İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

13.04.1986 - Ehli Beyte Buğz Etmek

13.04.1986 - Ehli Beyte Buğz Etmek
Hadisler Deryası

13.04.1986 - Ehli Beyte Buğz Etmek

14.11.2020
17 dk 39 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Ve'llezî nefsî bi-yedihî lâ yübğıdunâ ehle'l-beyti ehadün illâ kebbehu'llâhu fi'n-nâr.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Ahmed b. Hanbel'de ve Müstedrek'te var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Canım kudreti elinde olan o zât-ı celîle, Allah'a yemin olsun ki." La yübğıdunâ ehle'l-beyti ehadün illâ kebbehu'llahu fi'n-nar. "Bir kimse biz ehli beyte buğz ederse muhakkak Allah onu yüz üstü cehenneme düşürür."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ve onun ehli beyti, onun sevdikleri, onu sevenler, onun bağlıları, onun ashâbı, onun etbâı, onun ahbâbı, hepsi muhterem, mübarek insanlardır.

Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Ashâbım konusunda beni üzmeyin."

Dilinize dolayıp aleyhlerinde konuşup beni üzmeyin. Aralarında çekişmişler; hangisi haklı? Aralarındaki çekişmeler, zihniyet ve içtihat farkından olabilir. O, şunu daha hayırlı görür, o tarafı içtihat eder. Ötekisi de bu tarafı hayırlı görür, buna içtihat eder. Onların aralarına bizim girmemiz doğru olmaz. Bizim karışmamız, taraf tutmamız doğru olmaz. Bir tarafa saymamız, sövmemiz olmaz.

Efendimiz böyle istiyor. "Ashâbıma eza etmeyin, dil uzatmayın, söz söylemeyin!" diyor.

"Ashâbım yıldızlar gibidir; hangisine uysanız hidayet bulursunuz, yönünüzü bulursunuz, doğru yolu seçer, ayırıp karanlıklardan kurtulursunuz." diye bildiriyor.

Bu, ashâbı hakkında tavsiyesi olduğu gibi asırlar sonra dünyaya gelecek insanlara da o zamandan iltifat buyurmuş, onlara da "ihvânım" demiş.

"Ah, ihvânımı bir görebilsem, âhirette kavuşsak!" Demişler ki:

"Ya Resûlallah, biz senin ihvânın değil miyiz?"

"Hayır, siz benim ashâbımsınız. Benim ihvânım, benden sonra dünyaya gelip de beni görmedikleri halde bana iman edip benim yolumca yürüyenlerdir." diye bizleri tarif etmiş, Efendimiz.

Allah bizi o şerefe nâil eylesin. O şereften mahrum eylemesin. Bir de daha has bir halka var. Peygamber Efendimiz' in ehli beyti, evlâdı, torunları, çocukları, aileleriyle ailesinin grubu var. Ona da ehl-i beyt diyoruz. Onların da hepsi başımızın tâcıdır.

Fatıma Validemiz, Anamız radıyallahu anhâ, Hz. Hatice Validemiz, Hz. Âişe Validemiz, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendilerimiz, bunların her birisi cennetlik. Cennetlik olduğuna dair işaretler, rivayetler var. Her birisi, ahlâken insanların en yükseklerinden ve Peygamber Efendimiz' in sevdiği, dua ettiği kimseler, yakınındaki kimseler, onun canından parça olan kimseler.

İnsaf sahibi olan bir insan, onlara karşı sevgisinde birazcık bir zaaf olsa "Benim bu kalbimin katılığı nedir?" diye ona bile oturup hüngür hüngür ağlaması lazım.

Mesela Peygamber Efendimiz' in kızı, cennet hatunlarının efendisi olacak. Asil, şerîf, zarîf, edîp bir hatun ki bütün hatunların numûne-i imtisâli. Nasıl sevmeyiz, nasıl hürmet duymayız?

Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimiz kucağına aldığı, öpüp kokladığı, sevdiği, dua ettiği torunları; nasıl sevmeyiz? Nasıl olur da onların sevgisinden kalbimiz zaaf içinde olabilir.

Peygamber Efendimiz' in zevcelerine, ev halkına, nasıl hürmet etmeyiz, nasıl sevmeyiz? Her birisi, Peygamber Efendimiz' in hayat arkadaşı olmak şerefine nâil olmuşlar. Bütün bunlara rağmen, bu kadar iş ayan beyan meydandayken, birisi kalkar da onlara buğz ederse, kızarsa, Allah onu yüz üstü cehenneme düşürür. Çünkü biz bile sevdiğimiz birisine yanımızda bir şey yapsalar dayanamayız.

Mesela torun bir kabahat yapar, dede bir laf söyleyecek olur; "Heyt, öyle yapma! Çek bakayım elini oradan!" filan gibi, bakarsın annesi hemen üzülmüş.

Neden? Analık damarı kabardı. Babası bile olsa çocuğuna söz söyletmek istemiyor. Komşu söylese hemen eli belinde karşısına dikilir.

"Vay, sen benim çocuğuma ne karışıyorsun ne hakla karışıyorsun?" filan demeye kalkar.

Senin sevdiğin bir kimseye, birisi yanında bir şey söylese hemen müdafaaya kalkarsın. Bunlar da Peygamber Efendimiz' in ciğerpareleridir.

Hz. Âdem atamız aleyhisselam'dan, Peygamber Efendimiz' in kendisi dünyaya geldiği zamana kadar babaları, dedeleri hep nikâhla gelmişler. Peygamber Efendimiz; "Benim neslimde nikâh dışı evlenme hiç yok." diyor.

Hepsi, insanların en asillerinden gelmişler. İnsanlar kabile kabile ayrıldıkça, en asilleri Peygamber Efendimiz' in kabilesi tarafı olmuş.

Allah-u Teâlâ hazretleri süzmüş, seçmiş, övmüş, beğenmiş, sevmiş, sevilecek sıfatlarla muttasıf eylemiş, öyle göndermiş. Çevresini de öyle insanlarla müzeyyen eylemiş. Aileleri de zevcât-ı tâhiratı da hepsi pâk validelerimizdir. Hepsine hürmetimiz sonsuzdur.

Peygamber Efendimiz' in sülâle-i tâhiresi de hepsi başımızın tâcıdır, hepsinin başımızın üstünde yeri vardır.

"Hocam, bu kadar sözü niye söylüyorsun? Tamam, anladık ama benim anlayamadığım bir şey var ki iş bu kadar sizin de bizim de kabul ettiğimiz aşikâr bir şeyken, nasıl bazı zalimler çıktı da Peygamber Efendimiz' in torununu kesti? Nasıl vardı eli, nasıl karşısına çıktı, nasıl yatırdı, nasıl kılıç vurdu, nasıl sapladı, nasıl kanını akıttı?"

Hiçbir şeyi anlayamıyorum da bir tek şeyi anlıyorum, bu insanoğlunun gözünü dünya hırsı bürüdüğü zaman hayvanlardan aşağı oluyor, daha vahşi oluyor.

İnsanın insan olması için nefsinin terbiye olması lazım, kalbinin pâk olması lazım, insanın hakiki Müslüman olması lazım. O zaman insan, insan oluyor. Elhamdülillah bizim memleketimizde ahâlimiz güzel sıfatlara sahiptir, misafirperverdir, komşu canlısıdır, iyilik severdir, fedakârdır; mâlî bakımdan, bedenî bakımdan fedakârlık yapar.

Nereden geliyor? Hepsi İslâm'dan geliyor. Çeşmenin başı, pınarın başı İslâm! Oradan şırıl şırıl, şırıl şırıl akmış, o mübarek su, hepimizin bahçesine taksim olmuş. Gönüllerimiz yeşillenmiş, yeşermiş, canlanmış; İslâm'dan oluyor.

İslâm gitti mi, kurudu mu, o pınarların o kanalları, gelen şeyler, kolları kurudu mu sapsarı sararır, kapkara kararır, canı gider ve insan odundan beter olur. Onu anlıyorum, başka bir şey aklıma gelmiyor. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifinde, işaret buyurmuş ki ehl-i beytini sevelim.

Tabi Allah'ın peygamberi, evvelin ve âhirin haberini Allah-u Teâlâ hazretleri göstermiş. Kendisinden sonra neler olacağını, ümmetinin başına neler geleceğini, nasıl ihtilaflar olacağını bildi. İkaz ediyor ama anlayana! Allah, şuur ihsan etsin. Sonra insan nasıl "Müslümanım" diye gezer? Onları öyle yaptıktan sonra bir insan nasıl gezer? Allah şaşırtmasın, nefse şeytana uydurmasın, dünyaya kaptırmasın. Biz de buna benzer hatalar yapabiliriz.

Neden? Bizim de içimizde nefis var. Bizim de damarlarımızda şeytan dolaşıyor. Onun için biz de aynı şeyi yaparız.

"Aman, hocam ne yapalım?"

Nefsini terbiye et! Nefsini terbiye et ve şeytana maskara olma. Şeytanın hilelerini öğren, dostunu da tanı, düşmanını da tanı! Şu nefis denilen ve senin içine yerleşmiş bulunan şımarığı da tanı. Onun da neler istediğini, insanı nerelere sürüklediğini bil. Yeri geldiği zaman mertçe karşısına çık:

"Sen benim nefsimsin ama burada dur bakalım. Buradan ötesi yok, bunu yapamazsın!" demeye kendini alıştır. Bu nefsi terbiye etmenin yollarından birisi küçükten onun dediklerini yapmamaya kendisini alıştırmaktır.

İşte bak, oruç tutmak bir alıştırma. Susuyorsun, yutkunuyorsun, "oruçluyum" diyorsun, "Sana su istesen de vermeyeceğim, nefis!" diyorsun. Karnın acıkıyor, miden yapışıyor, karnın gurul gurul ötüyor. Ama yok, "sabret bakalım" diyorsun.

Bu ne? Allah-u Teâlâ hazretleri biz Müslümanlara bir ay mecburi kamp yapmış, nasip etmiş. Bir ay nefsin arzularının karşısına dikilmeyi tatbik ediyoruz. Ondan sonra yine dökülüyoruz, bir türlü öğrenemedik.

"Ben bir ay senin eline tüfeği verdim. Nasıl silah atacağını gösterdim, nişan almayı öğrettim, talim yaptırdım, egzersizler, idmanlar yaptırdım, seni çevik bir komando gibi yetiştirdim. Sen hemen otuz ikinci günde niye bu duruma düştün?"

Demek kabiliyetsiz!

Halbuki insan bir kurs gördü mü, kursun belgesini aldı mı ondan sonra onu devam ettirir. Bir şoförlük kursuna gitti. Tamam, ondan sonra arabayı kullanması lazım. Bir terzilik kursuna gitti; ondan sonra biçip dikmesi lazım. Filanca işin ustalık kursuna gitti; onu sağladığı zaman yapabilmesi lazım.

Ama biz hocalar, acaba bu noktaya az mı parmak basıyoruz? "Bu iş böyledir, bir egzersizdir. Bak bunu öğrendikten sonra da tatbik edeceksiniz!" demiyor muyuz?

Nasıl oluyorsa bir ay gerçekten iyi Müslüman oluyor. Bakıyorsun oruç tutuyor, namaza geliyor, teravih, hem de sâir zamanda kıldığımız namazdan yirmi rekât daha fazla. Razı, tamam; ona da geliyor. Oruç da tutuyor, Kur'an da okuyor. Dışarıda da hayır veriyor, sadaka veriyor.

Peki, sen bu bir ayı neden yaptın? Farkında değil!

Bayramla beraber zincirden boşanmış deliler gibi… Hatta öyleleri var ki Ramazan yaza geliyor ya, orucu evinde tutuyor. Ramazan biter bitmez dosdoğru plaja gidiyor.

Ne oldu? Ramazan'da kazandıklarının hepsi gitti. Egzersiz sıfıra indi. Bütün ilaçların hepsi boşa gitti, perhiz bozuldu. Yeniden eski hamam, eski tas, o hâle geliyoruz.

Bu nefisleri terbiye etmeyi öğreneceğiz. Bu şeytana yenilmemeyi öğreneceğiz. Usta bir aldatıcı, bizim damarımıza giriyor, kandırıyor. Felsefeleri de çok çeşitli.

Neden bu nâmahreme baktın?

"Güzele bakmak sevaptır!" Bak edepsize, felsefesi de var.

Niye sen bu İslâm'a hiç uymayan kılık kıyafettesin? Yahu senin baban hocaydı, hacıydı, sen iyi bir ailedendin. Niye böyle oldu?

"Zaman sana uymazsa sen zamana uy!" demişler. Tevbe, nereden çıkardın? Hepsinin felsefesi de var. Saçma sapan, asılsız, esassız, desteksiz, mesnetsiz bir sürü felsefesi de var, yapıyor.

Hacı efendi, bizi bir yere götürdü. Zeki adam, ticarette başarı kazanmış, çok paralar kazanmış. Bilmem nerede büyük tarlası var, çam ağaçları var, içinden tatlı bir pınar fışkırmış. Bizi aldı, oraya götürdü. Hocamızla (Mehmet Zahid Kotku) güzel bir havada biz de gittik. Adam öldü, gitti. Allah rahmet etsin, kusurunu bağışlasın. Manzaralı, güzel, çamlık, yeşillik bir yer. Hocamız rahmetliye diyor ki:

"İşte ne yaparsın, gençlik böyle!"

Yılışık gibi ifadeyle; "İşte bizim torunlar da sâir zamanda buraya kız arkadaşlarını getirirler, eğlenirler!" diyor.

Kabahatini bari Hocamıza söyleme. Meziyetmiş gibi söylüyor. Hoş da görüyor.

Demek ki senin sakal bırakman, hacılığın, ihtiyarlığındanmış, yapamadığındanmış. Demek ki sen de genç olsan yine onlar gibi gülüp oynayıp yapacaksın. O zaman senin namazın, orucun gitti. Bu iş doğru değilse sen de yapmayacaksın, oğlun da yapmayacak, torunun da yapmayacak. Doğruysa, buyur sen de yap o zaman. Madem "gençtir hocam" filan diye kıkır kıkır gülerek onu hoş görüyorsun, olmaz!

"Sakat felsefeleri var." demek istiyorum. İslâm'ı bilmiyorlar.

Şeytanın bu felsefelerine takılmadan, aldatmacalarına kanmadan yaşamayı öğrenirsek cennete gidebiliriz. Eğer nefsi yenmeyi öğrenerek yaşayabilirsek cennete gideriz. Hocam yapamıyorum. Yapamıyorsan bir acı âyet-i kerîme var ki ben sana üzüle üzüle söyleyivereyim:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve mâ ekserü'n-nâsi velev haraste bi-müminin. "Ey resûlüm, boşuna çırpınma! Ne kadar hırs duysan, istesen, çabalasan insanların ekseriyeti mü'min olmayacaklar."

Cehenneme girenlerin yanında insanların cennete girenlerinin miktarı, bir siyah öküz derisinin üzerindeki kılların arasında bir beyaz kıl kadarmış. Ötekilerin hepsi cehenneme odun! Sen uğraşıp çabalar da o bir tanecik kılın miktarı kadar az olan Müslümanların arasına kendini atabilirsen atarsın, atamazsan yanarsın!

Ya o bir azınlığın, o çok azınlığın içine kendin girmek için çabalayacaksın, fedakarlıklar yapacaksın ya da "Yapamıyorum hocam, zor geliyor hocam, olmuyor hocam, aman hocam, zaman hocam..." diyeceksin.

O zaman cehennem çok geniş. O zaman insan oraya gider. Hepimiz, bu endişe içinde; "Aman yâ Rabbi, bizi cehennemine atma, cehennemine atmadan cennetine sok!" diye tir tir titremeliyiz ve şu cenneti elden kaçırmamak için çalışmalıyız.

Çalışana bu, çalışmazsa yok!

Dünya kadar haram yiyen var, dünya kadar rüşvet yiyen var, dünya kadar ticarette aldatan var. Ticarette aldatma moda olmuş. Namuslu insana yer bile yok gibi. Alıyor, vermiyor! Mal elinde, başkasının üstüne devretmiş. Senin paran, malın orada duruyor, alamıyorsun. Karşında gülüyor; "Veririm!" diyor. Üç sene sonra, beş sene sonra pazarlık yapıyor! Öyle yaparsa cehenneme gider.

Bursa'da geçen gün mazlum bir kardeşimiz anlattı. Hocamızın da akrabasıydı. Bir ticaret yapmış. Ortağı bunu bir aldatmış. Mazlum ya, biraz saf, temiz kalpli, kalbinde hiçbir şey yok. Bütün sermayeyi elinden almış, bunu dolandırmış. Cascavlak dışarıda bırakmış. Bir de başkalarına da söylerken bunu kötüleyerek söylemiş. "Bu kasadan para alıyor da..." filan gibi, iftirayla söylemiş.

Allah'ın mazlum bir kulcağızı. Hem paradan olmuş hem de iftiraya uğramış ama "İftirayı sonradan fark ettim, bilmiyordum." diyor. Seneler geçti, öteki adam o kadar paranın üstüne yattı. Bu ortaklıktan, hıyanetle çok para kazandı. "Acaba sonu ne olmuş?" dedim, merak ettim. Çünkü benim bildiğime göre böyle bir paranın sonu iyi gelmez. "Dur bakalım, sonu ne olmuş?" dedim.

"Şimdi bu adam nerede?" dedim.

"Falanca zamanda filanca köye gitmiş. Kendisini ipe takmış, asmış, intihar etmiş!"

Öyle haramla kazanıldıktan sonra perşembenin gelişi çarşambadan belli. Elbette öyle olur, öyle olacağı muhakkak!

Onun için biz, Allah'tan korkup çalışırsak, iyi kul olmaya çabalarsak bizim için iyi olur. Çalışmazsak kötü insanlar çok, cehenneme girecek insanlar çok, işte onların arasından sirke sineği gibi adı sanı tanınmayan, anılmayan, cehennem odunlarından bir odun da biz oluruz. Allah etmesin, Allah korusun!

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA