İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.11.1986 - Beyaz Horoz, Dünyalıklar, Zaman

09.11.1986 - Beyaz Horoz, Dünyalıklar, Zaman
Hadisler Deryası

09.11.1986 - Beyaz Horoz, Dünyalıklar, Zaman

06.11.2020
20 dk 41 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ tesübbü'd-dîke'l-ebyada fe-innehû sadîkî ve ene sadîkuhû ve aduvvühû adüvvî. Vellezî beasenî bi'l-hakkı lev ya'lemü benû Âdeme mâ fî kurbihî leşterev rîşehû ve lahmehû bi'z-zehebi ve'l-fıddati ve innehû le-yatrüdü medâ savtihî mine'l-cinni.

Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Ebu'ş-Şeyh kitabına kaydetmiş. Bu, beyaz horozla ilgili bir hadis-i şerif.

Horoz makbul bir hayvandır. Bazı hayvanların, sahip oldukları vasıflar dolayısıyla insanlara hizmetleri var. Horozun da çok faydaları vardır. Buna mukabil mikrop taşıdığı için zararlı olan hayvanlar da var, onları da uzak tutuyoruz. Mesela İslâm köpek beslemeyi uygun görmüyor. Ancak çobanlar için, bekçilik için, ihtiyaç varsa, "Eh! Ne yapalım." diye [izin veriyor]. Çünkü kuduz hastalığı ve daha başka hastalıklar var. Domuzun beslenmesini, kullanmasını, yenmesini uygun görmüyor. Çünkü içinde çeşit çeşit maddî ve manevi zararlar var.

Buna mukabil bazı hayvanların faydalı olması dolayısıyla methi ve Kur'ân-ı Kerîm'de tavsiyesi vardır. Kuzu, koyun, deve gibi… Zararlı maddesine "zararlı" diyor. Mesela, "Sığırların yağı iyidir." diyor, "Ama eti zararlıdır." diye bildiriyor.

İşte bu hadis-i şerifte de beyaz horoz methediliyor. İfade şöyle:

Lâ tesübbü'd-dîke'l-ebyada. "Beyaz horoza dil uzatmayın, sövüp saymayın."

"Hay Allah! Yine mi öttün! Allah…" diye saymayın.

Çünkü… Fe-innehû sadîkî. "O benim dostum." Ve ene sadîkuhû. "Ben de onun dostuyum." "Ve onun düşmanı benim de düşmanımdır." Vellezî beasenî bi'l-hakkı lev ya'lemü benû Âdeme mâ fî kurbihî leşterev rîşehû ve lahmehû bi'z-zehebi ve'l-fıddati. "Beni hak ile gönderene ant olsun ki -yani Allah'a yemin olsun ki demek - Âdemoğlu bunun kendisine yakın olmasındaki faydaları bileydi tüylerini ve etini, altın ve gümüş sayarak alırdı." Ve innehû le-yatrüdü medâ savtihî mine'l-cinni. "Sesinin uzanabildiği yere kadar mahalde cinleri, şeytanları defeder." diye beyaz horozun methinde bir hadis-i şerif böyle zikredilmiş.

Şimdi apartmanlarda nasıl horoz besleyeceksin? Biraz zorlaştı. Eskiden -gözünü sevdiğim- ne güzel evler vardı. Bir katlı, iki katlı, bahçeli, duvarları yüksek… Hanım içeride çamaşır yıkar, bahçeye asar, kızartmayı dışarıda yapar, çocuklar bahçede oynar… Kabak çiçekleri, fesleğenler, çeşitli bitkiler, biraz da sebzeler vesaire… Ne güzeldi. Mesela Bursa'nın evleri, Konya'nın evleri…

1958 senesinde Konya'ya gittim. Sadreddin-i Konevî hazretlerinin türbesini ziyaret edeceğiz, bir faytona bindik. Kerpiçten, çitli bahçelerin içinden, yeşilliklerin arasından, tozlu topraklı yoldan gitmiştik. Şimdi bir gittim, tanıyamadım. Koca koca apartmanlar ne yeşillik var ne bir şey…

Ne olurdu onları öyle bıraksaydık da bu apartmanları başka bir yere dikseydik? O eski, eski kalsaydı, eskiyle yeninin farkı ortaya çıksaydı. O bahçelerin hepsi bölünmüş, bölünmüş, bölünmüş; küçülmüş, küçülmüş, küçülmüş… Evler üst üste çıkmış. Herkes birbirinin camından içeriye girecek nerdeyse. Bir yanlış şehirleşme.

Bizim ülkemiz toprak darlığı olan bir ülke değil ki… Japonya gibi, İsviçre gibi değil ki... Geniş oluverseydi, geniş geniş, rahat rahat olurduk. O zaman Peygamber Efendimiz' in methettiği bazı şeyleri de evimizde bulundururduk. Mesela "Evde bir kuyu berekettir. Bir değirmen berekettir. Bir sağılacak koyun olması berekettir." diyor.

Bir horozumuz olurdu. Mübarek hiç şaşırmaz! Sahur vaktinde horozun sesini dinle, çalar saate lüzum yok. Namaz vakitleri kaldırır, ne güzel. Nereden öğreniyor, nasıl şaşırmıyor, gecenin gündüzün uzaması ve kısalması, yaza, güze, kışa nasıl aldanmıyor da zamanında bu işi biliyor, hayret edilecek bir hayvandır. Sevimli bir hayvandır. Ahlâkından da ibret alınacak bir hayvandır.

Küçük bir mevzu ama şimdi söyleyelim; mertlik sembolüdür. Bir kere hanımlarının yanına başkasını sokmaz. Kanatlarını gerer, atılır. Ondan sonra kendisi gıdayı bulur, kendisi yemez. "Gıt gıt gıt" çağırır, hanımlara çocuklara yedirir. Yemez yedirir, onlara bakar, onları himaye eder. Çok güzel [huyları] vardır. Hakikaten sevimlidir. Ah, mümkün olsa da bir beyaz horoz edinsek... Sesini dinlesek, cinler vs. tardolsa gitse...

Peygamber Efendimiz' in hayatın çeşitli safhalarıyla ilgili tavsiyeleri oluyor. Bu da evcil hayvanlarla ilgili bir özel tavsiyesi.

Bunu atlayalım mı? Yok, bunu da söyleyelim. Ne güzel işte. Yapabilen yapar.

Peygamber Efendimiz] buyuruyor ki:

"Dünyalığa sövmeyin." Dünyayı diyor ama ben dünyalık diye tercüme ediyorum, izah edeceğim. " Dünyalığa sövmeyin. Mü'min için dünyalık ne iyi ne güzel binektir. Onun üstüne biner, hayırlara erer ve onun sayesinde şerden kurtulur." Hayra erer, şerden kurtulur.

Dünya ne demek?

Dünya, çapı şu kadar olan, güneşin etrafında şu kadar günde dolaşan, yuvarlak, kutupları olan, beş kıtası olan, okyanusları olan…

Yok! Dünya o değil… Sakın ha! Ne Kur'ân-ı Kerîm'de ne hadis-i şeriflerde "dünya" dediği zaman bu anlaşılmaz. Millet bilmiyor, çoğu kez şaşırıyorlar. Bugünkü Türkçemizde, "dünya" dediğimiz zaman yuvarlak bir küre, üstünde enlemler ve boylamlar; bu anlaşılıyor. Hadis-i şerifteki dünya o değil.

Dünya ne demek? Dünyalık demek. Yani insanın parası pulu, malı mülkü, şu hayatta sahip olduğu şeyler demek.

