İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.04.1987 - Cehalet, Tefekkür

26.04.1987 - Cehalet, Tefekkür
Hadisler Deryası

26.04.1987 - Cehalet, Tefekkür

25.11.2025
21 dk 56 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ fakra eşeddü mine'l-cehl. "Cahillikten daha fena, cahillikten daha şiddetli bir fakirlik tasavvur edilemez. En büyük fakirlik, cahilliktir."

Cahillik gibi fakirlik yoktur. Diğerleri ehven kalır, cahillik en fenasıdır.

Lâ ğınâ a'vedü mine'l-akl. "İnsana akıldan daha çok fayda sağlayan bir başka zenginlik düşünülemez. Akıllılık insanın en büyük sermayesidir, en büyük zenginliğidir." Ve lâ ibâdete ke't-tefekkür. "Tefekkür gibi de bir ibadet yoktur."

"En üstün ibadet tefekkürdür." mânasına geliyor.

Muhterem kardeşlerim! Bu hadis-i şerifte dinimizin akla, ilme, tefekküre ne kadar önem verdiğini; ümmeti cahillikten, gafletten ne kadar uyandırmaya çalıştığını apaşikâr görüyoruz.

Peygamber Efendimiz hiçbir zenginliği akılla bir tutmuyor. "En büyük zenginlik akıldır." diyor.

Hiçbir ibadeti tefekkürle eşit tutmuyor. "En üstün ibadet, tefekkür ibadetidir, düşünme ibadetidir." diyor.

Eğer böyle bir söz İslâm dininden başka dinlere sahip insanların elindeki kitaplarında yazılı bir malzeme olsaydı; kıyamet koparırlardı ne propagandalar ne reklamlar yaparlardı. "Bak, bizim dinimiz ne kadar akla önem veriyor ne kadar mantığa önem veriyor." diye.

Muhterem kardeşlerim!

Tefekkür niye ibadet olsun?

"Tefekkür niye ibadetlerin en üstünü olsun?" diye düşünebilir insan.

Bak, Ramazan gelecek, sabahtan akşama aç duracağız, oruç tutacağız. İnsanın dermanı kesilir, nefes alacak hâli kalmaz, kaşını kaldırmak istemez, elini kıpırdatmak istemez. Zor bir ibadet.

Allah rızası için yemiyoruz, içmiyoruz, sıcak demiyoruz, soğuk demiyoruz. Harman vakti demiyoruz, çalışma zamanı demiyoruz. Oruç tutuyoruz; bayağı bir zorlu bir ibadet.

Veyahut yirmi rekât teravih namazı kılacağız. Zaten yatsının da sünnetleri var, vitr var. Otuz üç rekât. Allah'ın izniyle bu kadar uzun namazlar kılacağız.

Veyahut hacca gidiyoruz; hem kesenin ağzını açıyoruz bir sürü masraf, hem bedenimiz yoruluyor bir sürü zahmet, bir sürü de üzücü hadiseler. İnsan kendi evindeki rahatı, o hac yolculuğunda bulamaz. Evi varken, evleri varken, evinde odası varken, rahatı varken orada, belki Arafat'ta sıcağın altında duracak. Müzdelife'de taşların, kumların üstünde yatacak, Mina'da itilip kakılacak, sıkıntılara uğrayacak. O kadar sıkıntıları var.

Sonra cihad. Cihad gibi bir ibadet var ki insan malını, canını, her şeyini bir tarafa bırakıyor. Allah yolunda hepsi feda olsun! Mademki Allah kendi yolunda çalışanları severmiş, mademki emretmiş, mademki cennete gidecekmişiz; "O halde öleyim, gam yemem, ahirette cennete gideceğim." diyoruz.

Niye tefekkür?

Oturduğun yerden düşünüyorsun. Hindi de düşünüyor. Hindi de başını eğmiş, düşünüyor. Durup durup düşünmenin, öbür zahmet çekme ibadetlerinden üstünlüğü nereden ileri geliyor?

Muhterem kardeşlerim!

İbadetlerin aslı da insanın terbiyesine yöneliktir. Bir kere işi oradan tutturalım. Oruç tutuyorsun.

Neden? Le alleküm tettekûn. "Takva sahibi olasınız, diye."

"Nefsinize hâkim olmayı öğrenesiniz, iradeniz kuvvetlensin, ahlâkınız güzel olsun." diye.

İnsanın zihniyle ilgili bir sağlam meleke kazanması için oruç tutuluyor. O bir idman, egzersiz.

"Kardeşim, senin hiç işin yok mu? Bunca kiloluk demiri takmışsın bir sopanın iki ucuna; ha babam ha babam boyuna kaldırıp indiriyorsun. Haltermiş, elindeki küçük ağırlıkmış; onu öyle çeviriyorsun, bunu böyle çeviriyorsun. Pazın şişecekmiş, kuvvetlenecekmiş, omuzun genişleyecekmiş. Niye yapıyorsun bunları?"

Bunların hepsi birer vasıta; "Vücut kuvvetlensin, zindeleşsin, sıhhatlensin, bir şeyler yapsın." diye.

İbadet de yine aklı kuvvetlendirmek için. Yine niyeti kuvvetlendirmek için. Yine ahlâkı kuvvetlendirmek için.

Demek ki bir insan oruç tuttuğu halde, gözü harama baksa, kendisine gelip sataşanla aynı seviyeye inerek kavga etse, sövene sövse, dövene vursa orucun sevabı gider. Gıybet etse orucun sevabı gider. Akşama kadar istediği kadar aç kalsın.

Demek ki ibadetin de maksadı oymuş.

Niye Allah-u Teâlâ hazretleri bizi beş defa huzuruna çağırıyor?

Büyük şeref! Haftada bir, ayda bir çağırsa bile büyük şereftir.

Günde beş defa bizi huzuruna niye çağırıyor?

"Allah'a iyi bağlanmayı, Allah'ı unutmamayı öğrenelim." diye.

Sabah hatırla; işine öyle git. Öğlen hatırla; işin arasında Allah'ı unutma. İkindide ticaretin arasında tekrar bir namaza gel, yine hatırla. Akşam güneş battığı zaman yine hatırla. Gece yatacağın zaman yine hatırla, hatırla. Tekrar tekrar tekrar Allah'ı hatırlamak için.

Demek ki her ibadetin zaten insanı yetiştirmede insanoğluna yönelik bir faydası varmış, bir.

İkincisi "tefekkür" denilen şey; insanın düşünmesi, taşınması iyi bir şekilde sonuçlanırsa insan kazanılmış olur. Arsız, yüzsüz, anarşist bir insan düşünse taşınsa; "Benim bu yaptığım iş yanlış, bundan sonra vazgeçeyim, tevbe edeyim, iyi insan olayım." dese.

İşte tevbe ayı Ramazan!

"Şu Ramazan'da adam olayım, ömrü boş yere geçirmişim." dese ne olur?

Bir düşünme ile bir insan yanlış bir yoldan doğru bir yola gelir. Artık bir insan da doğru yola geldi mi bütün ömrü boyunca yaptığı bütün hayırlar, o düşünceye dayanmış oluyor.

Demek ki düşünce, işin ana noktası, can damarıymış.

Çocuğun biri ötekisine demiş ki:

"Benim babam eliyle bir treni durdurabilir."

Ötekisi şaşırmış; "Nasıl durduracak treni?"

"E makinist, şöyle çekiverir, treni durdurur."

Koca treni durdurmanın yolu var.

Tefekkür de böyle. Tefekkürde de bir düğmeye basıyorsun, bir şalter çekiyorsun ama hayatın yönü değişiyor. O bakımdan başka hadis-i şeriflerde geçiyor ki bir miktar, bir zamanlık, kısa bir zamanlık bir tefekkür bazen bir senelik ibadetten üstün olur.

Neden?

İnsanı öyle bir raya oturtur ki iyi insan olur, iyi işler yapar. O zaman birçok ibadetin kaynağı olmuş olur. Birçok şerri yapacak insan, birçok hayrı yapmaya başlar. Bakıyorsun berbat bir adam hapisten çıkıyor, ıslah olmuş. İyi insan oluyor, sakal bırakıyor, hayırların önünde koşuyor. Allah Allah, neydi ne oldu, sübhânallah!

Yuhricü'l-hayye mine'l-meyyiti. "Ölüden diri çıkarıyor."

"Şu Allah'ın hikmetine bak!" diye şaşıyoruz.

Bazen olur ki bir anlık tefekkür, bir ömre bedel olur. Bir insanı değiştirir, kurtarır. Sonra, ibadetlerdeki sevaplar da insanın derinliği, şuuru nispetindedir.

Namaz kıldın. Kaç rekât kıldın? "Vallahi farkında değilim, galiba dört kıldım!"

