İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

28.04.1985 - Kızkardeşe Bakmak, Ahireti Tercih Etmek, Dünya, Hediye, Taziye

28.04.1985 - Kızkardeşe Bakmak, Ahireti Tercih Etmek, Dünya, Hediye, Taziye
Hadisler Deryası

28.04.1985 - Kızkardeşe Bakmak, Ahireti Tercih Etmek, Dünya, Hediye, Taziye

13.12.2024
16 dk 57 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men âleb'neteyni ev uhteyni ev hâleteyni ev ammeteyni ev ceddeteyni.

Dedi ki: "Her kim iki kızını geçindirirse, yani iki kızının geçimini üstüne alırsa…"

Elbette alacağız, kızımız, tamam.

Ev uhteyni. "Veyahut iki kız kardeşini…"

Tamam. Kız kardeş de anamızın babamızın evladı, bizim kardeşimiz, elbette alacağız.

Ev hâleteyni. "Veyahut babanın kardeşleri olan iki halayı…"

Hâle Arapça'da "hala ve teyze" mânasına gelir, iki mânaya da gelir. Yani annenin veya babanın, kız kardeşi, "onlara bakarsa."

Ev ammeteyni. "Veyahut annenin kız kardeşleri, babanın kız kardeşleri..." Ev ceddeteyni. "İki nine yani iki anneanne veya babaanne…"

Bu sayılanlara; "ya iki kız evlat ya iki kız kardeş ya iki hala ya iki teyze, ya iki nine"ye kim bakarsa.

Fe-hüve maî fî'l-cenneh. "O benimle cennette yan yanadır." buyurdu Peygamber Efendimiz.

Fe-in künne selâsen. "Eğer üç kişi olurlarsa…"

Yani "iki iki" diyor da "üç" olursa ne olacak?

O zaman Peygamber Efendimiz buyurdu ki;

Fe-hüve mündehun. "Buna yardım edilir."

Üç tane olunca kolay mı? Erkek olsa her birisi bir yere çırak olur, memur olur, dükkân açar, işçi olarak çalışır, eve bir şey getirir, birikir. Bu kızlar evde duracak, para kazanma durumları yok, "Üç tane oldu mu o zaman kendilerine bir yardım etme durumu bahis konusu olur."

Ben hadîs-i şerîfin bu kelimesini; "Bu durumda bir kimse varsa biraz elinden tutun." mânasına anlıyorum. Çünkü mündah ve mendûhâ "Kendisine genişlik verilen kimse" demek." Ama şu mânaya da olabilir:

"Allah onlara, onun rızkına bir genişlik verir." Fakat arkasından gelen ibareden ilk mâna daha doğru gibi geliyor.

Ve in künne erbean ev hamsen. "Eğer dört kişi olurlarsa veya beş."

Hem teyzeler var hem halalar var hem iki tane kızı var hem de iki tane kız kardeşi var, ev kadın dolmuş, ne olacak?

Fe yâ ibâda'llâh. "Ey Allah'ın kulları!" Edrikûhu. "Yetişin şunun imdadına!"

Başı kadın dolmuş zavallının.

Edrikûhü. Edreke-yüdriku-idrâk. "İmdadına yetişin."

Ve ekridûhü. "Ona borç verin, ikram edin."

Veyahut;

Men ze'llezî yukridu'llâhe karden hasenen. "Kim Allah'a borç verir?" diyor âyet-i kerîmede. Allah borç almaktan müstağnîdir de kim hayır yaparsa Allah âhirette onun sevabını vereceğinden, borç alıp vermek gibi böyle bir teşbihle bildirilmiş âyet-i kerîmede.

Akridûhu "Ona borç verin." "Buna iyilik yapın da Allah da size cennette mükâfatını versin." mânasına.

Dâribûhü "Ortak olun."

Ortaklık, "mudarebe ortaklığı."

"Bununla ortaklık yapın."

"Onun yükünü biraz da siz paylaşın. Bu zavallıcığın başında dört beş tane kadın var; hepsi onun eline bakıyorlar. Eline geçen maaş şu kadar. Bu adamcağız bu küfeyle hepsini nasıl beslesin?" mânasına.