Peygamber Efendimiz diyor ki, "Dünyaya sövmeyin, dünyaya dil uzatmayın." Yani mala mülke, sahip olunan varlıklara sövmeyin. Çünkü bu, mü'min için çok iyi bir vasıtadır. Mü'minin parası olur; parasını hayra sarf eder, cihat yapar, yoksulları doyurur, giydirir, çocukları büyütür, yetimlerin ellerinden tutar, cami yaptırtır, köprü yaptırtır, su getirtir, çeşme yapar, kuyu kazdırır... Hayırların her çeşidi parayla oluyor.

Peygamber Efendimiz' in sallallahu aleyhi ve sellem devrinde de hayırlar yine parayla oluyordu, başka türlü olmuyordu ki… Yine parayla oluyordu ama herkes parasını getirip Resûlullah'ın huzuruna döküyorlardı; "Buyur yâ Resûlallah! Canımız feda sana." diye parasını getirip veriyordu. Onunla kılıç, zırh alınıyor, yapılacak işler yapılıyordu. Onunla fukara ihtiyaçlarını gideriyorlardı.

Onun için dünyalık esasında kötü bir şey değil. Hele mü'min, imanlı kimse için mal iyidir.

Ni'me'l-mâlu's-sâlihu li'r-raculi's-sâlihi. "Salih bir kimseye mal ne kadar yakışır." Çarçur etmez, israf etmez, yanlış yollarda harcamaz, hayırlara kullanır. Keşke her biriniz milyoner olsanız, keşke milyarder olsanız. Gidip öteki herifler olacağına… Çünkü zıpır eline para geçince ne yapacağını şaşırıyor. Çok hatalar ediyor, çok günahlar işliyor, günahlı işler yapıyor.

Para mü'minde olsun. Keşke onlarda olsa da çok hayırlara paralar sarf edilse... İnsanı hayra eriştirir, kimseye muhtaç etmez, şerlerden de kurtulur. Hem parasızlıktan dolayı hırsızlık, rüşvet gibi şeyler yapmaz. Sıkıştı, ihtiyacı var, "Ne yapayım, aç kaldım, çaldım." diyor. Bazen bakıyorsun gazeteler de hırsıza neredeyse avukatlık yapıyor. Tabii daha başka sebepler olabiliyor, onu söylemeyelim ama yani ne yapalım, aç kalmış, çalmış; sanki mazeretmiş gibi...

Parası olursa kimseye eyvallah etmez, dalkavukluk etmez, kötülükler yapmaz, bir de düşmandan filan korunur. Ben her şeyle ilgileniyorum ve Müslümanın bazı şeylerle ilgilenip bazı şeylerle ilgilenmemesini uygun görmüyorum. İç siyaset, dış siyaset, savunmamız, silahlarımız, uçaklarımızın adedi, gemilerimizin miktarı, çevremizde dönen olaylar, Bulgaristan'da olan, Yunanistan'da olan...

Hesaplarını şimdi yapmak lazım! Sigara paralarımızla, hani şu yakıp da "püf püf" dumanlandırdığımız şey var ya… İki günde bir paket, fiyatı şu kadar, şu kadar insan içiyor… Şunu şuna çarparsan ayda bir büyük fabrika kuracak durumdayız. Muazzam bir fabrika kurabiliriz. Hem iş gücü hem üretim hem güçlenme, her şey olur. Birisi de çıkıp bunu söylemiyor. Birisi de çıkıp da "Madem bu böyle, ben bu keyiften vazgeçiyorum." diye ayağının altına atıp ezmiyor. İçmeye devam…

Pipoyu takmış ağzına, püfür püfür hem yürüyor hem adamın dumanı tütüyor. Yazık ediyor. Onu öyle görünce acıyorum, yüreğim [yanıyor]. "Eyvah" diyorum, bunun ciğerleri soba borusunun içi gibi oldu. Ağzını da Sherlock Holmes gibi yapmış. Onu bir şey sanıyor. "İngilizler pipo içer." filan diye… Gidip Avrupa'da tahsil gördü herhalde.

İngilizler pipo içerdi; 50 sene önce. Şimdi sigarayı bırakma çalışması yapıyorlar. 50 sene geriden gidiyorsun. Şimdi Alman mecmualarında, her yerde yazıyor:

Die zigarette schädlich meiner gesundheit. "Sigara benim sıhhatime zararlıdır."

Amerika'da neşredilen yayınlarda harıl harıl neşriyatı yapılıyor. Sigara paketlerinin üstüne, "Bu madde sağlığa zararlıdır." diye mecburi damga koyuyorlar. 50 yıl geriden takip ediyorsun arslanım! 50 yıl önce onların bıraktığı kötü âdetleri, çöplükten gidip alıyorsun.

Ve neler kaybediyoruz?

Hiç olmazsa yerlisini içse… Yerli sigara yetmiyormuş gibi bu sefer Avrupa'dan geliyor. Yazık! Her birisinden ne kadar para dışa gidiyor. Adamlar da Türkiye'de fabrika kurduğu zaman hiç işe yarayan fabrika kurmuyorlar. Hep havadan sudan, işe yaramaz fabrika... Yatırımlarının hemen yüzde ellisini bir senelik kâr olarak dışa kaçırıyorlar. Gözümüzü açacağız.

Suyu bizden, arpası bizden, şişesi bizden… Şişe malzemesi de bol… Bir şey yapıyor, bize içiriyor; ondan sonra dışa parayı kaçırıyor. Bir şey diyemiyorsun. Başkaları demiyor. Ben dobra dobra diyorum. İçmeyeceğiz! Tüttürmeyeceğiz! Almayacağız! Etmeyeceğiz! Verimli yerlere harcayacağız!

Avrupa, Amerika geldiği zaman hiç işe yaramaz yerlere yatırım yapar. İşe yarar bir yere yatırım yapmaz. Çünkü, "Bu Türkler, Müslümanlar kuvvetlendiği zaman benim halim nice olur?" diye düşünür.

Allah bizlere akıl fikir ihsan eylesin.

Mal, para lazım! Allah hepinizi milyoner, milyarder etsin ama parasını görünce dinini unutanlardan etmesin. Şaşıranlardan, vazifelerini ihmal edenlerden, şımaranlardan, gösterişe, lükse kaçanlardan eylemesin.

Bugün bir nişan olsa, kız mutlaka, "Pırlanta yüzük isterim." der, oğlan da mutlaka alır. Ama Türkiye'de pırlanta çıkmıyor, Güney Afrika'dan geliyor. Zencileri öldürüyorlar, öldürüyorlar, öldürüyorlar; o pırlantalar oradan buraya geliyor. Oraya zavallı zencilerin kanları bulaşık. Biz de alıp takıyoruz.

Ne olur gümüş yüzük takıversek? Ne olur altın takıversek? Ne olur memlekette olan bir şeyi takıversek?

Bunun ticareti de hep başkalarının elinde. Milyonlar gürül gürül gidiyor. Senin şuranda bir kanama olsa, aksa, dindiremesen, hastaneye koşarsın. Ama Türkiye’mizden kan "şar şar" dışa akıyor; gücümüz, kuvvetimiz, paramız… Hem de hiç işe yaramayan şeylere. Bizi birbirimize düşürmüşler, bizi lükse alıştırmışlar. Böyle gidiyor. Onun için gözümüzü açacağız.

Bunu başkası söylemiyor, iş bize kalıyor. Vaazın bir yerinde de bunu söylemek icap ediyor.

Lâ tesübbü'd-dehre fe-innallâhe yekûlu, Ene'd-dehrü liye'l-leylü üceddidühû ve üblîhi ve ezhebü bi-mülûkin ve âtî bi-mülûkin.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten, İbnü'n-Neccâr kitabına kaydetmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Dehre, zamana sövmeyin, küfretmeyin." Ağır söz söylemeyin, ağzınızı bozmayın. Yani, "Şu zamanı Allah…" demeyin, sövmeyin. "Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri, 'Ben dehrim. Gece benimdir, gündüz benimdir. Geceyi değiştirir, gündüz yaparım. Geceyi eskitirim. Melikleri, şahları, padişahları yeryüzünden silerim, başkalarını getiririm. Her şey benim elimdedir.' buyuruyor."

Peygamber Efendimiz' in bu hadis-i şerifine göre, "Ene'd-dehrü." demiş. Allah-u Teâlâ hazretlerinin böyle buyurduğu naklediliyor. Yani, "Ben zamanın sahibiyim."

Zamanı ve mekânı kim yarattı? Allah-u Teâlâ hazretleri.

Zamanın sahibi kim? Allah-u Teâlâ hazretleri.

Senin zamana söverken kastın ne? Allah'ın yarattığı şeyler ve meydana gelen hadiseler.

O hadiseleri kim meydana getirtiyor, kim takdir ediyor? Allah!

Sövmen nereye gidiyor? Çok yanlış yere gidiyor.

Bir hadis-i şerifte de geçiyor ki; "Allah'ın isimlerinden birisi de Dehr'dir." Zaman -dehr- Allah'ın esmasından birisidir, çünkü O yarattı. Zamanı da O yarattı. Zaman dediğimiz zaman kastedilen O'dur. Eğer bu hadiseler peş peşe olmasa, olaylar peş peşe olmasa, "zaman" dediğimiz şeyi zaten biz idrak edemeyiz. Onların arkasından geliyor. Onun için Müslüman her şeyin Allah'ın takdirinde olduğunu bilecek, ona buna sövmeyecek, dil uzatmayacak, aklını başına alacak, perdenin arkasındaki gerçekleri, fâil-i hakikiyi görecek ve Allah-u Teâlâ hazretlerinin kaderine teslim olacak, işleri O'nun yaptığını bilecek.

Konuşuyorduk, bir arkadaşımız diyor ki:

"Filancalar falancalara suikast yaptı, öldürdü. Amerika'da Müslümanlardan birisini öldürdüler. Evinde çoluk çocuğu ile beraber bastılar ve büyük bir mütefekkiri öldürdüler."

Öldüremez! Kimse kimseyi öldüremez! Allah'ın takdiri ile oluyor. Allah müsaade etmese bir çöp yerinden kıpırdamaz. Allah onun şehitlik mertebesine ermesini istemiş, hayatı orada bitecek, ondan oluyor. Yoksa öldüremezdi.

Peygamber Efendimiz' in bir hadis-i şerifi hoşuma gidiyor, diyor ki:

"Çanağınız, tabağınız kırıldığı zaman hizmetçiyi pataklamayın."

"Vay sen testiyi kırdın, çömleği kırdın, kâseyi mahvettin, bu takımı bozdun, şu tabağı kırdın… Eyvah! Kristal vazo gitti…"

"Kırılan şeyden dolayı hizmetçinizi dövmeyin." diyor. Hizmetçi de dövülmez, çocuk da dövülmez. Arkasından, "Kimse dövülmez." mânası çıkar. "Çünkü onların da insanlar gibi eceli vardır." diyor.

Eceli gelmiş, tamam, bitti. İslâm ne güzel! İnsan o zaman üzülmez. Yoksa bir vazo için üç gün yas tutar. Pahalı bir kristal için karalar bağlar.

"Eh! Ne yapalım, bunun da ömrü bu kadarmış, ömrü bitti. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn." diyor ve Müslüman rahat oluyor.

Kimse kimseyi öldüremez. Sen yaşayacaksın, Allah sana 65 yaşına kadar, 90 yaşına kadar ömür vermiş. Gelecek filanca insan seni öldürecek. Amerika'nın, Rusya'nın bütün orduları Türkiye'nin üstüne çullansa, hepsi seni fellik fellik arasalar, meydanda dursan yine öldüremezler. Mümkün değil. İnsan işin nereden gelip nereye gittiğini bilecek.

Müslümanlara dediler ki, "Düşmanlar toplandı, silahları hazırladılar, üstünüze geliyorlar." İmanları arttı ve dediler ki:

"Hasbünallâh. 'Allah bizi yeter.' Kim gelirse gelsin. Hasbünallâhu ve ni'me'l-vekîl. 'Allah bize yeter, O ne iyi vekildir. O'na tevekkül ederiz, evelallah hiçbir şey olmaz. Allah onların ayaklarını birbirine dolaştırır."

Yeter ki biz Allah'a kul olalım. Yeter ki biz Allah'ın istediği yolda olalım. Bir gün öleceğiz nasıl olsa ama ömrümüzde bir defa öleceğiz. Hangi yaşta olacaksa o zaman öleceğiz. Bizim rızkımız yazıldığı için, o rızıklar tükenmeden ölmek yok. Bir dakika öne gelmez, bir dakika sona gitmez.

Ölüm için ne tasa çekiyorsun?

Çekeceksen ölüme hazırlık için tasa çek. Ölüme hazırlanmak konusunda tasa çek. "Ne zaman olacağı belli olmaz, aman ölüme hazır olayım." diye… Yoksa bu ölüm bir gün olacak. Sen de biliyorsun ben de biliyorum; üzülmeye değmez. Olması mecburi olan bir şey için üzülmeye değmez. Hazırlanmak, tamam. Senin ömrün hemen bitecekse, bir vesile olur yine ölürsün.

Bazen acayip hikayeler de anlatıyorlar. Adamın annesi rüyada çocuğunun öleceğini görmüş. Allah göstermiş, uçak düşecek ve ölecek. "Aman evladım, ne olur bu seyahatini yapma." diye yalvarıyor. "Peki, anneciğim." diyor, uçak biletini iptal ediyor ve o uçağı da ne oldu ne kaldı diye takip ediyor. Ve bir de diyorlar ki, "Saat 13.00'da ölecek." Detayını unuttum, teferruatı hatırımda değil. Adam saate bakıyor. Saat 13.00'da uçakta olacaktı, uçak düşecekti filan diye… Saat 13.00'da bakıyor ki, tamam, ölmemiş… Bir seviniyor, bir zıplıyor, yukarıdaki tablo başına düşüyor ve "küt" diye orada ölüyor. Yani o anda yine ölüyor. Uçağa binse de yerde kalsa da o ecel geldi mi ölür. Belki hikayedir belki olmuş bir hadisedir.

Ölmeyecek olduğu zaman da ölmez. Aydınlı bir kardeşimiz otobüsle Doğu Anadolu'dan Kars veya Ağrı'dan geliyor. Namaz vaktinde arkaya gitmiş, oturup namaz kılacak. Bir kaza olmuş. Kendisinin asıl oturduğu koltuk çevresindeki şahısların hepsi ölmüşler. Bu, arkaya namaza gittiği için kurtuluyor. Kurtulan kurtulur, o da ecel, o da takdirle… Vadesi yeten ölür. O bakımdan Allah-u Teâlâ hazretleri bizlere iman selametliği versin.

Zamana sövmeyiz. Zamanın arkasında Allah-u Teâlâ hazretlerinin takdiri olduğunu görür, takdire rıza ve teslimiyet gösteririz. Allah-u Teâlâ hazretlerinin ne dilerse onu yaptığını -yef'alullâhu mâ yeşâ ve yahkumu mâ yürîd- biliriz. Nice hükümdarları alaşağı ettiğini, nicelerini yerine ikame ettiğini biliriz. O'na güzel kulluk etmeye çalışırız.

Allah-u Teâlâ hazretleri bize kendisine güzel kullukta yardımcı olsun. Tevfîkini refik eylesin. Kendisini zikretmek, hüsn-ü ibadet ve verdiği nimetlere şükretmekte bizi muvaffak eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA