İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.03.1986 - Birbirini Allah İçin Sevmek

16.03.1986 - Birbirini Allah İçin Sevmek
Hadisler Deryası

16.03.1986 - Birbirini Allah İçin Sevmek

26.09.2026
21 dk 11 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Vallâhi lâ yedhulu kalbe imri'in îmânun hattâ yuhibbeküm lillâhi ve li-karâbetî.

Abdulmuttalib b. Rebia rivayet etmiş. Ahmed b. Hanbel'de geçiyor. Peygamber Efendimiz yemin ederek yine buyuruyor ki;

Vallâhi. "Allah'a yemin olsun ki..."

Yedhulu kalbe imri'in "Bir adamın kalbine girmez." İmânun. "İman girmez." Hattâ yuhibbeküm lillâhi. "Allah için sizi sevmedikçe." Ve li-karâbetî. "Bana akraba olduğunuzdan dolayı sizi sevmedikçe..."

Peygamber Efendimiz Allah'ın peygamberiydi. Bu tarafa dönükken arkada olanları bilirdi. Yeminle söylüyor; "Ben arkamdan da görürüm!" diyor. Gösterince Allah gösterir, Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevgili kulu olunca... İleriye doğru olacak şeyleri de bize bildirdi; "Kıyamet şöyle kopacak, şunlar olacak, bunlar olacak..." diye hadislerde hep okuyoruz. Devam edersek belki bu sayfada da gelir. Tabii Peygamber Efendimiz kendisinden sonra ümmetin neler yapacağını da asır asır herhalde Allah-u Teâlâ hazretlerinin bildirmesiyle biliyordu. Akrabasına, Kureyş cemaatine, yakınlarına diyor ki:

"Allah'a yemin olsun ki bir kişinin kalbine iman girmez, sizi Allah için ve bana yakınlığınızdan, akrabalığınızdan dolayı sevmedikçe."

Aklınız alıyor mu bilmiyorum?

Almaz… Biz merhametli bir milletiz, elhamdülillah katı kalpli değiliz. Peygamber Efendimiz' in kucağına alıp öpüp sevdiği torununu şehit ettiler, kıtır kıtır kestiler. Olacak iş mi?

Peygamber Efendimiz' in hemen arkasından, gözünün bebeği, methettiği, övdüğü, makamına geçmiş olan Hz. Osman'ı Kur'an okuyup dururken şehit ettiler... Radıyallahu anh. Kanları Kur'ân-ı Kerîm'in üstüne damladı. Olacak iş mi, akıl alıyor mu?

Olmuş. İnsan rüya filan sanır, olmaz diye düşünür. Hz. Hasan Efendimiz' in başına o geldi. Hz. Hüseyin Efendimiz' in başına o şehitlik geldi. Hz. Ali Efendimiz' in başına o geldi. Hz. Ömer Efendimiz' i hançerlediler, başına o geldi. Sordu:

"Beni kim hançerledi?"

"Bir İranlı köle..."

"Elhamdülillah, beni Müslüman hançerlememiş." diye sevindi.

Müslüman olsa üzülecek. Müslüman cehenneme girecek diye üzülecek.

Öyle insanlardı. Ama kimisi şehit oldu, kimisi öyle gadirlere uğradı... Bunları bildiği için Peygamber Efendimiz ikaz ediyor.

Bir insan bir insanı severse onu çevresiyle sever. Beni sevip beni davet ediyor, çocuğumu davet etmiyor. Olmaz ki; ben çocuğumla bir aradayım, beni ayıramazsın ki, senin için ben çocuğumdan vazgeçmem. İş bu sefer olmaz. Çocuğuyla beraber, Peygamber Efendimiz' in torununa, kucağına almış, sevmiş olduğu [kişiye] sen yan bakarak, "O peygamberdir onu seviyorum, bunu sevmiyorum." diyemezsin ki. Olacak iş değil. Onu ikaz ediyor.

Onun için Peygamber Efendimiz 'i severiz, sünnetini severiz, sülalesini severiz, soyunu severiz, adını severiz, hadisini severiz, yâdını severiz, her şeyini... Her şeyine canımız feda. Her şeyiyle seveceğiz.

Allah bize Efendimiz' in sevgisini ve yolunda gidenlerin sevgisini ihsan eylesin.

Tabii asil bir aile...

Medine-i Münevvere' ye evliyâullahtan bir zât geldi. Aç, Allah'ın sevgili kulu ama parası yok, haram yemiyor, parasız pulsuz Medine-i Münevvere' ye geldi. Aç, halsiz, bîtap. Mescid-i Nebevî'de oturdu, baktı tâkati yok, teveccüh etti, dedi ki:

"Yâ Resûlallah, senin beldene seni ziyarete geldim, açım."

Kabr-i Şerîf'e teveccüh etti, böyle iltica etti, dahâlet eyledi. Açlıktan sızdı, uyukladı kaldı.

Biraz sonra omzuna birisi vuruyor, onu uyandırıyor. Uyanıyor, bakıyor elinde bir tepsi, yüzü melek gibi güzel bir insan, öyle pırıl pırıl nurani bir insan. Diyor ki:

"Dedemize bizi şikâyet eden sen misin? Al, ye..."

Demek ki Efendimiz torunlarına; "Benim bir sevgili misafirim var, Mescid-i Nebevî' de aç kalmış, hadi onlara bir tepsi götürün." [Demiş], o da tepsiyi almış gelmiş. "Dedemize bizi şikâyet eden sen misin? Al bakalım, hadi tepsinin içinde yiyecekler, buyur ye." [Diyor.]

Mânevî hayat böyle.

Şimdi kalkmış bir zibidi, kerameti inkâr ediyor.

Ya bu ne, bu ne?

Gel bakalım, kediyi ensesinden tutarsın, "Bu yaptığın nedir?" diye gösterirsin. Yakalasam ensesinden de...

Bu ne ya?

Keramet! Allah sevdiği kullara muamelesi işte böyle.

Kerameti inkâr ediyor, onu inkâr ediyor, bunu [inkâr ediyor].

Yahu senin bari dinden biraz bilgin var mı, azcık bir şeyler okudun mu?

Bir şeyler okudu ama dinden hiç nasibi yok. Arapça bilmez, tasavvufa çatar, tasavvuf büyüklerine çatar, hadise çatar. Bir hadis söylersin;

"Senedi ne?"

Sana ne senedinden! Sen senedini söylesem, anlayacak mısın? Sen hadisin senediyle sepetiyle ilgili konuşacak adam mısın?

Yeniden içtihat yapmaya kalkıyor. İçtihadın hakkına, salahiyetine sahip misin?

Değil. Bilgisi bir avuç kadar bir şey, deryalarla baş etmeye kalkıyor. Pehlivanlar, bahadırlar, süvariler atlara binip de cenk meydanında kılıç [kuşandığı] zaman çocuk da heves eder, ağaçtan ata biner. Deh deh deh deh heves ediyor o ama çocuk, çomağa binmiş, altındaki at değil çomak. Öyle…

Allah bizi doğru yoldan ayırmasın. Hakkı göstersin. Dininin inceliklerine aşina eylesin. Gafil ve cahil eylemesin. Küstah ve edepsiz eylemesin. Haddini bilmez eylemesin.

"Nikâhlı ailelerden tenasül ettim geldim. Benim ecdadımdan hiç gayrimenkuf olarak, nikâhsız olarak bir muamele olmadı." Peygamber Efendimiz hep meşru, muntazam, nikâhlı olarak asil bir şekilde geldi, öyle de devam etti.

İnsan hakikaten bir seyyid gördüğü zaman eriyip gidiyor. Edep, terbiye, güzel görünüş, nuraniyet; belli, o nasibini oradan almış, o sülaleye bağlı, belli oluyor. Elbet severiz.

Sonra Peygamber Efendimiz' in bir iltifatı oldu, şöyle buyurdu ki:

Âlî külli takiyyin. "Benim âl'im..."

Hani Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî diyoruz ya, âl'ine de salât-u selâm ediyoruz.

Âlî külli takiyyin. "Her takva sahibi kimse benim âl'imdendir."

Ne güzel iltifat! Demek ki boynu bükük bir zenci olsa, bir dudağı yerde bir dudağı gökte bir Arap olsa, gözü çekik bir Çinli olsa, bir Endonezyalı olsa, bir Japonyalı olsa, Müslüman olduktan sonra, takva ehliyse Efendimiz ona "Sanki benim âl'imdir." diye iltifat ediyor.

Allah bizi takva sahibi eylesin. Takva sahibi olup da Peygamber Efendimiz' in âl'i cümlesine girmeyi nasip eylesin.

Vallâhi lâ yahrucu mine'n-nâri men dehâlehâ hattâ yekûnû fîhâ ahkâben ve'l-hukubu bid'un ve semânûne seneten ve's-senetü selâsü mietin ve sittûne yevmen küllü yevmin ke-elfi senetin mimmâ teuddûn.

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yine yemin ederek buyurdu ki;

Vallâhi. "Allah'a yemin olsun ki..." Lâ yahrucu mine'n-nâri men dehâlehâ. "Cehenneme giren insanlardan oraya girmiş olanlar..." Hattâ yekûnû fîhâ ahkâben. "Orada ahkâben kalmadıkça dışarıya çıkmayacak."

"Orada, cehennemde yanmadıkça, o azabı tatmadıkça, görmedikçe çıkmayacak. İlle ahkâben kalacak."

Ne demek, ahkâben?

"Birkaç hukup, hukuplarca kalmadıkça."

Hukup ne demek? Bir zaman ölçüsü. Efendimiz arkasından söylüyor:

Ve'l-hukubu. "Hukup denilen zaman birimi..."

Biz mesela "asır" diyoruz, "yüzyıl" demek. Mesela "çağ" diyoruz, "asır" diyoruz. Bu, Arapların o zamanda kullanılan bir zaman birimi.

Bid'un ve semânûne seneten. "Bir hukup 80 küsur senedir." Ve's-senetü selâsü mietin ve sittûne yevmen küllü yevmin. "Bir yıl da 360 gündür."

Kaç gün olduğunu bulmak için 80 küsurla 360'ı çarpacağız. Birkaç tane daha hukup olduğundan en aşağı üçle çarpmak lazım; beş olur, yedi olur.

Ve arkasından da devam ediyor, buyuruyor ki;

Küllü yevmin ke-elfi senetin mimmâ teuddûn. "Ahiretin bir günü sizin saydıklarınızın bin yılı gibidir."

Demek ki ahiretin bir senesi 360 bin yıl oluyor. 80'le çarparsak; bilmem kaç milyon sene oluyor. Artık şu anda rakamını tam söyleyemeyeceğim kadar, cehenneme bir insan bir düştü mü yanacak.

Cehenneme kimler düşecek?

Mü'minlerin kabahatlileri, edepsizleri kabahatinin, edepsizliğinin, günahının miktarınca yanacak, çıkacak.

Acaba az yanıp mı kurtulacak? İşte bu kadar, en azı bu. En azı bilmem kaç milyon sene yandıktan sonra çıkacak, kardeşlerim!

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi fazl-u keremiyle cehennemine hiç düşmeden cennetine ilk girenlere dâhil eylesin.

Bir girdi mi insan mahvolur. En aşağı bu kadar milyon sene yanacak. En aşağısı bu! Ebedî değil de bu kadar milyon sene...

Milyonun dile söylemesi kolaydır. Geçer mi gün?

Geçmiyor. İnsan oruç tutuyor da yaz gününde ağzı kuruyor da bir türlü akşam gelmiyor... Bekle babam bekle... Geceleyin ağrı oluyor, bir türlü sabah gelmiyor. Sancıdan kıvranıyor, doktor gelse de sabah olsa da diye sabah olmuyor.

O kadar milyon sene nasıl geçecek? Geçmez.

Onun için cehennemden âzât olmaya çalışacağız. Burada cenneti kazanmaya gayret edeceğiz. Burada, bu dünyada ölmeden, fırsat elden kaçmadan, ecel gelip çatmadan cenneti kazanmaya çalışacağız, cehennemden kurtulmaya çalışacağız. Araştıracağız.

Hiç sordun mu; Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?

Hiç aklımıza gelmedi ki... En kazançlı işi sorduk. En itibarlı mesleği sorduk. En iyi okulu sorduk. Her şeyin en güzelini aradık. "Baklavanın en meşhuru nerededir?" diye sorduk. Manzaranın en güzelini öğrendik. Malın en iyisini, her şeyin en iyisini biliyoruz.

Biliyoruz da Allah'ın en çok sevdiği en güzel ameller hangileridir, sormadık. Girişmedik, çalışmadık.

Eyvah! Ömür geçti, saç sakal ağardı; Allah yoluna bir güzel iş yapamadık.

Benim hâlim nice olur? Ben ölüversem, bu akşam ölüversem benim hâlim nice olur?

Hiç elimde bir şey yok, bir sermaye yok, ahirete ben nasıl gideceğim? Hadi o kardeşimiz rüyada görmüş de kovmuşlar da dönmüş dünyaya... Ya ben ahirete ölüp gittikten sonra kabirde; "Rabbin kim?" diye sordukları zaman cevap veremezsem, oradan kovulursam nereye gideceğim?

Bunlar olacak mı? Sağlam rivayetler mi?

Ayetlerle sabit, hadislerle sabit. Bunlar olacak. Akıllı insan, bunlar olacağına göre tedbir alır. Akılsız insan da sallanır. Sallım sallım ortada sallanır.

"Hele yarın bir gelsin, yarın yaparım."

"Hele bir emekli olayım, hacca giderim."

"Hele bir bilmem ne olsun, şöyle yaparım böyle yaparım..." der durur. İleriye doğru atar durur.

Atmayalım.

Hemen bugünden tezi yok, hatta şimdiden, bir taraftan vaaz dinleyelim bir taraftan kalbimizden, dilimizden Allah diyelim, bir şey yapalım. Sevaplı bir şey yapmaya çalışalım.

Bir anımızı boş geçirmemeye çalışalım. Birazcık birimiz bir gaflete düşersek ötekimiz ikaz etsin;

"Kardeşim sen ne yapıyorsun? Bu ölümlü dünyada değer mi böyle şeyle uğraşmaya? Gel Allah'ın yoluna; şu hayırlı işi yap. Gel beraber yapalım, sevabı beraber kazanalım."

Şu İskender Paşa'ya imrenirim. Hocamız rahmetullahi aleyh seneler senesi burada imamlık yapmıştı. Hicaz'a gider, toplanırız, tesbih çekeriz, dua olur, duada İskender Paşa'yı unutmaz. Ankara'ya gelir, unutmaz. Öbür tarafa gideriz, unutmaz. Bu İskender Paşa'ya giden sevaplara imreniyorum.

Neden? Cami yaptı. O camiye de bir Allah'ın salih kulu bir zaman geldi, imam oldu.

Allah bizlere de hayırlar nasip etsin. Ölüp gideceğiz...

İskender Paşa, Sultan Beyazıt'ın itibar ettiği, itimat ettiği bir adamdı. Beyazıt sefere gittiği zaman; "Gel bakalım, İstanbul'u sana emanet ettim." diye bırakırdı. Güvenilir insandı. "Hadi İstanbul'un idaresini sana bıraktım, aman arkamdan iyi bak." diye Sultan Beyazıt sefere öyle giderdi. İtibarlı bir insandı. Emrinde ne hizmetçiler vardı ne paşaydı, hazinesi kim bilir neydi ama işte o da kara toprağa girdi. Kimse kalmıyor ki ne padişah kalıyor ne peygamber kalıyor, herkes göçüp gidiyor. Hızır aleyhisselam müstesna. İsa aleyhisselam'ın hâli özel bir durum. Herkes göçüp gidiyor.

Biz de arkamızdan hayırla anılmamıza vesile olacak, ahirette yüzümüzü güldürecek hayırlı işlere koşalım. Bırakalım bu dünyanın ufak tefek oyalayıcı, aldatıcı şeylerini; bırakalım bu gafletle, cehaletle ömürleri har vurup harman savurmayı; Cenâb-ı Hakk'ın yolunda hayırlı işlere koşalım. Derneklere girelim. İnsanların doğru yola girmesine çalışalım. Kesemizin ağzını açalım, el birliğiyle hizmetler yapalım. Caddemizi, evimizi barkımızı intizama, düzene sokalım. Çoluk çocuğumuzu güzel terbiye edelim, iyi terbiye edelim. Terbiyeli, akıllı uslu insanlar çoğalsın, memleket gül gülistan olsun. Çalışalım, burası dolsun, iyilikle taşsın, cihanın her tarafına hayır götürelim.

Şimdi utanıyorum, üzülüyorum, isim söylemeyeceğim, kökü dışarıda, yabancı bir dernek diyor ki:

"Tarihî camilerimizi, tarihî çeşmelerimizi ihmal etmeyelim, onaralım, kurtaralım."

Yazıklar olsun bize! Kökü dışarıda cemiyetlere mi kaldı bunları [kurtarmak]? Biz hayırların kadrosuyken onlara mı kaldı işler? Dedelerimizin yaptığı şeyi başkalarına mı korutturacağız?

Zelzele oldu, Amerika Çin'e yardım gönderdi de Çin yardımı kabul etmedi. "İstemeyiz yardımınızı!" dedi. Zelzele olmuş, çadır madır, bilmem ne... Çin yardımı kabul etmedi.

Ya yemem, içmem, istemem bir şey. Yemem, içmem, memlekette ot yerim! Eline bıçağı alıyor köylü bacılar, çayırdan köklüyor, bir otlar buluyor, akşam yiyor. Ne olacak! Zaten ekmek sıkıntısı yok, atıla atıla dağlar gibi ekmek oluyor. Kimseye ihtiyacımız yok ama haysiyetimizi, şerefimizi bulmamız lazım. Çalışkan olmamız lazım.

Kim oluyor onlar?

Bizim dedelerimi, hepsinden asil insanlardı, çünkü Müslümandı, ötekisi Müslümanın tırnağının ucu olamaz. Tırnağının altında kir bile olamaz. Dedelerimiz Müslümandı. Onlar hâkimken dünyada sulh, sükûn vardı. Bunlar hâkimken silah fabrikası zarar etmesin diye adamlar harp çıkartıyor. Silah fabrikası zarar etmesin diye.

Bu ölenler?

Ölsün. Ölürse ölsün. Parası artsın, silahı satılsın, parası dolsun, keyif yapacak. Miami'ye mi gidecek, Havai adalarına mı gidecek, bilmen hangi nerede ne zevki sefa yapacaksa, utanmadan içecek, utanmadan eğlenecek... Sanki kan içiyor... Çünkü silah satarak [kazandı.] Saadetleri başkalarının gözyaşlarına bağlı...

Bizim dedelerimiz öyle değildi; asil insanlardı, temiz insanlardı. Zulmetmemişlerdi. Bir düşman ülkesinden geçerken üzüm koparmışsa sahibini bulamamışsa üzümün parasını çıkınlayıp dalına asmıştı. Kimseye kem gözle bakmamıştı. Şimdi Afganistan'da anlatıyorlar da Rus askerlerinin Müslüman ahaliye tecavüzlerini...

Bizim burası istilaya uğrarsa ne yaparız?

Bizim bu tembelliğimizden, bizim bu cehaletimizden, bizim bu savrukluğumuzdan, bizim bu birbirimize buğzumuzdan, kinimizden, adavetimizden yarın buraya da saldırırsa ne yaparız?

"Hocam silahı alır çarpışırız."

Hangi silahı? Kendin yapabiliyor musun? İşte Amerika, İngiltere, Fransa vermiyor. Kendin yapacaksın. Kendi fabrikanı kendin yaparsın, silahını kendin yaparsın, kendin de içinde çalışırsın hem yersin hem içersin hem rahat edersin.

Paraları video teyplere harcadık, renkli televizyonlara harcadık. O sahneleri görmeseydik kıyamet mi kopardı?

Bütün millî servet gitti. İkide bir de bozulur...

Herkesin evinde milyonlar vardır. Bırakın video teypleri, sigara paralarını bir yere biriktirseydik, bugün Amerika gibi zengin ülke olurduk! Millî serveti havaya üfürdük!

Bu kafayla gidersek adam olamayız.

Hiç kimse de söylemiyor. Belki söylüyordur da ben duymuyorumdur...

Onun için biz aklımızı başımıza toplayacağız. Hepimiz çalışacağız. Hepimiz faydalı insan olmaya çalışacağız. Ama onun bunun alkışı için değil, Allah sevsin diye. Allah'ın sevdiği işi bulmaya çalışacağız. Allah'ın razı geleceği işi bulmaya çalışacağız.

Allah bizi rızasını kazanmaya vesile olacak amellere muvaffak eylesin.

Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA