İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

29.03.1987 - Meftaya Hürmet, Beyaz Tüyler, Kıyamet Alametleri, Sıla-ı Rahim, Oturma Adabı

29.03.1987 - Meftaya Hürmet, Beyaz Tüyler, Kıyamet Alametleri, Sıla-ı Rahim, Oturma Adabı
Hadisler Deryası

29.03.1987 - Meftaya Hürmet, Beyaz Tüyler, Kıyamet Alametleri, Sıla-ı Rahim, Oturma Adabı

09.12.2025
22 dk 14 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ tüneccisû mevtâküm fe-inne'l-müslime leyse bi-necisin hayyen velâ meyyitâ.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Dârekutnî'de, Müstedrek'te, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet olunmuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyorlar ki;

Lâ tüneccisû mevtâküm. "Ölülerinize necis muamelesi yapmayın."

Onlara karşı pismiş, necismiş gibi davranmayın.

Fe-inne'l-müslime. "Zira mü'min, Müslüman kul." Leyse bi-necisin hayyen ve lâ meyyiten. "Diriyken de öldükten sonra da ölü iken de necis olmaz."

Müslüman temizdir. Müslüman olduğu için temizdir. Pis olmaz. Mevtânıza "Öldü artık bu." diye necismiş gibi muamele yapmayın, öyle davranmayın. İmanından dolayı mü'min, fakir de olsa, yoksul da olsa, yamalı elbise de giyse, hatta yolda yürüyüp seyahat edip terlemiş tozlanmış bile olsa Müslüman pis değildir, imanından dolayı temizdir.

Bir keresinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile Ebu Hüreyre radıyallahu anh bir sokakta karşılaştılar. Ama Ebu Hüreyre radıyallahu anh uzakta, sokaktan Resûlullah Efendimiz' i görünce başka tarafa kaçtı. Peygamber Efendimiz' in geldiğini gördü; ortalıktan kayboldu, kaçtı. Gitti gusül abdesti aldı, sonra geldi. Peygamber Efendimiz ona soruyor;

Eyne künte yâ Ebâ Hüreyre? "Nerelerdeydin? Nereye kayboldun ey Ebû Hüreyre? Ne oldu?"

Diyor ki;

Küntü cünüben ve kerihtü en ücâliseke ve ene alâ ğayri tahâretin. "Yâ Resûlallah, yıkanmam gerekiyordu, cünüp idim. Seninle öyle karşılaşıp seninle öyle oturmaktan, meclisinde o halde bulunmaktan çekindim, onu hoş görmedim. Onun için gittim, yıkandım, öyle geldim. Kayboldum yani, yanınıza yaklaşmadım, uzaktan öyle baktım." deyince Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Fe-kâl: Sübhanallah!

Sübhanallah sözü; Allah'ı her türlü noksandan tenzih eylerim, her türlü kemalât ile muttasıf olduğunu ikrar eylerim demek. Yani sübhanallah, her şeyi güzel demek.

Araplar bu sözü şaşkınlık anında kullanırlar. Bir şeye taaccüp ettikleri, şaştıkları zaman sübhanallah veya fesübhanallah derler. Yani o zikri şaşırma, hayret etme makamında kullanıyorlar. Güzel. Demek ki bazı duyguları coşup galeyana geldiği zaman, ağzını açıp gözünü yummuyor da -yani güzel âdet edinmiş Ümmet-i Muhammed- sübhanallah diyor, Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed diyor, lâ ilâhe illallah diyor.

Mesela Arabistan'da gidiyorsunuz; üç aşağı beş yukarı pazarlık yaparken, pazarlık biraz heyecanlandı mı karşıdaki salli ale'n-nebiyyi diyor, "Peygamber Efendimiz' e salât-ü selam getir." diyor. -Salli ale'n-nebiyy, "Peygamber'e salât-ü selam getir." demek.- O da her işi gücü bırakıyor, Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed diyor. Öyle deyince de münakaşanın harareti kesilmiş oluyor. Ondan sonra "Tamam, ver bakalım elini..." uyuşuyorlar. Salli ale'n-nebiyy onların âdetleri.

Bizde de dedelerimizin töresi, âdeti; fesübhanallah.

Kızdı, ne diyor?

Sübhanallah diyor, tesbih çekiyor, kötü bir şey demiyor yani. Hani aç ağzını, yum gözünü, söyle ağzına geleni tarzında olmuyor da yine sübhanallah diyor. Veyahut "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Resûlullah, bu ne biçim iştir?" diyor.

Bu güzel bir şey. Bu Peygamber Efendimiz' den bize gelmiş bir edeptir; biz ondan öğrenmişiz.

Peygamber Efendimiz de Ebu Hüreyre radıyallahu anh'a demiş ki; Sübhanallah. "Ne şaşılacak şey" demek. Ama "Ne şaşılacak şey" demiyor da "Allah'ı her türlü noksandan tenzih ederim. Sübhanallah." diyor, tesbih çekiyor.

Lâ yencisu. "Müslüman pis olmaz ki."

Evet, cünüp olan insanın yıkanması lazım.

Ve in küntüm cünüben fe'ttahherû. "Titiz bir şekilde yıkanması lazım."

Fe'ttahherû yıkamakta mübalağa siygası. Onun için diyorlar ki:

"İğne ucu kadar bir boşluk kalmayacak gibi güzelce yıkayacaksın."

Tamam, yıkanmak var ama ne yapalım? Tam hamama gidiyorken yolda karşılaştı... O zaman da kaçacak değil, elini uzatmaktan çekinecek değil. Çünkü Müslüman necis olmaz. Evet, yıkanması lazım ama Müslüman temizdir, neden?

Kalbinde iman var.

Lâ tentifü'ş-şeyb fe-innehû nûru'l-müslimi mâ min mü'minin yeşîbu şeybeten fi'l-İslâm illâ ketebe'llâhu lehû bihâ haseneten ve refaahû bihâ dereceten ve hatta anhu bihâ hatîeten.

Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî, Abdullah b. Amr İbnü'l-Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Beyaz kılları koparmayın."

"Kaşımda beyaz bir kıl çıktı hocam. Aman, görenler ihtiyar sanacak; çek, kopar."

"Saçımda birkaç tane beyazlık peyda oldu; çek, kopar."

"Sakalımda biraz beyazlık peyda oldu; çek, kopar."

Yok. Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Saçlarınızın, vücudunuzun beyaz tüylerini koparmayın. Yani yok etmek için koparıp almayın."

Neden?

Arkasından izah ediyor. Tabii o izahtan ziyade, koparmadığı zaman nelere sahip olacağını, sevabını beyan ediyor;

Fe-innehû nûru'l-müslimi. "Çünkü bu beyaz kıllar mü'minin nurudur."

Allah'ın nuru saçına, sakalına, bıyığına, vücuduna inmiş. Nur, beyazlık.

"Hiçbir Müslüman yoktur ki İslâm'da saçları, sakalları, tüyleri, kılları ağarsın da Allah ona her birisine mukabil olarak bir iyilik sevabı, bir hasene vermesin."

Ve refaahû bihâ dereceten. "Her kıl için bir derece daha yükseğe terfi; derecesini yükseltir."

Bir iyilik verir, bir. İkincisi, bir derece yükseltir.

Üçüncüsü; hatta anhu bihâ hatîeten. "O kıla mukabil bir günahını da siler."

Bir sevap veriyor, bir derece yükseltiyor, bir de günah siliyor. Bir kılda üçlü bir kâr var. Onun için insanın beyaz kıllarına sevinmesi lazım.

İnsanlar beyaz kılları neden kopartırlar?

İhtiyarlıktan korktukları için. "Bize genç demeyecekler, ihtiyar diyecekler. Yandık, eyvah!" diye korktukları için kopartırlar.

Lüzum yoktur. Yani o beyazlık Müslümanın nurudur; koparmaya gerek yoktur.

Lâ tenkadi'd-dünyâ hattâ yahrice şeyâtinu mine'l-bahri yuallimûne'n-nâse'l-Kur'ân.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten Ebû Nuaym rahmetullahi aleyh tarafından rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Dünya sona ermez, denizden şeytanlar çıkıp insanlara Kur'an öğretmedikçe."

Yani kıyamet kopmadan evvel böyle hadise olacak; denizden şeytanlar çıkacak, insana Kur'an öğretecek.

Hocamız şerhte buyurmuş ki;

Hâzâ ba'de zehâbi İsâ aleyhisselam ve'l-Mehdi ve yecîi'r-riyâhu ve yemûtu'l-mü'minûne ve yebkâ şirârü'n-nâs. "Bu hadise İsa aleyhisselam'ın nüzulünden, Mehdi'nin yaşayışından sonra olacak. Bir rüzgâr çıkacak, mü'minler bu rüzgârdan ölecekler. Geriye insanların şerlileri kalacak. İşte o zaman bu şeytanlar denizden çıkacak ve insanlara Kur'an öğretecekler."

Bu gösteriyor ki -Şeytan kim, Kur'an öğretmek kim- ahir zamanda güzel işler, hayırlı işler ehil olmayan insanlara gelecek. Kur'an'ı öğreten insanın Allah'ın emirlerini tutması, yasaklarından kaçması gerekir; ona göre yaşaması icap eder. Şeytan gibi olacak. Belki tam şeytan. Çünkü şeytanların insan cinsinden olanları da var, cin taifesinden olanları var.

Mine'l-cinneti ve'n-nâs, Nâs sûresinde [geçiyor.]

Şeyâtîne'l-insi ve'l-cinni yûhî ba'duhum ilâ ba'dın zuhrufe'l-kavli ğurûrâ.

Yani insanların da cinlerin de şeytanları olduğunu biliyoruz.

Allah-u Teâlâ hazretleri dinimizi dinsizlerin eline bıraktırtmasın. Şeytanların eline bıraktırmasın. Dinimizi bize doğru düzgün, hakikati olduğu gibi; haramı haram, helali helal, dobra dobra, erkekçe, merdane tarzda söyleyen din alimlerine cemiyetlerimizi sahip eylesin. Mevki, makam, para, pul hırsıyla veya hapis, kırbaç korkusuyla, zalimden çekindiği için, falancanın kalbini kıracağım diye hakkı eğip büken insanlardan cümlemizi uzak eylesin. Memleketimizi uzak eylesin. O gibi kimseler memleketimizde barınamasın. "Şu helaldir, bu böyledir. Bu haramdır. Ne yapalım, Allah haram eylemiş." diyebilmeliyiz.

Biz de mü'minler olarak hepimiz göğsümüzü gere gere "Ben mü'minim. Ben Müslümanım. Elhamdülillah benim inancım budur, ben bunu tercih ediyorum." diyebilmeliyiz. Çünkü biz efendiyiz, aziz kardeşlerim.

Demokrasi ne demek? Halk idaresi demek.

O zaman halk, efendi.

E meclistekiler? Onlar bizim vekillerimiz. Milletvekili, vekil. Yani asalet bizde, vekâlet onlarda.

O zaman biz kahveyi nasıl içmek istersek söyleriz;

"Şöyle bir demli çay istiyorum. Şöyle bir bol köpüklü sade kahve istiyorum."

Efendi söyler, ne isterse öyle şey yapar. Biz de istediğimizi söylemeliyiz. Çünkü devlet mekanizması halka hizmet içindir; zulüm ve cevir için değildir. Halka hizmet mekanizmalarıdır. O hizmetler yürüsün diyedir. Efendi arzusunu söylesin; çayı demli mi içer, açık mı içer, limonlu mu içer, karanfilli mi içer; kahveyi sade mi içer, bol köpüklü mü içer, nescafe mi içer; lütfen söylesin. Yani kanaatini açıkça söylesin.

"Ben neymişim yahu!" diyor kendiniz içinizden şimdi; "Vay neymişim meğerse..." diyorsunuz.

Lâ tenzilu'r-rahmetü alâ kavmin beynehüm kâteu'r-rahimi.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Bir kavmin üzerine Allah'ın rahmeti inmez." Beynehüm kateu'r-rahim. "Aralarında akrabalık bağlarını kesmiş, ilgiyi koparmış olanlar bulunan topluluğa Allah'ın rahmeti inmez."

Ne yapacağız?

Tedbir alacağız; aramızdaki muhabbeti korumaya, kollamaya çok tedbir alacağız. Aramızda çekişme, niza, ihtilaf, küsüşme, darılma olmamasına çok dikkat edeceğiz.

İnnellâhe yuhibbullezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffan ke-ennehüm bünyânun mersûs.

Müslümanlar kale duvarı gibi birbirine örgün, sapasağlam örülmüş bir duvar gibi olacaklar. Kale duvarı gibi olacaklar. Yani gedik, gevşek, dökük, yıkık olmayacak; sapasağlam olacaklar. Aralarında muhabbet-i tâmme olacak. Tam bir muhabbet olacak.

Bu muhabbeti ne zedeler?

Gıybet zedeler; bırakacağız. Dedikodu zedeler; bırakacağız. İftira zedeler; bırakacağız. Her hakkını sonuna kadar almaya çalışmak kavgalara sebep olur. Haklarının bir kısmını Allah rızası için yumuşak davranıver de ortalık karışmasın. Bunlar fedakârlık, cömertlik, kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek ister; tatlı dil, güler yüz, ziyaretleşmek ister; muhabbeti tamir etmek için gerekli ara çalışmaları yapmak ister.

Öyle olursa o zaman mü'minler birbirlerine küs olmazlar, dargın olmazlar, toplu halde bulunurlar. O zaman Allah'ın rahmeti iner imiş, bu hadis-i şeriften onu anlıyoruz. Dargınlık, kavga gürültü olduğu zaman Allah'ın rahmeti inmezmiş, onu anlıyoruz. Neden rahmet-i ilahiye mazhar olmadığımızı anlıyoruz yani...

Dinde önemli olan muhterem kardeşlerim, dinde fakih olmaktır. Yani insanın iki hadis, üç tane âyet bilmesiyle din alimi olması mümkün değildir. Dinde işin girintisini çıkıntısını derinliğine bilmem lazım. Hakiki ilim odur.

Allah duaları kabul eder. Nereden belli?

Ve kâle rabbukümü'd'ûnî estecibleküm.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri buyurdu ki:

"Ey kullarım, bana dua edin; ben duanıza karşılık veririm, duanızı kabul ederim. İsticabe ederim, duanıza icabet eylerim." diyor.

Duaları kabul eder.

Bu bir bilgidir. Tek bir bilgi. Bu bilginin girintisi çıkıntısı, teferruatı var. Allah-u Teâlâ hazretleri bazı kimselerin duasını kabul etmiyor.

Kimin kabul etmiyor?

Haram lokma yiyenin duasını kabul etmiyor. Kırk gün namazını kabul etmiyor. Sen artık heves edip dur bakalım, Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri "Dua edin, duanızı kabul ederim." buyurdu. Hele hele dur bakalım...

Etmez! Haramı bırakacaksın. Allah'ın emirlerini tam bileceksin, yarım bilmeyeceksin.

Adama sormuşlar:

"Niye namaz kılmıyorsun?"

"Kur'ân-ı Kerîm'de Allah 'Namaz kılma.' yazıyor." demiş.

Hiç öyle yazar mı? Aç bakalım Kur'ân-ı Kerîm'i. Açmış; şöyle eliyle tutuyor ayeti. Hakikaten orada;

Lâ takrabu's-salâte "Namaza yaklaşma." yazıyor.

Çek elini bakalım oradan: La takrabu's-salâte arkasından;

Ve entüm sükârâ. "Sarhoş iken namaza yaklaşmayın." yazıyor.

O tarafını saklarsan, o zaman Bektaşî'nin mantığı olur.

"'Namaza yaklaşma' diyor da ondan yaklaşmıyorum."

Yarım bilgi, yarım hoca ne yapar?

Yarım hoca insanı dinden eder. Yarım hoca yarım yamalak bilgi sahibi insan dinden eder.

Onun için kimden dininizi öğrendiğinize dikkat edeceksiniz. Birisi bir laf söylemiş, kim? Salahiyet derecesi ne? Profesör. Ne profesörü? Ne okumuş? Tarihçi mi, coğrafyacı mı, hukukçu mu, iktisatçı mı, din alimi mi, fıkıh alimi mi, tefsir alimi mi, hadis alimi mi? Ne profesörü? Profesör ama ne profesörü?

Adam, kendisi tabip, tıp profesörü, geçmiş Kur'ân-ı Kerîm'in mealini yazmış, kitap olarak neşretmiş.

E sen din alimi değilsin, nasıl yazdın bunu?

Karısı Yahudi. "Ben demokrat adamım." diyormuş, bizim arkadaşlar anlatıyorlar. "Karım Yahudi olduğu için bizim çocuğu cuma günleri camiye götürüyorum, cumartesi günleri havraya götürüyorum." diyormuş. Şaka değil, hakikaten. İsmini vermiyoruz, ismi zihnimde mahfuz. Kur'ân-ı Kerîm mealini yazmış.

E hocam, Arapça bilir misin? "Yo."

Peki bilmediğin kelimeleri nereden çıkarttın?

"Açtım Lügat-ı Naci’yi oradan baktım." diyor.

Lügat-ı Naci ile Kur'ân-ı Kerîm tercüme edilir mi? Olacak iş mi? Lügat-ı Naci, Osmanlıca lügati.

Onun için dini kimden öğrendiğine bakacaksın.

Tam böyle zurnanın zırt dediği yerde bir fit koyar, dinden, imandan çıkmana sebep olur.

Dini kimden öğrendiğine bakacaksın. Sağlam yerden... Bir kız alırken bakıyorsun, "Sülalesi kimdir?" diye; Allah'ın emrini öğrenirken bakmıyorsun.

Olmaz. Yani bir arabayı bile alırken millet eviriyor, çeviriyor, bakıyor;

"İlk sahibi kim? Ondan önceki sahibi kim? Arabanın motor numarası, şasi numarası doğru mu, eğri mi?"

Her şeyi inceliyor. Ama dinî konuda hiç inceleyen yok.

"Allah Gafûru'r-Rahîmdir, namaz kılmasam da olur."

Allah'ın Ğafurluğu, Rahimliği emirlerini tutan insanlaradır; emirlerine karşı gelenlere değil.

Sen namaz kılma; Allah Gafûru'r-Rahîmdir diye kendini oyala.

Evet. Aramızda muhabbet olması lazım, sevgi olması lazım. Muhabbetsizlik olursa Allah'ın rahmeti üzerimize inmiyor. Onun için muhabbeti takviye edecek şeylere sarılacağız; muhabbeti bozacak şeylerden kaçınacağız. Her çeşit şeyden kaçınacağız. Dedikoduyu, gıybeti, iftirayı keseceğiz; aman arada muhabbetsizlik olmasın diye muhabbeti yüksek tutmaya gayret edeceğiz.

Lâ tüvessau'l-mecâlisü illâ li-selâsetin li-zî sînin li-sinnihî ve li-zî ilmin li-ilmihî ve li-zî sultânin li-sultânihî.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Meclisler, toplantı yerleri ancak üç kimse için açılabilir. Yani bir toplantıda üç kimseye yer verilmek uygun olur."

Bir; li-zî sinnin li-sinnihî "Yaşlı kimseye yaşından ötürü yer gösterilir."

"Gel amca, buyur, şu sedirin şu köşesine otur. Buyur, bu koltuğa otur." diye yaşlıya yaşından dolayı yer gösterilir.

Veyahut li-zî ilmin li-ilmihî "İlim erbabı olan bir kimseye ilminden dolayı yer gösterilir." "Hocam buyur, gel şuraya, kapının arkasında kalma." diye başköşeye çekilir.

Ve li-zî sultânin li-sultânihî. "Ve idareci olan, yani idari görevi, vazifesi olan, mevki makam sahibi kimse de mevki makamından dolayı üst tarafa buyur edilir."

Kaymakam, vali, bakan gelmiş, "Efendim olmaz, rica ederim, şöyle buyurun." diye davet yapılır.

Demek ki yaşlıya hürmet İslâm'ın esasıdır.

"Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize sevgi, şefkat göstermeyen bizden değildir." diyor Peygamber Efendimiz.

Biz büyüklerimize hürmet ederiz. El pençe divan dururuz. Önünden geçmeyiz. Yanında sözümüze dikkat ederiz. Sormadan cevap vermeyiz. Lafa karışmayız. Kaba saba konuşmayız. Yani İslâm'da büyüklerimize hürmet, bizim edebimizdir.

Avrupa'da, babasının karşısında ayaklarını üst üste atıp masaya dayayıp oturabiliyor. Koltuğa oturuyor, masaya da ayaklarını çapraz dayayıp dikebiliyor. Babası orada, geliyor; "Çekiç nerede?" diyor, "Dolabın alt tarafındaydı..." bacak bacak üstünde...

Bizde baba içeri girdi mi oturduğu yerden ayağa kalkarız. Bizde büyüğe hürmet vardır. İslâm'ın verdiği edep bu. Ne güzel şey. Küçüklere de sevgi, şefkat vardır bizde.

İkincisi, ilim erbabına hürmet vardır.

Neden?

Ömrünü harcamış, Allah'ın yolunu öğrenmiş. Biz de ilim erbabına hürmet ederiz. Çünkü Allah'ın rızası yollarını onlardan öğreniyoruz. Allah'ın rızasının yollarını, yerlerini "şu günahtır, şu sevaptır" diye onlardan öğreniyoruz. Ona sonsuz hürmetimiz vardır. Çünkü bize Allah'ın yolunu gösteriyor.

İslâm'da bir de mevki makam sahibine hürmet vardır.

Hatta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisine ziyarete gelen gruplar içinde kabile reislerine ayrı, müstesna, mevkiine uygun hürmet ederdi. Yani mevkiine itibar etmek lazım. "İnsanları mevkiine göre muameleyle karşılayın." diye tavsiyesi de var. Çünkü o kavminden hürmet görmeye alışmıştır. Sen onun yüzüne bakmazsın, "Hoş geldin, otur orada." dersin; adam darılır, gider. Küser, hiç hazmedemez. Ona göre muamele etmek lazım. Mevkiine, makamına uygun tarzda hürmet etmek lazım.

Ayrıca İslâm'da amme hizmeti görenlerin hakikaten itibarı vardır. Allah rızası için hizmet görüyor; itaat etmek de uygun olur, Allah yolunda.

Tabii itaatin ana kaidesi hiçbir zaman hatırdan çıkmayacak;

Lâ tâate li-mahlûkin fî mâsiyeti'l-hâlık. "Allah'a isyan yolunda kula itaat olmaz."

O kaide olmak şartıyla. Ve uli'l-emri minküm. "Sizden olan ulu'l-emr'e itaat." bizim edebimizdendir, adabımızdandır.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA