İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

13.02.1988 - İnsanların Hayırlı Olanları, Yetimin Önemi

13.02.1988 - İnsanların Hayırlı Olanları, Yetimin Önemi
Hadisler Deryası

13.02.1988 - İnsanların Hayırlı Olanları, Yetimin Önemi

03.10.2026
23 dk 36 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Hayru'n-nâs. ''İnsanların en hayırlıları.'' Men tâle umruhû ve hasüne amelühû. ''Ömrü uzun olup ameli güzel olandır.'' Çok yaşayan, iyi işler yapanlardır. Tabi sevabı biriktiriyor. Sevabı çok olduğundan, bol olduğundan o kimse elbette ötekilerden daha hayırlı bir kimse olmuş oluyor.

Ve şerru'n-nâs. ''Buna mukabil insanların en kötüsü de'' men, ''o kimsedir ki'' tâle umruhû ve sâe amelühû ''Ömrü uzun olup da ameli kötü olandır.''

Ömrü uzun olup da ameli, yaptığı işler çirkin ve kötü olduğu zaman şer biriktirmiş oluyor. O bakımdan durumu iyi olmuyor. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize uzun ömür ihsan etsin. Ama bu uzun ömrü mutlaka güzel amellerle geçirmek gerekiyor. Güzel amellerle geçirdiğimiz zaman insanların en hayırlısı oluyoruz. Kötü amellerle geçirdiğimiz zaman ölsek daha iyi; çünkü hiç olmazsa o zaman kötülüğü az yapmış olacağız. O zaman hiç olmazsa şerri birikmemiş olur.

Salih amel işlemeye, Rabbimizin rızasına uygun işlere koşturmaya gayret edeceğiz. İnsanın arkasında eseri kalmalı; ''Allah rahmet eylesin, bu çeşmeyi şu yaptı.'' ''Allah razı olsun. Eskiden arabayla buradan geçerken çamurlara batardık, yürürken mahvolurduk, şu köprüyü filanca hacı efendi yaptı.'' ''Allah razı olsun. Falanca kimse çok fakir durumumda beni gözetti, kolladı, yetiştirdi de büyüdüm, onun sayesinde tahsil gördüm.'' Böyle şeyler dedirtmek güzel. Allah, her türlü imkânlarla çevremize daima hayır yapmamızı cümlemize nasip eylesin.

Birisi vefat etmişti; cümle geçmişlerimize Allah rahmet eylesin. Öteki şahıslar iyiliklerinden bahsediyorlar. Birisi şöyle anlatıyor: ''Bir Kurban Bayramı'nda namazı kıldık, camiden çıktık. Fakir olduğumuz için boynumuz bükük. Koluma girdi, ‘Nasılsın?' dedi. ‘İyiyim.' dedim. ‘Gel bakalım.' dedi, beni yavaş yavaş çekti, sürükledi. Bir koyun sürüsünün başına götürdü. ‘Bak bakalım, bu koyunların hangisi daha güzel. Bir tane seç.' dedi.'' Tabi o da sanıyor ki ötekisi alacak; şöyle bakmış, güzelce bir şey seçmiş. Babayiğit, iyi besili bir hayvan seçmiş. Ötekisi de çıkarmış, parayı vermiş. ''Al bakalım hadi bu koyunu evine götür.'' demiş. Onu anıyor. ''Allah razı olsun, cömert kimseydi. Bir bayramda bana böyle iyilik yaptı.'' diyor.

Hatırladıkça hâlâ yüreğim yanar. Bir arefe günü Ankara'da, Ulus'ta dolaşıyorum. Bir şey alacağım, bir dükkâna girdim. Herhalde aklım ona takıldığı için basiretim mi bağlandı, nasıl oldu bilmiyorum. Yanımda çöpçü kıyafetli birisi, ihtiyar bir adam var. Yani giyiminden belediyenin çöpçüsü olduğu anlaşılıyor. Yanında da bir çocuk var. Herhalde evladı veya torunu. ''Şu elbiseyi alalım.'' diyor. ''Evladım onu alamayız, paramız yok.'' diyor. Ben de yürüdüm, yandaki dükkânda kendi aradığım şeye baktım. Ama onların konuşmalarını da bu tarafta görüyorum, duyuyorum. Yürüdüm gittim.

Aklıma sonradan geldi; yahu o çocuğun ''alalım'' dediği elbise o zamanın parası ile yirmi beş lira bir para idi. Benim yanımda o para vardı, bol bol vardı. Mübarek işte, ''alamıyoruz'' diyor. Çıkart al o elbiseyi. Al da ver, sevindir fukaracıkları. Aklım sonradan başıma geldi.

Bir laf vardır; ''Türk'ün aklı sonradan gelir.'' derler. Hatırladıkça bu hayrı yapamadığıma üzülürüm. İnsan fırsatı buldu mu hayrı yapmalı, ömrü hayırlarla geçmeli. Kötülükten geri durmalı. ''İyi ki yapmamışım.'' diyebilmeli. Kötülüklerden geri durmalı. Hepimiz inşaallah Allah-u Teâlâ hazretlerine söz verelim, kendi kendimize prensip edinelim. Bizi hayırlar yapmaya muvaffak eylesin, hayır ehli olalım inşaallah.

Hayru ümmetî ellezîne izâ esâû istağferû ve izâ ahsenû estebşerû ve iza sâferû kassarû ve eftarû.

Hayru ümmetî. ''Benim ümmetimin en hayırlıları'' İzâ esâû istağferû. ''Kötü bir iş yapmışlarsa istiğfar edenlerdir.''

İnsan kötü iş yapabilir çünkü nefsimiz var, şeytan var. Damarımıza girer, kulağımıza fısıldar, aklımızı çeler, bir hatalı iş yaptırtır. Sonra pişman oluruz ama yaptırtır. Yani kanmamayı öğrensek, mel'una hiç kanmasak, hiç oyuna gelmesek daha iyi ama inşaallah yenilmemesini de öğreneceğiz.

Peki, hata yaptım ne olacak? Hata yaptığı zaman tevbe ve istiğfar edecek.

Bak Efendimiz ne diyor: ''Benim ümmetimin en hayırlıları kötü bir şey yaptıkları zaman estağfirullah diyen, istiğfar edenlerdir.'' Evet, kötülük yaptı diye insanın derecesi düşer ama estağfirullah deyince, Allah'tan afv-u mağfiret isteyince, hatasını anlayıp dönünce, yine ümmetin hayırlılarından olur. Günahkâr da olsak tevbe ve istiğfar edince Rabbimiz yine affediyor. Hem o da yetmiyor bir de taltif ile ümmetin hayırlısı oluyoruz. Bu güzel bir şeydir.

Birisi biraz önce akrabasından birisini anlatıyordu; biraz işleri ters gitti diye namazı, niyazı, cumayı bile bırakmış. O kardeşimiz ona mektup yazsın. Desin ki; ''Önümüzdeki perşembeyi cumaya bağlayan gece, Regaib gecesidir, Recep'in biridir, Cuma gecesidir. Çok tevbe ve istiğfar eyle. Allah-u Teâlâ hazretlerine dön; düşüncelerinden, hatalarından dolayı affını arz eyle.'' İnsan o zaman hayırlı insan olur.

Ve izâ ahsenû istebşerû. ''Kötülük etmeyip de iyilik yapıyorsa.''

Kötülük yapmıyor, iyilik yapıyor; o zaman da sevinir. ''Yâ Rabbi! Çok şükür ki hayır yapmaya muvaffak oldum.'' der. Zaten bir başka hadis-i şerifte mü'minliğin ölçüsünü Peygamber Efendimiz böyle vermiş: ''Bir kötülük yaptığın zaman üzülüyorsan ve bir iyilik yaptığın zaman ferahlayıp seviniyorsan işte sen mü'minsin.'' Bu vasıf mü'minin vasfıdır, imanın alametidir. İyilik yaptığı zaman memnun oluyor. ''Şunu şunu yaptım, oh, elhamdülillah, içim müsterih.'' diyor, bu imanın alametidir. Kötülük yaptı, üzülüyor. ''Ben bunu neden yaptım yahu, tüh yahu, vah yahu.'' diyor, o da mü'minliğin alameti olmuş oluyor. Demek ki kötü bir şey yaptıkları zaman estağfirullah diyenler, iyi bir şey yaptıkları zaman sevinip neşelenenler ümmetin hayırlıları oluyorlar.

Son cümle de bir bakıma üzerinde biraz fazlaca durulmaya değecek bir cümle: Ve izâ sâferû. ''Yolculuk yaptıkları zaman da'' Kassarû ve eftarû. ''Namazı iki kılarlar ve oruç tutmayıp oruçsuz seyahat ederler.''

İnsanoğlu Müslümanlığı da yapmak isteyince güzel yapmak isteyecek. Bizim dinimizde Allah-u Teâlâ hazretleri müsaade etmiş, emretmiş, tavsiye eylemiş. Yolcu çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya olduğu için dört rekâtlı namazları iki rekât kılar. Buna ''namazı kısa kılmak'' denilir.

''Dört kılsam nasıl olur, daha çok sevap olmaz mı?''

Olmaz! Çünkü söz dinlememiş, ikramı reddetmiş olursun. Allah sana; ''Yolda biraz fazlaca yoruluyorsun, üzülüyorsun, Hadi bakalım namazı iki kıl.'' demiş. ''Yok, ben illa dört kılacağım.'' dersen olmaz, nezakete sığmaz. Rabbimiz o ikramı vermiş. ''Yâ Rabbi! Çok şükür, pekâlâ.'' deyip, iki rekât kılacaksın.

Ramazan günü yolculuk yapıyorsun, oruç tutmayacaksın. Çünkü yolculukta oruç tutmamak gerekiyor, zaten Kur'ân-ı Kerîm ayetinde müsaade olarak bildirilmiş. Peygamber Efendimiz de onu tavsiye ediyor. İnsanın içine şöyle bir his yerleşebilir; ''Oruç tutmamak da iyi, müsaadesi var ama ben yine de tutmaya çalışayım. Tutmazsam pek iyi olmaz.'' Gönlü, içi rahat etmez. ''Yok içim rahat etmedi, ben yine oruca niyet edeyim.'' der.

Yolculuğun sıkıntıları var. Sahura kalkamaz, iftar vaktinde iftar edemez, yorulur, meşakkat çeker. Hele Suudi Arabistan gibi sıcak bir yerse susar, aç kalır vesaire. O bakımdan müteselli olsunlar, rahat rahat o müsaadeyi kullansınlar diye; ''Ümmetimin hayırlıları yolculuk yaptığı zaman namazı iki kılanlardır ve oruç tutmayanlardır.'' diyor. ''Tutmayabilir mânasını rahatlıkla işlesinler, kullanabilsinler.'' diye böyle buyurmuş.

Hanefî mezhebine göre yolcu olanın, namazı iki rekât kılması ruhsat değildir, azimettir. Yani öyle yapması daha üstündür. İmam Şafi hazretleri: ''Bir müsaadedir, ruhsattır. İsterse iki kılar, fırsatı tam bulursa dört kılabilir.'' diye içtihat eylemiş. Bizim imamımız bu hadise uygun. Hadis-i Şerif’ten çıkan mânadan anlaşılıyor ki Ebu Hanife Efendimiz rahmetullahi aleyh fıkıh bakımından Peygamber Efendimiz 'in hadisine uygun olarak, güzel içtihat eylemiş.

Bir de insan Ramazan'da oruç tutmayabilir çünkü yolcu, sıkıntısı var. Eğer tutmazsa bir şey gerekmez. Ama ''Çok rahatım, bir sıkıntı çekmeyeceğim, tutabilirim. Hem sahura kalkabilirim hem iftar edebilirim, gıda bulmakta da zorluk çekmeyeceğim; kazaya bırakmayayım, tutayım.'' der ve tutarsa da kabul olur, bir şey yok. Ama Peygamber Efendimiz, ''Bu müsaadeyi rahatça kullanabilsinler.'' diye böyle ifade etmiş. Rahat, müsterih olarak isterse tutmayabilir isterse tutar.

Neden? Bizim dinimiz kolaylık dinidir, rahatlık dinidir.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizim zorluğumuzu, kötülüğümüzü istemediğinden, kolaylığımızı istediğinden, her şeyi yumuşak yumuşak emir buyurmuştur. Emrettiği şeylerin hepsi güzeldir, hepsi faydalıdır. Yasakladığı şeyler bize zararlıdır da ondan yasaklanmıştır.

Geçenlerde mecmuada sigaranın aleyhine, ''Sigara içmemek gerekiyor.'' diye kendi aklıma gelen misallerden bir yazı yazdım. Onun üzerine Anadolu'nun bir beldesinden birisi bana dört beş sayfa bir yazı döşenmiş, bir cevap göndermiş; ''Sen bu yazıyı niye yazdın, niye sigaranın aleyhinde bulundun?'' gibilerden çeşitli misaller veriyor.

Halbuki ben o yazıyı yazdığım zaman onun o mektubunda yazdığı yerleri okumuştum. Orada söylenmiş olan şeylerin hepsini biliyorum. Bir de diyor ki; ''Biraz kendini beğenmişlik gibi olmuyor mu?''

Böyle bir şey değil.

Gülüyorum; gazetelerde sigaranın zararlarına dair bir kampanya başlattılar. Galiba bir bakan başlattı. O gazetelerde de artık ''Sigara doğru değildir.'' diye yazıyor.

Falanca kulüp, filanca kulüp, onlar da ''Sigara zararlıdır.'' diye yazmışlar. Elhamdülillah ben üç beş ay önceden yazmıştım. Bizim Müslüman kardeşimiz benim yazdığım doğru şeyi bana yazdığı mektupta tenkit ediyor. Böyle şey olmaz ki!

Ötekiler bile dönüp dolaşıp sonunda ''Vücuda zararlı.'' diyorlar.

''Hocalarımızdan bazıları içmiş.''

Hocaların bazısı içmişse içmiştir, ben neden içtiklerini bilmiyorum. Ama zararlı olduğundan hoca delil olmaz. Delili fıkıhtan arayacaksın. Ayetten, hadisten, fıkıh ahkâmından delil arayacaksın. Bir kere israf! İsraf haram. Faydası yok; para boşa gidiyor, israf oluyor. Oradan haram, zararlı! Tıbben bütün doktorlar ittifak ediyor. Şimdi de ''zararlı'' diye kampanya başlatıldı. Zararlı olduğu için de içilmemesi gerekiyor. Ayrıca kokusu nahoş. Yanında içmeyen rahatsız oluyor, başkasına eza vermiş oluyorsun. Ve o bakımdan da mekruh.

Ayrıca paranın yarısı veya daha fazlası yurt dışındaki fabrikalara gidiyor. Bu, milyonlar demektir. O sigaraya verilen paraları savunma sanayiine yatırsak Ruhsar’ı korkutacak kadar fabrikalar yaparız. Kalkınmamıza yatırsak memleketin her tarafı fabrika dolar. Millet yakıyor; ''Yak bir sigara, tüttür bir sigara.'' ''İster zengin olsun ister fukara, yemekten sonra gerekiyor bir sigara!'' diye tekerlemeler söylüyorlar. Biz doğrusunu söylediğimiz zaman millet kızıyor.

Sonra başkaları da sigaranın zararlı olduğunu söyleyince bilmiyorum artık şimdi ne düşünüyorlar?

Bu konuyu; ''Dinimiz helal şeyleri güzel şeyleri emretmiştir, kötü şeyleri yasaklamıştır; dinimizin her emrinde bir hikmet vardır.'' diye açmıştık. Eğer içinizde böyle iptilaları, keyifçiliği, tiryakiliği olanlar varsa bıraksınlar, doğru değildir.

Hayru beytin fi'l-müslimîne beytün fîhi yetîmün yuhsenü ileyhi ve şerru beytin fi'l-müslimîne beytün fîhi yetîmün yusâu ileyhi ene ve kâfilü'l-yetîmi fi'l-cenneti hâkezâ.

Buhari Ebu Hureyre radıyallahu anh'ten rivayet etmiş -rahmetullahi aleyh-, Sahih [adlı] kitabında yazmış: Hayru beytin fi'l-müslimîne. ''Müslümanların arasında en hayırlı ev.'' Beytün fîhi yetîmün yuhsenü ileyhi. ''İçinde kendisine iyi bakılan, ikram olunan, güzel muamele edilen bir yetimin olduğu evdir.''

''Evlerin en hayırlısı Müslümanların arasında, içinde kendisine iyi muamele edilen bir yetimin barındığı evdir.''

Anası babası olmayanı yani yetimi himayesine almış, bakıyor; o en hayırlıdır. ''Müslümanların arasında en kötü ev de içinde yetim olup kendisine kaba saba, sert muamele yapılan evdir.'' Yetime kötü muamele yapılan ev, en şerli ev oluyor. Peygamber Efendimiz; ''Ben ve yetimi yetiştireceğim diye yanına alan, bakan, ona tekeffül etmiş olan insan cennette şöyle yan yanayız.'' buyurmuş. ''Cennete girecek, bana da komşu olacak.'' demiş oluyor.

Belki şimdi harp olmadığından, darp olmadığından yetimler o devirdeki kadar çok değildir. O zaman herkes harbe gidiyordu, şehit oluyordu. Geride yetimleri kalıyordu, bakacak kimsesi olmuyordu. Belki şimdi biraz daha azdır. Memleketimiz uzun zamandır harpsiz darpsız, bir güzel sulh-u sükûn devresi geçirdiğinden durumumuz iyi.

Mesela benim babam yetim olarak büyümüş, dedemiz şehit olmuş. Şimdi nispet olarak az olabilir fakat sahipsiz, hamisiz, bakıma muhtaç bir yetimi almak, evinde yetiştirmek, büyütmek, okutmak, zamanı geldiği zaman evlendirmek, cennete girmeye vesiledir. Peygamber Efendimiz' in komşuluğunu kazanmaya vesiledir. Çevrenizde trafik kazası daha başka bir sebepten, hastalıktan vesaireden ölüp çocukları kalmış kimseler varsa o çocukları evlerine taksim edip bakan ve yetiştirenler bu büyük sevaba nail olurlar.

''Yanımıza almamıza ne lüzum var? Çocuk Islahevi' ne, Çocuk Esirgeme Kurumu'na veririz.''

Çocuk orada senin evindeki rahatı bulamaz. Belki karyolası vardır, belki kaloriferlidir, belki muntazamdır. Hatta senin evinden daha muntazam yemek çıkıyordur ama orada sevgi eksik olur, kötü alışkanlıklar edinebilir. Ne de olsa sahipsiz. Ayrıca o gibi yerlerde bazı suiistimalleri duyuyoruz, yalan yanlış işler yapıldığını duyuyoruz. Sen onu al, Müslüman olarak yetiştir.

Şimdi Avrupalılar biraz para kazanınca, zenginleşince bir Müslüman çocuğunu küçükten alıyorlar, Hristiyan olarak yetiştiriyorlar. Herhalde bir politika olarak bunu böyle benimsemişler.

Bir Müslüman çocuğunu küçükten alıyorlar, Hristiyan olarak yetiştiriyorlar.

Müslüman çocuğunu alıyor, Hristiyan olarak yetiştiriyor; ondan kâr umuyor.

Eskiden biz Hristiyan diyarlarından çocukları yetiştirmişiz. Müslüman ailelerin yanına verip Müslüman yetiştirmişiz. Şimdi onlar işin tersini yapıyorlar. Gözümüzü açalım! Yetim çocukları yanımıza alalım. Hem cenneti kazanalım hem de bir Müslüman çocuk yetiştirmiş olalım. Cemiyete anne baba terbiyesi almış, aile görgüsü almış Müslüman bir kimse kazandırmış oluruz. O bakımdan ona gayret edin, vermeyin. İnsanlar artık bir acayip oldu; annesi, babası ihtiyarladı mı onu bile ihtiyar evine, huzurevine veriyor. Bu davranış bizim memlekette yaygın değildi.

Almanya'da bir kardeşim, arkadaşım vardı. Onların bir kapı komşusu, karşı komşusu varmış; kadın sağlam, kocası sağlam. Elli yaşlarında kimseler. Annelerini aldılar götürdüler, ihtiyarlar evine, huzurevine bıraktılar. Eşyalarını dağıttılar. Tamam, rahata erdiler. Evlatlık duygusu yok ki! Onlarda evladın annesine, babasına yardım etme duygusu yok ki. Götürdü, huzur evine verdi. ''Orada daha rahat eder.'' diye verdiler. Aslında kendi rahatları için. Mallarını da eşyalarını da dağıttılar. Evi de sildiler süpürdüler. ''Ölmeden kurtulduk.'' der gibi. Müslümanlıkla başka inançların farkını anlayın.

Bir de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; ''Annesi ve babası veya onlardan bir tanesi sağ olup da evlat ona yetişmişse ve cenneti kazanamamışsa yazıklar olsun ona, burnu yerde sürtsün!'' Hizmet edecek, izzet edecek, ikram edecek; sevap kazanacak.

Amerika'da yaşayan yüksek mühendis bir dostum vardı. Diyor ki; ''İki senedir buradayım. Anam vardı, o da buradaydı, ona hizmet etmek için Amerika'dan geldim.'' Çocuğu Amerika'da, işi Amerika'da, parasını orada kazanıyordu. Annesinin hatırını kollamak için gelmiş, ona iki sene bakmış. ''Sizlere ömür, birkaç yıl evvel vefat etti.'' diyor. Yani son vazifelerini yapmış. Bizim dinimiz böyledir. Başka inançlarda ailelerini başka bir yere bırakırlar, bizde öyle değildir.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA