11.05.1986 - Hamd Duası, Kıyamet Alametleri

11.05.1986 - Hamd Duası, Kıyamet Alametleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtuve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahûbi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inneefdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selemle ennehû kâl:
Vellezî nefsî bi-yedihî lekadi’btederehâ aşeretü emlâkin küllühüm harîsun alâ en yektübehâ fe-mâderev keyfe yektübûnehâ hattârefeû ilâzi’l-izzeti fe-kâle: Üktübûhâ kemâkâle abdî. Ya’nî el-hamdü lillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi kemâ yuhibbu rabbunâ en yuhmede ve yenbeğîlehû.
Bu hadîs-i şerîf, çok kaynaklarda var. Mesela Ahmed b.Hanbel’de var, İbn Hibbân’da var, Neseî’de var ki bunlarda olmas, zaten hadisin sağlam olduğunun bir garantisi gibidir,mûteber kitaplardır.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Vellezînefsîbi-yedihî.“Nefsim, canım elinde olan Zât’a yemin olsun ki.” Lekadi’btederehâaşeretü emlâkin. “Bunun peşine on tane melek koştu.”
Ne olduğunu sonra söyleyeceğim, biraz merak edin.
“Bunun peşinden on tane melek koştu.”
Neyin peşinden koşmuşlar?
Söylemiyorum.
“Bu işin peşinden, on tane melek kalkıştı, koşuştu...”
Küllühüm harîsun alâ en yektübehâ. “Hepsi bunu yazmaya hevesli ve hırslı...”
“Aman ben yazayım,aman ben yazayım...” diye kalkıştılar.
Fe-mâderev keyfe yektübûnehâ.“Ama nasıl yazacaklarını başaramadılar, bilemediler, yazmaktan âciz kaldılar.”
Hattâ refeû ilâ zi’l-izzeti. “İzzet sahibi olan, Allahu Teâlâ hazretlerine durumu arz ettiler.”
Dediler ki;
“Yâ Rabbi! Ne yapacağımızı bilemedik. Nasıl yazacağız bunu?”
Fe-kâle.“Allahu Teâlâ hazretleri buyurdu ki;”
Üktübûhâ kemâkâle abdî.“Kulum nasıl dediyse siz öylece yazıverin, hesabına karışmayın. Onun sevabını, hesabını vermek bana ait.” dedi.
Bu nedir?
Kulun birisi demiş ki;
el-Hamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi kemâ yuhibbu rabbunâ en yuhmede ve yenbeğî lehû.
Allah’ın kullarından bir kul bu sözü söyleyince öyle büyük sevap hâsıl olmuş ki, on tane melek yazmaya koşuşmuşlar,hepsi yazıp, sevabı tespit edip deftere işlemek için gayretli; ama becerememişler, altından kalkamamışlar. Bu cümlenin sevabını nasıl yazacaklarını becerememişler, Allahu Teâlâ hazretlerine arz etmişler; “Yâ Rabbi! Kulun bir söz söyledi ki; biz bunu nasıl yazacağımızı, ne sevap vereceğimizi bilemedik, âciz kaldık. Bunun sevabını yazmaya tâkatimiz yetmedi.” Deyince Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki;
“Siz, kulum nasıl dediyse ‘böyle dedi’ diye yazın, sevabını ben kendim vereceğim.”
Bu cümleleri ezberleyelim.
Allah Hocamız’dan razı olsun, şefaatlerine nâil eylesin.Cümle hocalarımızın, kabirleri pürnûr olsun. Hocalarımız bize, bu hadîs-i şerîflerden duaları topladılar, Evrad kitabı meydana getirdiler.Her sabah bunları, bu sevaplı [duaları]okuyoruz elhamdülillah. Hadislerden alınmış. Bu cümleyi mesela, hep okuyoruz. Hiç olmazsa haftanın bir gününde denk geliyor, okuyoruz.
Gelelim bu güzel cümlenin mânasını kısaca söylemeye:
el-Hamdü lillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh.“Allah’a çok, temiz, pak, mübarek bir hamd ile hamdolsun.”
“Sayıca çok, temiz pak ve mübarek bir hamd ile hamdolsun.”
Kemâ yuhibbu rabbunâ enyuhmede ve yenbeğî leh.“Rabbimiz nasıl kendisine hamd edilmesini istiyorsa o tarzda hamdolsun. Ve O’nun şânına, nasıl hamdetmek gerekiyorsa o tarzda bir hamd olsun.”
“O’nun şanına layık bir hamd ile hamdolsun. Kendisi nasıl bir hamd etmekten hoşlanıyorsa o tarzda hamdolsun. Temiz, pak, çok, mübarek bir hamd ile Rabbimiz’ehamd ederiz.” demiş. O zât ne güzel kelimeler, cümleler kullanmış. Onun üzerine melekler, nasıl sevap yazacaklarına âciz kalmışlar.
O halde bundan ne çıkıyor?
Bu Hamdi biz de ezberleyelim. Defterimizin bir yerine yazalım, bu hamdi biz de söyleyelim. Biz de on tane meleği âciz bırakalım. Biz de ,biraz melekleri yoralım.
el-Hamdü lillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh kemâ yuhibbu rabbuna en yuhmede ve yenbeğî leh.
Bir sözden neler hâsıl oluyor...Rabbimiz’in keremine bakın ki...
İnşaallah hatırınızda kalsın.
Vellezînefsîbi-yedihî lâ tekûmu’s-sâatu hattâ taktulû imâmeküm ve tectelidûbi-esyâfiküm ve yerise dünyâküm şirârüküm.
Huzeyfe hazretlerinden.Tirmizî’nin “hasen hadis” dediği,Ahmed b.Hanbel’de, Neseî’de, Tahavî’de ve Ziya-i Makdisî’nin kitabında olan bir hadîs-i şerîf. Sağlam hadîs-i şerîf.
Efendimiz buyurmuş ki:
Vellez înefsîbi-yedihî. “Canım, nefsim elinde olan, Allah’a yemin olsun ki.”Lâ tekûmu’s-sâatu.“Kıyamet kopmaz.”Hattâ taktulû imâmeküm. “Siz başkanınızı, imamınızı öldürmedikçe.”
“Müslümanların başındaki [imamını] öldürmedikçe, kıyamet kopmaz.”
Ve tectelidûbi-esyâfiküm. “Kılıçlarınızla birbirlerinize vuruşmadıkça, kılıçlarınızı birbirinize çekip de birbirlerinizle savaşmadıkça...”
“Allah’ın başınıza diktiği, vazifeli, sizin idareciniz, imamınızı öldürmedikçe kıyamet kopmaz.”
Bir şartı daha var:Ve yerise dünyâküm şirârüküm. “Dünyanıza en şerlileriniz hâkim olmadıkça, vâris olmadıkça kıyamet kopmaz.”
Demek ki kıyamet alâmetlerinden birisi has, hâlis, sevgili,müslümanların başı, başbuğu olan kimsenin öldürülmesi.
Kim tarafından?
Müslümanlar tarafından.
İmam, cami imamı değil;imâmu’l-ümme. Ümmetin imamını müslümanların öldürmesi.
Neden?
Müslümanlık kalmamış da ondan. Ortada Müslümanlık kalmamış, insaf kalmamış, dinin hükmünü bilmiyorlar; kendilerinin itaatle emrolundukları, itaat etmeleri boyunlarının borcu olan, büyüklerini öldürüyorlar.
Sonra, kılıçlarıyla birbirlerinin karşısına geçip vuruşuyorlar. Müslüman müslümanı ,kırıp öldürüyor. Sonra, dünyanıza şerlileriniz hâkim oluyor. İyiler hâkim olurken, adaletli, dindar, insaflı, hayırlı insanlar idare edip dururken, onlar devrilince başa şerliler, alçaklar, pespayeler geçiyor, onlar idare ediyor.
Bu değişiklikler olmadıkça, kıyamet kopmaz. İmamınızı öldürmedikçe, silahlarınızla birbirinizle çatışmadıkça, dünyanıza şerliler hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.
Acaba bu işler oldu mu?
Cevabını siz kendiniz arayın, bulun.
Vellezî nefsîbi-yedihî lâ tekûmu’s-sâatu hattâ yazhere’l-fuhşu ve’l-buhlu ve yuhavvene’l-emînu ve yü’temene’l-hâinu ve yehlike’l-vuûluve’t-tazhere’t-tuhûtu. Kîle: ve me’l-vuûluve’t-tuhûtu? Kâle: el-vuûluvücûhu’n-nâsive’t-tuhûtuellezîkânutahteakdâmihim lâ yu’lemubihim.
Şimdi 459. dokuzuncu sayfanın ilk hadisine geldik. Orada kaldık sanarak ben bu hadisin metnini okumuştum. Bu hadîs-i şerîfi tekrar okumaya lüzum yok. Mânasına geçelim.
Râvisi EbûHüreyre radıyallahu anh.Hadîs-i şerîfMüstedrek’te kayıtlı.
Vellezînefsîbi-yedihî. “Canım, nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki.”Lâ tekûmu’s-sâatu. “Kıyamet kopmaz.”Hattâyazhere’l-fuhşu.“Fuhşiyat, kötülükler zâhir olmadıkça kıyamet kopmaz.”
Başka ne zâhir olmadıkça?
Ve’l-buhlu.“Cimrilik.”
“Cimrilik ve kötülükler ortaya çıkmadıkça, kıyamet kopmaz.”
Kur’ân-ı Kerîm’e başladık, Fâtiha’yı bitirdik, Elif lâm mîm’e geldik. Hemen daha Kur’ân-ı Kerîm’in ilk başında:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elif lâm mîm. Zâlike’l-kitâbu lâraybe fîhi hüdenli’l-müttâkin. Ellezîneyu’minûnebi’l-ğaybi ve yukîmûne’s-salâte ve mimmâ razaknâhüm yünfikûn.[1]
Takvâ ehli insanların sıfatlarını sayıyor. Bir; yu’minûnebi’l-ğaybi. “Gaybe inanırlar.” Cennete, cehenneme, hesaba, mizana inanıyorlar.
Neden?
Muhbir-i Sâdık haber vermiş. Mucizelerini gördükleri,Resûl-i Emin haber vermiş. İnanırlar.
Ve yukîmûne’s-salâte.“Namazlarını ikâme ederler, idâme ettirirler, devamlı kılarlar.” Bir kılıp, bir yanar bir döner, bir bırakır tarzda değil, namazın üzerinde devamlı, müdâvim olurlar ve dosdoğru kılarlar.
Üçüncüsü; ve mimmâ razaknâhüm yünfikûn.“Bizim onlara bahşettiğimiz rızıklardan, nimetlerden başkalarına infak ederler.”
Allahu Teâlâ hazretleri derhal üçüncü adımda -iman, namaz, infak- hemen arkasından, kesenin ağzını açmayı, daha kitabımızın başında bize emir buyuruyor. Hem de buyuruyor ki; ve mimmâ razaknâhüm.“Bizim onlara nimet ve rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Bu mal senin değil ki, bunu sana Allah verdi ve senin ondan Allah’ın kullarına dağıtmanı istiyor.
İslâm böyle. Allah’ın emirlerinden birisi, namazsa, hemen arkasından zekât geliyor. Zekât, mâlî ibadet. Çünkü her şey parayla oluyor.
Allah hepinizden razı olsun
Yani iş dönüyor dolaşıyor, hani “gözü kör olsun” mu derler ne derler-gözü filan yok ama tabir- her şey parayla oluyor. Hayır yapmak şekli olmasa, bu işler yürümez. Parayla oluyor.
Peygamber Efendimiz zamanında da, öyle miydi?
Evet, Peygamber Efendimiz’in zamanında da işler parayla dönüyordu .EbûBekr-iSıddîk hazretlerinin müslüman olduğu zaman, 90 bin altın lirası vardı. Hepsini İslâm’a verdi. Osmân-ı Zinnûreyn hazretleri hatırlı ağa zenginlerden idi. 100 deve yük, taşıyabilecek kadar sermayesi olan kimseydi. 100 deveyi taşıdığı yüklerle, metalarla, mallarla beraber kestirip ,etlerini de mallarını da fukarâya dağıtacak kadar cömert,zengin insanlardı. O zenginler hepsi paralarını İslâm’a verdiler, paralar; İslâm’ın hizmetine girdi,ondan sonra İslâm dünyanın her tarafına yayıldı. O paralar verilmeseydi [olmazdı.]
Efendimiz Ebû Bekr-i Sıddık Efendimiz’e;
“Beni en yalnız kaldığım zamanda destekledi, mâlî bakımdan bütün kesesini, İslâm’ın hizmetine tahsis etti, kendi kızlarından bir tanesini, bana yardımcı, hayat arkadaşı olarak verdi.” diye, dua ediyor.
Parasız iş olmaz. Herşey parayla döner.
Yalnız, paranızın kontrolünü yapmanız lazım. Verdiğiniz para, nereye gidiyor? Yerine mi gidiyor, çarçur mu oluyor? Eser ortaya çıkıyor mu? Bazı kimseler sebeplenip, fındığın içindeki kurt gibi şişmanlayıp, haramla semiriyor mu?
Onu takip etmesi lazım.
Hayır yapan insan, hayrı verecek, arkasından da “Benim hayrım nereye gitti?” diye takip edecek.
Para işlerinin çok tehlikesi vardır. Para işine girişti mi insan; parayı sever, gevşer, yiyip içebilir. Haram yiyebilir. Onun için, parayı veren kimse, sağlam verecek ve takip edecek. “Şu benim verdiğim para ne oldu?” diye soracak. Günah değil, hakkı.Öyle yapması lazım ki; kimse haksızlık yapamasın, hayır paraları çarçur olmasın. Hayır paralarının hayra gitmesini sağlamak lazım.
Şimdi bunu niye söyledik?
Hadîs-i şerîfte diyor ki;
“Cimrilik ve fuhşiyât, zâhir olmadıkça kıyamet kopmaz.”
Eski müslümanlar paralarını verdiler, para az geldiği zaman canlarını verdiler, İslâm dünyanın her tarafına yayıldı. Okyanuslar tuttu İslâm’ı. Afrika deyip geçti,İslâm orduları Atlas okyanusuna dayandı, öbür tarafa geçemediler. Daha ilk yıllarda hemen Azerbaycan’a ulaştı, Hazar denizi kıyılarına ulaştı, Karadeniz’e ulaştı. Müslüman askerler, hemen Ege kıyılarına kadar geldi. Anadolu’dan geçtiler, gemilere bindiler, hemen İstanbul’u muhasaraya başladılar. Yani o zaman ki imkânlarıyla, ulaşabilecekleri her yere ulaştılar. Güneydoğu Asya’ya ulaştılar, Hint kıtasına ulaştılar, Çin’e ulaştılar, her tarafa dağıldılar. Paralarını verdiler, yetmedi; canlarını verdiler. Seve seve verdiler. Allahu Teâlâ hazretleri de kat kat fazlasını verdi. Dünyanın her tarafı müslümanların oldu.
Sonra cimrilik başlayınca, el sıkılığı başlayınca İslâm geriledi. Dünyaya meyil başlayınca, para sevgisi, mal sevgisi başlayınca İslâm geriledi.
Öyle olmaz. Allah yolunda vereceksin.
Lentenâlü’l-birre hattâ tünfikû mimmâ tuhibbûn.[2] “Sevdiklerini Allah yolunda sarf etmedikçe, birrü takvâya ulaşamazsınız.”
Böyle böyle oluyor... İsimsiz kahramanlar...Kimisi getiriyor bileziğini veriyor, yüzüğünü veriyor. Bileziğini getiren oldu. “Anamdan kalma beşibiryerdem var.” dedi birisi, getirdi onu verdi. Böyle veriyorlar. m.
Yerini bulsun diye gayret ediyorum.
Siz de takip edin. Siz de isterseniz para vermeyin, malzeme verin. Yani ille öyle [para] şartı yok. Ama kesenin ağzı açılacak. Çünkü cimrilik ve kötülük yayıldığı zaman, kıyamet kopuyor. Cömert olacağız.
Ve yuhavvene’l-emînu ve yü’temene’l-hâinu. Kıyamet kopmasının alâmetlerinden iki tanesi daha karşımıza geldi: Yuhavvene’l-emîn.“Emniyetli kimseye hain damgası vuruluyor.”
Alçak, hain, vatan haini...
Ve yü’temene’l-hâin.“Asıl hain kimseye de itimat olunuyor.”
İş tersine dönmüş, ayaklar baş olmuş. Asıl emniyetli kimse; vatan haini muamelesi görüyor, hain muamelesi görüyor; hain olan kimseye itimat olunuyor.
Yühleke’l-vuûl.-Meçhul siygasıyla harekelenmiş, mâlum siygasıyla da olabilir.-Ve’t-tazhere’t-tuhûtu.“Vuûl helâk olunca ve tuhût ortaya çıkınca kıyamet kopacak.”
Bilmedikleri iki kelime...
“Vuûl ortaya çıkınca, tuhût ortaya çıkınca” ne demek bu?
Sordular. Kîle: ve me’l-vuûluve’t-tuhûtu?“Yâ Resûlallah, vuûl ne demek, tuhût ne demek?”
Vuûl helâk olduğu zaman, tuhût ortaya çıktığı zaman kıyamet kopacakmış. Neymiş bunlar?
Kâle.“Efendimiz buyurdu ki;”
el-Vuûl vücûhu’n-nâsi.“Vuûl, insanların seçkinleri, asil kimseler.”
Asaletli, eşraftan olan kimseler. Onlar helâk olacak. Terbiyesi,görgüsü, duygusu, bilgisi, edebi, vicdanı yerinde, insaflı, vicdanlı,tam asil, ağa, münevver, kültürlü, hakiki müslüman,takvâ ehli... Onlar helâk olacak.
Ve’t-tuhûtu ellezîne kânu tahte akdâmihim.“Tuhût da o asillerin ayakları altında olan kimseler.”
Taht, “alt” demek. Tuhût; alttakiler.
Yani onların ayakları altında olan kimseler, o ayak takımı,onun bilmem hangi işini yapardı filan... Hadi isyan ettiler, başa geçtiler,idareyi devirdiler, onlar aldılar gibi...Tulumbacı takımı, ayak takımı... İşte öyle olduğu zaman...
Lâyu’lemu bihim.“Hiç adı sanı bilinmeyen, soysuz sopsuz, ne olduğu belli olmayan kimseler başa geçtiği zaman.” buyurdu.
Bunların mefhumlarını, aksini düşünerek şimdi ,başına dönüp söyleyecek olursak; demek ki iyilik yaparsak ve cömert olursak dünyanın hâli iyi olacak. Cimrilik yapıp, fuhşiyâtı yaymak yerine iyilik sahibi olursak ve cömert olursak, hayırlara paraları verirsek, hayırlar gelişecek. Emin kimseler,emniyetli işlerin başına getirilirse, hain kimselerin hıyaneti engellenirse, onlar saf dışı bırakılırsa işler iyi gidecek. Demek ki her işi ehline vermeliyiz.
İnna’llâheye’muruküm en tü’eddü’l-emânâti ilâ ehlihâ.[3]Kur’ân-ı Kerîm’in emridir: “Emanetleri, vazifeleri, işleri kim ehilse ona verin.”
Senin sevdiğin, senin akraban, senin yakının, damadın, amcazâden...
Hayır! Ehil kim,ehil olana vereceksin.
Hz. Ali Efendimiz, Peygamber Efendimiz’e geldi, dedi ki;
“Yâ Resûlallah,Kâbe-i Müşerrefe’yi ben bundan sonra açayım kapatayım, anahtarını bana ver. Mekke’yi fethettik ya, anahtarı ben de olsun.”
Peygamber Efendimiz, Kâbe’nin anahtarını eskiden beri tutan ailede, ibkâ etti.O vazifeyi ibkâ etti.Halbuki girmişlerdi, Mekke’yi fethetmişlerdi, ne isteseydi yapardı. İsteyen de kendi damadı, müslümanların ilklerinden Hz. Ali Efendimiz.
Hatta şöyle yapmış: Hz. Ali Efendimiz; “Ver Kâbe’nin anahtarını!” demiş. Kılıçla, okla, atla, deveyle girdiler, Mekke’yi fethettiler. Birkaç edepsiz, karşı koymak istedi. Onlar haklandı, ötekiler hepsi evlerine kaçtılar. Peygamber Efendimiz Kâbe-i Müşerrefe’ye girecek, namaz kılacak.
Kimde anahtarı?
Filanca aileden, falanca şahısta.
Hz. Ali Efendimiz gitti, “Anahtarı ver.” dedi. Mekke’yi fethettiler,Kâbe’yi ,Peygamber Efendimiz’e açacak. Adam “Vermem!” demesin mi? “Tevbe... Ölür müsün, öldürür müsün?” derler ya... Sen kimsin; zaten ben fethetmişim, sen benim esirim durumundasın.“Vermem!” ne demek?
Hz. Ali Efendimiz babayiğit, “Ver bakalım şunu!” dedi, çekti aldı. Kâbe’nin anahtarını tazyikle aldı, açtı kapıyı, Efendimiz namaz kıldı.
Gökten Peygamber Efendimiz’e vahiy indi.Allahu Teâlâ hazretleri; “Emanetleri ehline veriniz.” buyuruyor, diye. Peygamber Efendimiz Hz. Ali Efendimiz’e dedi ki;
“Git o şahsa ,bu anahtarı tekrar ver.”
İslâm bu işte! Hakiki Müslümanlık, görüyorsunuz... Sahneler nasıl?
Altından sahneler... Altın, pırlanta, elmas...Sahneler öyle ,dünyada başka yerde emsâli görülmez...
Demek ki işleri emniyetli, hakiki ehli olan kimselere vereceğiz, işin düzgün gitmesi için. Ve asaletli, kültürlü, bilgili kimseler başta olacak, ayak takımlarına fırsat verilmeyecek.
Neden?
İzâkâne’l-ğurâbu delîle kavmin le-ye’tîhimile’l-ardı’l-ciyâfi.
Şair böyle söylüyor:“Bir kavmin kılavuzu karga olursa, onu cîfenin başına götürür.”
Uçar uçar, karganın yediği leş olduğundan, kavmini de sürükler oraya götürür.
Asil kimse olacak. Rezil kimse oldu mu, o rezaletten başka birşey bilmez ki.
Demek ki böyle yapacağız. Bu tarzda hareket edersek ;sulhu sükûn, güzel hal devam eder.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi has müslüman etsin. İslâm’ın inceliklerini iyi anlamak nasip etsin. Taklit Müslümanlıktan, yani folklor malzemesi gibi ,müslüman olmaktan bizi korusun. Dinde fakih eylesin. Hakkı hak olarak görüp tâbi olmayı nasip eylesin. Bâtılı bâtıl görüp, ondan korunmayı nasip eylesin. Emr-i mârufnehy-i münker yapmayı nasip eylesin. Yolunda dâim zikrinde kâim eylesin.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
16.08.1987 -
Namaz Kılarken Üzerine
19.06.1988 -
Zikrin Önemi, Deccal,
