ben orasına karışmam, deyip de Allah sevgisinden, saygısından dolayı yapana çok çok verecek. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi mescitlerine müdavimlerden eylesin. Mescidin mânevî imar edicilerinden eylesin.

Ahmed b. Hanbel Müsned'inde rivayet etmiş. Ahmed b. Hanbel, büyük bir hadis alimidir. Hanbelî mezhebinin kurucusu hem fakih hem çok büyük hadisçidir, kitabı da çok meşhur büyük bir kitaptır. O da nakletmiş ki;

İnne buyûtî fî ardi el-mesâcîd. "Benim yeryüzündeki evlerim mescitlerdir!"

Burası kimin evi? Allah-u Teâlâ hazretlerinin evi!

Ve inne'z-zuvvâli fîhâ ummâluhâ. "Benim bu evlerimde beni ziyaret edenler o mescitleri ibadetle ihyâ eden kimselerdir. Mescide gelip namaz kılanlardır benim ziyaretçilerim!"

Biz Allah'ın ziyaretçisiyiz, konuğuyuz, misafiriyiz. Allah-u Teâlâ hazretleri evinde bizi konuk şerefine eriştirmiş. Hadîs-i şerîfte;

Fe-tûbâ li-abdin tetahhare fî beytihî. "Ne mutlu o kula ki evinde temizlendi; abdestini aldı yüzünü, ayaklarını yıkadı, tozunu pasını giderdi, maddî mânevî temizlendi." Sümme zârenî fî beyti. "Sonra geldi benim evimde beni ziyaret etti. Ne mutlu evinde temizlenip abdest alıp sonra gelip beni evimde ziyaret eden kula!" Fe hakkun 'alâl mezûri en yukrime zâ'irehû. "Kendisini ziyaret edene ikramda bulunmak kendisine ziyaret yapılan kimsenin boynuna haktır." diyor Peygamber Efendimiz.

Biz kimin ziyaretçisiymişiz? Allah-u Teâlâ hazretlerinin! Biz ziyaretçiyiz misafiriz; o ev sahibi. Ev onun, mülk onun! Ama bu ev onun hususî evi. Burada misafire ikram olacak, o ikram da bize gelecek. Misafire ikram var, o ikram da gelecek!

Peygamber Efendimiz ne güzel anlatmış; hiç okumamış, çeşit çeşit seviyelerdeki insanlara İslâm'ın güzellikleri başka türlü nasıl anlatılırdı? Ne güzel anlatmış ne güzel yerleştirmiş. Onun için dağdaki çoban bile ne kadar çabuk, süratle İslâm'da ârif insan olmuş. İsterse tahsili olmasın! Onlar; Peygamber Efendimiz'in medresesinden, üniversitesinden yetişmiş, en yüksek diplomayı almış.

Men ğadâ yetlubu ilmen kâne fî sebîlillâh hattâ yerci'a. "Her kim ilim öğrenmek maksadıyla sabahleyin yola koyulursa, yola çıkarsa dönünceye kadar Allah yolunda yürümüş, cihatta olmuş gibi olur." Ve inne'l-melâ'ikete le teda'u eclihatehâ li-tâlibi ilmin. "Hiç şüphe yok ki melekler ilim tâlibinin üstüne kanatlarını gererler."

Hani kurk olan tavuk nasıl civcivlerine kanatlarını geriyor, koruyor. Hadi civcivi al bakalım; alamazsın, anası tepene çıkar, gagalar, koruyacak. Melekler ilim öğrenen, ilim yolunda gidenlerin üstlerine mânevî kanatlarını gererler, himayelerine alırlar, dua ederler. Onun için her Müslümanın en büyük faaliyeti ilim öğrenmek, ilme koşmaktır, ilim meclislerine gidip gelmektir.

Men ğadâ yetlubu'l-ilme sallat aleyhi'l-melâ'iketu ve bûike fî ma'îşetihî ve lem yentekis min rizkihî ve kâne mubâreken aleyhi.

Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden.

"Her kim sabahleyin ilim öğrenmeye yola koyulursa..."

Sallat aleyhi'l-melâ'ikeh ve bûrike fî ma'îşetihî. "Onlara melekler dua eder, rızkından maişetinde de onlara bir mübareklik verilir."

Öteki işe gitti, bu ilim öğrenmeye gitti; o satış yapacak, alışveriş yapacak, kazanacak, Allah da buna bereket verir. Allah bunun yaşayışına bereket verecek. Nerden geldiği belli olmaz. Allah bunu da öyle telafi ediyor:

"Sen ilim öğrenmeye gittin, paran biraz az ama ben seni buradan telafi edeceğim!"

Ve lem yentekis min rizkihî ve kâne mubâreken aleyhi. "İlme gitti diye rızkından bir şey eksilmez. Ve o kendisine bereket ihsan edilen kimselerden, berekete mazhar kimselerden olur."

Bereket nedir? Bir misal anlatayım:

Bazen Peygamber Efendimiz'in evine misafir gelirdi, 80-90-100 kişi. Ev, mescit kalabalık! Bir tas süt çıkartırdı; kendisi biraz içerdi, sağındakine verirdi o içerdi, o içerdi, o içerdi... Bir tas, ne olacak? Veyahut hurma; hepsine verirdi, içinde gene kalırdı. Bereket; "Mânevî ve maddî bir artış" demek, eksilmiyor ziyadeleşiyor. Peygamber Efendimiz'den hurma filan alıp da hurma torbasına, azık torbasına atanlar var, ömrünün sonuna kadar o torba eksik kalmamış. Bereket denilen şey böyle esrarengiz bir şeydir!

Rahmetli anam anlatırdı:

Muhabbetli, birbirine muhabbet eden iki kardeş varmış. Buğday ekmişler, harman etmişler. Birisi evliymiş birisi bekârmış. Harmanı ekmişler; samanı bir tarafa, daneyi bir tarafa ayırmışlar. Bir arabaları var; bir araba ona götürüyor geliyor, bir araba ötekisine gidiyor. Evli olan gitti, buğdayı doldurdu, ambara boşaltmaya gitti. Bekâr olan dermiş ki:

"Evet bunu ortaklaşa ektik ama bu kardeşim evli, çoluk çocuğu var, buna biraz daha fazla vereyim." Kendisine ayrılan yığından diğer tarafa götürürmüş. O görmüyor ya, görmeden onun yığınına aktarırmış, aktarırmış, aktarırmış... Ondan sonra o geldi, bu sefer kendi yığınından arabaya doldururmuş. Bu gidince de evli kardeş dermiş ki:

"Allah herkese rızkını veriyor. Ben evliyim, bu kardeşim evlenecek, yuva kuracak, iş tutacak..." Bu sefer o, buğdayından diğer tarafa verirmiş, verirmiş, verirmiş... Günlerce, akşamlara sabahlara kadar buğdayı taşıya taşıya bitirememişler. Neden? Bereket geldi, buğdaya bereket geldi.

Adam maaş alıyor, sayamazsın; yüz binlerce lira para!.. Ay sonunda benden borç alıyor! Neden? Bereketi yok. Kadın çalışıyor, şu kadar maaş alıyor; adam çalışıyor, bu kadar maaş alıyor; çocuk çalışıyor, bu kadar maaş alıyor; maaşlar ev hazinesine havuzuna güldür güldür akıyor; yine evde bet bereket yok, bir hayır yok. İşte bereket böyle bir şey!

Peygamber Efendimiz; "İlim yoluna giden kimsenin rızkından bir şey eksilmez, o kendisi berekete mazhar insan olur. Melekler ona dua eder, kanatlarını gerer." buyuruyor.

İlme çalışın, her şey ilimle oluyor. Harpte bile galebe çalmak ilimle oluyor. Adamlar füzeler yaptılar, uzaktan bombalıyorlar... Etrafımız bir sürü düşman dolu. Biz alim olsak, biz daha güzel şeyler yapsak koruyabileceğiz; cahil kalırsak ezileceğiz.

Ve e'iddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin.

Dinimizi korumak da gene öyle oluyor.

Men ğassele yevme'l-cum'ati vağtesele summe bekkere ve'btekere ve meşâ ve lem yerkeb ve denâ mine'l-imâmi ve'steme'a ve ensata ve lem yelğû kâne lehû bi kulli hatretin yahbûhâ min beytihî ilâ'l-mescidi amele senetin ecri siyâmihâ ve kıyâmihâ.

Çok hadîs-i şerîf kaynaklarında hadîs-i şerîf ki Ahmed b. Hanbel'de, Tahavî'de, Ebû Dâvud'ta, Nesaî'de, İbn Mâce'de, İbn Hibban'da, Taberânî'de, Müstedrek'te, Tirmizî'de olan bir sağlam bir hadîs-i şerîf. Ebû Bekir radıyallahu anh'ten ve Şeddâd b. Evs hazretlerinden rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Men ğasele yevme'l-cum'ati "Kim cuma günü üstünü başını temizlerse." Ğasele bi't-teşdîdi, ğassele diye de geçer ve yuhaffefu bazen de gasele şeddesiz olarak da okunur diyor. Ey siyâbehû.

"Cuma gününde kim elbisesini temizlerse..."

Kirli paslı, yağlı, kokulu etrafı rahatsız edecek durumda olan elbisesini kim yıkarsa… Malûm o zaman bir elbisesi vardı, adam evde yıkayacak da temiz, pak; öyle gelecek. Bizim şimdi gardıroplarımız kıyafetlerimizi almıyor.

"Cuma günü elbisesini kim yıkarsa, sonra da gusül abdesti alırsa..."

Allah'a inanarak sevabını Allah'tan bekleyerek cuma günü tepeden tırnağa yıkanacağız, gusül abdesti alıvereceğiz. Alimlerimiz;

"Bir altına bile olsa abdest alacak kadar bir maşrapa su alır, yaparım." demiş, çünkü çok sevabı var. Geçmiş haftanın günahları affoluyor, bir haftalık günah üç gün ziyadesiyle siliniyor.

"Cuma gününde kim elbisesini temizlerse ve yıkanırsa evvel vaktinde camiye gelirse..."

Ezan okunmuş, en arkadan gelmiş, herkesin omzuna basarak öne geçmiş; öyle şey yok! "Evvelce gelmiş oturmuş, camide erkenden yerini almışsa, hutbenin başına yetişirse..."

Çünkü ezan okundu biraz daha cumanın farzına yetişiyor ama hutbeyi dinleyemiyor, uzakta kalıyor, öyle değil! Maksat cumanın hutbesini dinleyecek de duyduğu ilimden istifade edecek. "Kim erkenden camiye gelirse ve hutbeye de evvelinden yetişirse yürürse, bineğe binmeden gelirse...

Kâr var kâr, yürümekte kâr var da onun için bineğe binmeyecek.

Biz Ankara'da cuma günü bir arkadaşın dükkânına gittik. Kapattı; "Hadi, camiye gidelim." dedi. Bir müşteri geldi; "Aman, ne olur…"

"Yok, kapatıyoruz!"

Daha namaza yarım saat var, kapattı. Dedim ki:

"Onun işini görüversen..."

"Yok hocam!" dedi.

"Ben onun işini görüvermek için içeri girsem müşteri akın eder. Bu, şeytanın işi; müşteri akın eder, beni cumadan alıkoyar. Onu ben yapmam!" dedi, kapattı.

"Hadi benim arabam var, binelim..."

"Yok hocam; binmeyelim, yürüyelim…" dedi. Açıkgöz, çok açıkgöz... Yürümenin sevabı var. Bak burada Peygamber Efendimiz ne diyor erken gelmek vs. arkasından;

Yaya yürürse, bir bineğe binmezse… Çünkü adımların sevabı var. İmama yakın gelirse. Ta arkalarda yer bulmuş ne imamı duydu ne bir şey, Allahu ekber dedi, namaz kıldı gitti. Cuma’yı kıldım sayıyor. Sayılıyor ama Peygamber Efendimiz böyle tarif ediyor;

Duymak esas olduğu için imama yakın gelecek, yetişecek.

"Kulak verip can kulağıyla dinlerse..."

Benim bildiğim bir şey var: İmam hutbeye çıktı mı şeytan cemaatin üstüne çöker, uyurlar. Hatta horlarlar, yanındakiler "Ne yapıyorsun?" filan diye dürtükler. Uyur. Şeytan yapıyor. Hatibi dinleyecek.

"Dinlerse, susarsa…"

Konuşmayacak, çıt çıkartmayacak. Konuşan var, dinleyecek. Konuşan dinî konuşma âyetli, hadisli konuşma; ses çıkartmayacak. Çıt çıkartmadan dinlerse. Sonra "Boş gevezelik etmezse, lağv etmezse."

Demişler ki; Yanındaki bir adam konuşsa da "Sus konuşma cumada konuşmak doğru değildir." dese o bile lağvdır, o bile doğru değil. Giden şahıs o kadar sessiz duracak, cumanın hutbesine itibar edecek.

"Ona evinden mescide kadar yürürken attığı her adım için bir senelik sevap verilir."

Her adım için bir senelik sevap! Buyur şimdi vasıtaya bin de öyle git cumaya! Amelu senetin; Bir senelik sevap verilir.

Neyin sevabı? "Oruçlarını tutmuş, namazlarını kılmışça; bir seneyi öyle güzel ihya etmişçe; her adımı için bir sene sevabı verilir." Her adıma; namazı güzel kılınmış, oruçları güzel tutulmuş, ihya edilmiş kazançlı bir sene sevabı veriliyor.

Cuma bu kadar mühim! Bazı kardeşlerimiz cuma kılmamak hususunda uğraşıyorlar, buyurun hükmünüzü siz verin!

"Dinî duyguyla yapıyoruz da şöyledir de böyledir de…" diyorlar.

Bırakın bu işi! Cumanın adımında bile şu sevaplar var. Birliğin, beraberliğin bu hayırları var.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi dinimizde fakih etsin. Dinimizin inceliklerini, zevklerini, sefalarını, lütuflarını anlayıp da ona cân-ı gönülden sarılanlardan eylesin. Hayatını dinimizin imanımızın İslam’ımızın gerektiği üzere, sırat-ı müstakimde, Allah yolunda güzelce geçirenlerden, verimli geçirenlerden eylesin. Rabbimiz kendi huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği razı olduğu bir kul olarak varmayı cümlenize, cümlemize nasip eylesin.

Ve bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA