İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

18.05.1986 - Vücuttaki Melekler, Güneşi Tutan Melekler, Hacerul Esved, Peygamberimiz

18.05.1986 - Vücuttaki Melekler, Güneşi Tutan Melekler, Hacerul Esved, Peygamberimiz
Hadisler Deryası

18.05.1986 - Vücuttaki Melekler, Güneşi Tutan Melekler, Hacerul Esved, Peygamberimiz

09.11.2020
16 dk 24 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Vukkile bi'l-mü'mini sittûne ve selâsü mieti melekin yezübbûne anhu mâ lem yakdiru aleyhi min zâlike li'l-basari tis'atü emlâkin yezübbûne anhu kemâ tezübbûne an kas'ati'l-aseli mine'z-zübâbi fi'l-yevmi's-sâyif mâ lev bedâ leküm le-raeytümûhu alâ külli cebelin ve sehlin küllühüm bâsitun yedeyhi fâğirun fâhu ve mâ lev vükile'l-abdu fîhi ilâ nefsihî tarfetü aynin hatefethü'ş-şeyâtînu.

Bu hadîs-i şerîf bizim gözümüzün görmediği mânevî bir hususla ilgili bize bilgi veriyor. Ebû Ümâme radıyallahu anh hazretleri rivayet etmiş. Bu hadîs-i şerîfi Taberânî kaydetmiş. İbn Kâni ve İbn Ebi'd-dünyâ'da var. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

"Mü'minin vücuduna üç yüz altmış melek tayin edilmiştir."

Biz görmüyoruz. Bizim gözlerimiz dünya gözü olduğundan bu melekleri görmüyoruz. Peygamber Efendimiz bildiriyor.

Vukkile bi'l-mü'mini sittûne ve selâsü mieti melekin. Üç yüz altmış tane melek vazifelenmiş.

Ne kıymetli varlıkmışız... Üç yüz altmış tane melek etrafımızda, ne yapıyorlar?

Yezübbûne anhu mâ lem yakdir aleyhi. "Gücünün yetmeyeceği belaları etrafında çevreleyip onu defediyorlar, belalardan koruyorlar."

Bu melekler sağdan soldan saldıran, gelen, görünür görünmez belaları defediyor. Vazifesi o; mü'mini korumak, kollamak. Üç yüz altmış tane melek...

"Bu üç yüz altmış taneden göz için dokuz tane melek vardır."

Dokuz melek vardır, göze vazifeli, koruyacak.

Min zâlike li'l-basari tis'atü emlâkin. "Dokuz tane melek vardır; sizin yaz gününde bal kasesinin üstünden sinekleri kovaladığını gibi gözden belaları kovalarlar."

Yaz gününde düşünün balı; arılar, böcekler, şunlar bunlar tadına geliyorlar. Tabii bacağından yakalanır, balın içine düşer diye siz de kışalarsınız, aman tatlıya konmasın diye. Onun gibi yağan belaları, görünen görünmez o şeyleri bu dokuz melek gözden defederler.

Lev bedâ leküm. "Eğer gözünüzden perde kalksa da görebilseniz..."

Böyle buyuruyor.

"Size aşikâr olsa eğer..."

Le-raeytümûhu alâ külli cebelin ve sehlin. "Onları her vadide ve dağın tepesinde görürdünüz."

Ellerini uzatmışlar ve ağızlarını açmış durumdalar; gelen belaları defetmekle uğraşıp duruyorlar.

"Eğer kul kendi nefsine bırakılsa, melekler himaye etmese, kendi hâline bırakılsa şeytanlar onu bir anda 'hop' yok ederlerdi, yutarlardı."

İnsanoğlunun görünmez düşmanları var. Bu şeytanlar kurdun kuzunun etrafında dolaştığı gibi döner durur. "O melekler olmasa 'hop' yutup alır giderlerdi." diyor.

Rabbimiz insana değer vermiş, mü'mine daha büyük değer vermiş. Mü'minin haddi hesabı olmayan değeri var. Ama bizler kendimizin sahip olduğumuz değerden habersiziz. Ne olduğumuzun farkında değiliz. Onun için bir şiirinde İmam Ali radıyallahu anh ve kerremallahu vechehû buyurmuş ki;

Tezûmu enneke cirmun sağîrun. "Sen kendini ufak tefek bir şey sanıyorsun, küçük bir varlık sanıyorsun."

Ve fîke'nteve'l-âlemü'l-ekberu. "Âlem-i ekber senin içine saklanmış, dürülmüş, konulmuş."

İnsanoğlu bir acayip varlıktır ki içi dışından geniştir. İçi çok engindir.

"Nasıl sığmış benim içim dışıma, baktıkça hayret ediyorum!" diyor şairin bir başkası da...

İçimizde Rabbimizin gönül denilen nimeti var, Arş-ı Âlâ ile irtibatlı.

Allah-u Teâlâ hazretleri insanın gönlüne tecelli ediyor. Dağlar taşlar tecellisine tahammül edemiyor da parça parça parçalanıyor da onu müşahede eden ulû'l-azm peygamberlerden Musa aleyhisselam gibi bir mübarek zât baygın yere düşüyor da, Rabbimiz insanın gönlüne tecelli ediyor da mü'min-i kâmilin gönlü o tecelliye tahammül ediyor.

Ne harikaları var bu insanoğlunun... Bu yaratılışında ne hikmetler var... Ama biz çok yanlış yollarda gidiyoruz. Hayatı çok boşuna geçirdik. Çok yanlış işler tutturduk. Çok gafiliz. Kendimizin farkında değiliz. Çevremizin farkında değiliz. Nasıl aziz bir varlık olduğumuzun farkında değiliz. Allah indinde mertebemizin ne kadar yüksek olduğunu anlayamamışız. Bize ne himayeler ne korumalar, ne lütuflar var, farkında değiliz.

Elhamdülillah alâ ni'meti'l-İslâm. İslâm olmasaydı, hadisler olmasaydı nereden bilecektik?

Kimin gözü görüyor? Gören görüyor.

Küçük çocuğun birisi, dedesi şeyhmiş, kapıdan içeri girerken birisi girince;

"A! Dede kapıdan içeri domuz girdi!"

"Sus evladım! Söyleme, sus!" Biraz sonra:

"A! Dede içeriye köpek girdi!"

"Evladım sus!"

Halbuki köpek girdiği filan yok, adam giriyor ama çocuğun gözü manevi hâlini görüyor, sîretini görüyor, huyuna göre durumu görüyor.

"Şuna ekmek verin de başımıza iş açacak... Ekmek verin de herkes görürken biraz yesin."

Tabii ekmek yerken başkası görecek, canı çekecek... O zaman o görme kabiliyeti kalmamış. O zaman gelenin ne olduğunu görmez olmuş.

Ve in min şey'in illâ yüsebbihu bi-hamdihî.

Alimler padişahın huzurunda münazara etmiş:

"Hiçbir şey yoktur ki Cenâb-ı Mevlâ'yı zikr-u tesbih eylemesin." diyor ayet-i kerimede.

Başka ayet-i kerimeler var, buyuruyor ki;

Yüsebbihu lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard. "Şu anda yerdeki gökteki her şey Cenab-ı Hakk'ı tesbih ededuruyor."

Velâkin lâ tefkahûne tesbîhahüm. "Siz tesbihlerinin farkında değilsiniz, anlayamıyorsunuz." buyuruluyor.

Alimlerin bir kısmı demişler ki:

"Bu, lisân-ı hâl iledir."

Ariflerden bir tanesi diyor ki:

"Hayır. Bu kulak duyar. İyi bir kulak olsa duyar."

Çünkü kurb-u nevâfil olduğu zaman, Cenâb-ı Hakk'a kurbiyet peyda ettiği zaman insan Allah'la görür. Bî yesmeu. Hadîs-i kutside "Benimle görür." diyor. Allah-u Teâlâ hazretleri duyurur, Allah'ın lütf-u keremiyle, ihsanıyla görür, duyar.

Rabbimiz kendi izzetimizi anlamayı nasip eylesin. Rabbimize güzel kulluğa dönmeyi nasip etsin. Avare avare başka yerlerde yaban yerlerde dolaşmaktan bizleri korusun.

Vukkile bi'ş-şemsi tis'atü emlâkin yermûnehâ bi's-selci külle yevmin velevlâ zâlike mâ etet alâ şey'in illâ ahrakathu.

Bu da Ebû Ümâme hazretlerinden bir başka hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Şu güneş için Allah dokuz tane melek vazifeli kıldı..." Şu parlayan güneş için...

Ne yaparlar? Yermûnehâ bi's-selci külle yevmin. "Her gün buna soğutacak buz atarlar, soğuturlar."

"Eğer böyle olmasaydı, neyin üstüne gelirse bu güneş hepsini yakardı!"

Eğer böyle bir soğutulması olmasaydı...

Güneşin içinde -bu güneşin harareti, kitaplardan biliyorsunuz, biz de başkasının yalancısıyız- atom patlamaları oluyor. Devamlı zincirleme patlamalar oluyor da o patlamalardan, milyonlarca milyarlarca mesafelerden o ışıkların harareti bize geliyor da bizi yakıyor. Ne kadar uzakta, akıl hayale gelmeyecek kadar, kelimelerle tarifi, zihne yerleştirmesi kolay olmayacak kadar uzaktan sıcaklığı bize geliyor.

Şu Çernobil atom santrali faciasından kıyas ediverin. Adamlar biraz kontrolünü kaçırdılar, üstüne kum yığmışlar, kurşun yığmışlar, bilmem ne yapmışlar, gömmüşler... Aşağıda o çekirdeğin yanması kaç asır devam edecek diyorlar... Bir deli kuvvet ki elinden bir kaçtı mı insanın ne yapacağı belli olmaz. Çıkan bulutlar o tarafa gitti mi oranın ahalisinin yüreği ağzına geliyor, bu tarafa geldi mi buranın ahalisinin yüreği ağzına geliyor.

Allah dilerse bir bulutla bütün ahalinin canını alır; her şeye kâdir. Bir atom patlamasının kontrolden çıkması... Adamlar orada bu işi normal işletip duruyorlardı. Kontrolden bir çıkması Avrupa için tehlike oldu, bizim memleketin hudutlarına kadar tehlike yanaştı. Rüzgâr neyse başka tarafa süpürdü, bize bir zarar gelmedi. Allah'ın yine lütfu... Yine bu dualıların, oruçluların, niyazlıların, sabîlerin, zayıfların duası berekâtıyladır. Öbür tarafta kim bilir neler oldu öteki ülkelerde... Ne radyasyonlar oldu... Önümüzdeki yıllarda ne zararlar çıkacak...

Her şeye kâdir.

Biz Allah'a iyi kul olsak buradan duayla o herifleri tepeleriz! Ama kabahat bizde de Allah onlarla bizi cezalandırıyor. Kabahat bizde olduğundan...

Bizim işimizin kurtuluşu, derdimizin devası, hastalığımızın şifası Allah'a kulluğa dönmektedir.

Güneşin içinde bu patlamaların binlercesi oluyor; Çernobil hadisesinin ne kadar daha büyüğü patlıyor, patlıyor, patlıyor... Atom bombaları, devamlı patlamalarla müthiş radyasyonlar, müthiş enerjiler... Güneşin altında yazın biraz fazla kaldı mı insanın derisi hemen kanser oluyor. Burada, bu kadar uzak mesafede... Bunu Allah kollamasa, Allah-u Teâlâ hazretleri bunu meleklerine zapt ettirmese mahveder bu, mahveder.

Farkında olmadığımız nice nice nimetlerle, tedbirlerle korunuyoruz kardeşlerim. Nice tedbirlerle korunuyoruz da koruyucumuzdan haberimiz yok!

Vukkile bi'r-rükni'l-yemâniyyi seb'ûne meleken. Fe-men kâle: Allâhümme innî es'elüke'l-afve ve'l-âfiyete fi'd-dünyâ ve'l-âhireti. Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr. Kâlû: Âmîn. Ve men fâvaza'r-rükne'l-esvede fe-innemâ yüfâvidu yede'r-rahmâni.

Bu hadîs-i şerîf İbn Mâce'de. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten.

Kâbe'nin dört köşesi var. Kâbe-i Müşerrefe dört köşeli bir bina. Bir köşesinde Hacerü'l-Esved var.

El-Hacerü'l-Esved, Arapçası "kara taş" demek. Ama o karalığın şerefi çok yüksek. Onun için bir kısmı da demişler ki; el-Hacerü'l-Es'ad, "en mutlu taş" demek. "En mutlu taş" mânasına geliyor.

Bir köşesinde Hacer-i Esved var, oradan saatin ibresinin tersi istikamette gidiyorsunuz, yukarıdaki köşe rükn-ü ırakî. Oradan bir yuvarlak yarım duvar var. O duvarın önünden dönerek bu tarafa geliyorsunuz, bu taraftaki köşesi rükn-ü şâmî. Bu rükn-ü ırakî ile rükn-ü şâmî arasında yarım duvarın önüne doğru altınoluk, Kâbe'nin üstüne yağan yağmuru şaldır şaldır aşağı akıtan oluk var. Tabii bir yağmur yağdığı zaman âşıklar onun altında birbirini güvercinler gibi yiyorlar, o yağmur bizim üstümüze yağsın diye. O rahmetin kendisine isabet etmesi için o oluğun altında, güvercinler hani dane attığın zaman üşüşürler, öyle üşüşüyorlar.

Rükn-ü ırakî, rükn-ü şâmî...

Peki öbür köşe ne?

Rükn-ü şamî'den sonra rükn-ü yemânî. Hacer-i Esved bu tarafta, Hacer-i Esved sağımda kalırsa, soldaki köşe de rükn-ü yemânî'dir; "Yemen köşesi, Yemen'e bakan köşe" demek.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:

"Rükn-ü yemânî -Yemen'e doğru bakan köşedeki oradan yürüdü mü Hacer-i Esved köşesine gelirsin- o köşede yetmiş melek var."

Ne yaparlar? "Kim oraya gelip de şu duayı okursa onlar 'Âmin!' derler." Vazifeleri o.

Nedir o dua?

Allâhümme innî es'elüke'l-afve ve'l-âfiyete fi'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Yâ Rabbi! Ben senden dünyada ve ahirette af ve âfiyet isterim. Günahlarımı affeyle, dertlerden, hastalıklardan, maddî manevi, görünür görünmez sıkıntılardan beni muaf eyle, afiyette eyle." demek.

Sonra;

Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr. "Rabbimiz! Mevla’mız, sahibimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Cehennem azabından bizi koru yâ Rabbi!"

Diye dua ettiği zaman o melekler "Âmin!" derler.

Rükn-ü yemanîdeki melekler, yetmişi birden "Âmîn!" derler. Kim bu duayı edip oradan yürüyüp de Hacer-i Esved köşesine ulaşıp Hacer-i Esved’e elini istilam eyledi mi [sürdü mü] Allah-u Teala hazretlerinin elini tutmuş gibi olur. O’na bey’at etmiş gibi… Şerefini tarif etmek mümkün değil, öyle büyük bir şey! Onun için bu aşıklar buradan kaçar kaçar giderler haclara umrelere, bağlasan durmaz. Mevsimi geldi mi şurasına bir ateş düşer, bağlasan durmaz. Rabbimiz hepimize nasip eylesin. Fazl-u keremiyle helalinden para versin. O helal paraları da böyle yolunca harcamayı, bu ziyaretleri yapmayı nasip eylesin.

Veledü Âdeme küllühüm tahte livâi yevme’l kıyameti. Ve ene evvelü men yuftehu lehû bâbü’l cennet.

Efendimiz buyuruyor ki:

“Adem’in evlatları yani Hz. Âdem atamızdan türemiş bütün insanlar kıyamet gününde benim sancağımın altında olacak.” Peygamber Efendimiz’ in sancağı Livâü-l Hamd. Hamd sancağının altında hepsi toplanacak.

Ve ene evvelü men yuftehu lehû bâbü’l cennet. “Ben, cennet kapısı kendisine açılan ilk insan olacağım”

Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor. Hatta Peygamber Efendimiz cennetin kapısına gelecek de cennetin kapısındaki vazifeli melek diyecek ki:

“Men ente?” Kimsin sen ey mübarek? Diyecek ki [Peygamber Efendimiz]:

“Ene Muhammedun.” Ben Allah’ın resulü Muhammed’im, deyince melek diyecek ki:

“Bike ümirtü en lâ efteha kableke.” Senden önce bu kapıyı açmamak bana emrolundu yâ Resulallah, buyur gir içeri.

Peygamber Efendimiz girecek ilk önce.

Rabbimiz bizi o ilk girenlerle beraber oraya dahil eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA