30.01.1988 - İmanın Beş Şartı

30.01.1988 - İmanın Beş Şartı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Hamsün mine'l-îmân men lem yekün fî-hi şey'ün min hü fe-lâ îmâne le-hû et-teslîmü li-emrillâhi ve'r-rıdâ bi-kadâillâhi ve't-tefvîdu ve't-tevekkülü 'alallâhi ve's-sabru 'ınde's-sadmeti'l-ûlâ.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet olunmuş.
"Beş şey vardır, bunlar imandandır." Yani imanın gereğidir, imanlı insan böyle yapar, mü'mince bir iştir, imanın sonucudur. Men lem yekün fî-hi şey'ün min hü. "Bu beş şeyden birisi veya birkaç tanesi hiç yoksa bir insanda." "O insanın imanı çok çürüktür, onun imanı yoktur!" diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
[Bunlar] neymiş?
Yani bunlar yoksa insanın imanı yoktur, diyor. Demek ki imanın gereğiymiş, imanı teşkil eden şeylermiş, imanın tezahürü olan şeylermiş, iman olduğu zaman olan şeylermiş… İman olmadığı zaman bunlar da olmuyor. Onun için bunların bizde bulunması lazım. Eğer biz bunlara sahip değilsek sahip olmak için gayretlenmeliyiz, gözümüzü dört açmalıyız. Bir;
Et-Teslîmü li-emrillâhi. "Allah'ın emrine teslim olmak!"
Yani Allah buyurmuş, emretmiş, yasaklamış, biz buna ne yapacağız?
Kabul edeceğiz, razı geleceğiz.
Âsi olursak kabul etmezsek?
"Ben Allah'ın o emrini kabul etmiyorum..." [derse] kâfir olur insan.
"Efendim, öyle olmasın da böyle olsun…"
Allah'a akıl mı öğreteceksin? O da olmaz, itiraz da olmaz, karşı gelmek de olmaz.
"E ben duydum, tamam iyi güzel ama yapmayacağım."
Yapmazsa günahkâr olur insan. Yani Allah'ın buyruğunu tutmuyor, yapmıyor, günahkâr olur. Allah'ın emrine Müslümanın teslim olması lazım.
Boşuna çabalama deriz ya çırpınma, çabalama boş yere, deriz. Müslüman olan kimse de Allah'ın emrine teslim olacak. Boş yere itiraza kalkışmayacak, çırpınmayacak; kabul edecek, emrini tutmaya çalışacak.
"Amma hocam Allah'ın emirlerinin bazısı da zor!.."
Tamam, zor.
Bazısı pek de tatlı değil.
Tamam, Kur'an-ı Kerîm söylüyor bazısı nefse tatlı gelmez, nefse ağır gelir, zor gelir… Ama yapılması lazım.
Kütibe 'aleykümü'l-kıtâlü ve hüve kürhü'l-leküm. "Allah size düşmanlarla çarpışmayı farz olarak yazdı, ama o sizin hoşunuza gitmez!" diyor Kur'ân-ı Kerîm. Biliyor, yani Rabbimiz bazı şeylerin bizim hoşumuza gitmeyeceğini, bize ağır geleceğini, keyfimizi kaçıracağını, keyfimize zevkimize ters olduğunu biliyor. Tamam, öyle ama bu dünya imtihan dünyası olduğundan onu yapacağız.
Şimdi savaşmayı istemiyor başka milletler. O millet başka bir milletle çarpışmaya kalktığı zaman adam isyan ediyor; ben savaşmam ben kabul etmem bilmem ne, filan.
Şimdi mesela Yahova şahitliği diye bir mezhep çıkarttılar Amerika'da. Hristiyan, Yahudi karması bir inanç; bayrağa karşı, orduya karşı, savaşa karşı filan… Böyle prensipleri var.
Geliyor bizim memlekette propaganda yapıyor.
Neden?
Ananın babanın açıkgöz evlâdı sen misin? Sen bizim memlekette açıkgözlük edeceksin, ordunun, bayrağın, askerin çarpışmanın aleyhinde şey yapacaksın, ondan sonra sen ordunla geleceksin, Basra Körfezi'ne gemilerini çekeceksin Müslümanlara baskı yapacaksın. Gideceksin Vietnam'da orayı tepeleyeceksin; geleceksin beri tarafta Libya'yı tepeleyeceksin… Vay be! Ne kadar açıkgözmüşsün sen!
Yani kendisi yapmasa anlayacağım. Kendisi yapmasa; "Yo! Benim hiç savaştan yana şeyim yoktur…" [dese tamam.] Kuzu gibi, melek gibi görünüyor; arkasında iki tane beyaz kanat takmış, gören de melek sanır. Ondan sonra buraya adamlarını salıyorlar, maaş da veriyorlar, kendilerini kabul edene. Binalar da yapıyorlar, biz ayrı bir diniz diye de bizim kanunlarımızda birtakım yasaklar var, onları aşmak için bazı çareler buluyorlar. Kaymak kaymak kâğıtlara, propaganda kitaplarına fikirlerini yazıp Müslüman ülkelere gönderiyorlar, Müslüman işçilerin, cahillerin, köylülerin arasına giriyorlar, onların suyundan gidiyorlar, kendilerine çekmeye çalışıyorlar.
Harp yok, darp yok, savaş yok, bayrak yok, asker yok, emir yok… Bak ne kadar rahat! Haydi siz de böyle olun, filan diyorlar.
Allah Allah! Onlar oradan çıkmış; beri tarafta bakıyorsunuz İngilizler 500-600 milyonluk Hindistan'ı istilâ etmişler. Bacak kadar bir devlet nasıl yapmış, insan onu da anlayamıyor. İngiltere, şöyle haritada yerine bakıyorsun, istilâ ettiği Hindistan'a bakıyorsun. Hint'teki kalabalıklara bakıyorsun… Bu kalabalıklar İngilizlere üf deseler dünya üzerinde fırtına, bora, kasırga olur; İngilizlerin hepsi havalara savrulur ama o kadarcık küçük bir devlet o kadarcık büyük bir yeri istilâ etmiş. Müslümanları da tepelemiş, Müslümanları uyuşturmak için orada mezhep de çıkartmışlar. Her şey tamam. İyi güzel! Bir de o mezhebin kurucusu adam çok büyük adam; havalarda havalarda havalarda, çok yüksek bir adam. Her şey güzel ama Allah'ın cihat emri yok mezheplerinde.
Neden?
İngiliz'in işine gelmiyor da ondan. İngiliz'in işine gelmiyor.
Namaz kılmak var mı Sayın İngiliz lordu sör falanca efendi? Namaz kılmamıza lütfen müsaade eder misiniz?
Ederiz, onda bir zarar yok. Camiye geliyor namaz kılıyor, kalkıyor gidiyor.
Ama savaşmak, kâfire boyun eğmemek?
Hâ, o dininizde yok. Dinimizde var da yeni bir mezhep çıkartıyor, o mezhepte yok. O mezhebin propagandasını yapıyor, yayıyor.
Ne lüzum varmış cihada?
Peki, cihada lüzum yok da sen İngiliz Hindistan'da, benim diyarımda ne arıyorsun? Ne arıyorsun; soyup soğana çevirdin ortalığı.
Dünyada bir büyük tiyatro oynuyor ki bazı sahneleri komedi, kahkahadan güle güle insanın kasıkları patlar. Bazı yerler trajedi, gözyaşlarından, akan sulardan dünyalar, sellerden mahvolur, gark olur. Böyle bir acayip dünyadayız ki! Milletin aklı mı yok, öteki halkların aklı mı yok? Nasıl oluyor bilmiyorum. Aldatan aldatana, istismar eden edene, ezen ezene gidiyor işler.
İman olmayınca öyle oluyor. Onun için Allah'ın emrine Müslüman tam teslim olacak.
Savaş mı, savaş mı farz olmuş? Tamam, farzsa farz.
Sonunda ölüm var!
Olsun. Hayatı veren Allah, öldüren de Allah; dilediği zaman yaşatır, dilediği zaman ölürüm.
E canım niye sen başkasının emrine, komutasına gireceksin? Yani niye o komutana itaat edesin, etme?
Yoo, bir işin düzenli olması lazım. Ben camide namaz kılarken bir tanesi öne geçer Allah-u Ekber der, ona uyarım. Müslümanlıkta intizam vardır. Üç kişi yola gitse, bir tanesinin imam olması lazım; yolculukta bir düzen olsun diye. Aralarında derhal bir teşkilatlanma teşekkül etmesi lazım.
Onun için biz, ben şahsen mesela askere giderken akşam yemeğini yemeden gittim Tuzla Piyade Okulu'na. Pazartesi günü teslim olacaktık, rahmetli hocamızın, kayınpederimizin elini öptük, ondan sonra akşam ezanı okunmadan daha yemek yemeden gittik Tuzla Piyade Okulu'na ki iki saat önce gidelim de askerî kışlanın içine, sevabımız daha çok olsun diye. Biraz o günlerde böyle nöbet tutmanın sevabından, Allah yolunda cihat etmenin sevabından şeyler okumuştuk; o hevesle sevap kazanalım diye gittik.
Savaşta da hevesle çarpışırız, ölünce de tabii Allah rızası için çarpışıp ölürsek, imanla şey yaparsak [ölürsek] şehit oluruz.
"Efendim, falanca adam şehit oldu!"
Nerdeyse içkiyi içip çatlayana da şehit oldu, diyecekler. Bizim memlekette şehitliği de karmakarış bir hâle getirdiler.
Herkes şehit olmaz. Bir kere kâfirin şehit olması yoktur; iman şart. İkincisi, yaptığı şeyi Allah rızası için yaparsa şehit olur. Yani ben gideyim falanca adama çok kızıyorum, onunla hele bir karşılaşayım, onu bir kurşunda yere sereyim, diye bir kızgınlıktan dolayı gitse şehit sevabı alamaz. Bir menfaatten dolayı gitse şehit sevabı alamaz. Allah rızası için;
Li-tekûne kelimetullâhi hiye'l-'ulyâ. "Allah'ın dini yüce olsun." diye yapılan savaşta insan şehit olur. Şimdi adam dans ederken göbeği çatlasa yere düşse ölse, şehit! Şöyle olsa şehit, böyle olsa şehit… O kadar ucuz değil bu. Sen zaten şehit desen de Allah şehit saymadı mı kıymeti yok. Bazı insanlar harpte bile olsa şehit olmayacak!
Peygamber Efendimiz' in zamanında birisi çarpışıyormuş; döne döne kılıç savurarak, kaplanlar gibi saldırarak kaç kişiyi devirerek çarpışıyormuş, demişler ki:
"Ne güzel çarpıyor yâ Resûlallah, ne kahramanca çarpışıyor." Demiş ki:
"O cehennemdedir, cehennemliktir!" Ahali şaşırmış, sarsılmış, demişler ki:
"Yâ Resûlallah! Çarpışıyor Müslümanların safında, müşriklere hücum ediyor, onları öldürüyor…"
"Cehennemliktir!" demiş. Çünkü o Allah'ın peygamberi, Allah gözünden perdeyi kaldırıyor, gösteriyor, bildiriyor. O çarpışan adam cehennemin odunu. Cehennemlik. Yanlış da söyleyecek değil.
Sahabenin hatırı için Resûlullah Efendimiz gerçeği ters mi söyler?
Söylemez. İsterse herkes inansın isterse inanmasın...
"Cehennemliktir!" demiş. Ahali sarsılmış, ne diyeceğini şaşırmış. Yani imanları da biraz böyle bocalamaya girmiş; Allah Allah! Bu ne biçim şey! "Cehennemliktir!" deyince korkmuşlar da tabii.
Hem Allah yolunda çarpışıyor çarpışıyor hem de ondan sonra nasıl cehennemlik olacak, filan derken, biraz vakit geçmiş. Bir haber gelmiş ki:
"O demin kahramanca böyle çarpışıyor gibi görünen o şahıs yaralandı, yaralandıktan sonra da yarasının acısına dayanamadı. Kılıcın kabzasını yere dayadı, sivri tarafını karnına dayadı, üstüne çöktü; kendi kendisinin hayatına son verdi, intihar etti."
O zaman bütün ordunun bu meseleyi bilenleri Allah-u Ekber demişler. Yani "Allah büyüktür ve en büyüktür ve Resûlullah Allah'ın hak peygamberidir!" Bak o iş olmadan onun cehennemlik olduğunu bildi, o şahıs intihar etti. İntihar edince cehennemlik olur insan.
İntihar edince cehennemlik olur. Çünkü bu can senin canın, senin malın değil, benim canım, benim malım değil. Senin canın sana emanet, benim canım bana emanet.
Kimin emaneti?
Allah'ın emaneti. Emaneti ne zaman isterse sahibi gelir alır. Sen ona iyi bakmakla vazifelisin. Böyle olmadığı zaman o öyle kılıcıyla intihar ettiğinden cehennemlik oldu.
Ama İslâmî savaşta öldü!
Eğer onun öyle batırıldığını kimse görmeseydi onu da alacaklardı, şehitlerin arasında defnedeceklerdi ama o cehennemlik! Peygamber Efendimiz' in ordusunda çarpışıyordu ama cehennemlik. Kafası bozuk olunca, işi bozuk olunca şehit olamaz.
Allah'ın emrine teslim olacak bir; hoşuna gitse de gitmese de.
Paranın bir kısmını ver, diyor Allah.
Yapma yahu şimdi hocam, ben bu parayı nasıl kazandım biliyor musun? Geceleri uyumadım, sabahları erken gittim ne zahmetlerle ne hırslarla uğraştım didindim, şimdi bu paranın verecek miyim bir kısmını?
Vereceksin! Allah'ın emri.
Pek hoşuma gitmedi bu.
İsterse gitsin, isterse gitmesin. Allah sana hepsini veriyor da sen bir parçasını vermekten sakınıyorsun, edepsiz! Allah'ın emrine tâbi olacaksın; hoşuna gitse de gitmese de. Hoşuna gidince herkes güle oynaya gider de asıl Müslümanlık hoşuna gitmediği zaman belli olur. Allah'ın emirleri biraz senin keyfine ters olduğu zaman anlaşılacak. Bakıyorum, işlerine gelmeyen bir şey oldu mu döndürüp dolaştırıp, döndürüp dolaştırıp Allah'ın emrini eğip büküp bir hâle getiriyorlar, olmaz! Bir bu bu. İkincisi;
Ve'r-rıdâ bi-kadâillah. "Allah'ın hükmüne, kaderine, kazasına razı gelecek." Razı gelecek, itiraz etmeyecek, karşı gelmeyecek! Allah'ın hükmü böyleymiş, ne yapalım!.. Annesi, kızı, çocuğu ölmüş, yıllar yılı bebeği olmamış olmamış olmamış olmamış, Allah ondan sonra 20 sene sonra bir bebek vermiş. Onlar da el bebek gül bebek pamukların içine sararak böyle, gül sularıyla yıkayarak bakarlarken, hay Allah, yine vefat edivermiş çocuk. E yâ Rabbi! Şimdi benim bu çocuğumu da elimden alacaktın?" bilmem ne filan başlıyor itiraza mesela, olmaz. Allah'ın kaderine, takdirine razı gelecek, itiraz etmeyecek. Veren Allah, alan Allah diyecek. Hoşuna giden şeyde de gitmeyen şeyde de. Üçüncüsü;
Ve't-tefvîdu ilallâh. "İşlerini Allah'a ısmarlayacak." Allah yardım eder, Allah benim yardımcımdır, ben işlerimi Allah'a havale ediyorum! diyebilecek. İmanın gereği bu; herkes yapamaz.
Ve't-tevekkülü 'alallâh. "Allah'ı vekil edinecek, Allah'a dayanacak!" Evelallah diyecek, Allah'a dayanacak. Ondan sonra;
Ve's-sabru 'ınde's-sadmeti'l-ûlâ. "Üzücü, sıkıcı, sıkıntılı, belalı iş başına ilk geldiği zaman, ilk anda dişini sıkacak, sabredecek!"
Demek ki beş şey imandanmış; bunlar oldu mu ne âlâ, olmadı mı o insanda iman yok demek: Bir, Allah'ın emrine teslim olacak. İki, Allah'ın kaderine, kazasına razı olacak itiraz etmeyecek. Üç, işlerini Allah'a ısmarlayacak. Dört, Allah'a dayanacak. Beş, bela, musibet geldiği zaman dişini sıkacak, sabredecek.
Bunlar varsa, mümindir bunlar yoksa mü'min değildir o kimse.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
21.11.1987 -
Dünyanın Kıymeti Yoktur,
13.06.1986 -
İslamda Giyim
