19.10.1986 - Sağlam Yola Sahip Olmak, Sağlam Fırka, Akşam ve Sabah Namazını Tehir Etmek, Lailaheillallah Sözü

19.10.1986 - Sağlam Yola Sahip Olmak, Sağlam Fırka, Akşam ve Sabah Namazını Tehir Etmek, Lailaheillallah Sözü
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî mansûrîne lâ yedurruhum huzlânü men hazelehüm hattâ tekûme's-sâatü.
Bu da aynı konuyu ifade eden bir başka hadîs-i şerîf. Bu da İbn Mâce'de.
Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî mansûrîne. "Benim ümmetimden bir grup taife insan daima mansur olacak." Allah'ın nusretine mazhar olacak. Allah onları destekleyecek, yardıma mazhar galip olacaklar.
Lâ yedurruhum huzlânü men hazelehüm. "Onları terk edenlerin, yardımsız bırakanların yardımsız bırakmaları onlara zarar vermeyecek." İsterse hak yolda çalışsın çarpışsın, isterse destekçi olsun, isterse olmasın...
Diyoruz ki; "Para lazım, şunu yapacağız." Diyoruz ki; "Para lazım, bunu yapacağız." Vermiyor, veriyor veya vermiyor. Demek ki [onları etkilemeyecek]. Yardım etse de etmese de öteki hak taife hak yolda yürüyecek.
Ne zamana kadar? Hattâ tekûme's-sâatü. "Kıyamet kopuncaya kadar."
Allah-u Teâlâ hazretlerinden candan dileğimiz, bizi bu hak yolda yürüyen taifeden eylemesi. Ahir zamanın fitnelerine, fesatlarına bulaştırıp bizi helâk eylememesi; yanlış yollara ayaklarımızı çamurlara batırıp da bizi bataklıklarda boğdurtmaması. Dileğimiz odur. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi böyle doğru yolda yaşattığı gibi evlatlarımızı, nesillerimizi, zürriyetlerimizi de sevdiği razı olduğu kullardan eylesin. Onları bizim arkamızdan şaşırtmasın.
Lâ tezâlü ümmetî fî müsketin min dînihâ mâ lem yentezırû bi'l-mağrîbi iştibâke'n-nücûmi mudâhâte'l-yehûdi ve mâ lem yuahhiru'l-fecre ilâ immihâki'n-nücûmi mudâhâte'n-nasrâniyyeti ve mâ lem yekilü'l-cenâize ilâ ehlihâ.
"Benim ümmetim daima dininde basiret ve uyanıklık üzere olur, şu kusurlar kendisinde görülmedikçe..."
O kusurlardan birisi nedir?
Mâ lem yentezırû bi'l-mağrîbi iştibâke'n-nücûmi. "Akşam namazını tehir edip de yıldızlar birbirlerine karışıncaya kadar geç vakte bırakmadıkça." Mudâhâte'l-yehûdi. "Yahudilere benzeyerek..."
Ve mâ lem yuahhiru'l-fecre. "Sabah namazını tehir etmedikçe." İlâ immihâki'n-nücûmi. "Yıldızlar tamamen gidip de hiç ortada bir şey kalmayıp güneşin doğma zamanı gelinceye kadar tehir etmedikçe..." Mudâhâte'n-nasrâniyyeti. "Ve bu da Hristiyanlara benzeyerek..." Onları takliden böyle yapmadıkça...
Ve mâ lem yekilü'l-cenâize ilâ ehlihâ. "Cenazeleri sadece sahiplerine bırakmadıkça..."
Muhterem kardeşlerim! Burada üç tane kusur zikredilmiş oldu. Bu kusurların iyi şeyler olmadığını, yapılmaması gerektiğini bu hadis-i şeriften çıkartıyoruz.
Bu üç kusurdan bir tanesi, akşam namazının tehiridir. Akşamı evvel vaktinde çarçabuk kılmak lazım.
"Akşamın vakti deve katarının geçişi kadar çarçabuk geçiverir." derlerdi dedelerimiz, büyüklerimiz. Hemen evvel vaktinde, ezan okunur okunmaz, çarçabuk kılıvermek lazım. Artık öyle yıldızların çıkıp çoğalıp birbirlerine karıştığı geç vakte tehir edip vaktini tehlikeye sokmak neyin alâmeti oluyor?
İbadette gevşekliğin alâmeti oluyor.
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde en faziletli amellerden birinin namazları evvel vaktinde kılmak olduğunu söyledi. Okunur okunmaz kılmak...
Bazı insanlar tanırım; ezan okunur, giderim, bakarım hemen namaz kılmış. Hemen evvel vaktinde; müezzin minareden inerken, o Allah-u Ekber namaza duruyor. Kadın mesela. İyi, evvel vaktinde kılıyor, tehir etmiyor.
Bir de sabah namazında, demek ki Hristiyanlar ibadetlerini güneşin doğuşu vaktine, geç vakte tehir ediyorlarmış. Müslümanlar öyle yapmayacak.
Bizim mezhebimize göre sabah namazının kılınma vakti nedir?
Namazı aşağı yukarı yarım saat-yirmi beş dakika kalıncaya kadar kılarsın. Kıldıktan sonra bir hatası anlaşılırsa, cemaatle onu düzeltip yeniden kılma imkânı olacak kadar bir zaman da kalması icap ediyor. O zaman kaldıktan sonra da yine elhamdülillah, biraz da güneşin doğması daha o sırada olmuyor. Denizde bile olsa insan güneşin doğduğu yere baktığı zaman, o bizim takvimlerde yazılan saatte güneş oradan kaşını kaldırmıyor daha. Vakti güzel ayarlamış. Bu işleri umumiyetle rahmetli Profesör Fatin Gökmen, Fatin Hoca yapmıştır, ibadetler tehlikeye girmesin diye. Siz de "Artık üç beş dakika kaldı, aman kılmayayım." demeyin, kılıverin. Orada biraz ihtiyat payı vardır. Güneşin doğma zamanında kerahat vaktidir tabii, artık o zaman namaz kılınmıyor.
Biz Hristiyanlara benzemeyeceğiz, Yahudilere benzemeyeceğiz. İbadetimize düşkün olacağız. Her ibadeti evvel vaktinde yapacağız, onların huylarına kendimizi takmayacağız.
Bir de sonuncu kusur bu hadis-i şerifte zikredilen; cenazeleri ehline bırakmak. Cenazenin sahibi kim?
Falanca. Tamam, onlar işte defnetsinler, kefenlesinler, tabuta alsınlar, götürsünler, gömsünler. Hiç kimse yanaşmıyor.
Neden? Sevgi yok, muhabbet yok, yardımlaşma duygusu yok. Bu kötü bir şey.
Herkesin Müslümanın cenazesine yardımcı olmaya çalışması lazım. Cenaze namazı kılmak farzdır, bir grup insan kılarsa ötekilerinden düşüyor. Kılmazsa herkes mesul oluyor. Onun için o vazifeyi yapmaya herkesin koşması lazım.
Cenazeye tâbi olup yürümenin sevabı var, namazını kılmanın sevabı var, hüsn-ü şehadet etmenin sevabı var, defnetmenin sevabı var. Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından birisidir, o cenazenin geride kalan Müslümanlar üzerinde hakkıdır; kendisini güzelce ahirete uğurlamaları lazım geliyor. Bunu da tabii ahali hiç yanaşmayıp da evin kendi ehline bırakırsa, demek ki Müslümanlar arasında dayanışma kalmamış, sevgi kalmamış. Kimse kimse için biraz rahatını terk edip de fedakârlığa katlanmıyor. Tabii bu, işlerin bozulmasına alâmet olmuş oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri aramızdaki muhabbeti tam eylesin. Birbirimize her bakımdan, her yönden, dünyada ahirette hayırlı olmayı, faideli olmayı nasip eylesin.
Muhterem kardeşlerim! Bir de hatırıma geldi ki;
"Kör ölünce kömür gözlü olur." derler.
Bir de bizim o taraflarda bir söz vardır;
"Ya öl de bilem kıymetini ya git de bilem." derler.
İnsanların kıymeti öldüğü zaman biliniyor. Ben buna çok şaşıyorum. Ya hayatta iken bilsene! Ne diye… Öldükten sonra eline geçmez, elinden kaçtı bir kere. Kaçtıktan sonra kıymetini biliyoruz.
Birbirimizin kıymetini bilelim. Bir Müslümanın içindeki imandan dolayı kıymetine paha biçmek mümkün değildir. Birbirimizi hoş tutalım. İşi ölümden sonraya, "Ah vah!" demeye bırakmayalım. Birbirimizin kadrini kıymetini bilelim.
Lâ tezâlü lâ ilâhe illallâhu tahcube ğadaba'r-rabbi ani'n-nâsi mâ lem yübâlû mâ zehebe min dînihim izâ salehat lehüm dünyâhüm. Fe-izâ kâlûhâ kîle kezebtüm lestüm min ehlihâ.
Bu hadis-i şerifi İbn Neccâr Zeyd b. Erkam radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.
Bu hadîs-i şerîfi çok dikkatle dinleyin kardeşlerim.
Lâ tezâlü lâ ilâhe illallâhu tahcube ğadaba'r-rabbi ani'n-nâsi mâ lem yübâlû mâ zehebe min dînihim izâ salehat lehüm dünyâhüm. "Lâ ilâhe illallah kelime-i tayyibesi -ağzımızdan çıkan bu lâ ilâhe illallah mübarek sözü- Allah'ın gazabını insanların üzerinden uzaklaştırmaya engel olur durur."
Sebep olur durur. Allah'ın gazabına siper olur durur. Allah gazap etmez, gazabı kahrı gelip çatıp onu perişan etmez. Lâ ilâhe illallah diyenler Allah'ın gazabından mahfuz kalırlar. Bu lâ ilâhe illallah sözü Allah'ın, Rabbin gazabını insanlardan siper eder, önler durur.
Ne zamana kadar?
Mâ lem yübâlû mâ zehebe min dînihim izâ salehat lehüm dünyâhüm.
Dünyalık bir şey üzüntüye sebep olur. Cebinden bin lirasını çaldırsa, alışverişte fazla bir para vermiş olsa;
"Ya ben sabahleyin bu parayı bu cebime koymuştum. Nerede bu para? Hay Allah, yok!" " Hay Allah! Abdest aldığım yerde ne güzel saatim vardı, çok da güzeldi, dakikti, kıymetliydi de… Hay Allah, gittim yerinde yok!" Üzülür insan, değil mi? Bir şey kaybolduğu zaman üzülür. Tamam, bu normal. Buna bir şey demiyoruz, Peygamber Efendimiz de bir şey demiyor.
Ama hadis-i şerifte bir mukayese yapıyor, insanın bildiği şeyden bilmediği şeye intikal etmesini sağlamak için…
Dünyalıktan elden bir şey kaçtığı, kaybolduğu zaman üzülüyor; ama dünyalığı yerinde, dinden bir şey kayboluyorsa? Dininden bir şeyler kayboluyorsa, zayi oluyorsa? Dini elden gidiyorsa?
Aldırmıyor o zaman. Nasıl olsa saat kolunda, para cebinde, işi çalışıyor, Karadeniz'de gemileri de batmamış, fabrikadan gelirat da geliyor, her şey tamam. Bankalardan faizler tomar tomar, altında otomobil... Dünyalığı yerinde.
Ama ahiret?
Ahiret harap. Sabah namazına kalkmamış, Cuma'ya gelmemiş, zekâtını vermemiş, evde menhiyat, içki kumar, şunu bunu oluyor, aldırmıyor farz edelim.
Dünyalığından bir şey gittiği zaman herkes üzülür, tamam. Dünyalığı yerinde olup da ahiretinden bir şey gittiğinde üzülmüyorsa bir insan, o zaman onun lâ ilâhe illallah demesi onu Allah'tan kurtarmaz.
"Lâ ilâhe illallah diyorum yâ Rabbi!"
Haa, seni kepaze seni! Paran yerinde olduğu zaman, işin tıkırında olduğu zaman bak hiç aldırıyor musun? O zaman ceza gelir. O zaman Allah'ın gazabı gelir.
Allah'ın gazabını ne tutuyor? Lâ ilâhe illallah demesi tutuyor, bir.
İkincisi; insan dininden bir şey gittiği zaman üzülecek. Samimi Müslüman olacak. "Hay Allah! Bugün yine işrak vaktine kalamadım. Acele bir şey oldu da uyuyakalmışım da, uykum azdı da veyahut şöyle oldu da..." "Hay Allah! Dün akşam tesbih vazifelerimi misafirlik dolayısıyla, seyahatten geç geldiğim için, arabadan yorgun indiğim için işte yapamadım da..." "Hay Allah! Şu arkadaşımı ziyaret edecektim, olmadı da..."
Haa tamam, yapamadığı iyiliklerden, ibadetlerden üzülüyorsa bir şey yok.
Ama ibadetlerden, hayırlardan, sevaplardan kaçana hiç aldırmayıp dünyalığı tıkırında olduğu zaman keyfi yerinde gidiyorsa ona Allah'ın gazabı gelir; lâ ilâhe illallah sözü onu engellemez.
Biraz dolanarak anlattım ama herhalde anladınız.
Aslında lâ ilâhe illallah sözü Allah'ın gazabından bizi koruyor kardeşlerim! Bir bunu bilelim. Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, bu söz bizi Allah'ın gazabına karşı koruyor. Allah bize o söz hürmetine gazap etmiyor, bizi bağışlıyor.
O söz kıymetli bir söz. Manevi tesiri olan bir söz. O sözün birtakım hususiyetleri, esrarı vardır. Esrarengiz bir sözdür. O sözün o esrarından, fevâidinden, o hasâisinden insan istifade eder.
İstifade şartı neymiş?
Dünyalığı elden gittiği zaman üzüldüğü gibi ahireti elden gittiği zaman da üzüntüsü olacak. Samimi Müslüman olacak. Ahiretinden zarara uğrayacak bir durum olduğu zaman üzülecek. Sahtekâr olmayacak, o şartla. Samimi Müslüman olmak şartıyla lâ ilâhe illallah sözü çok faydalıdır.
Olmuş bir hadise anlatayım;
Lâ ilâhe illallah sözünün özelliklerini başka türlü anlatamıyorum da onun için bu fıkrayı söylemem lazım.
Bir mühendis kardeşim var. Almanya'yı gördü, Amerika'yı gördü. Kafası müspet, çok zeki bir insan, süper bir zekâ, deha, öyle bir insan. O anlatıyor. Kendisi güçlü kuvvetli, pazusu yerinde, pehlivan. "Hacca gittim. Cebelürrahme'ye çıktım." diyor.
Hacda Cebelürrahme, Peygamber Efendimiz' in veda hutbesi okuduğu yer olduğu için herkesin çok hücum ettiği bir yer, çok kalabalık bir yer. Tarifsiz kalabalık bir yer.
Ben bir keresinde bizim çoluk çocuğu bir tarafa bıraktım da Cebelürrahme'ye doğru giden caddelerden o tarafa doğru bir yanaşayım dedim. Rahmetli Hocamız "gitmeyin" demişti ama ben bir yanaşayım, şu mübarek yeri bir göreyim, o işte bulunayım diye... Yanaştım sıkıştı, yanaştım sıkıştı, yanaştım sıkıştı... Cadde genişti, serbestti. Yürüdükçe sıkıştım. Daha Cebelürrahme gözümün önünde uzakta, yakınında bile değilim. Nihayet yolda bir kalabalık geldi, bir oradan bir oradan, kaburgalarım ezilecekti. "Haa" dedim, "hocamın sözünü dinleyeyim" döndüm geldim. Sıkışmadan aklım başıma gelmedi de sıkıştıktan sonra döndüm. Çok kalabalık oluyor.
Bu arkadaş, caddede filan değil, Cebelürrahme'ye gitmiş, ta Cebelürrahme'ye çıkmış. Pehlivan kendisi, güçlü kuvvetli insan. Cebelürrahme'ye çıkmış. İyi güzel. "Fakat pehlivanlık para etmiyor." diyor. "Orada kuvvet para etmiyor." diyor. "Dört yandan bir sıkıştım..." diyor. Bir yandan sıkışsan bu tarafa gidersin, öbür yandan itseler bu tarafa gidersin. "Dört yandan sıkıştım, her bir yandan bir sıkıştım, cenderenin içinde limon sıkılır gibi sıkılmaya başladım. Kaburgalarım çatırdamaya başladı." diyor.
Demiş ki; "Herhalde benim ölümüm burada olacak." Çünkü kaburgalar başladı çatırdamaya, biraz sonra nefes de alamayacak, ondan sonra ölecek. Aklına öyle gelmiş.
"Dur bari, lâ ilâhe illallah diyerek öleyim." demiş.
Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah... Can havliyle, ne hızla, nasıl söylediyse lâ ilâhe illallah demeye başlamış. "Esrarengiz bir şey oldu... Ne olduğunu anlayamadım; kendimi rahat bir halde buldum." diyor.
Lâ ilâhe illallah böyledir, onu anlatmak için söylüyorum.
Nasıl olduğu belli olmaz, kuvvetinin nereden geldiği belli olmaz. Çok hassaları olan, çok kıymetli bir sözdür. Bu söz insanın mahfuz kalmasına sebep olur, kurtulmasına sebep olur, her belayı defedici bir özelliği vardır. Kılıç gibidir. Çekersin lâ ilâhe illallah kılıcını, gider kafaları öte tarafa... Öyle bir şeydir...
Ne zaman? Samimi olduğun müddetçe. Samimiyetsiz oldun mu Allah'ın gazabından lâ ilâhe illallah demekle kurtulamazsın.
Onun için neye dikkat edeceğiz? Ahiretimize zarar verecek bir şeyin olmasından sakınacağız.
Eskiden arkadaşlarıma söylüyordum. Bursa'da bir arkadaşımızın evine gitmiştik, ilk önce orada görmüştük. Biz söyledik söyledik, her tarafa yayıldı. O zamanlar pek öyle görülen bir şey değildi:
"Bugün Allah için ne yaptın?" Yirmi sene önce, öyle bir levha vardı:
"Bugün Allah için ne yaptın?"
[Mehmet Zahid] Hocamız'la Bursa'da bir arkadaşın evinde öyle görmüştük. Söyledik, herkesin şimdi "Bugün Allah için ne yaptın?" diye bir levha evinde bulunuyor, kendisini muhasebe etsin diye.
Ben bir de diyorum ki;
Sabahleyin de yatağınızın karşısında kalktığınız zaman, bir levha daha asın oraya:
"Bugün Allah için ne yapacaksın?"
Bir de o lazım. Sabahtan bir düşünün. Bugün Allah için ne yapacaksın bakalım? Düşün bakalım. Bir de akşamleyin, bugün Allah için ne yaptın? Düşün bakalım. Gününü nasıl geçirdin? Ne hayırlı işleri yaptın? Akşam onun muhasebesini yap.
Sabahleyin de "Bugün Allah için ne yapacağım? Şu hayırlı işi yapayım, şu hayırlı işi yapayım, şu hayırlı işi yapayım, şu hayırlı işi yapayım..." Niyet et, öyle çık. Planla, sabahleyin öyle çık. Eğer ahiretimizi kazanmak için gayret sarf etmezsek, ahiretimizin harap olmasına aldırmazsak, o zaman lâ ilâhe illallah sözü Allah'ın gazabının gelmesini kesmez. Allah'ın gazabı gelir, insan belasını bulur.
Bir kardeşimizin durumunu anlatayım;
Zengin bir kardeşimiz anlattı. "Allah beni hasta etti. İyi ki hasta etmiş." diyor. "İyi ki hasta olmuşum. Gözüm açıldı, dünyayı anladım. Ölümle burun buruna geldim, hayatın mânasını anladım. Ölmeden evvel salih ameller işlemek lazım geldiğine kani oldum. İyi ki hasta olmuşum. Etrafımda tanıdıklarıma da iyilik yapmasını tavsiye ediyorum." diyor. Kendisi fabrikatör, zengin insan.
Hiç öteki fabrikatörün öyle hayır yapacak hâli yok. Milyonları var, belki milyarları var adamın, hayra hiç yanaşmıyor, hiç! "Yahu, ölmeden evvel hayır yap!" demiş. Kendisi duydu ya o hissi içinde; insan hiç hayır yapmadan ölüverse "vah tuh!" filan fayda etmeyecek. Ölüp gidecek, miras kalacak. Çoluktan, çocuktan, hanımdan, şundan bundan medet umacak artık; "Acaba benim namıma hayır yaparlar mı?" diye. "Hayattayken kendin yap..." O öyle söylemiş ötekisine, ötekisi hiç aldırmamış.
"Bir gün..." diyor... Zengin ya adam...
Öyle zenginler var ki muhterem kardeşlerim, paralarını alıyorlar yanlarına, Türkiye'de bizim burada, Amerika'da değil Türkiye'de, paralarını yanlarına alıyorlar, özel uçakla Kenya'da arslan avına gidiyorlar. Para var ya, kim karışabilir?
"İstediğim yerde nasıl istersem öyle harcarım." diyor, eline av malzemesini tüfekleri alıyor, özel uçağa biniyor, 'vızzt' Kenya'da, bilmem nerede arslan avlayacak.
Ya burada tilki avla, bizim bu Sakarya tepelerine çık, Uludağ'a çık, başka yere çık, Türkiye'de... Avrupa'dan Türkiye'ye avlanmaya geliyorlar ama şuursuzluk.
Bu adam da bu "Hayır yap." dedikleri halde yapmayan adam da ne yapmış?
Cebine paraları doldurmuş, Bulgaristan'da keyif yapmaya gidecek. Bulgaristan'da, komünist ülke, her türlü şey ucuz. Avrupa gibi pahalı değil. Her türlü melânet ucuz, nispeten ucuz. Kadın var, içki var, kumar var, şunu var, bunu var. Paraları doldurmuş. Yalnız gitse tadı olmayacak, bir fabrikatör arkadaşını daha yanına almış. Paraları ceplerine almışlar, Bulgaristan'da felekten kâm almaya gidiyorlar. Gidiyorlar ama Allah var celle celâlüh, razı gelmemiş; yolda bir kaza oluyor, bu asıl hayır yapmayan adam ölüyor. Adını söylemiyoruz, gıybet olmaz, ölüyor gidiyor. Trafik kazasında ölmüş gitmiş. Ötekisi de yaralı dönmüş. Asıl suçlu berikisi olduğu için Allah onun canını almış. "Yeter artık yaptığın edepsizlikler! Gel bakalım da şunların bir hesabını ver!" diye. Ötekisi geriye kalmış.
Muhterem kardeşlerim! Bizim de kusurlarımız az değildir, bizim de nice kusurlarımız vardır. Rabbimiz afv-u mağfiret eylesin. Dilerse kahreder. Kahrının yumruğu insanın tepesine indi mi insanın beyni parça parça dağılır! Mekrinden, hilesinden, gazabından, azabından kimse kendisini emniyette hissedemez. Onun için titremesi lazım, kendine dönmesi lazım, aklını başına alması lazım.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi samimi, has Müslümanlardan eylesin. Yolunda daim, zikrinde kaim eylesin. Kendi yolunu sevdirsin, ibadetlerini sevdirsin. Tevfîkini refik eylesin. Hayırlı bir ömür geçirip, salih ameller işleyip, arkamızdan hayrat-u hasenat bırakıp Rabbimizin huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği razı olduğu, makbul kul olarak varmayı nasip eylesin.
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
27.06.1987 -
Has Müslümanlar, Arabuluculuk
27.06.1987 -
Susmak, Güzel Ahlak