Farkında değil. Aklı bakkalda, kasapta, yarın yapacağı işte veyahut nakışta, halının deseninde, duvarda veyahut yandaki adam elini şöyle tuttu, bacağını böyle yaptı. Aklı başka yerde.

Halbuki aklını namaza vermesi lazımdı... Yemekle namaz eşit olsa, aynı zamanda hazır olsa, aklını alacağı için önce yemek yemek lazım.

Neden? Namazda aklına yemek gelmesin.

"Karnım da acıktı, hay Allah. Şu namaz bitse de yemeğin başına otursam." derken o namazın tadı tuzu olmaz olduğu için din kitaplarımızda yazıyor ki yemekle namaz bir araya geldi mi önce yemeği yiyeceğiz ki akıl yemekte kalmasın, Allah'a güzel kulluk etsin. Allah'ın huzurundan kaçmaya bahane aramasın.

Hemen bir namaz kılayım, selam vereyim, sofranın başına. O zaman o namaz, namaz olmaz. Allah'ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok, bizim ibadete ihtiyacımız var; güzel yapacağız.

O bakımdan namazın, orucun, haccın, zekâtın, daha başka ibadetlerin şuurla yapılması çok sevap kazandırıyor; şuursuz yapılması çok zararlara uğratıyor. İşte bu şuur da "tefekkür" demektir.

O bakımdan muhterem kardeşlerim, çokça düşünelim, aklımızı kullanalım. İnsanın en büyük meziyeti aklıdır. En büyük sermayesi aklıdır.

Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifinde anlatıldığına göre Allah; "Akıl kadar aziz bir varlık yaratmadım." buyurmuş.

Koca dağ gibi bir insanın aklının dengesi bile olmasa deli olmak bir tarafa, ölçülü değil akl-ı selim değil, dengesiz bir adamsa kıymeti kalmıyor.

Bakıyorsun ötekisi ufak tefek bir adam; "bu küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk" çok güzel bir adamdır, bunun bilgisine nihayet yoktur, çok beceriklidir, bu işi bu aldı mı götürür, yürütür. Küçüklüğüne bakmıyorsun, oturtuyorsun, adam koltuğun içinde kayboluyor ama işi yürütüyor.

O bakımdan muhterem kardeşlerim, Allah madem bize akıl vermiş, kullanmaya gayret edelim. Akıl denilen nimeti yolunda, yerinde kullanalım.

Tefekkür madem çok kıymetli ibadetmiş, düşünelim taşınalım Her işimizi düşüne taşına yapalım. Ve şu fakirliğin en fenası olan cahillikten yakayı paçayı kurtaralım.

Biz Müslümanların umumi kültürümüze bakacak olursak Türkiye oldukça ileri durumda da Afrika'daki Müslümanlara bakalım, Ortadoğu'daki Müslümanlara bakalım. Hindistan'daki, Pakistan'daki Müslümanlara bakalım.

Umumiyetle ilme bu kadar önem vermiş olan bir din ve bir zamanlar dünyanın liderliğini yapmış olan Müslümanlar. Bir zamanlar iyi ileriye gitmişler de dünyanın liderliğini yapmışlar. En büyük devlet olmuşlar, söz ellerinde bulunmuş.

Fransa sözünü dinlemiş, Almanya sözünü dinlemiş. Fransa kralının hapisten kurtarılması için buradan bizim padişah mektup yazdığı zaman adamı hapisten çıkarmışlar. Sözü dinlenmiş.

Muhterem kardeşlerim! O durumdan bu duruma nasıl düşmüşüz? Ölçüyorum biçiyorum, acı acı düşünüyorum. Yedi asır İspanya elimizdeyken, bir o kadar Balkanlar elimizdeyken, Kırım elimizdeyken, Kafkasya elimizdeyken, Orta Asya daima bizim olan ülke iken neden şu anda başkalarının elinde?

İş bir tek noktaya gidip dayanıyor. İlimde geri kalmışız! Başkaları ilerlediği sırada biz çevremize dikkat etmemişiz, içimize kapalı kalmışız. Düşmanın hareketlerini takip etmemişiz, dünyayı öğrenmemişiz. Onlar ilerlemiş, biz gelişmemişiz. Onlar âlet yapmış, biz yapmamışız. Onlar teşkilat kurmuş, biz kurmamışız.

Bu sefer onlar bizim memleketimizde teşkilatlarının uçlarını sokmaya başlamışlar. Gizli teşkilatlarla bizi birbirimize düşürmeye başlamışlar, içten fethetmeye başlamışlar; ona da tedbir almamışız.

Sonunda bir uyanmışız ama sucuk gibi salam gibi elimizden ayağımızdan yukarıya kadar sımsıkı sarmışlar. Sardıkları yerler çukur, öbür taraflar boğmuk boğmuk. Her tarafımız sarılı. Sarma gibi, dolma gibi, yaprak dolması sarması gibi sarmışlar.

Şimdi, ya ne istiyordun?

Herkes senin önünde el pençe divan mı duracaktı? Sen çalışacaktın, gayret edecektin, düşmanlar sana kötülük yapmak isteseler bile yapamayacaklardı. Seni çelmelemek isteseler bile gücü yetmeyecekti. "Bunlar pehlivan adamlar" diyecekti, memleket ileri gidecekti.

"Hocam ne yapalım işte, teknolojimiz..." diyebilir bazı kimseler.

Ben teknolojiden evvel manevi bir takım güzel sıfatları kaybettiğimiz kanaatindeyim.

Neden?

Camimiz temiz değil. Camilerimiz temiz değil. Dedelerimiz bir cami yapmış.

Mesela Topkapı'da bir camiye gittik. İçeri girdik, içeride turist vardı, etrafı inceliyordu. Caminin şöhreti Avrupa'ya gitmiş. Şu tahtaların üstüne dedelerimiz kalem işleri yapmışlar, nakışlar yapmışlar, şahane, camların kenarları şahane.

Çiniler yapılmış, şaheser, dünyada emsali olmayan! Tavanı güzel, camı güzel, çinisi güzel, duvarı güzel, tahtası güzel, oyması güzel, her birisi antika.

Çinileri Ermenilere çaldırmışız. Panolar halinde pencere gibi büyük parçalar. Çalmışlar; Amerika'nın bilmem hangi müzesinde.

E sen neredeydin? Aklın neredeydi?

Çinileri çaldırmışız. Hadi hırsızdır aldatmış, ne yapalım kabahat biraz da hırsızın, hep bende değil ya? Ne yapalım çalmışlar. O güzel tahtaların üzerindeki altın yaldızlı nakışların üzerine bir insafsız el gelmiş, bir bordo renkli boya çekmiş, hepsini kapatmış.

Bu nakışı niye boyuyorsun? Dedelerimiz nakış yapmış; onlar düz boyamayı bilmezler miydi? Sanat eserini mahvetmiş; gitmiş sanat eseri. Mevcudu muhafaza edememişiz.

Dedemiz medrese bırakmış; duvarları yıkık. Cami bırakmış; kubbesi çökük. Nakış bırakmış; nakışı hadi olduğu gibi bırak, yarısı çürük yarısı sağlam dursun, turist yine anlar.

Üstüne niye boya çektin? Niye kapattın? Bir boya çekmiş, berbat etmiş gitmiş. Cinayet!

Fransız’ın birisi gelmiş; bir arkadaş Kabataş Lisesi'nde okurken orada Fransızca hocasıymış. O Fransız gelmiş "off" diye kürsüye çökmüş. Fransız ama Türkçe biliyor ve Kabataş Lisesi'nde de Fransızca hocalığı yapıyor. Çökmüş oraya.

"Hocam" demişler, "Hayrola ne oldu?"

"Çok çok üzgünüm, çocuklar. Bugün size ders anlatacak kadar da moralim yok. Moralim çok bozuk, çok üzgünüm." demiş.

"Ne oldu hocam?" demişler.

"Boğaziçi’nde bir kültür cinayeti işleniyor!"

Emirgan'da sahilde Mısır Hidivi'nin üç yüz odalı bir konağı varmış. Varmış ama şimdi yerinde yeller esiyor. O gün yıkmaya başlamışlar.

Neden?

"Belediyeye olan otuz bin lira elektrik borcunu vermedi." diye. Bu cinayet! Fransız "cinayet" diyor, ben demiyorum.

Boğaziçi'nde. Adamın malı değil; bizim kendi kültürümüz! Fransız üzülüyor; "Kültür cinayeti işleniyor, sanat cinayeti işleniyor!" diyor. O muhteşem konak sökülüyor.

Söktüren müteahhit; parayla onu söken müteahhitin oğlu bizim bir tanıdık.

Diyor ki:

"Hocam, zeminlerden seksen santim eninde yekpare tahtalar çıktı." diyor.

Bizim bildiğimiz dar kerestelerden değil. Hindistan'dan bilmem hangi ağaçlardan getirilmiş kerestelerle yapılmış muhteşem bir konak.

Her işimiz böyle. Dedelerimiz ne güzel şeyler bırakmışlar; onu bile muhafaza edememişiz. Daha da kötüleştirmişiz. Hadi onları da bırak. Sokaklarımız pis, perişan.

Yahu her evden bir hanım çıkamaz mı kapının önünü süpürsün? Herkes kapısının önünü süpürdüğü zaman muntazam olur, tertemiz olur. Sokaklarımıza bakıyoruz birisi girintili, birisi çıkıntılı, birisi önde, birisi arkada.

Dün akşam Üsküdar'da üç defa sokaklardan geri döndüm. Güzel asfalt başlıyor, giriyorum, sonunda çıkmaz sokak; yallah, geriye. Hadi oradan bir daha giriyorum, döne döne gidiyor gidiyor, hadi bakalım çıkmaz sokak.

Plan yok mu, program yok mu, insaf yok mu, sanat zevki yok mu?

Ne bileyim? Bu bizim kusurumuz işte. Bizim kendi kabahatimiz var. O bakımdan ben diyorum ki bu iş geliyor, imana dayanıyor. Biz bu imanı bilmiyorduk. Unuttuk. Bu imanı bilsek akla kıymet veririz. Cehaletten kurtulmaya çalışırız. Çünkü dedelerimiz çalışmış. Çünkü Peygamber Efendimiz' in zamanından beri ilme, irfana, öğretime çok büyük önem verilmiş ve ileri de gitmişiz.

Bizim İslâm aleminde yapılmış olan saati Avrupa'ya göndermişiz, oradaki Padişah oradaki Kral Şarlman bakmış arada saatin içinden guguk diyen bir şey çıkıyor. "Bunun içinde cin var." diye saati bozmuş.

Adam geri, biz ileriymişiz o zaman. Bizim memleketler ileriymiş. Sonradan bu duruma düşmüşüz.

Neden?

Bu gösteriyor ki İslâm insanı ilerletiyor, İslâm'dan uzaklaştığı zaman insan geriliyor. Bu bizim can damarımızdır. Hayat memat meselemizdir. Biz bugün hepimiz ilme sarılırsak, cehaletten kaçınırsak, aklımızı kullanırsak, tefekkür edersek ihtilafları da hallederiz, pislikleri, çirkinlikleri de bırakırız. Çalışıp çabalar, hayırlı işler yapar, ileri gideriz.

Cami dolusu koca koca cemaatler lafa geldiği zaman Türkiye'nin şu kadarı mü'min, muvahhit, Müslüman. İslâm âlemi şu kadar milyon nüfus, bu kadar milyara geldi; "şu kadar büyük ülkeler bizim" diyoruz. Bütün bunlara rağmen güzel bir şey ortaya koyamamışız. Hepiniz mesulsünüz, hepimiz mesulüz. Allah hepimize ciddi çalışmak nasip etsin.

Hepimiz şuurlu olmak, tefekkür etmek zorundayız. Aklımızı kullanmak zorundayız. İş birliği yapmak zorundayız. Kâfirin başarısı müşterek çalışmasıdır. Kendileri birleşiyorlar, birleşik devletler kuruyorlar. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Federal Almanya bilmem ne bilmem ne.

Sonra o da yetmiyor. "Milletler arası pakt, anlaşma" vesaire diyerek, "muahedeler" diyerek yine birlikler kuruyorlar, işlerini yürütüyorlar. Biz de bir caminin içindeki cemaat anlaşamıyoruz. Bir evin içinde kardeşler uyuşamıyoruz. Mahkemelerde vakit geçiyor. Paralar avukatlara gidiyor.

Ben bunu birçok yerde gördüm. Yurt içinde yurt dışında Müslümanların birbirleriyle sataşmasından, çekişmesinden, ihtilafından avukatlar kazanıyor, mahkeme harçları yatırılıyor; başka bir şey olmuyor.

O bakımdan Allah hepimize en büyük nimeti olan aklı güzel kullanmayı nasip eylesin, çok düşünmeyi nasip eylesin. İslâm için faydalı işler yapalım, Rabbimizin huzuruna boynu demir halkalı, elleri zincirli, kelepçeli, veballi, mesuliyetli, vazifesini yapmamış, suçlu insanlar olarak gitmeyelim.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA