İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.12.1984 - Veli Edinmek, Suçluyken Başka Kavme Sığınmak

09.12.1984 - Veli Edinmek, Suçluyken Başka Kavme Sığınmak
Hadisler Deryası

09.12.1984 - Veli Edinmek, Suçluyken Başka Kavme Sığınmak

09.12.2019
19 dk 45 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men tevellâ kavmen bi-gayri izni mevâlîhi fe-aleyhi la'netullâhi ve'l-melâiketi ve'n-nâsi ecmaîn, lâ yukbelu minhü yevme'l-kıyâmeti adlün ve lâ sarf.

Tevellâ, veli ittihaz etmek veli edinmek.

"Kim bir kavmi dost ve veli ittihaz ederse, kendisine veli edinirse…"

Nasıl?

Bi-gayri izni mevâlîhi. "Kendi Mevlalarının izni olmadan dost ittihaz ederse…" Fe-aleyhi la'netullâhi ve'l-melâiketi ve'n-nâsi ecmaîn. "Allah'ın, meleklerinin ve insanların lâneti onun üzerine olsun veya onun üzerine olur. Allah-u Teâlâ hazretleri kıyamet gününde onun farzını, nafilesini, bizzat yaptığı ibadeti, yerine ikabe ettiği bedelini kabul etmez."

Bu ne demek?

Eskiden kölelik vardı. Köleleri âzat ederlerdi ama bir anlaşmaya bağlanırdı. Onun için kölenin efendisine "mevlâ" derler. Aslında, "anlaşma olan, bağlantı olan, işine bakan, iş alakası bulunan" demek. O bakımdan "mevlâ" kelimesinin mânası çok geniş. Hem "sahip, efendi, seyyid" mânasına geliyor, bir taraftan da köle de efendisine bağlı olduğu için ona da "mevlâ" deniliyor. O bakımdan da "köle" mânasına geliyor.

"Şu şu şartlarla durumu şudur." diye anlaşma yapılmış. Ondan sonra bir kimse kendisinin anlaşma yaptığı mevlâlarının, sahiplerinin, efendilerinin izni olmadan gidiyor başka bir kavim ile onları dost edinip anlaşma yapıyor. Halbuki hukuki bakımdan statüsü ona bağlı. İşte böyle yapan kimse ahdini bozmuş, ahdine riayet etmemiş oluyor. Ötekisi onu, ona göre bir şarta bağlamış. O zaman ortada hukuk diye bir şey kalmaz. Anlaşmalar çiğnenir, ahitlere riayet olunmazsa hukuk diye bir şey kalmaz. O zaman orman kanunu denilen durum olur; herkes ne yaparsa, ne alırsa, ne çalar çırparsa kârdır. Hiç kimse kimseye hakkını vermez, cemiyetin nizamı olmaz. Halbuki İslâm intizam, temizlik, güzellik ve ahde vefa dinidir.

Namazda bile Peygamber Efendimiz, "Sen geri git, sen öne gel." diyerek safları düzeltmez miydi?

Neden? Şeklini düzeltirse insanın içine de tesir eder, içi de düzelir.

"Namazınız, saflarınız eğri büğrü oldu mu kalbiniz de eğri büğrü olur." derdi.

Onun için Peygamber Efendimiz hakka, hukuka, imzaya, anlaşmaya verilen ehemmiyetten dolayı böyle buyurmuş. Ahdine vefa gösterecek, bağlı olduğu yere bağlılığını devam ettirecek. İmzasını koyduğu şeyi çiğnemeyecek. "Şimdi artık sana ihtiyacım yok, ne istersem onu yaparım." diye eski iyilikleri reddetmeyecek. Öyle olursa Allah-u Teâlâ hazretleri kabul etmez.

İslâm'da kölelik müessesesi var.

"Nasıl olur? Köleliği nasıl kabul eder?"

İslâm'da Müslüman, köle olmuyor ama gayrimüslimle harp ettiğin zaman istersen harpte öldürürsün, istersen esir edersin. O esir ama öldürülmemiş, hayatı bağışlanmış bir insan oluyor. Çünkü o esirin aslında gücü yetseydi harpte bu Müslümanı öldürecekti. Öyle değil mi? Normal olarak düşünürsek, filan. Müslümanı öldürmeye karşısına gelmiş de Müslüman onu kıskıvrak yakalamış. İstese öldürür ama merhametinden hayatını bağışlıyor, esir oluyor. Esirlik bu, yoksa Müslümanın esir edilmesi yok.

Şimdi esirliğin aleyhinde konuşan insanlar var. Çok acıklı edebiyatlarla konuşuyorlar, "esirlik olur mu" filan diye. Peki olmazdı da niye bütün Afrika'nın ahalilerini, köylerini basıp basıp da aldınız götürdünüz kendi memleketlerinizde esir yaptınız? Soruyoruz! Dünyanın en medenî ülkeleri; Avrupa, Amerika!.. Niye o zenciler Afrika'dan oraya getirildi? Onlara köpek diye hitap ediyorlardı, "Köpek gel, köpek git, köpek bana su getir..." Romanlarda vesairede gördük, değil mi?

İslâm Müslümanın köleliğini kabul etmiyor. Kendisinin canına kastetmiş kimsenin lütuf olarak hayatını bağışlıyor, esir oluyor, çalışıyor. Artık o kadar da olacak değil mi yani? Normal...

Köle azat etmek sevap, köleye yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek sevap... Şu kefarette köle azat etmek var, bu kefarette köle azat etmek var. Müslümanlık yavaş yavaş köleleri hürriyetine kavuşturmaya müteveccih hukuk koymuş. O da güzel! Bak, ne kadar güzel, hepsi güzel!

Şimdi bu kadar güzellikler olup dururken bir köleye diyorsun ki:

"Anlaştım, tamam! Sen ticaretini yap, el sanatını kullan, para kazan, bedelini öde. Bu şartlarla şöylesin böylesin, sen benim mevlâmsın."

Anlaşmalı ama anlaşmaya riayet etmiyor. Olmaz!

İslâm, hukuka, haklara ve anlaşmaya riayet dinidir. O senin hayatını, sonra da hürriyetini bağışladı ama şarta bağladı, sen dinlemiyorsun.

"Şu kadar para verirsen ben sana şu şeyi satarım." dedin. Parayı veriyor ama vermiyorsun mesela, olmaz! Hukuk olmazsa cemiyet hayatı yıkılır. Hukuka, anlaşmaya, ahde riayet olacak. Ahitten insan mesuldür. Onun için bu hadis-i şerif böyle vârid olmuş.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi ahdine sadıklardan eylesin.

Men tevellâ mevlâ kavmin bi-ğayri iznihim ev âvâ muhdesen -veyahut- muhdisen fe-aleyhi ğadabullâhi ve lâ yakbelu minhu sarfen ve lâ adlâ.

Bu hadis-i şerif de yine mevlâlık denilen meseleyle ilgili.

Men tevellâ mevlâ kavmin. "Kim bir kavmin azatlısını, anlaşmalısını, mevlâsını kendisine mevlâ edinir, dost edinirse, kendisine çekmeye çalışırsa…" Bi-gayri iznihim. "Ötekilerin izni olmadan..."

Dur bakalım, onun anlaşması var. Nikâhlı bir hatuna bir başkası nikâh teklif edebiliyor mu? O bir anlaşmayla bağlı, sen onun izni olmadan onunla nasıl bir anlaşma kurarsın? Bir kavmin mevlâsının, kavmin izni olmadan dost edinilmesi doğru bir şey olmuyor.

Kim böyle yaparsa…

Ev âvâ muhdesen. "Veyahut insan, bir kötülük yapmış, cinayet işlemiş, bir hadise meydana getirmiş suçlu, sabıkalı bir kimseyi barındırırsa…"

Öbür kabilede adam öldürmüş, bu tarafa kaçmış, sen onu koruyorsun. Suçlu, o adamcağızı boş yere öldürdü, muhakeme edilecek. Böyle barındırırsa…

Fe-aleyhi ğadabullâhi. "Allah'ın gazabı barındıran kimsenin üzerine olur."

İzni olmadan öteki mevlâyı, azatlıyı ayartan, onunla anlaşma yapmaya kalkan kimseye Allah'ın gazabı olur.

İslâm'da açıkgözlülük, başkasının şeyini ayartmak, anlaşmaları hiçe saydırmak, suçluyu desteklemek yok. Her şey usulüyle olacak.

Lâ yakbelu minhu sarfen ve lâ adlâ. "Allah onun sarfını, adlini kabul etmez."

Hakiki ibadetini, bedel olarak ödediğini, farzını nafilesini kabul etmez, mânalarına geliyor.

Bu iki hadis-i şeriften anladığımız; mevlâ olunca, anlaşmalı olunca, azatlı olunca o hukuka riayet edilecek. Her hukuka, her anlaşmaya, her söze riayet edildiği gibi ona da riayet olunacak.

Men câe yevme'l-kıyâmeti bi-hamsin lem yusaddû vechuhû ani'l-cenneti en-nushu lillâhi ve li-dînihi -veyahut bi-hamsin'den geldiğine göre- en-nushi lillâhi ve li-dînihi ve li-kitâbihi ve li-resûlihi ve li-cemaati'l-müslimîn.

Bu hadis-i şerif yapabilene müjdeli bir hadis. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:

"Kıyamet gününde şu beş şeyi getiren..."

Ba ile tadiye, b harfiyle müteaddi olmuş.

Men câe yevme'l-kıyameti bi-hamsin. "Şu beş şeyle gelen..." mânasına geldiği gibi, "Kıyamet günü şu beş şeyi beraberinde getiren…" mânasına da gelir.

"Şu beş şeyi yapan kimsenin…"

Lem yusadde vechuhû ani'l-cenneti. "Cennetten yüzü döndürülmez."

Cennete gider. Gidip dururken oradan yüzü çevrilmez, kendisine, "Seni oraya sokmuyorum, sen bu tarafa gideceksin." denmez, cennete girer.

Neymiş o sahibini cennete götürecek beş şey?

En-nushi lillâhi. "Allah'a karşı samimi bir bağlılık."

İçten, hulus-i kalb ile samimi bağlılık. Bir insanın Allah'a böyle bir bağlılığı varsa, o kimsenin yüzü cennetten döndürülmez, cennete girer.

Başka?

Ve li-dînihi. "Dinine karşı samimi bağlılığı varsa." Ve li-kitâbihi. "Allah'ın kitabına karşı samimi bağlılığı varsa, Kur'an'a." Ve li-resûlihi. "Allah'ın elçisine, Hz. Muhammed aleyhisselâm'a bağlığı varsa." Ve li-cemaati'l-müslimîn. "Müslümanlar topluluğuna karşı samimi bağlılığı varsa."

Allah'a, dinine, kitabına, resulüne, cemaate olmak üzere beş bağlılığı, beş samimi irtibatı olan kimsenin yüzü cennetten döndürülmez.

Nusuh, "açık kalplilik ve samimiyet" demek. İnsan bir kimseyi kenara çekiyor, "Kardeşim ben senin şöyle halini gördüm, etme eyleme, bu iyi olmaz, bundan zarar görürsün." diyor. Buna da nusuh deniliyor çünkü açık kalplilikle ona içinden geçenleri söylüyor ve iyiliğini istiyorsun. "İyiliğini istemek, açık kalplilikle, ihlâsla, samimiyetle bağlı olmak" demek.

Eğer bir insan Allah'a hakikaten samimi olarak, içten bağlıysa bu samimi bağlılık emrettiği şeyi yapmayı, yasak ettiği şeyi bırakmayı gerektirir. Allah ne buyurmuş, "içki içme", baş üstüne. Allah ne buyurmuş, "faiz yeme", baş üstüne. Allah ne demiş, "zina etme", baş üstüne. Allah ne demiş, "haram yeme", baş üstüne. Tutacak yani. "Namaz kılın, oruç tutun, hacca gidin" demiş, baş üstüne... Emrettiğini yapacak, yasakladığından kaçacak. Samimi bağlılık böyle olur, ötekisine lafta bağlılık derler.

Ne tarafa gidiyor?

Nefsin peşinde, şeytanın yolunda gidiyor, "Allah'a bağlıyım." diyor. O yalan. Sevseydi Allah'ın yolunda giderdi. Allah'ın yolunda giden halinden belli olur.

İkincisi ve li-dînihi. "Dinine samimi bağlılığı olacak."

İnsan, "Ben bu dine mensubum, ben bu dine yardım etmeliyim, ben bu dinin mensubu olduğuma göre bu dinin ahkâmına uymalıyım." diyecek.

Ve li-kitâbihi. "Kur'ân-ı Kerîm'i sevecek."

Nereden belli sevdiğin?

"Çok seviyorum Kur'ân-ı Kerîm'i. Çok yaldızlı bir Kur'ân-ı Kerîm aldım; Almanya'da basılmış, 150 mark eder. Bir de hocam kutusu var, o da yaldızlı, kütüphanemin baş köşesine koyuyorum."

Baş köşeye konmak ve ölülere okunmak için inmedi ki… Dirilerin hayatı tanzim olsun diye geldi o! Sen onun içini oku, içindeki ahkâma uy.

Peygamber Efendimiz, "Çocuklarınızı üç esasa göre yetiştirin." diyor. "Bir, benim muhabbetim üzerine. Çocuklarınız beni sevsin, bilsin, tanısın. İki, benim ehl-i beytime, varislerime, benim yolumun yolcularına, benim izimi takip edenlere sevgi. Üç, Kur'ân-ı Kerîm okumaya..."

Kur'an okumayı bilmez, Kur'ân-ı Kerîm neyin nesidir bilmez, içinde neler anlatılır bilmez, ahkâmı nedir, kıymeti nedir bilmez…

Kitabına samimi bağlılık böyle olmaz. Samimi bağlıysan aç da bir gör bakalım içinde ne var, güzelce bir oku. Hele sen güzel hafızların bantlarını dinliyor musun, aşk ile gözün yaşarıyor mu? Kitabına bağlılık böyle olacak.

Ve li-resûlihi. "Resûlullah'a bağlı olacak, sevecek."

Sünnetini okuyacak, hayatını öğrenecek, her şeyini ezbere bilecek. "Böyle bir hal olmuştu da Efendimiz şöyle yapmıştı." filan diye, her şeyinde Peygamber Efendimiz' i numune alacak.

Ve li-cemaati'l-müslimîn. "Bütün Müslümanlara karşı iyi duygular besleyecek, içinde sevgi olacak."

Şu kâfirlerden ibret almıyor musunuz?

Yunanistan'la aramızda münazaa var. Malum anlaşmaları çiğniyor; Limni adasını, 12 adayı silahlandırmaması lazım. İyi kötü bir anlaşma yapmış, imzalamışız. Ama silahlandırmaması lazım, silahlandırıyor. İsviçre oradan kilometrelerce uzakta, 26 bin kişilik ordusuyla, "Yunanistan'la Türkiye arasında harp çıkarsa Yunanistan'ı nasıl desteklerim?" diye tatbikat yapıyor.

İtalya Libya'ya saldırmış, yüzde ellisini kesmiş; Fransa Cezayir'e saldırmış, yüzde otuz üçünü kesmiş. Medenî... Amerika, İngiltere, Hollanda Afrika'ya saldırmış, ahalisini almış, esir etmiş. İşin edebiyatına gelince medeniyet, insaniyet, insan hakları vesaire filan, ama işe bak.

Onlardan ibret almıyor musun?

O ona yarsıyıp da onu kolluyorsa… Ta İsviçre'den, "Acaba bir harp olursa ben Yunanlı kardeşimi nasıl kollarım?" derse… Senin Müslüman cemaate bir sevgi, bir bağlılık düşünmen; "Afganistan'daki zavallılar bu soğuk havalarda, karda, buzda kendi memleketlerini istila etmiş adamlarla ne yapıyor?" diye düşünmen hakkın değil mi? "Benim Iraklı, İranlı kardeşlerimin akılları ne zaman başına gelecek?" diye düşünmek olmaz mı? Ne zaman aklı başına gelecek?

Bizim dostumuz kim?

Yarın Yunanlıyla bir harp patlarsa ne olacak?

Fransa'ya gideceğiz, "Harp ediyoruz, biraz para lazım, biraz da silah ver." diyeceğiz.

Verecek mi? Vermez!

Yap silahını o zaman. Şimdiden silahını yap.

"Efendim, işte teknoloji bilmem ne..." Kur teknolojini! Kuru ekmek yemeye razıyız.

Yarın, öbür gün düşman istila etse daha mı iyi olur?

Fransızların uçakları çok ileri; miraj uçakları bir saldırdı mı şöyle yapıyor, böyle yapıyor. Daha güzelini yap.

Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin.

Biz şimdi bir otomobil yapmak istesek yapamaz mıyız? Ne diye ithaldi, şuydu buydu filan diye uğraşıyoruz. Yapalım. Adam yarın-öbür gün vermeyiverir. Tedbirimizi alalım, çalışalım, birbirimizi sevelim, sımsıkı birbirimize sarılalım, bağlanalım. Her şey lazım!

Müslümanın derdi çoktur. Hocaya bak, kürsüden neler söylüyor diyeceksiniz. Müslümanın derdi çoktur.

A'zamu'n-nâsi hemmen el-mü'minu. "İnsanların dert bakımından en çok dertlisi Müslümandır."

Neden?

Hem dünya hem ahiret lazım! Öteki kâfir sadece dünyayı düşünüyor. Ben hem dünyayı hem ahireti düşüneceğim; iki kat, katmerli benim işim. Ben onun için dertliyim.

Sonra öteki Müslümancıklara acıyorum, her insana acıyorum. Dünyanın neresinde olursa bir Müslüman bir gadre uğradı ve boynu büküldü mü yüreğim sızlıyor. Afrika'da, Amerika'da, dünyanın neresinde olursa olsun. Zalimlerin insanları birbirlerine kırdırmasına içim razı gelmiyor.

Ey Müslümanlar! Onlar birbirleriyle yardımlaşırlar da siz niye birbirinizle çekişirsiniz?

Para ver, yok; çalış, yok; oku, yok; öğren, yok; dinimiz emretmiş, malınla canınla cihat et, yok…

Bileziğini satıyor, televizyon alıyor; sabahtan akşama televizyonun başında ömür çürütüyor. Senin yapacak çok işin var, sen eğlenceyle vakit geçirecek durumda değilsin. Yarın yumurta kapıya geldiği zaman ne yapacaksın?

Demek ki milletçe bir ve beraber olacağız.

Hazır ol cenge, eğer ister isen sulh-u salah.

Sen kuvvetli oldun mu, o zaman herkes "ağam, paşam" demeye başlar.

Müslüman Müslümanın derdiyle dertlenecek. Böyle olmamız lazım! Allah'a samimi bağlanacağız. Dinine içimiz sımsıkı, sıcak duygular duyacak. Kitabına candan bağlanacağız, öpeceğiz, başımıza koyacağız ve ona göre hayatımızı tanzim edeceğiz. Resûlullah deyince yüreğimiz ağzımıza gelecek, "Resûlullah dendi" diye bir hoş olacağız. Müslümanların cemaatine karşı, hepsine karşı böyle olacağız.

"Hocam! Müslümanlar tahsilsiz, fakir fukara..."

Sen biliyor musun ki rızkını, nusret-i ilahiyeyi onların hürmetine alıyorsun. Senin beğenmediğin, o çuvalın içindeki fukarâcık "Allah" diyor boynunu büküyor, Allah onun hürmetine acıyor.

"Zayıflarınız hürmetine rızıklandırılıyorsunuz başka bir sebepten değil."

İnnemâ turzakûne ve tunsarûne bi-zuafâiküm.

Boynu bükükler…

"Hocam o hiçbir işe yaramaz sakat bir adam. Kenarda oturmuş 'Allah' der."

İşte sen onun "Allah" demesi hürmetine burada yaşıyorsun. Her şeyi Allah vermiyor mu? Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte böyle buyurmuş.

İnnemâ. "Ancak ve ancak…" Tunsarûn. "Yardım görürsünüz, nusret-i ilahiyeye mazhar olursunuz." Ve turzakûn. "Rızıklandırılırsınız." Bi-duafâikum. "Zayıflarınızın duaları berakâtıyla."

Hastadır, zayıftır, yoksuldur, boynu büküktür, felaketlere uğramıştır, "Mevla’mdan gelmiş" diye sabreder. Derbeder gibi görünür ama gönlü zengindir, hoştur, Allah'ın sevdiği bir kuldur. Allah-u Teâlâ hazretleri onun duası hürmetine tutar. Yoksa senin o koca göbekli, vurdumduymaz, namaz kılmaz, ibadet yapmaz, günahların her çeşidine koşan adamların mevkiine makamına mı bakıyor Allah-u Teâlâ hazretleri?

Allah-u Teâlâ hazretleri şekle, surete, mevkiye makama bakmaz; gönle, niyete bakar.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA