İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

24.01.1988 - Ticaretin Önemi

24.01.1988 - Ticaretin Önemi
Hadisler Deryası

24.01.1988 - Ticaretin Önemi

05.10.2026
21 dk 1 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Yâ ma'şere't-tüccâri inne't-tüccâre yüb'asûne yevme'l-kıyâmeti füccâran illâ meni't-tekallâhe ve berre ve sadaka.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Okuduğumuz hadis-i şerif, ticaret ve tüccarlarla ilgili.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki; Yâ ma'şere't-tüccâri. "Ey tüccar topluluğu, ey ticaretle meşgul olan kişiler!"

Demek ki karşısında hepsi, onlara böyle seslenmiş.

İnne't-tüccâre yüb'asûne yevme'l-kıyâmeti füccâran.'ın ikramına mazhar ola "Biliniz ki, muhakkak ki ticaret erbabı kıyamet gününde fâcir kimseler olarak ba's olunacaklar!" İ illâ meni't-tekallâhe. "Müstesnası Allah'tan korkanlar." Ve berre. "İyi insan olanlar." Ve sadaka. "Doğru sözlü, doğru hareketli, doğru işli, doğru özlü olanlar!"

"Doğru olanlar, iyi olanlar, Allah'tan korkanlar müstesna; öteki tüccarlar kıyamet gününde fâcir kimseler olarak ba's olunacaklar!" buyurmuş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.

Muhterem kardeşlerim! Ticaret helaldir. Peygamber Efendimiz' in yaptığı işlerden bir iştir. Kendisi de kervanda bulunmuş, kervan nakletmiş, mal satmış, mal almış, getirmiş; ticaret serbest…

Hatta hadis-i şeriflerde bildiriliyor ki bir beldenin ihtiyacı olan bir malı, başka diyarlardan toplayıp alıp getiren kimse, bu diyarda o mala talebi karşılamış olduğundan, insanların ihtiyacını giderdiğinden methedilmiştir. "Aferin, ne güzel böyle bir şey yapması" diye; özel rızıklara, Allah’ın ikramına mazhar olacağı ifade olunmuştur.

Başka bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yine ticaret erbabını methedip buyurmuş ki:

"Sözünde çok doğru olan, çok güvenilir olan tüccar; peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle beraber haşrolunacak!" buyurmuş.

Bu neden?

Ticaretin kârını görüp de hırsını yenip de doğru sözlü olabilip emin kimse olabilmek zor da ondan…

Bayağı iman kuvveti ister de ondan. Kazanç fazla, dilin kemiği yok, istediği tarafa döner, ağzını şu tarafına eğersen bu tarafa gider, bu tarafa eğersen bu tarafa gider. Söyleyiverir lâfı.

"Vallahi billahi idare etmez! Sermayesi bundan daha yukarı!"

O zaman dükkânı kapat, sermayeden aşağıya ne satıyorsun? Yalan!

"İşte birisi geldi de şu kadar verdi de ona bile vermedim!"

Verseydin, ben başka yerde daha ucuzunu gördüm. Yani laf. Laf diye söylüyor onları, yalan dolan ediyor. Öyle olduğu zaman… Tabii olmaz!

Amma sadûk diyor, sadık demiyor. Sadûk demek "sadakatinde aşırı titiz" demek. Mübalağa sigası. "Emin, güvenilir" demek. Yani sen ona güvenebilirsin. İster fatura versin ister vermesin, istersen yanında bulun istersen bulunma, malın, merak etme; yanlışını vermez, kötüsünü vermez.

Ankara'da bir tüccarın dükkânına gittim. Kulaklarımla duydum, diyor ki gelen adama:

"Şimdi sen bana senin patronla geleceksin ya, ucuz malları bunlar daha iyidir diye göster."

Tüccarın adamını önceden ayarlıyor. Kendisine göre ayarlıyor.

"Onun yanında, senin patronunun yanında bu daha iyidir de. Bunu satalım adama!" diyor. Yani önceden tüccarın adamını avlamış, nasıl ayarlamışsa, aldatacak. Öyle kazançtan hayır mı gelir? Öyle Müslümanlık mı olur?

İşte çarşıda, pazarda, dükkân da olabilir, tezgâh da olabilir, semtin pazarı da olabilir, Mahmut Paşa, Beyoğlu olabilir, Fatih de olabilir… Fark etmez!

İnsanın şeytana uymaması, doğruluktan ayrılmaması lazım. Ticaretine yalan katmaması lazım. Müşteriyi aldatmaması lazım.

Kâr edebilir. Kâr, ticaretinin hakkıdır. Elbette o oradan malı getirdi, zahmetini çekti, burada tezgâhlıyor; dükkâna ihtiyaç var. Çürüğü, bozulanı vardır, vergisi vardır, şusu vardır... Bir iş yapacak.

Ticaret belli şartlarla olacak. O şartlarla olduğu zaman makbul olur. Haramlardan sakındığı zaman, söylediği zaman doğru konuşunca, kendisi mal alacağı zaman malı, canını çıkartıp kötülemeyince, kendisi mal satacağı zaman haksız vasıflarla; "Şöyle güzeldir, böyle iyidir, vallaha da billaha da" diye böyle yapmayınca, alacağı olduğu zaman mülayim davranınca, borcu olduğu zaman borcuna sadık olup verince: O tüccarın kazancı temiz, çok güzel bir kazanç olur… Son derece güzel olur.

Ama; "Ben şu adamdan bu malları alayım, aldıktan sonra senetleri ödemeyeyim, mahkemeye versin, mahkemeyi de uzatabildiğim kadar uzatayım, bir sene uzatsam, bir, iki sene uzatsam, iki sene uzattıktan sonra; "Tamam, borcum borçtur ödeyeceğim diyeyim. Üç sene sonra ödedim mi; zaten bu kolay kolay ödenir. Üç sene de bu sattığım malı çalıştırırım. Bankadan da faizli para almaktan da daha kârlı, tamam…"

Dolandır milleti…

"Dolandırmadım!" der şimdi o.

"Vereceğim parasını!"

Vereceksin parasını ama senin bu şeyin dolandırıcılık. Senin zihnindeki bu düzenin dolandırıcılık. Allah bunu bilir.

Allah hainleri sevmez, Allah zalimleri sevmez!

"İnsanın sadakasını, zekâtını fakire verirken; fakiri bekletmesi, sadakasını geciktirmesi zulümdür" diyor bizim dinimiz, bizim peygamberimiz.

Vereceksen çarçabuk ver! Ne bekletiyorsun? Ne oyalıyorsun? Niye yanında gezdiriyorsun fakirin hakkını? Çarçabuk ver, olsun bitsin. Bizim dinimiz böyle…

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in tavsiyesi;

"İşçiyi çalıştırdığın zaman önceden ücretini söyle. Ve akşamleyin alnının teri kurumadan parasını eline tutuştur!"

Dinimiz böyle diyor. Sabahleyin söyleyecek, diyecek ki; "Ben sana yevmiye sekiz bin lira verebilirim, beş bin lira verebilirim kardeşim. Akşamleyin de çalıştıktan sonra al paranı, tıkır tıkır parayı sayacak. İşin doğrusu bu…

Ama şimdiki Müslümanlar öyle değil. Neden?

Hırs. Madde, para, kazanç hırsı; işçisini dolandırmayı kâr sayıyor.

Suudi Arabistan'da çalışan bir sürü kardeşim var. Aylarca çalışmışlar. Patron hâlâ parasını vermiyor. İşçi oradan dolanıyor, buradan dolanıyor, yalvarıyor, yakarıyor, perişan oluyor. Vermiyor parayı.

İslâm'ın neresinde var böyle bir şey! Yok! Yok ama yapıyorlar!

Onun için gözünü açması gerekir insanın. Malın hilelisini satarlar.

Bir pabuç alırsın; bir yağmurda bir bakarsın darmadağın dağıldı. Allah Allah… Bir kumaş alırsın bakarsın, bin bir türlü, aklına hayaline gelmeyen hile. Sac alırsın, demir alırsın… Bakarsın baskülün tartısı yanlış…

Ölçüde tartıda hile yapmak, ölçüde hile yapmak, Kur'ân-ı Kerîm'de ayrı, hakkında sure olan bir büyük günah:

Veylün li'l-mutaffifîn. Ellezîne izektâlû ale'n-nâsi yestevfûne. Ve izâ kâlûhüm ev vezenûhüm yuhsirûn. E lâ yezunnû ülâike ennehüm meb'ûsûn. Li yevmin azîm.

"Bu adamlar yarın büyük, dehşetli, ulu bir günde ba's olunup da hesaba çekileceklerine kani değiller mi? Utanmıyorlar mı, Allah'ın hesabından korkmuyorlar mı?!" diye Kur'ân-ı Kerîm onlara bildiriyor.

Onun için muhterem kardeşlerim; ticaret serbesttir. Serbest, güzel, helal ticaretimizi harama döndürtmeyelim. Haramla beslenmeyelim. Haramla ailemizi, ailemizin ahiretini berbat etmeyelim. O masum çocuklara, o zavallı hanımcağıza haramı yedir, yedir, yedir; ondan sonra çocuğundan hayır bekle. Hanımından hayır bekle... Olmaz! Helal lokma her şeyin başı oluyor.

Ayrıca bir gayrimüslim, memleketimizi sevmeyen herhangi bir kimse gelip burada bir çalışma yaptığı zaman, ölü işlere yatırım yapar. Biz de bizi diriltecek, canlandıracak, öteki milletlerin yanında itibar sahibi yapacak, güçlendirecek, kuvvetlendirecek şeyler yapmalıyız.

Şahsen ben; şöyle bir kazanç kapısı düşüneceği zaman Müslümanın, yaptığı işin bir işe yarayıp yaramadığına bakmasını da tercih ederim. Öyle bir şey yapmalı ki faydası olmalı; memlekete, Müslümana faydası olmalı.

İşte böyle olmazsa, bu şartlara riayet edilmezse, yalanla dolanla ticaret yapılırsa; o kimseler fâsık, fâcir, zalim, günahkâr olur; kıyamet gününde o zümre arasında haşr olunur.

Ne yapması lazım?

Allah'tan korkması lazım! İyi insan olması, doğruyu söylemesi, yalan dolan etmemesi lazım!

Tüccar alışverişine dikkat edecek, işçi işine dikkat edecek. İş saatlerine uymuyor; kendisine işveren şahıs, ortadan kaybolduğu zaman, işte kaytarıyor. Başında kamçılı ustabaşı bulunduğu zaman iyi çalışıyor, bulunmadığı zaman iş yapmıyor; yan gelip yatıyor. Ağacın altında yan gelip yatıyor.

Ah karşıdan patron geliyor, hemen kalkıyor, bir şeyler yapıyor filan görünüyor. Patron dışarıya çıktığı zaman atölyede ses seda kesiliyor, patron kapıdan girdiği zaman tangır tungur, tangır tungur faaliyet gene başlıyor... Bunların hepsi yanlış... O zaman o işçi de parasını hak etmemiş oluyor.

Memur oturmuş masasına, spor toto dolduruyor. Dışarıda adam içeri girecek;

"Toplantı var." diyor. Ne toplantısı?

Üç tanesi bir araya gelmiş kahve höpürdetiyor, gazete mütalaa ediyor.

"Toplantı var! Müdür beyin yanına girmeyin toplantı var!" Ne toplantısı?

Onun için kazancın helal olması erliğin, erkekliğin, Müslümanlığın, şanındandır… En güzeli tabii insanın elinin emeği, alnının teri ile kazandığıdır. Parayı helal ettirmeye hepimiz dikkat edelim.

Helal para ile beslenmeye gayret edelim. Çünkü haram yersek; haramla beslenen teni ancak cehennem ateşi paklar. O kadar! Cehennemde yanmadıktan sonra o haramın tesiri ile meydana gelmiş olan vücut temizlenmez. Ancak öyle temizlenir!

Allah hepimizi dürüst eylesin. Yani bu ticaret konularında dürüst eylesin. İdarecileri de ıslah eylesin!

Bir de gizli haksızlıklar var şimdi.

"Gizli haksızlık ne?"

İşçiler oturuyorlar; kavga, gürültü, pazarlık, grev, lokavt, bilmem ne filan… Toplu sözleşme yapıyorlar. Tarafeyn masaya oturuyor, imzaları çakıyor şunu bunu. Ondan sonra hop bir zam, bir zam, bir zam daha, bir zam daha...

Zammın tesiri ile alınacak ücretin şeyi sıfıra iniyor. Enflasyon dolayısıyla yine ücretler enflasyonun altında kalmış oluyor. "Eskiden bir maaşla, bir yevmiye ile şu kadar et alabilirdim, şu kadar ekmek alabilirdim, bu kadar bilmem ne alabilirdim" derken; şimdi bakıyorsun, alamıyorsun.

Şimdi, ben âcizane emekli oldum. Ankara'daki evi kiraya verdik, ilk kiraya verdiğimiz zaman onunla bir altın alınıyordu, şimdi yarım altın almaya doğru inecek, belki dörtte bir altına inecek… Yani dostlar alışverişte görsün.

Bu da memleketin umumî haksızlığı! Yani değer birimleri kaypak, birileri bu işten istifade ediyor, büyük kalabalıklar da mağdur oluyor. Kim mağdur oluyor, kimden alacak hakkı; belli değil!

Büyük şirketlere bakıyorsun, çok büyük tröstlere bilmem nelere bakıyorsun, sermayeyi çok güzel arttırmışlar. İyi kâr etmişler.

Onlar kâr etti, millet ne oldu?

Milletin anası ağladı, babası ağladı, mezarda kemikleri sızladı, evde çocuğu aç kaldı, açık kaldı... İşçi verem oldu, kan kustu, sakat oldu, çoluk çocuk cılız oldu, hasta oldu, bakımsız oldu, sokaklar çamurlu kaldı, evlerimiz perişan, işçilerimizin dokuz-on bir nüfuslu bir şey, iki gözlü bir evde filan… Böyle gidiyor. Bu da sosyal haksızlık, bu da bir başka türlü haksızlık!

Ne yapacağız?

Topluca, bütün kardeşlerimizin huzuru, rahatı, temizliği için, maddî manevi ihtiyaçlarının karşılanması için insaflı olacağız, çalışacağız. Bu haksızlıkları yok etmeye çalışacağız.

Niye bütün kardeşlerimizin asgarî bir geçim hakkı olmasın? Niye daha güzel bir evi olmasın?

Almanya'da şimdi hangi eve gidersen, sıcak su var. Gani; şarıl şarıl sıcak su var. İşçisinin evinde de var.

Niye Türkiye'de benim kardeşlerimin evinde olmasın?

İçme suyu yok. Öyle köyler var ki içme suyu yok. Kuyularda, sarnıçlarda kurtlanmış suları içiyorlar. Onun çaresini bulmalıyız. Çamurdan, çamur banyosu yapıyoruz her gün. Dizlerimize kadar, dizlerimizden yukarıya balıkçı çizmesi geçirmedikten sonra, şey yapmak mümkün değil. Her taraf çamur…

E modern bir devlet kurduk, hani nerde?!...

Yıllar yılı yapmamışız. Yeni yeni mahalleler…

Hani? Yol yok, iz yok, araba batar, tekeri çıkmaz, önüne hadi taş koy, kürekleri getir, bilmem neyi getir, çektiriciyi getir… Yeni yeni mahalleler…

Yirminci yüzyılda çamur mahalle yapılır mı?

Düzensiz, karmaşık, perişan, sefil… İnsanın yüreği sızlıyor sosyal bakımdan...

Şimdi Türk parasının değeri Amerikan dolarının karşısında tepetaklak! Benim hakikî yüz liram Alman parasının yanında üç kuruş değerinde. Olmaz!

Keratalardan mal almam, şeyime dikkat ederim, paramı para ettiririm. Benim kendi memleketimde etim de sütüm de ekmeğim de bana yeter. Oradan alacağım şeylere bir set koyarım. "İstemem senin teybini, istemem senin şununu bununu, lüks eşyanı" derim. Oradan ticaretimi azaltırım. Kendimin ihtiyaç maddesi olan şeyleri çoğaltırım. Kendim yaşarım.

Şimdi Almanın tüccarı, ustabaşı, bilmem nesi, beyler paşalar gibi yaşıyor; neden?

Biz onun malını aldığımız için! Satamazsa, bak, nasıl kıvrım kıvrım kıvranır. Bunlar da ekonominin başka tarafları.

Bunu da münevver, ekonomist, idareci düşünecek. Acıyacak millete, acıyacak ümmete; onun mağdur olmaması, rahat etmesi, çocuğunun ekmek yemesi, ekmeğin yanında et yemesi, meyve yemesi için çare düşünecek.

Bunun için de hepimiz çalışacağız. Bir dairenin başında, tarım bakanlığında, ticaret bakanlığında, bilmem nerde; böyle aşk ile şevk ile çalışacağız. "Çünkü benim yaptığım şu hayırlı şeyden şu kadar insan istifade edecek" diyeceğiz. Dışarıya bir şey kaçırmamaya çalışacağız.

"Dolandırırım, şu kadar haksız kazanç elde ederim!"

Edersin ama "Bunlar hazineden haksız yere şu kadar parayı çaldılar, çırptılar, şu haksız iktisabı yaptılar" diyecek. Yetimi, dulu, şusu busu; onu isteyecek.

O bakımdan bu meselelere de önem vermeliyiz. Bu meselelere de bastırmalıyız. Bu meseleleri de idarecilerimize hatırlatmalıyız. Bu meseleleri de onlardan istemeliyiz.

Birbirimize bir düşürüyorlar bizi, bir kızıştırıyorlar, ondan sonra atı alan Üsküdar'a geçiyor. Yorgan gitti kavga bitti. Nasreddin Hoca'nın şeyi gibi...

Aşağıda bakmış iki kişi kavga ediyor. "Dur bakayım" ne diyorlar filan diye geceleyin üşümemek için, biraz da geceliğini göstermemek için herhalde, yorgana bürünmüş, alt kapıya gitmiş. Kavga edenler yanına gelmişler, gelmişler, yorganı bir çekmişler, pır... Hoca arkalarından koca göbeği ile koşamamış bile, bakmış; "Yorgan gitti kavga bitti." Öyle oluyor.

O bakımdan ehl-i insaf, yani şurasında, kalbinde insafı olan, elinde adalet terazisi olan herkes, Müslüman kardeşlerinin, fakir halkımızın, zavallı mazlumların, tahsilsizlerin, hakkını koruyamayanların, mazlumların hakkını korumakta gayret gösterecek.

Haksız iktisap; onu yalandırarak bunu dolandırarak, kazanç sağlamayacak. Kazanç temiz olmalı, pırıl pırıl olmalı şöyle. Safi olmalı ki insan yediği zaman onun bereketini görsün.

"Hocam tesbih çekiyorum, çekiyorum, bir feyiz alamıyorum."

Lokman nasıl? Yediğin lokma nasıl? İyi mi kötü mü, haram mı helal mi?

Günlük yaşayışın nasıl? Sabahtan akşama harama bakarsan, akşam tesbih çekerken lezzet alınır mı?

Alınmaz!

Günahlara daldığı sırada Allah insanın ilk başta ibadete olan zevkini, bağlılığını, meylini alır elinden! Şeytanın tuzağına düşmek için ilk şey bu. İbadeti sevmez, camiye gelmeyi sevmez, hadisi sevmez, hocayı sevmez, tefsiri sevmez, Kur'an okumayı istemez.

Bucak bucak kaçar belasını bulmak üzere. Yolunu tutturmuş, az sonra belasını bulacak demek o. En büyük felaket!

O bakımdan Allah bize helal kazanç nasip eylesin. Doğru bir dil, doğru, iyi bir kalp nasip eylesin. Böyle bu gibi şeylere düşmememizi nasip eylesin!

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi her halimizde, her işimizde, her problemimizin çözümünde Resûlullah Efendimiz' in sünnetine uyanlardan eylesin. Böylece Peygamber Efendimiz' in sünnetine uymanın hayrına, bereketine, cümlenizi, cümlemizi nail eylesin. Dünyada rızasına uygun yaşayıp ahirette de cenneti ile Cemâli ile müşerref olmayı nasip eylesin.

Fâtihâ-i Şerîfe me'a'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA