İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

06.02.1988 - Beş Şey Fıtrattandır

06.02.1988 - Beş Şey Fıtrattandır
Hadisler Deryası

06.02.1988 - Beş Şey Fıtrattandır

28.09.2026
22 dk 45 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Buhari ve Müslim'in -rahmetullahi aleyhimâ- Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlar:

Hamsün mine'l-fıtrati. "Beş şey fıtrattandır." el-Hıtân. "Çocukların sünnet olması" Ve'l-istihdâd. "Kasık kıllarının kazınması" Ve kassu'ş şârib. "Bıyıkların kesilmesi" Ve taklîmü'l-azfâr. "Tırnakların kesilmesi." Ve netfi'l-ibt. "Koltuk altındaki kılların yolunması."

Bu hadis-i şerif Müslümanın temizlik ve intizam sadedinde yapması gerekli olan bazı işleri sıralamış oluyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ümmîlerin arasına, kendilerine kitap indirilmemiş bir kavmin içine; cahil, bilgisiz ve görgüsüz bir topluluğa; çocuklarını geçim korkusundan toprağa gömecek kadar katı kalpli, hayat şartlarından kalpleri katılaşmış bir topluma, en büyük ihtiyaç orada olduğundan ve daha başka kim bilir nice manevi hikmetlerden dolayı o bölgeye gönderildi. O topluluğu, o Arabîleri, o çöl bedevîlerini, o kavmi her yönden yetiştirmek için. Ayrıca kıyamete kadar gelecek insanlara Allah'ın emirlerini duyurmak için. Bütün âlemlere rahmet olarak, bütün insanlara ve cinlere peygamber olarak ve hükmü kıyamet kopuncaya kadar devam edecek hâteme'n-nebiyyîn, son peygamber olarak gönderdi.

Peygamber Efendimiz de peygamberliğini hakkıyla eda etti; şehadet ederiz ki en güzel tarzda peygamberlik yaptı. Onun bizim peygamberimiz olmasından sonsuz derecede hoşnutuz, razıyız, ona bağlıyız, sevgi ve saygı içindeyiz, neşe ve sürur içindeyiz. Mutluluğumuzun sonu, nihayeti yoktur.

Allah bizleri onun şefaatine nail eylesin, ahirette bizi onun yanından ayırmasın.

O bize her şeyi öğretti. Selam vermeyi öğretti, sevmeyi öğretti, yaşamayı öğretti, yemeyi öğretti, uyumayı öğretti, uyanmayı öğretti, ibadetin şeklini zamanını öğretti, diş fırçalamayı öğretti, vücut temizlemeyi öğretti, yıkanmayı öğretti, tırnak kesmeyi öğretti. Bir şefkatli anne babanın evinde yetiştirdikleri çocuklarına neler öğrettiğini düşünün.

"Evlâdım! Sağ elinle al, üstüne dökme, tabağın kendine yakın kısmından al, başka tarafına uzanma, yemek yerken ağzını şapırdatma, başkasının eline lokmasına bakma!" deriz, değil mi?

Bunların hepsinin kaynağı neresidir?

Peygamber Efendimiz' in hadisleridir. Okudukça bakıyorum, anlıyorum. İnsanın toprağı eşeledikçe altın, gümüş, elmas, zümrüt, zebercet bulduğu gibi bakıyorum hepsini Peygamberimiz söylemiş. Büyüklerimiz öğrenmişler, onlar da bize öğretmişler. Kendimizi yeniden keşfediyoruz; örfümüzü, âdetimizi, ahlâkımızı, adabımızı yeniden öğrenmiş oluyoruz.

Allâhümme hel bellağtü. "Tebliğ ettim mi yâ Rabbi? Şâhit ol yâ Rabbi!" dediği gibi her şeyi bize öğretmiş. İmanın en güzel inceliklerinden, itikadın en büyük esaslarından, evin yaşamına kadar, insanın temizliğine kadar her şeyi büyük küçük, asıl detay teferruat, her şeyi öğretmiş olduğuna işte bu hadis-i şerif de bir şâhit. Temizlikle ilgili tavsiyeleri de bu arada vârid olmuş.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

"Beş şey fıtrattandır."

Bunu niçin söylüyor?

Çünkü insanın Allah'ın yarattığı şeyleri, fıtratı değiştirmesi doğru değil! Kadının erkeklere benzemesi doğru değil, erkeğin kadınlara benzemesi doğru değil.

Allah'ın yaratış şeklinin hikmetleri olduğundan onu asıl olarak, esas olarak kabul etmek lazım. Ama bu hadis-i şerifte bildiriyor ki beş şey fıtrattandır, fıtrata aykırı değildir. Bu işleri yapmak "fıtrata karşı gelmek" mânasına alınmamalıdır. "Bu beş şeyin yapılmaması değil, yapılması esastır." denmiş oluyor. Bunlar; şeytana uyup da hilkatini değiştiren, acayip acayip kılıklara bürünen insanların zümresinden olunmaması gerektiğinin delili oluyor.

Bir; sünnet olmak. Sünnet olmak lazım. Peygamber Efendimiz' in tavsiyesi. Evet, Allah orada bir fazlalık, bir et parçası, bir uzantı yaratmış ama onun kesilmesi, ameliyat edilmesi lazım ki kir pis ve mikroplu maddeler orada birikip sıhhate zararlı durumlar meydana getirmesin.

Bizden önceki ümmetlerde de Yahudilerde de sünnetin olduğunu biliyoruz. Kitaplarımızda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yaratılıştan sünnetli doğduğu yazılıyor. Bir, bu olacak. Çünkü olmadığı takdirde pislik birikiyor, uygun olmuyor. Tıbbî bakımdan bir zaruret, bunun yapılması lazım.

İki; istihdad, kasıkların kazınması. Tabi oralarda da hem erkek için hem kadın için biriken, büyüyen kılların kalmasında zarar var, pislik var. "Mikrop üreme vasatı meydana gelir, pislikler bulaşır." diye oraların da temizlenmesi gerekiyor. Evet, kıl bitmiş ama onun izale edilmesi lazım.

Nasıl olur?

Kazımak suretiyle olur, birtakım maddeler sürüp kılları dökmek suretiyle olur. Eskiden bulmuşlar, ben hayret ediyorum; mâşaallah, insanoğlu neler bulmuş! Bir şey sürüyorlar, çamur gibi; ondan sonra kazıyorlar, kıllar dökülüyor. Eskiden beri olan şeyler.

Sonra; bıyıkların kısaltılması, kesilmesi. Bıyık, burnun altında olduğundan uzun olması temizliğe engel olur, temizlikte zorluk olur. Fazla uzadığı zaman ağzın içine girer; sağa çekersin, sola çekersin ama sağa da çeksen sola da çeksen onun kesilmesi, kısaltılması uygun oluyor.

Tırnakların parmakların ucunda koruyucu bir tesiri var, faydası var. Allah-u Teâlâ hazretleri o tarafa kadar eti ve deriyi yuvarlak, düz götürseydi parmaklarımız bu kadar dayanıklı olmazdı. Orası mahfazalı, gayet güzel. Fakat tırnak uzadığı zaman o boşluk kısmı simsiyah oluyor. Toz, toprak, kir, pislik oluyor; onun da kesilmesi gerekiyor, uzatılmaması gerekiyor.

Sonra koltuk altları; oralarda da kıl birikiyor. İnsan koştuğu, hareket ettiği zaman terliyor, terler orada birikiyor, kuruyor; tekrar terliyor, tekrar kuruyor. Umumiyetle atletlerin, gömleklerin, fanilaların koltuk altları sapsarı olur, erkeklerde bilhassa. Kadınlarda da öyle olur. Çünkü terliyor. Terler birikir ve kokar. Orada o temizlik yapılmazsa kıllar izale edilmezse çirkin bir şekilde kokar.

Halbuki İslâm temizlik dinidir, pisliğin barınmaması için vücutta hiçbir şey bırakılmaması lazım. Müslümanın günde beş vakit namazı var; namaz kılmak için abdest alması zaruri, elleri yüzü ayakları yıkanıyor. Ama diğer taraflar her zaman yıkanan yerler olmadığından bunların temizliğine de dikkat etmek lazım.

"İyi bir Müslümanın en aşağı haftada bir yıkanması lazım." diye tavsiyesi var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şeriflerinde;

Hem de nerede?

Bizim bu Sapanca gibi önü göl, arkası dağ, ırmakları, dereleri, pınarları, suları bol bir yerde değil; suyun son derece kıt olduğu bir yerde dahi bunu böyle tavsiye etmiş. Hatta "Bir gusül abdesti alacak kadar su, bir altına bile olsa son derece pahalı bile olsa cuma günü o suyu alın da dökünün, yıkanın, abdest alın!" diye tavsiyesi var.

Sonra dişlerin fırçalanması. Biz şimdi fırça diyoruz, fırçalamak diyoruz. Eskiden fırça olmadığı zamanlarda, Peygamber Efendimiz' in zamanında bu işin yapılma şekli bir çeşit ağaç kökünün, dalının vurularak, gevşetilerek tellendirilmesi suretiyle dişler o ağaç dalıyla -fırça gibi ucu tellenmiş olan o ağaç dalıyla- temizleniyordu. Bunun temizlik sebebiyle olduğunu Peygamber Efendimiz söylüyor:

"Ağzınız dişleriniz sarı ve kokar bir vaziyette yanıma gelmeyin, benim karşıma öyle gelmeyin; dişleriniz temiz olsun. Böyle bir vasıta olmadığı zaman hiç olmazsa ağzınızı çalkalarken parmaklarınızla dişlerinizi ovuşturarak temizleyin!" diye tavsiyesi var.

El-Esâbiu tecrî mecre's-sivâk. "Parmaklar da misvak yerine, fırçalama yerine geçer!" buyuruyor.

Buradan anlıyoruz ki genel hedef, umumi hedef ağzın, burnun, koltuk altının, tırnakların temiz olması; her yerin temiz olması. Yani pislik olmaması; pislik barınacak yerleri izale etmek suretiyle günde beş defa abdest almak suretiyle ve en aşağı haftada bir kere yıkanmak suretiyle ve daha başka sebeplere bağlanmış. İnsanın ihtilam olmasına, hamamcı olmasına, rüya azmasına bağlanmış. Böylece mutlaka sık sık yıkanma prensibi İslâm'da getirilmiş.

"Hocam! Bunun ne önemi var? Zaten yıkanıyoruz ya! Bildiğimiz şeyleri çıkmışsın kürsüde anlatıyorsun." diyebilir.

Bilmeyen bir kimse;

Bunun önemini insan başka milletlerin örflerine ve törelerine baktığı zaman anlıyor.

Mesela Avrupa'da ve Hristiyan âleminde yıkanmak vaftiz suyunun -güya- faziletini ve bereketini götüreceği için yıkanmamak esasmış. Senede bir defa, iki defa kraliçe hazretleri güzel losyonlarla silinirmiş. Evlerinde saraylarında banyo yok, yüznumara yok. Adamların yıkanma yeri yok. Giyindiler mi, bacaklarına bir şey geçirdiler mi tamam. Teke gibi kokacak kadar devam ediyormuş. Ama Müslümanlıkta öyle değil.

Acaba biz mi biraz abartıyoruz?

Olur ya hani bizim Hristiyanlarla eskiden beri tabi bir rekabetimiz, çekişmemiz var. Ola ki insan rakip oldu mu biraz aşırı konuşuverir; acaba biz mi abartıyoruz? Kendi kitaplarında ben şu size baktığım gözlerimle kendim okudum. Bir seyyah var, Kanuni devrinde Türkiye'ye gelmiş. Baron rütbesinde, Baron de Büsbek isminde bir seyyah.

"Bu adamlara acıyorum; sabah akşam her gün yıkanıyorlar, hasta olacaklar. Bu kadar yıkanmak olur mu?" diyor.

Osmanlı'nın Kanuni devrinde Müslüman ecdadımızın hamamlarına, banyolarına, evlerindeki hamamlıklarına hayret ediyor.

"Bu kadar sık yıkanmak olur mu? Hasta olacaklar. Bu adamlar ne biçim adamlar!" diyor.

Kendisinin yıkanmamasını tabii görüyor da bize hayretle bakıyor. Doğru hakikaten; sığırlar yıkanmaz, koyunlar eğer çoban yıkamazsa yıkanmaz, bir mevsim durur, sudan bucak bucak kaçar; kedi yıkanmaz yalanır, köpek suyun içine atarsan yüzer ama atmazsan yıkanmaz. Doğru, onların mantığı doğru.

"Niye bu kadar çok yıkanıyorlar?" diye bize hayret etmiş ve kitabına da yazmış.

"Demek ki Peygamber Efendimiz suyun çok bol olduğu bir yerdeymiş de öyle emretmiş olabilir." diyebiliriz ama öyle de değil.

Mesela Hintliler, Hindular Ganj nehrine giriyorlar, yıkanıyorlar. Onlar da ibadetmiş. Çamur da olsa Ganj nehri kutsal bir nehirleriymiş, giriyorlarmış. Peygamber Efendimiz' e peygamberlik Hindistan'da verilmiş olsaydı ne denirdi?

"Yahu su bol, onun için kolayca suyun içine giriyorlar, yıkanıyorlar." derdik.

Çölde suyun kıt olduğu yerde, kolay bulunmadığı yerde; bütün sıkıntılara, mahrumiyetlere, meşakkatlere rağmen Peygamber Efendimiz temizliği emrediyor.

O halde Müslüman nasıl olacak?

Elbisesi yamalı olabilir, eski olabilir ama kendisi temiz olacak. İç çamaşırından, vücudundan, en mahrem yerlerindeki kıllarına kadar, terine kadar, tırnağına kadar, pabucuna kadar, içinden dışına hatta göğüs kafesinin içine, kalbine, niyetine kadar temiz olacak Müslüman. Elbisesi temiz olacak, namaz kılarken secde ettiği yer temiz olacak, bastığı yer temiz olacak. Demek ki muhiti de temiz olacak. Kalbi temiz, vücudu temiz, elbisesi temiz, namaz kıldığı yer temiz, çevresi temiz…

Bize şimdi son derece tabii geliyor. Tuvaletler evlerimizin içinde. Gayet alışmışız, tabii geliyor. İki adım atıyoruz, kapısını açıyoruz, giriyoruz çıkıyoruz. Eskiden dedelerimiz evin içinde tuvaleti uygun görmemişler. Götürmüş ta bahçenin öteki ucuna koymuş ne ses duyulur ne koku gelir ne giden belli olur ne gelen belli olur. En uzak noktaya atmış.

Dinimizin hassasiyeti bu. Ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in tavsiyelerinden ayrı Kur'ân-ı Kerîm'in ayetleri bilhassa bizi temizliğe teşvik ediyor: "Allah temizlenenleri sever" diye bildiriliyor.

Va'llâhu yuhibbü'l-muttahhirîn. Kitaplarımızda muttahhirîn kelimesinin izahı da "temizlenmede aşırı itina gösterenler" diye yazıyor.

Temiz olacağız. Vücudumuz her şeyiyle temiz olacak. Bu da yetmiyor; bundan ayrı taranmak, tıraşlanmak gerekiyor, intizam gerekiyor. Sakal, bıyık, saç muntazam olacak. Bu da yetmiyor, kokulanmak gerekiyor. Koku sürünmek sünnet. Biz koku sürünüyoruz ama bizim dinimizde kadınlar dışarıda koku sürünemez!

Peki, bu adaletsizlik niye? Oldu mu şimdi?

Erkekler dışarıda koku sürünüyorlar, kadınlar insan değil mi, onlara temizlik lazım değil mi?

Orada bir başka şey var. Dur, ileri gitme, durduğun yerde dur, izah edeyim. Onun sebebi başka. O da bir başka temizlikten; o da namusun temizliğinden dolayı!

Çünkü kadın süslenirse, kokulanırsa, dışarıda kime süslenmiş olacak?

Geçen "Aman ne nefis koku! Buradan birisi geçmiş." derse olur mu? Olmaz!

İslâm'da kadın dışarıda süslenmeyecek, dışarıda kokulanmayacak; İslâm'ın hükmü böyle.

Evinde istediği kadar süslensin, boyansın, donansın. Ne yaparsa yapabilir, evinde serbest. Namahreme yasak.

Ne oldu şimdi?

Aile temizliği oldu, namus temizliği oldu, kalp temizliği oldu. Temizlik var ama dışarıda yok.

Neden?

Bir kokudan, bir bakıştan, bir görünüşten, bir güzelliğin açığa vurulmasından karşı tarafın gönlü bu tarafa meyleder, bu tarafın gönlü o tarafa meyleder; fitne olur, fesat olur, günah olur, iş harama gider. İslâm; harama giden yolları kapamak için "sen dışarıda kokulanma, süslenme" diyor. Kadına böyle bir yasak koymuş. Erkeğe de "gözüne sahip ol" demiş. Tabi kadına da demiş.

Kul li'l-mü'minîne yeğuddû min ebsârihim ve yehfazû fürûcehüm.

Ve kul li'l-mü'minâti yağdudne min ebsârihinne ve yahfazne fürûcehün.

Gözlerine sahip olacak. Gözüyle bile bakmayacak.

Bir bakıştan ne olur?

Bir bakıştan bir şey olmaz; gözün takıldı, bir baktın; normal. Göz var, gözün takıldı, bir bakışta baktın. Peygamber Efendimiz; "İkinci bakış şeytandandır." diyor. Bir baktın, bir daha baktın; "Bir daha bakayım şuna, çok güzelmiş." dedin.

Bir de şimdi yaygın bir yalan var. Kuyruklu, sunturlu, şeytanî bir yalan var; güzele bakmak sevapmış. Bu laf, yerine göre küfre kadar gider! Yerine göre, söyleyenin söylediği yere göre, kullandığı mahalle göre, küfre kadar gidecek bir söz.

Güzele bakmak sevap! Buyur, Sapanca'nın dağlarına bak. Ne kadar güzel! Havaya bak, güneşe bak. Ne kadar güzel; yıldızlı gece, mehtap, Sapanca Gölü, şu tepeden tırnağa kırmızı çiçeklerle donanmış ağaç. Tamam, güzele bakmak sevap, burada bir sözümüz yok.

Ama şu kadın da güzel, hadi ona bak!

İşte şimdi ayağımın altına alırım seni! Çünkü bu haram! Allah bunu yasaklamış. Burada "güzele bakmak sevap" dersen Allah'ın ahkâmıyla alay etmiş olursun. Küfre kadar gider. Güzele bakmak sevapsa öbür taraflara bak. Her şeyi yerli yerinde kullanacaksın.

Hani bir masalda ölen insanın ailesine -teferruatını unuttum ama- gidiyor, yanlış bir söz söylüyor, bir araba sopa yiyor.

"Öyle denmez Keloğlan, böyle de!" diyorlar.

Cenazesi olanlara gidiyor; "Bol olsun!" diyor. Ötekisi "mahsule bol olsun diyecek" diye öğretmişti ama bu, cenazesi olana "Bol olsun!" diyor, bir araba sopa yiyor. Lafı yerli yerinde kullanmak lazım. Yersiz kullandığı zaman olmaz. İşi de yerli yerinde yapmak lazım. Yersiz yaptığı zaman olmaz.

Demek ki bizim dinimiz her çeşit temizliğe önem verdiği gibi namus temizliğine de önem vermiş.

"Tamam hocam! Şimdi seni yakaladım. Madem namus temizliği önemliymiş, çifte tabancayı belime takarım, şarjörleri cebime koyarım; köşe başında o herifin hakkından gelirim. Tangur tungur, tangur tungur iki şarjör boşaltırım, geçer giderim."

Olmaz!

İslâm'da hakkını bizzat kendisi almak yok. Ceza, bir muhakeme sonunda olacak.

"Namusumu temizledim!"

Olmadı, sen katil oldun! Onun yeri var, muhakemesi var, hükmü var; ondan sonra cezası var. Merak etmeyin; dinimiz her şeyi gayet güzel tarzda öğretmiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi her yönden temiz eylesin. Her çeşit şaşkınlıktan, taşkınlıktan, şaşırmadan, sapıtmadan hıfz eylesin. Rızası yolunda temiz, pak, namuslu, hâlis muhlis, her türlü maddî manevi güzelliklere sahip kimseler olarak yaşamayı nasip eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA