07.08.1988 - İnsaf, Allahın Duaları Kabul Etmesi

07.08.1988 - İnsaf, Allahın Duaları Kabul Etmesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yekûlu'llâhu teâlâ. "Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur."
Yâ'bne Âdeme. "Ey Âdemoğlu!"
Sen, ben, hepimiz Hz. Âdem'in oğluyuz. Bizlere hitap ediyor. "Ey Âdemoğlu."
Mâ tunsifunî. "Bana hiç ölçü ile adaletle, insafla kulluk etmiyorsun."
"Bana hiç insaflı, adaletli, dengeli, ölçülü kulluk etmiyorsun."
Neden? İzahı geliyor. Neden biz Allah'a insafa sığar bir tarzda kulluk etmiyormuşuz? Bu işin izahı nasılmış?
"Ben sana çeşitli nimetler göndermek suretiyle sevgimi izhar ediyorum. Sevgimin tezahürü olarak sana göz vermişim, akıl vermişim, İslâm vermişim; sulh, sükûn, sıhhat, afiyet vermişim. Şeref, haysiyet vermişim, eş, evlat, ev, otomobil, dükkân vermişim. Çeşit çeşit nimetlerimi yiyorsun; karpuz var, kavun var, üzüm var, şeftali var, armut var…"
"Bunları ne sayıyorsun hocam, her yerde var."
Her yerde yok! Dünyanın öyle yerleri var ki karpuz kabuğunu bulsa, kıtır kıtır onu da yer, yerden solucan toplayan yerler var. Senin dünyadan haberin yok. Yerden yağmur yağdığı zaman solucan topluyorlar, senin haberin var mı? Ağaç kabuklarını kemiriyorlar, açlıktan kırılıyorlar. Hayvanlar ölüyor, insanlar ölüyor. Yardım gidiyor, yardım da çarçur ediliyor; yardım gitmiyor, yine ölüyor adamlar. Öyle yerler var. Allah bize çeşitli nimetlerini sunuyor; "Biz onu sevelim, kulluğunu yapalım." diye sevgisini izhar ediyor.
E tehabbebü ileyke bi'n-niami ve tetemakkatü ileyye bi'l-me'âsî. "Sen de benim günahlar işlemek suretiyle, sevgimi elde etmek değil de gazabıma uğramak yolunu tutturuyorsun."
"Ben sana sevgimden nimetler ihsan ediyorum. Sen de günahlara dalmışsın, "İlla gazaba uğrayacağım." diye, -tabiri caizse bizim Türkçemizde 'kaşınıyorsun' sen derler ya- sen günahlarla kaşınıyorsun. Ben sana nimetler ihsan ediyorum. Sen de günahlarla "İlla azaba, gazaba uğrayayım, azabı çekeyim." diye hatta ona çanak tutuyorsun, kaşınıyorsun, onu istiyorsun."
Hayrî ileyke münzelün. "Benim hayrım sana inmekte, rahmet yağıyor, güneş çıkıyor, bahar oluyor, meyveler oluyor, havalar, güzellikler vesaire…" Ve şerrüke ileyye sâ'idün. "Senin günahın da bana çıkmakta. Benim sana hayrım iniyor, senin de bana günahın geliyor ha bire. 'Yâ Rabbi! Şu kulun şu edepsizliği işledi, şu günahı işledi." diye daima haberler geliyor." Ve lâ yezâlü melekün kerîmün ye'tînî anke külle yevmin ve leyletin bi-amelin kabîhin. "Asil bir melek, kerim bir melek, her gün her gece, 'Şu kulun yine şunu işledi yâ Rabbi!' diye senden bana kötü bir ameli getirip sunuyor." Yâ'bne Âdeme lev semi'te vasfeke min gayrike. "Eğer sen kendi durumunu, sıfatını, hâlini, vasfını, başkasından duysaydın." Ve ente lâ ta'lemü meni'l-mevsûfu. "Anlatılan kim bilmeden, bu söylenenleri başkasından duysaydın; senin hâlin 'Bir adam varmış kendisine birisi iyilik edip duruyormuş da o da ona illa kötülük yapıyormuş; o ona daima hayır sunuyormuş da o da ona hayır sunan kimseye daima kötülük ediyormuş.' diye üçüncü bir şahıs anlatılıyormuş gibi anlatılmış olsaydı..." Le-sâre'te ilâ-maktihî. "Sen ona gazap etmekte, kızmakta en önce davranırdın."
"Vay edepsiz, madem böyle yapıyor, o cezayı hak etmiş, onun kolunu bacağını kırmak lazım, kafasını kırmak lazım." diye, sen onu daha beter yapardın.
Bizim hâlimiz böyle muhterem kardeşlerim. Bu hadis-i şerifi ezberleyelim. Bu hadis-i şerif çok önemli; bizim hâlimizi anlatıyor:
"Ey Âdemoğlu! Bana insafla muamele etmiyorsun, insaflı kulluk etmiyorsun. Ben sana çeşitli nimetler verip sevgiyle muamele ederken sen de günahlar işleyip benim gazabımı çekecek şeyler yapıyorsun. Benim hayrım sana her gün inmekte iken her gün ve gece senin şerrin bana yükselmekte. Bir asil melek daima senden bana bu kötü şeyleri çıkarıp duruyor. Sen kendi vasfını, başkasından duysaydın 'Bu anlatılan vasfedilen kim?' diye bilmeden, kendine çok daha fazla kızar ve onu gazap etmeye, haklamaya koşardın." diyor.
Muhterem kardeşlerim! Hâlimiz budur. Allah bizi edepli kul eylesin. Günahlardan mahfuz eylesin, sevaplı işleri seve seve yapmayı nasip eylesin. Rabbimize edepsizce kulluk ettirmesin, karınca kararınca gücümüzün yettiğince, edeple irfanla, sâlih kul olarak, kâmil bir kul olarak, dikkat ederek, çok düşünerek, az konuşarak, ihtiyat ederek, kulluk etmeyi, kâmil insan olmayı Allah cümlemize nasip eylesin.
Bir hadis-i şerif daha okuyacağım.
Yekûlu'llâhu teâlâ: İnnî le-ücidünî estahyî min abdî yerfe'u yedehü ileyye sümme eruddühümâ. Kâleti'l-melâiketü: İlâhenâ leyse li-zâlike bi-ehlin. Kâle'llâhu teâlâ: Lâkinnî ehlü't-takvâ ve ehlü'l-mağfireti ve üşhidüküm ennî kad gafertü lehû.
Bu hadis-i şerifi Enes radıyallahu anhh'ten Hâkim, Tirmizî rivayet etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hadis-i şerifinin ifadesi şu.
Enes radyallahu anh Peygamber Efendimiz' in hizmetinde bulunmuş, yakınında sekiz sene kadar hizmet etmiş sahabe; Allah şefaatine erdirsin.
Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur ki:
"Ben kendimi kulumdan utanır buluyorum."
İnnî le-ücidünî. "Kendimi buluyorum." Estahyî min abdî. "Kulumdan hayâ ediyor vaziyette buluyorum."
Allah-u Teâlâ hazretleri kulundan utanıyor.
Hangi kulundan utanıyor?
Yerfe'u yedehü ileyye sümme eruddühümâ. "O, kollarını, ellerini kaldırmış; 'Yâ Rabbi!" diye bana dua ediyor, 'Senin duanı kabul etmiyorum.' diye reddediyorum; bundan utanırım. Kollarını bana kaldırmış olan bir kulumun duasını kabul etmeyip onun reddetmekten utanırım."
Kâleti'l-melâiketü: İlâhenâ. "Melekler derler ki ey bizim İlâhımız, Rabbimiz!"
Leyse li-zâlike bi-ehlin. "Sen bunu affeyledin, makbul eyledin ama bu adamın ciğeri beş para etmez; bu kulun buna layık değil."
"Ben onu affederim, affedince melekler 'Bu buna layık değil ki bu iltifata, bu affa, bu ikrama, layık değil ki." derler.
Kâle'llâhu teâlâ. "Allah-u Teâlâ onlara der ki. " Lâkinnî ehlü't-takvâ ve ehlü'l-mağfireti. "Evet layık değil ama ben takva ehliyim ve mağfiret ehliyim. Kullarımı mağfiret ediciyim, kullarımı koruyucuyum." Ve üşhidüküm. "Ve sizi şahit kılıyorum, siz de şahit olun ki sizi de şahit tutuyorum ki…" Ennî kad gafertü lehû. "Ben bu kulumu bağışladım."
Meleklerin itirazına rağmen Allah o kulu bağışlar.
Niye bağışladı? "Elini kaldırdı, hatasını bildi, suçundan özür diledi." diye.
Suç işlemeyen kul olmaz, büyüğü küçüğü, arifi, cahili her insan, her gün suç işler. Yanlış düşünür, yanlış söyler, yanlış yere bakar. Bir hata yapar, bir kabahat işler. Kabahatsiz kul olmaz, suçsuz kul olmaz. Ama kulun hayırlısı kabahatini anlayıp tevbe edendir. Kul ne kadar suçlu günahlı olsa da el kaldırdı mı, Allah böyle muamele ediyor, affediyor. O hâlde Rabbimizin dergâhına yüz sürelim.
Yüz sürelim dergâha, yalvaralım Allah'a, dediği gibi ilahide; elimizi açalım ve samimi olarak itiraf edelim. Hani Hristiyanların -lâ teşbih ve ve lâ temsil- görevlendirilmiş papazın karşısında günah çıkarmaları. Allah varken papaza günah çıkarılır mı?
Kilisenin bir hücresine giriyor. Hücre kapalı, soyunma odası gibi; şu tarafta küçük bir pencerecik var. Hapishane kapısının penceresi gibi, cırt orası açılıyor. Öbür tarafındaki papazı görmüyor:
"Papaz Efendi, ben şu günahı işledim, şöyle oldu, böyle oldu."
Papaz da ona oradan bir şeyler söylüyor; hadi affettim. Günah çıkarıyor; ötekisi de günahı affediyor! O da gidiyor. "Tamam, papaza anlattın, iş bitti." sanıyor. Papazın ne hükmü var ki kulun günahını Allah namına affetsin. Cennetten arsa bile satmışlar; tarih kitaplarında okuduk. Bir ara cennetten arsa satmışlar. Papaz da "şöyle yaparsanız işte mühürlü kâğıt, buyurun cenneti garanti ediyoruz, cennetten yer" demişler. İnsanoğlunun saçmalıklarının sonu gelmez.
Allah'a yalvar, ey kul Allah'a yalvar! Allah var, gözünü aç, geceleyin uykudan uyan, abdestini al, herkes uyuyor, hiç kimse görmüyor, tenhada, "yâ Rabbi!" de, elini kaldır, suçunu itiraf et, bir daha yapmamaya söz ver, pişmanlığını dile getir; Allah affeder.
"Ama benim kabahatim çok büyük, benimkini affetmez."
Böyle bir şey yok. Büyüğü küçüğü yok, her suçu affediyor. Ayet-i kerimenin arkasında günahkarları tehdit ediyor:
İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan.
Tevbe edeni müstesna kılıyor. "Evet, ben bu adamı cehenneme atarım, şu azabı veririm, şöyle mahvederim, şöyle kahrederim, şöyle gazap ederim ama tevbe eden müstesna." diyor. Onun için gelin "Allah" diyelim tevbe edelim, Hakk'ın yoluna girelim, eski günahlarımıza ağlayalım. Bundan sonra günah işlememeye azmedelim.
Beraberce azmedelim, gayret edelim, inşaallah şeytana uymayalım, nefse de uymayalım, çünkü nefis ve şehvet insanı cehenneme götürür. Onları yenebildiğimiz nispette kurtulacağız, cennete gideceğiz.
Cehennemin etrafı nefse hoş gelen şeylerle çevrili, cennetin etrafı ise nefse hoş gelmeyen şeylerle çevrili olduğu için demek ki nefse hoş gelen şeyler için azmedeceğiz, kendimizi tutacağız, nefse hoş gelmeyen şeyleri, ibadetleri de hoş gelmese de hoşumuza gitmeye gitmeye olsa da yapacağız.
Adam geliyor diyor ki "Hocam, tesbihâtımdan zevk almıyorum."
Almıyorsan da yine yap. Çünkü sen zevk almak için tesbih çekmiyorsun.
"Hiçbir feyz almıyorum, zevk almıyorum."
Almasan da yine yap. Çünkü bu zikrin faziletini, Kur'an bildirmiş, hadis bildirmiş; sen devam et, bir zaman gelir, alırsın. Bu yolun çeşit çeşit hâlleri var; kabz hâli, bast hâli var. Çeşitli imtihanları var.
Sen onu acaba zevkten dolayı mı yapıyorsun, Allah rızası için mi yapıyorsun? Bir düşün.
Allah rızası için yapıyorsun.
O hâlde hoşuna gitse de gitmese de yapacaksın. Sabahleyin uykun olsa da olmasa da camiye geleceksin. Vücudun yorgun olsa da olmasa da hacca gideceksin, canın istese de istemese de zekâtını vereceksin; bu böyle. Asıl olan istemediğin hâlde yapmak.
Len tenâlü'l-birre hattâ tünfikû mimmâ tuhibbûne. "Sevdiğiniz o güzelim mallardan vermedikçe, infak etmedikçe bir takva sıfatına nail olamazsınız!"
Sevdiklerinizden canınız yana yana vereceksiniz. Bahçe sahiplerinin mahsulleri olgunlaşmış, demişler ki "Yarın hasat edelim, mahsulleri toplayalım. Toplayalım ama hiçbir fakir fukara yanımıza yaklaşıp da bizden bir şey istemesin. Tamam mı, söz mü?" diye sözleşmişler ki hiçbir fakire bir şey vermeyecekler. Bahçeye gidiyorlar ki gece bir felaket gelmiş, bütün mahsul gitmiş.
Neden?
Sen o niyetle gidersen öyle olur. Ayet-i kerimede bildiriyor. Allah-u Teâlâ hazretleri yardım eylesin; çok fakiriz, çok yoksuluz, çok suçluyuz, çok zayıfız, çok cahiliz, çok gafiliz. Rabbimiz bizi yardımına, nusretine mazhar eylesin; zikrinde şükründe, hüsn-i ibadetinde muvaffak eylesin. Düşmanımız çok, düşmanlarımıza karşı bizi korusun. Hayırları işlettirsin, şerlerden uzak tutsun, sevdiği kullukları etmeyi nasip eylesin, günahlardan uzak eylesin.
Fâtihâ-i Şerîfe mea'l-Besmele.
10.10.1987 -
Duanın Kabul Olunması,
08.11.1987 -
Bedir Gazvesine Katılanlar,
