06.04.1986 - Cennet ve Cehennemdekiler

06.04.1986 - Cennet ve Cehennemdekiler
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Vellezî nefsî bi yedihî innehû le-yuhaffefü ale'l-mü'mini hattâ yekûne ehvene aleyhi min salâtin mektûbetin yusallîhâ fi'd-dünyâ. Ya'nî yevme'l-kıyâmeti.
Bu hadîs-i şerîf de müjdeli. Ahmed İbn Hanbel rahmetullahi aleyh'in kitabında, İbn Hibbân'da, Beyhakî'de, İbn Cerîr'de var. Ebû Saîd el-Hudrî hazretleri radıyallahu anh râvisi. Bu müjdeli hadîs-i şerîfte de Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Canım elinde olan Zât-ı Celîl'e yemin olsun ki, nefsim kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki Müslümana o gün sanki bir farz namazı dünyada kıldığı zamanki kadar hafif ve kolay gelecek."
Hangi gün? Yevmü'l-kıyâmeti. "Kıyamet günü."
Bunu biraz açıklayayım bilmeyenlere, duymayanlara:
Mâlum bu dünyanın sonu gelecek, bu dünya hercümerç olacak, hallaç pamuğu gibi atılacak, kıyamet kopacak. Yıldızlar sapır sapır dökülecek, her şey darmadağın olacak. Ondan sonra İsrafil aleyhisselâm sûra bir kere daha üfürünce cümle mevta kabirlerden kalkacaklar, mahşer yeri denilen yerde toplaşacaklar. Herkes, evvelîn ve âhirîn, cümle insanlar; hepsi mahşer yerinde toplanacaklar. Uçsuz bucaksız bir düzlük feza…
Geçtiğimiz haftalar hadîs-i şerîfte geçti: Güneş insanların tepesine yaklaştırılacak. Bir mil veya bir milden de daha az bir miktar yaklaştırılacak güneş. Şimdi milyonlarca kilometre uzakta güneş, yaz oldu mu ne yapacağımızı şaşırıyoruz.
Sıcak ülkelere, hacca gidenler bilirler ne kadar sıkıntı çektiklerini sıcaktan. Güneş tepelerine bir mil kadar, bir milden daha az kadar yaklaşacak mahşer ehlinin. Beyinleri kaynayacak. Fokur fokur beyinleri kaynayacak! O mahşerin şiddetinden ve günahının büyüklüğüne küçüklüğüne göre terlere bulaşacaklar insanlar. Kimisini o kadar ter basacak ki etrafını, neredeyse ağzını kapatacak, ağzını gemleyecek kadar tere batacaklar: Mahşer yerinde insanlar...
O günde sadaka ve zekât verenlerin sadakaları, zekâtları başına bulut gibi gölge olacak o güneşin şeyine karşı. Sonra Allah'ın yedi sınıf bahtiyar kulu Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde gölgelenecek. Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde Allah onları alacak, Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde nurdan minberlerin, tahtların üstünde safa sürecekler ve mahşer halkının sıkıntılarını Allah onlara duyurmayacak.
Bu mübarekler hakkında, böyle iyiler hakkında bu hadîs-i şerîfte buyurmuş ki:
"Dünyada bir namaz kılımı kadar kısa bir zaman gelecek bu mahşer günü, zamanı."
Peki aslında ne kadar?
Hadîs-i şerîflerden okuduğumuza öğrendiğimizi göre elli bin yıl! Elli bin yıl ayaküstü Divân-ı İlâhî'de duracaklar; ayakta durmaya takatleri kalmayacak, diz çökecekler mahşer yerinde insanlar. Bu elli bin Allah'ın bahtiyar kullarına dünyada kıldığı bir vakit namaz kadar kolay gelecek, sıkıntıyı çektirtmeyecek Allah onlara.
Her şeye kâdir değil mi? Her şeye kâdir. Onlara sıkıntıyı çektirtmeyecek.
Arşın gölgesinde gölgelenen yedi sınıf insana gelince: Adaletli hükümdar Arş'ın gölgesine buyur edilecek; "Buyur tahtların üstüne otur." diye.
Ondan sonra gençliğinden beri Allah'a ibadetle yetişen genç. Sonradan olma değil; gençliğinde efelik, edepsizlik yapmış, şöyle etmiş böyle etmiş, ondan sonra yaşlanınca, altmışa, yetmişe merdiven dayanınca sakal bırakıyor, tevbe ediyor, hacca gidiyor filan… Sen onun gençliğini bilsen neler yaptı... Öyle değil. Gençliğinden beri ibadetle yetişen gençlere ne mutlu, onları da Arş'ın gölgesine buyur edecekler, oralarda sefayla dolanacaklar.
Sonra aklı ibadette, gönlü mescitte olan mescit bülbülleri, mescit, ibadet âşıkları; onlar da Arş'ın gölgesinde olacak.
Sonra birbirleriyle Allah rızası için dostluk eden kişiler. Allah rızası için muhabbet ama lafla değil, dünya menfaati için değil; hakikî, samimi, sağlam bir ahbaplık, sırdaşlık, dostluk edenler. Onlara da "Siz benim için birbirinizi sevip de muhabbet edip de has, hâlis, hakikî din kardeşi mi oldunuz; buyurun". Arş'ın gölgesinde nurdan minberlerin üstünde yüzleri ve elbiseleri nur, onlar orada sefalanacak; dört.
Beşincisi; sadakasını zekâtını, hayrını yaparken sessiz sedasız, gösterişsiz, gösterişe aldırmayan ama cömert olan insanlar. Sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak kadar hayra gösterişsiz yönelen insanlar.
Altıncısı; kendisini bir güzel, yüzü, bedeni güzel, mevkii makamı yerinde hem soylu hem de güzel bir kadın; "Hadi bizim eve gel." diyor, kötülüğe çağırıyor bir kimseyi. O da "Ben Allah'tan korkarım, harama kuşak çözmem." diyor. Namusuna bağlı ama karşı taraf istediği kadar güzel olsun, karşı taraf istediği kadar soylu olsun... Hayır, harama yönelmiyor. Öyle kimse. Namusu berk, sağlam olan kimse.
Yedincisi de tenhalarda Rabbini zikredip "Allah, Allah", "lâ ilâhe illallah", "subhânallah" deyip gözlerinden inci gibi tatlı tatlı yaşlar döken zikir erbabı. O da Arş'ın gölgesinde gölgelenecek.
Bunların bir kısmını siz de yapabilirsiniz biz de yapabiliriz.
Allah-u Teâlâ hazretleri onları hakikaten öylece hal edinip üstümüze, yapıp yaşayıp; Arş'ın gölgesinde gölgelenmeyi, o kıyamet gününün dehşetini duymadan öyle safalı olarak cennete geçmeyi cümlemize nasip eylesin.
Vellezî nefsî bi yedihî lev enne katrete mine'z-zakkûmi katarat fî bihâri'l-arzi le-fesedet. Fe keyfe bi men yekûnu ta'âmuhû?
İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan Müstedrek isimli hadis kitabında yazılı.
"Canım, nefsim kudreti elinde olan o Zât-ı Celîl'e, Allah'a yemin olsun ki eğer cehennemin zakkum ağacından bir damlacık dünyanın denizlerine, okyanuslarına damlasaydı, bütün denizleri berbat ederdi." Fe keyfe bi men yekûnu ta'âmuhû? "Cehennemde gıdası sırf katıksız bu zakkum olanların hali nice olacak?"
"O zakkumun bir damlası dünya denizlerine, okyanuslarına damlasaydı cehennemden, bütün okyanusların hepsini bozardı." Le-fesedet. "Mahvederdi, perişan ederdi, acı ederdi, zehir zemberek ederdi."
Orada gıdası bu olan cehennem ehlinin hali nice olacağını oradan tasavvur edin. Bu da cehennemdeki azapların ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyor.
Cehennemde bu kadar azaplar var, cennette o kadar safalar var. Önümüzde de bizim imkân, elimizde de fırsat var; yaşıyoruz, istediğimiz yola gidebiliriz. Şu tarafa gidersen hırsızlık, arsızlık, edepsizlik, yolsuzluk, rüşvet, iltimas, kayırma, gadir, zulüm vesaire… İstersen bu tarafa git. Gidersen cehenneme, bu kadar… Şu tarafta da huzur, saadet, mutluluk, temizlik, paklık, asalet, şeref, haysiyet, namus... Bu taraf da böyle.
Hangisi güzel? Elbette şu taraf güzel.
İnsanlar niçin öbür tarafa gidiyorlar? İşte bu nefisler, bu şeytanlar insanları aldatıyor. Azcık bir paraya, azcık bir zevke tamah ediyorlar.
Fakir bir ailenin bir kız çocuğu, bir oğlan çocuğu; kız ot toplamaya çayırlığa, çayırların arasına gidiyor. Tanıdıkları komşu çocuğu hücum ediyor. Oğlan kardeşi onu kurtarayım derken oğlan kardeşini öldürüyor. Kız çocuğu da öldürüyor.
Yahu bu yapmaya niyetlendiğin işi yapsaydın ne olurdu? Alt tarafı ne?
İki tane cana kıyıyor.
Bu nefis dediğimiz şeylerin, içimizdeki düşmanların ne kadar azılı düşman olduğunu buradan anlayın. Ne kadar azılı bir düşman ki bir anlık arzusu, sefası için iki tane cana kıyıyor. Cehennemi hak ediyor, âhiretini mahvediyor.
Bu nefsi terbiye etmek gerekmez mi? Bu nefsi dizginlemek gerekmez mi? Bu nefse karşı çıkmak gerekmez mi? Bu nefsi düşman bellemek gerekmez mi?
Bu nefse yan çıkmak olur mu? Bu nefsi el bebek gül bebek el üstünde tutmak olur mu?
Birisi derviş olmuş, seneler önce hocası, şeyhi demiş ki:
"Evladım hep abdestli gezeceksin, tesbih çekeceksin, dargın olduğun kimselerle de barışacaksın." demiş. Bir iki… Sonra hocasının yanına gelmiş camiye.
"Ne yapıyorsun bakalım, nasılsın evladım?" diye sormuş hoca efendi. O da diyor ki:
"Hocam işte vazifeleri yapmaya çalışıyorum ama dargın olduğum kimselerle barışmak izzet-i nefsime dokunuyor." demiş. Dargın, gidecek yanına;
"Hadi ben seninle barışacağım." filan diyecek, yalvarma durumuna düşüyor. "O izzet-i nefsime dokunuyor." demiş. Cevap şahane; hocanın cevabı şahanelerin şahanesinin şahanesi. Diyor ki hocası:
"A evladım, nefsin izzeti mi olurmuş?"
"İzzet-i nefis." diyor. "İzzet-i nefsime dokunuyor, nefsimin izzetine dokunuyor."
"Ya nefsin izzeti mi olurmuş evladım?" demiş. Çok güzel bir cevap.
Bu nefis, işte o iki cana kıyan, o edepsizliği yaptıran, o cehenneme götüren bu nefsi ya Müslüman ederiz ya da başımıza çok dertler açar. Ya hak yola getiririz, Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolunca yürüttürürüz ya da bizi çok çok belalara uğratır bu nefis…
İnsanoğlunun kafasına akıl vermiş Allah. Olmadan tehlikelere karşı tedbir alacak. Bizim dinimiz de öyle yapıyor. İşler kötüye varmadan tedbir alıyor.
İçkiyi niye yasaklamış dinimiz; bir kadehçik içsem ne olur? Bir kadehçik içmeye alıştın mı sonunda kendini hastanede alkolik tedavisinde bulursun.
"Efendim, biranın alkollü içki sayılmaması lazım, alkol miktarı yüzde dört filan..."
Almanya'da git gör. Biradan alkolikleri. Git Almanlara sor. Biz bunları bildiğimiz için bu tarafı tutuyoruz. Diyoruz ki:
"Namus, haysiyet olsun, akıl, mantık olsun, haysiyet, şeref olsun; işte haksızlıklar şöyle önlensin, böyle önlensin…"
Herkes bizimle dalga geçmeye çalışıyor. Biz onların dalga geçtiğini biliyoruz; bilmiyor değiliz. Onların sözlerinin nereden gelip nereye gittiğini de biliyoruz ama biz işin ciddi tarafındayız. Bizim bir kardeşimiz bir kötü yola düştü mü biz onun acısını çekiyoruz. O onun acısını çekmiyor. Bir taraftan müstehcen yayını müdafaa ediyor şu tarafta, arka sayfada da hayatını şaşırmış kadınların dramlarını anlatıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!
Amerika'da Hollywood'daki artist;
"Roma İmparatorluğu'nu müstehcenlik yıktı." diyor, müstehcenliğe savaş ilan ediyor. İş ciddiyete geldi mi öyle oluyor.
Bizim sözümüzün haklılığı kısa zamanda çıkıyor ortaya. Dikkat edersek kendi sözlerinden bile çıkıyor, kendi sözlerinin içinden bile delil çıkıyor. Allah akıl fikir versin. Milletin, insanlığın hayatıyla oynamamak, insanları eroine, içkiye, savrukluğa alıştırtmamak lazım.
Aklı başında insanlara ihtiyacımız var, etrafımız düşman dolu. Bir kardeşimizin ben sigara içmesine razı değilim.
Neden? Ciğerini zift dolduruyor. Ondan sonra astım olacak, ondan sonra öksürük tıksırık, bilmem ne… Akciğer kanseri, ölüp gidecek. Sigara içmesine razı değilim.
"Çok katı kafalısın hocam." Katı kafalı değilim, sigaranın zararlarını gördüm. Eniştem sigara tiryakisi olduğu için köyde İzmir'e gitmiş hastaneye, doktor demiş ki:
"Sen ciğerini mahvetmişsin, senin üç aylık ömrün kalmış."
Hakikaten de gelmiş köye, açmış Kur'ân-ı Kerîm'i, bilmem kaç tane hatim indirmiş, bilmem ne yapmış filan, o kadar müddet içinde âhirete göçmüş gitmiş. Allah rahmet eylesin, mahvediyor insanı. Biz bunları bildiğimiz için işin ciddiyetindeyiz. Ötekiler işin ciddiyetinde değil, eğlencesinde.
Allah ciddiyet nasip etsin. Sorumluluk duygusunu geliştirsin. Dünya ve âhiretin hayırlarına bizi vesile etsin. Şerlerine vesile etmesin.
10.01.1988 -
Zikir, Şükür, İbadette
10.10.1987 -
Duanın Kabul Olunması,