Buradan da anlıyoruz ki ona yardımcı olmak lazım. Bakarsınız bir adamcağızın beş tane çocuğu var, altı yedi tane çocuğu var. Elhamdülillah biz yedi kardeştik ama sıkıntıları oluyor. Allah'a hamd-u senâlar olsun ama yardımcı olmak uygun olur.

Men âle selâse benâtin. "Her kim üç kızı tekeffül ederse onlara bakarsa..."

Fe-enfeka aleyhinne. "Onlara infakta bulunur, malî olarak para harcarsa…"

Ve ahsene ileyhinne. "Onlara iyi muamele ederse ihsanda bulunursa…"

Hattâ yuğniyehünne'llâhu anhü. "Onlar kendisine ihtiyacı kalmayacak duruma erişinceye kadar..." Üç kişiye böyle ikramda bulunur da bakarsa...

 "Muhakkak Allah ona cenneti vacib kılar."

İllâ en ya'mele amelen lâ yuğferu lehû. "Ancak mağfiret olunmayacak bir iş yapmışsa o müstesna."

Mağfiret olunmayacak iş nedir? Adam kâfir, münkir, isterse seksen tane kıza baksın o zaman kıymeti yok, çünkü cennetin bedeli imandır. Cennetin anahtarı lâ ilâhe illallahtır. Lâ ilâhe illallah demedikten sonra isterse yüz seksen tane kıza baksın olmaz, olmaz. O zaman kıymeti yok.

Bunlar zayıf olduğu için bilhassa bunlara bakanlara cennet vaat edilmiş. Gözünüzü açın; etrafınızdaki bu zayıf, eksik eteklileri kollayın.

Devamında demişler ki;

Kîle ev isneteyni kâle ev isneteyni "İki tane de olsa olur mu?"

Burada üç tane dedi ya; "İki tane olsa da olur mu?" diye soruyorlar. Peygamber Efendimiz; "Evet, iki tane de olsa olsa olur." buyuruyor.

Men uridat lehü'd-dünyâ ve'l-âhiretü fe-ehaze'l-âhirete ve tereke'd-dünyâ fe-lehü'l-cennetü ve in ehaze'd-dünyâ ve tereke'l-âhirete fe-lehü'n-nâr.

Ebû Hüreyre ve İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş:

"Her kime ki hem dünya hem de âhiret arz olunur…"

Önünde iki imkân belirdi; isterse dünyalık sahibi olacak, zengin olacak isterse sevap kazanacak, cennetlik olacak. İki ihtimal var; bu yoldan giderse zengin olacak, köşkler, saraylar, arabalar, hizmetçiler, baklavalar, börekler, kaymaklar bu tarafta gırla gidecek. Ama dünyada; din, iman, âhiret sevabı yok. Diğer taraftan giderse mahrumiyet ve sıkıntı ama sonunda cennet var. Hak yol, doğru yol burası; ötekisi eğri yol.

"Kendisine dünya ve âhiret takdim edildiği, arz edildiği zaman kim âhireti alırsa ve dünyayı terk ederse…"

Felehû'l-cenneh. "Allah ona cenneti verir." Ve men ehaze'd-dünyâ ve tereke'l-âhireh. "Kim dünyayı alır da âhireti boş verirse, âhireti terk ederse…" Felehü'n-nâr. "Ona da cehennem olur."

Demek ki insanın karşısına yol çatalı çıktığı zaman menfaatsiz görünse bile Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızası tarafını tercih edecek. Faydalı, kârlı görünse bile Allah'ın rızasına aykırı yola girmeyecek.

Kesenin ucunu, fermuarını açmışlar, deste deste beş binlikleri on binlikleri gösteriyorlar:

"Hâkim bey, bizim dediğimizi yaparsan bu paralar senin olacak."

Rüşvet!

Paraları görüyor, on binlik desteler, milyonlar gelecek. Paraları görüyor ama rüşvet, yanlış yol. Menfaat var ama günah! Onu yapmayacak. "O paralar senin başına çalınsın. Gel bakalım buraya, sen rüşvet teklif ettin, bir de şuradan zabıt tut, sok şunu içeri." "Ama şu yol hayırlı." Gel bu yola git. Biraz sıkıntılı, biraz üzüntülü, biraz meşakkatli geliyor. O meşakkate katlanır, tahammül ederse cenneti kazanır.

Bu hadîs-i şerîfte bu kadar söylenmiş. Ben başka bir hadîs-i şerîfte de şöyle okudum; şimdi onu da nakletmenin zamanı geldi. Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Kim, kendisinin önüne yol çatalı çıktığı zaman âhireti tercih ederse…"

"Ben dünyayı istemem, ukbâyı isterim." dedi, âhireti tercih etti.

"Kim âhireti tercih ederse Allah-u Teâlâ onun cemaallahu'ş-şemlehu iki yakasını bir araya getirir. İşini onarır, düzeltir, yoluna koyar."

Ce'ale ğınâhu fî kalbihî "Gönlüne bir gönül zenginliği verir."

Adam sanki dünyalar onunmuş gibi efe efe ortada dolaşır. Hiçbir pervası olmaz, Allah ona "gönül zenginliği" verir. Bu gönül zenginliği olmadı mı insan fabrikatör de olsa rahat edemez. İçine huzur verir, gönül zenginliği verir.

Ve etethü'd-dünyâ ve hiye râğimetün. En çok hoşuma giden tarafı da bu. Bu cümleyi okudukça gülesim geliyor:

"Dünya da onun arkasından burnu sürte sürte gelir."

Kös kös gelir, mecburen gelir. Hani insanın kuzusunun, köpeğinin, kendisine bağlı bir şeyinin ardından gelmesi gibi burnu sürte sürte gelir.

Rağibe enfihû Arapça'da, "burnu yere sürtmek" demek.

Ve etethü'd-dünyâ. "Dünyalık ona gelir." Ve hiye râğimetun "Burnunu sürtse bile, dayasa bile, gelmek istemese keçi gibi inat etse bile, sürüne sürüne gelir."

Burnunu sürte sürte dünyalık onun peşinden gelir.

Allah nasip etmişse kim, nasıl mâni olabilir?

Allah dilemiş; "O kuluma, o nimet gelecek!"

Kim mâni olabilir?

Dünyalık ona gelir.

Âhireti tercih etmenin kârını gördün mü?

Gönül huzuru, rahatı bir, işlerinin intizama girmesi iki, yine dünyalıktan da nasibini almak, üç. Muradı oldu, daha ne istiyor? Her bakımdan sevap da kazandı, dünyası da âhireti de mamur oldu.

"Her kim ki dünyayı tercih ederse..."

"Boş ver hesabı, kitabı, cenneti; boş ver âhiretin sevabını. Ben bu dünyada bir sarı Mercedes'e sahip olayım da bir de Boğaziçi'nde bir köşküm oldu mu âhiretin hesabı beni ilgilendirmez, bu dünyaya bir defa geleceğim."

Farz edelim, bir insan bu mantıkla hareket ederse. Böyle diyenler çok ya. Kimisi de nasihat ediyor; "Oğlum, aklını başına topla." diyor.

Neden?

Bak Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Kim dünyayı tercih ederse, haramdan dünyayı tercih ederse, haram dünyayı tercih ederse…"

Ferrake'llâhu aleyhi emruhû "Allah onun işlerini darmadağın dağıtır."

Telaş, üzüntü, o taraftan bir sıkıntı bu taraftan bir sıkıntı. Oradan gemisi batar, buradan otobüsü devrilir, öbür taraftan tırı kaza yapar, beri taraftan karısı kendisine bir oyun eder, öbür taraftan oğlu şöyle yapar. İşleri dağıldı.

Kim dağıtıyor? Her şeyi yapan Allah'tır, Allah dağıttı.

Neden? Ceza olarak. Sen misin haramı tercih eden, al bakalım! Haramdan aldı; faizden, içkiden, kumardan, zinadan aldı, cebine parayı koydu. Bu haram parayı cebine koyunca öbür taraftan helal parasından birkaç misli fazlası gider.

Nasıl gider? Ya doktora, ya kazaya, ya hırsızlara, ya dolandırıcılara gider, gider. Hiçbir şey yapmaz, bilmez. "Bu tarafta kâr edeceğim." diye, aldığı paradan fazlası gittikten sonra bu kâr değil ki bu akıllılık değil ki.

Ferrake'llâhu aleyhi emrihî. "Allah onun işini dağıtır." bir; ceza.

İkinci ceza da;

Ve ceale fakrahû beyne ayneyhi. "Şu iki kaşının, gözünün arasına fakirliği yapıştırır."

Bu iki kaşının arasına fakirliği yapıştırmak, ne demek?

Manası şu: Gözünün önünden fakirlik gitmez, "açlıktan ölüvereceğim" sanır. Be adam, üç tane fabrikan, dokuz tane apartmanın var, her birinden varidat gelip duruyor; ne korkuyorsun fakirlikten? Benim şu kadar maaşım var, ben bile korkmuyorum. Korkutur, Allah onu korkutur. Fakirlik gözünün önünden gitmez, "Öleceğim aman!" "Zekât ver." veremez, "Hayır yap." yapamaz, "Ye." yiyemez.

Hocamız rahmetullâhi aleyh derdi ki:

"Rızık insanın boğazından geçendir."

Boğazından geçmedikten sonra kasada duran paradan ne fayda! Demek ki şeytan fakirliği iki gözünün önüne getirtiyor veya Allah ceza olarak onu öyle gösteriyor. Fakirlikten ödü patlayıp titrer de hiçbir hayır yapamaz, rahat da edemez rahat yüzü de göremez.

Üçüncüsü ve en üzülecek şeylerin birisi de;

Ve lem ye'tihî mine'd-dünyâ illâ ma kütibe lehû. "Dünyalıktan da ezelde kaderine kısmetine ne yazılmışsa ondan fazlası gelmez."

Buyur işte, hadi bakalım, oturdun mu?

En sıkıntılı duruma düştün mü? Düştün.

Neden? Zaten Allah ne yazmışsa ondan fazlası gelmedi; ceza olarak sen de yaptığın haramlarla baş başa kaldın, durum da değişmedi. Onun için karşınıza çatal iş çıktığı zaman âhiret tarafını tercih edin, dünyayı, haramı tercih etmeyin. Âhireti, sevabı tercih edin.

Sözü uzattım ama bu, mühim bir derstir. Çünkü insanoğulları bu tarzda çok imtihan olur. Bilmem kime ne teklifi gelir, hayatta hep bu imtihan olur; insan menfaati ile imtihan olur. İnsanın sevgisi, bağlılığı, sevdiği tarafa olan bağlılığından, sevgisinden dolayı yaptığı fedakârlıkla ölçülür.

Sen Allah'ı seviyor musun? Seviyorum.

Nereden belli? Hiç fedakârlık yapmadın ki. Ne para verirsin ne gayret edersin ne uyku terk edersin ne bir hayır hasenât yaparsın; nereden belli?

Allah onun ileride; "Yâ Rabbi! Ben seni seviyordum, yolunu seviyordum." diye ukala ukala, yalan yanlış konuşmasına meydan vermemek için bu dünyada imtihan eder, hüccetlerini hazırlar, âhirette itiraza mecali kalmaz.

Mutlaka her insanın imanı imtihan olur. Bakalım sâdık mı kâzib mi, doğru mu eğri mi, yalan mı gerçek mi? Onu anlamak için Allah imtihan eder. Hep bu imtihana mâruz olduğumuzdan hakkı tutun, hayrı tutun, sevap tarafını tutun; menfaat için günah tarafına kaymayın. Ondan hayır bereket gelmez. Onun için bunu biraz uzunca izah ettik.

Men urida lehû şey'ün min hâze'r-rızkı min ğayri mes'eletin ve lâ işrâfi nefsin fe'l-yetevessa' bihî fî rizkıhî ve in kâne anhü ğaniyyen fe'l-yüveccihhü ilâ men hüve ahvecü ileyhi minhü.

Bu hadîs-i şerîf de Taberânî'de, İbn Hibbân'da ve daha başka kaynaklarda var.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Men urida lehû şey'ün min hâze'r-rızkı. "Her kim ki şu rızıktan kendisine bir şey ikram olunmuşsa…" Min ğayri mes'eletin. "İstemeden…"

Mes'ele burada "dilencilik" demek. Kelimelerin o devirdeki mânasıyla şimdiki mânaları arasında farklılık vardır; bunu lisanı iyi bilenler kavrar da başkaları anlamaz.

"İstemeden sana rızıktan bir şey ikram olunursa…" Sen istemedin.

Ve lâ işrâfi nefsin. "Kendi canında ona teveccüh edip de onun peşine takılmadan…"

Min tarafî'llâh sana bir yerden bir ikram, bir rızık geldi.

Fe'l-yetevessa' bihî fî rızkıhî. "Böyle bir kimse o kendisine gelen şeyi alsın, onunla rızkında bir genişlik sağlasın."

Filanca adam gelmiş; falanca yerden bir kovanın içinde Antep bulamacı getirmiş. İstemedi, talep etmedi, dilenmedi, bir şey yapmadı. "Al kardeşim." dendi, verildi. "O zaman alsın…"

Ve in kâne anhü ğaniyyen. "Eğer buna ihtiyacı yoksa…" Fe'l-yuveccihhü ilâ men hüve ahvecü ileyhi minhüm. "O zaman kendisinden daha muhtaç olan kimseye versin."

Alsın; kendisinden daha muhtaç kimseye verebilir. Şimdi burada bir kaide çıkıyor. Bazı kimseler; "Benim ihtiyacım yok, istemem." diyor. Allah müsaade etmiş oluyor. Hadîs-i şerîf geldi sıradan, onu okuyoruz.

Demek ki istemeden, canı çekmeden, ona gayret sarf etmeden kendisine böyle bir şey gelirse, bir ikram bir rızık babında bir şey gelirse onu kabul etsin; onunla rızkı biraz genişlensin. Ama hiç ihtiyacı yoksa alsın da "Şu benden daha fakir." diye başkasına tevcih etsin veyahut almadan; "Bunu şuna ver." desin.

Birisi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisine bir şey verdiği zaman; "Yâ Resûlullah! Ben istemem." demiş. Onun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyurmuş; "Ey filanca! Sen istemeden ben uygun gördüm, verdim, kabul et." demek istemiş.

Bir hadîs-i şerîf daha okuyuvereyim:

Men azzâ musâben fe-lehû mislü ecrihî.

İbn Mesud radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

"Her kim bir musibete uğramış kimseyi taziye ederse…"

"Geçmiş olsun kardeşim, başına böyle bir sıkıntı gelmiş." diye gönül alıcı sözlerle onun acısına ortak olursa, musibetine teselli verirse."

Fe lehû mislü ecrihî. "O musibete uğrayan insanın kazandığı sevap kadar bir sevap da ona gelir."

Demek ki biz müslümanlar kardeşlerimizin sıkıntılarını görünce teselli de edeceğiz. Bu da dilimizle oluyor. İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez, kemiği tırnağı bir işe yaramaz.

Nesi vardır? Tatlı dili vardır. "Kardeşim, bunlar Allah'tan geliyor." der, teselli eder. Onun da ecir kazanmaya faydası oluyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri tatlı dilli, güleç yüzlü, Müslüman kardeşleriyle kardeşliği canlı canlı, güzel güzel yapan, muhabbetli, hoş halli, uyanık, temiz, has halis Müslümanlar eylesin. Etrafına hayrı, bereketi, faydası olanlardan eylesin. Etrafındaki fukaraya, muhtaçlara elini uzatıp onları kanatları altında himaye edip dünya ve âhiretin hayrını, sevabını, cennetini, cemalini kazananlardan eylesin.

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA