14.08.1988 - İki Gözün Karşılığı, Kuran ve Zikir, Zayıf Kula Yardım Etmek

14.08.1988 - İki Gözün Karşılığı, Kuran ve Zikir, Zayıf Kula Yardım Etmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinil evveline ve ahirin Muhammedinil Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi’s-sıdkı ve’l-vefâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yekûlu’llâhu azze ve celle ve izzetî ve celâlî le-entekimenne mine’z-zalimi fî ‘âcilihî ve âcilihî ve le-entekimenne mimmen raâ mazlûmen fe-kadere en yensurehû fe-lem yensurhu.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
İzâ eminetî fi’d-dünyâ ehaftuhû yevme’l-kıyâmeti ve izâ hâfenî fi’d-dünyâ emmentuhû yevme’l-kıyâmeti.
Bu da Hasan-ı Basrî’den mürsel olarak onun rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf. İbn Hibban’da var. Daha başka kaynaklarda var. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den naklediliyor. Râvîsi sahabeden. Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz;“Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki” diyor. Bize Peygamber Efendimiz naklediyor bize: Ve izzetî “İzzetime and olsun ki; izzetime yemin olsun ki…”
Biz bir yemin edeceğimiz zaman ne deriz? “Vallahi” deriz, Allah’a yemin ederiz. Çünkü en kıymetli bildiğimiz şey Allah celle celâlüh olduğu için “vallahi” deriz. Allah celle celâlüh yemin edeceği zaman neye yemin eder? Önemli olan şeylere yemin eder. O da izzetine yemin ediyor. “Benim izzetime, celalime yemin olsun ki…” diye yemin ediyor. Çünkü Allah’ın izzeti önemlidir.Önemli olan şeye yemin edilir.
“İzzetime and olsun ki kulumun üzerinde iki tane korkuyu bir araya getirmem, toplamam ve iki tane emniyeti de bir araya getirmem, toplamam.” Yani iki emniyet,iki korku vermem. Bir korku, bir emniyet. Öyle iki iki olmaz.
Bu iki korku, iki emniyet nedir?
Dünya ve âhiret emniyeti. Dünyada emin olmak, âhirette emin olmak.İki korku nedir? Dünyada korkmak, âhirette korkmak. Allahu Teâlâ; “İki korku vermem.” diyor.
Ne demek?
“Kulum eğer dünyada benden emin olursa rahat, keyifli, tatlı bir yaşam içinde olursa ehaftuhû yevme’l-kıyâmeti ona âhirette rahat, huzur vermem, âhirette onu korkuturum.” Çünkü bu dünyada keyfince yaşadı. Eğlence yerleri, kumar yerleri, hepsini ondan sor, her şeyi biliyor. Neresi keyifli, neresi sefalı o orada; vur patlasın, çal oynasın ömür geçirmiş. Türkiye’nin rezaletleri yetmemiş gibi şimdi de yat tutmuşlar; gemileri, kotraları ile Yunanistan adalarına gezmelere giderlermiş, oralarda tanıdığımız kaptan vardı da istifa etti. “Ben bu rezil heriflerle, bu alçaklıkları yapmaya vasıta olmayayım.” diye istifa etti, oradan biliyorum. İnsan bu dünyada böyle keyifli emin olursa, âhirette keyifli ve emin olamaz; orada Allah onu korkutur. Nasıl korkutur? Verir cezayı,verir belayı, atar cehenneme, yakar ateşlere; o zaman görür.
Ve izâ hâfenî fi’d-dünyâ “Eğer kulum dünyada benden korkarsa; ‘Aman Rabbim benden intikam almasın, aman Rabbim beni cezalara uğratmasın, aman Rabbimin rızasına aykırı bir iş yapmayayım.’ diye korkarak, titreyerek yaşarsa,emmentuhû yevme’l-kıyâmeti ben de onu kıyamet gününde huzura, emniyete kavuştururum. Âhirette hiç korku çektirmem. Orada rahat eder, huzura kavuşur; âhiretin saadetine nail olur, cennetin nimetlerine mazhar olur.” diyor.
Muhterem kardeşlerim!
Gelin birbirimize söz verelim; bundan sonra Allah’ın istediği gibi bir kul olalım. Allah celle celâlüh geçmiş yıllarda yaptığımız günahları affetsin. Çok gafletle vakit geçirdik, çok kusurlar işledik, çok kabahatler yaptık; haramlara baktık, haramlar yedik, tembellik yaptık. Yapılması gereken vazifeleri yapmadık, yapılmaması gereken rezaletleri yaptık, yapmamız gereken faziletleri ihmal ettik. Böyle ters ters işler yaptık. Allah bizim eski hesaplarımızı silsin, bizi affetsin.
Bizi güzel hallere kavuştursun. Hakiki tevbe edelim. Bundan sonra Rabbimiz’in istediği kul olalım, Rabbimiz’in istediği şekilde hareket edelim. Şu andan itibaren inşaallah azmettik, karar verdik.
Yâ Rabbi! Sen bize yardım eyle, bu yeni seneyi senin rızana uygun,bundan sonraki seneleri de yine senin rızana uygun geçirmeye niyetliyiz. Tevfîkini bize refîk eyle. Sevdiğin kul olmayı bize nasip eyle!
Yekûlu’llâhu azze ve celle: Men ezhebtü habîbetiyhi fe-sabere ve’htesebe lem arda lehû sevâben dûne’l-cenneti.
Tirmizî; hasen, sahih diye rivayet etmiş. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den, başka kaynaklardan da biliyoruz. Muhterem kardeşlerim, Peygamber sallallahu aleyhi ve selem bu hadîs-i şerîfte şöyle buyuruyor: “Aziz ve celil olan Allah buyurur ki; iki sevgili gözünü kör etmiş olduğum bir kulum eğer sabrederse, sevabı benden beklerse, ben ona cennetten başka bir mükâfat vermeye razı gelmem, mükâfatı cennet olur.”
Biliyorsunuz, muhterem kardeşlerim, Allah bize çeşit çeşit âzâlar vermiş. Bunların en kıymetlilerinden bir tanesi gözdür. Bir çift gözden bir tanesi gitse bile insanın keyfi kaçar. Çünkü Allah’ın birbirinden mesafeli iki tane göz koymasının da faydası var. Bunu fizik okuyanlar bilir; iki gözle baktığımız zaman derinlik duygusunu alıyoruz. Bir gözle baktığımız zaman iğnenin deliğine ipliği geçiremeyiz. Çünkü derinlik, mesafe mefhumu kaybolur. İki ayrı yerden aynı maddeye baktığımız zaman onun ötekisinin gerisinde mi, evvelinde mi olduğu noktasında üçüncü boyut meydana geliyor, üç boyutlu oluyor. O zaman öndekini, arkadakini sezebiliyoruz. Bir gözü bile olmasa insanın bir mahrumiyeti oluyor.
İki gözüde giderse, hele gördükten sonra giderse, -görmekte iken bir kaza oluyor, görmez oluyor- tabi çok büyük üzüntü, çok büyük felaket. Ama Allah kullarını çeşitli şekillerde imtihan ediyor. Bazende hastalıklarla imtihan eder. Hastalık da günahları affettirir. “Eğer bir insanın gözleri kör olursa, o da sabrederse ve sevabı Allah’tan beklerse mutlaka cennetlik olur.”
Bunun sahabe-ikiramdan bir misali var. Aşere-i Mübeşşere’den bir zâtın son zamanlarda gözleri görmez olmuş. Ama tecrübeyle sabit ki kim kendisine gelse, dua istese o da dua etse duası makbul olurmuş. Yani elini açıp, kim için dua etse Allah onun hatırını kırmayıp kabul ediyor. Hadîs-i şerîflerden, rivayetlerden biliyoruz,Allah’ın öyle sevgili kulları var. Duası makbul bir kul. Yani körün birisi gelse; “Ne olur dua et, bıktım bu körlükten, gözümü Allah bana geri versin.” dese, o da elini açsa, “Yâ Rabbi! Bu kuluna gözünü ver.” dese gözü iyi oluyor. “Hastalığı geçsin.” dese hastalığı geçiyor. “Şu muradıma ereyim.”dese, dua etse istediği oluyor.
Bu mübarek sahabenin iki gözü görmez olmuş. Geliyorlar, diyorlar ki;
“Mübarek! Sen bizim için dua ettiğin zaman, Allah kabul ediyordu, duan makbul, Allah’ın hoş, sevgili bir kulusun, kendine bir dua etsene, Allah gözünü sana geri versin.” Diyor ki;
“Ben Allah’ın takdirini, gözümün nurundan daha çok severim. O öyle takdir etmiş, ben kalkıpta ondan başka bir şey istemem.”
Böyle mübarek insanlara Allah öyle mertebe veriyor. Allah birâzâ noksanlığı vermesin. Sıhhat ve afiyette daim etsin. Hem maddeten bedenimiz sıhhatlı olsun, kendisine güzel kulluk edelim, hem de mânen başımız dinç olsun; elemlerden, üzüntülerden, kederlerden, sıkıntılardan Allah bizi hıfz eylesin korusun. Eğer öyle sabırlı, Allah'tan sevap bekleyen, edepli, boynu bükük, has bir kul olursak, Allah o zaman büyük mükâfatlar verir. Bu hadîs-i şerîf onun misalidir.
Yekûlü’r-Rabbü tebâreke ve Teâlâ: Men şeğalehû’l-Kur’ânu ve zikrî an mes’eletî a’taytuhû efdale mâ u’tiye’s-sâilîne ve fadlu kelâmi’llâhi alâ sâiri’l-kelâmi ke-fadli’llâhi alâ cemî’i halkıhî.
Tirmizî’den, hasen hadîs-i şerîf. Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet edilmiş. Hakîm rivayet etmiş, Dârimî rivayet etmiş.
Bu hadîs-i şerîf Kur’an ve zikir hakkında. Peygamber Efendimiz bize Allahu Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurduğunu bildiriyor: Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurur; Tebâreke ve Teâlâ sıfatlarıyla anmış bu sefer. Yekûlü’r-Rabbü tebâreke ve Teâlâ. Rab tebâreke ve Teâlâ hazretleri şöyle buyurur diye anlatmış Peygamber efendimiz. Tebâreke mübarek olmak demek, Teâlâda yüce olmak demek. Yani mübarek ve yüce Rabbımız şöyle buyurur diyor;
Men şeğalehû’l-Kur’ânu ve zikrî an mes’eletî “Herhangi bir kul ki Kur’an okumak ve beni zikretmek benden bir şeyler istemesine mani oluyor, dua edemiyor, Kur’an okuduğu, zikrettiği için duaya vakti kalmıyor; a’taytuhûben o kuluma veririm, efdale mâ u’tiye’s-sâilînedua edip isteyen kullarıma verilenlerden daha faziletlisini, daha çoğunu veririm.” Neden? Benim Kur’an’ımı okuyordu, zikrediyordu isteyemedi. Ben ona ne lazım olduğunu bilmiyor muyum? Öteki isteyenlere verilenlerden daha fazlasını daha faziletlisini veririm diyor.
Bu neyi gösteriyor?
Kur’an okumanın sevabını, zikretmenin faziletini gösteriyor. Kur’an okumak herkesin harcı değil, Kur’an’ı herkes öğrenemiyor. Ama zikir herkesin harcı, herkes Allah diyebilir, lâ ilâhe illallâh diyebilir. Ümmîsi de der, alimi de der,yaşlısı da der, genci de der.Onun için zikirden kesilmeyin,vaktinizi boşa geçirmeyin. Allah’ın zikri ile her zamanınızı sevap ile değerlendirin. Bir şey istemeseniz bile Allah isteyenlere verilenlerden fazlasını veriyor; onu bilin.
Birde muhterem kardeşlerim, lütfen, Allah'ın kelamına saygı duyalım, sevgi duyalım. Kur’an’ı öğrenelim. Ayıptır; seneler geçiyor, ömürler bitiyor, Kur’an okumayı bilmiyoruz. Tefsir okumamışız, Kur’an’dan haberimiz yok. Ahkâmından haberimiz yok.Kur’an bize ne demişse, onun aksini yapmaktayız, bilerek bilmeyerek yanlış yollarda yürümekteyiz. Lütfen kendimize gelelim. Allah’ın kelamına saygı duyalım. Bakın hadîs-i şerîfin devamında, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;“Allah’ın kelamının başka sözler üzerine fazileti, Allah’ın diğer mahlukâtı üzerine fazileti gibidir. ”Yani bir Kur’an var, bir de okuduğun bir edebiyat kitabı var; onu mu okuyayım, onu mu okuyayım? Bir Kur’an var, bir de şurada okuduğun gazete var. Bir Kur’ân-ı Kerîm var, bir de filancanın sözleri var; onu mu okuyayım, onu mu okuyayım? Nerede o, nerede o! Allah’ın kelamı ötekilerle kıyas kabul eder mi?
Allah’ın kulları üzerine fazileti, üstünlüğü ne kadar tarif edilemeyecek gibi ise kelamının üstünlüğü de o kadar fazladır. Onun için Allah’ın kelamına sarılalım, öğrenelim, belleyelim, ezberleyelim, her cümlesine dikkat edelim.
“Bir elif mânayı değiştiriyor.” dedim. Bir önceki hadîs-i şerîfte anlam; “Cezayı, ya dünyada görürüm ya da âhirette veririm.” demek olurdu. El değil de ve deyince “Hem dünyada veririm hem âhirette veririm.” demek oluyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de öyle ince mânalar var ki. Bir harften nice mânalar çıkıyor. Kur’ân-ı Kerîm’i sindire sindire okumak lazım.Roman okur gibi hızlı hızlı okunmaz Kur’ân-ı Kerîm. Kur’ân-ı Kerîm, her kelimesinin üzerinde dura dura okunur. “Niye Rabbimiz böyle demiş? Niye şöyle dememiş de böyle demiş? Niye şu kelimeyi kullanmış?Niye şu ifadeyi kullanmış?” diye Kur’ân-ı Kerîm’i öyle okuyalım. Kur’ân-ı Kerîm’in ehli olalım, Kur’ân-ı Kerîm’in hasmı olmayalım. Kur’ân-ı Kerîm bizden davacı olmasın. Biliyorsunuz Kur’ân-ı Kerîm şefaat edecek. Yine biliyorsunuz davacı olacak; “Yâ Rabbi! Ben bu adamın evinde duvarda asılı durdum yıllar yılı beni açıp okumadı” diye davacı olmasın. Kur’an’ın ehli olalım, Kur’ân-ı Kerîm bize dünyada âhirette yoldaş, kabirde arkadaş olsun. Kıyamette şefaatçi olsun, cennete girmemize kılavuz olsun. Cennette de yoldaş olsun.
Yekûlu’llâhu Teâlâ: Men berre ehaden min halkî za’îfen fe-lem yekün maahû mâ yukâfiuhû aleyhi kâfiyetuhû ene aleyhi.
Enes radıyallahuanh’den rivayet edilmiş. Hatîb-i Bağdâdî kitabına yazmış.Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki; “Kim benim kullarımdan, yarattıklarımdan zayıf bir kimseye bir iyilik yaparsa, bir ihsanda, bir bağışta bulunursa, zayıf yoksul kimseye bir bağışta bulunursa, o kimsenin yapılan iyiliğe karşılık verecek bir güç, imkânı yoksa ben onun yerine onun karşılığını veririm. ”Buyuruyor Allahu Teâlâ hazretleri.
Biraz açıklamam gereken bir nokta var; Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in terbiyesi, bize öğrettiği; birisi bize bir iyilik yaparsa, bizimde hemen ona bir iyilik yapmamız. İyiliği iyilikle karşılamamız, mükâfatsız bırakmamak. Ona, onun emsali bir şey yapar. Mesela selamün aleyküm diyor,aleyküm selam diyoruz. Yani bir karşılık veriyoruz. O, bize geliyor, bir hediye veriyor, bizde ona evine gittiğimiz zaman bir kutu baklava götürüyoruz. O, bir sıkıntılı zamanda yardımımıza koşuyor, bizde onun sıkıntılı zamanında yardımına koşuyoruz. Hani her şey karşılıklı oluyor ya, işte buna “mükâfat” deniliyor. Karşılık vermek gerekiyor. İslâm ahlâkı; yapılan iyiliği karşılıksız bırakmamaktır. Ama sen bir kimseye bir iyilik yapıyorsun, adam yoksul, zayıf,perişan, parasız bir kimse sana hiç mukabelede bulunamıyor. Bulunamasın, olsun; Allah bulunuyor. Allah celle celâlüh onun yerine karşılığında sana hayırlar ihsan ediyor.
Onun için; bu hadîs-i şerîfi bildiklerinden, bu mânaya vâkıf olduklarından dedelerimiz karşıdaki kimseden karşılık beklememişler, yaptıkları iyiliği Allah rızası için yapmışlar. Hatta ne demişler; “İyilik yap, denize at. Balık bilmezse Hâlık bilir.” İyiliği istersen denize at, denizin dibi engin, gitti mi kim çıkaracak? Allah bilir, Allah çıkartır, Allah hiçbir şeyi unutmaz; her şeyi yazıyor, her şeyi görüyor. Senin yaptığın iyilik ve hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Karşılık bekleyerek de yapma. Sen Allah rızası için yap. Bil ki yalnız Allah’ın kanunu budur. İyilik yapan mahrum kalmaz, mutlaka onun karşılığına erer.
AllahuTeâlâ hazretleri , bizi has müslümanlardan eylesin. Kendisine has kul eylesin, habibine has ümmet eylesin.
Fâtihâ-i şerîfe mea’l-besmele.
09.01.1986 -
Müslümanların Cehenneme Girenleri,
09.01.1986 -
Cennet Ehli, Ezan
