İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

23.03.1986 - Kıyamet Gününde Af Edilecekler

23.03.1986 - Kıyamet Gününde Af Edilecekler
Hadisler Deryası

23.03.1986 - Kıyamet Gününde Af Edilecekler

28.08.2021
22 dk 28 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Huzeyfe radıyallahu anh'ten Deylemî'nin kitabında kaydedilmiş, rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

Vallâhi'llezî lâ ilâhe illâ hû le-yağfirenna'llâhu yevme'l-kıyâmeti mağfireten mâ hatarat alâ kalbi beşerin. Vallâhi'llezî lâ ilâhe illâ hû le-yağfirenna'llâhu yevme'l-kıyâmeti li'l-fâciri fî dînihî el-ahmaku fî maîşetihî.

Bu hadîs-i şerîfte bir müjde var ki Peygamber Efendimiz Allah-u Teâlâ hazretlerinin gaffarlığını, affediciliğini bize bildiriyor. Buyurmuş ki;

Vallâhi. "Allah'a yemin olsun ki..."

Ama nasıl?

Vallâhi'llezî lâ ilâhe illâ hû. "Kendinden gayrı ilah olmayan, tanrı olmayan, başka tapacak olmayan Allah'a yemin olsun ki!"

Le-yağfirenna'llâhu yevme'l-kıyâmeti mağfireten. "Allah kıyamet gününde öyle bir mağfiret etmekle mağfiret edecek ki insanlara, öyle bir rahmeti, mağfireti cûşa gelecek ki..."

Mâ hatarat alâ kalbi beşerin. "Hiçbir insanın gönlüne, aklına sığmayacak, doğmayacak kadar büyük bir mağfiret edişle mağfiret edecek, çok bağışlayacak."

Yoksa mahvoluruz...

Şair; "Her dem hatadır kârımız." diyor.

Ne güzel söz söylüyor. Hem kâr Farsça "iş" demek, hem de Türkçe kâr yapılan bir ticaretten elde edilen ribh, "kazanç" mânasına geliyor, iki türlü lastikli söylüyor.

Yâ Rab! Her dem hatadır kârımız. "Her an, her nefeste işimiz hata" demek. Bir de ortada kâr yok, yani hata. "Kâr ediyoruz güya, ziyan ediyoruz" demek.

İşimiz böyle felakettir. Allah yardımcı olursa olur.

Allah bizi yolunda daim etsin. Edepli kul eylesin. Arif kul eylesin. Zarif kul eylesin. Günahlara bulaştırmasın. O günah çirkefinden bizim eteklerimizi, paçalarımızı, elbiselerimizi pak eylesin, uzakta eylesin. Üstümüze sıçrattırmasın. Allah arif, edip, zarif, kâmil, boynu bükük, gözü yaşlı, terbiyeli, gayretli, himmetli güzel Müslümanlar olmayı nasip etsin.

Eskiden böyle insanlar yaşadı da şimdi nesli, misali, numunesi biraz az. Herkes bir geçim derdine düşmüş... Ama yine olur. Allah-u Teâlâ hazretleri ölüden diri çıkartır.

Yuhricu'l-hayye mine'l-meyyiti.

Hiçbir şey bilmeyen kavimlerin içinden yeni filizler çıkar, yine nice arifler yetişir. Allah o güzel kimseleri de gösteriyor. Yavaş yavaş gençlerin arasından, hafızlardan, alimlerden, alimlik kokusu gelen nice güzel kimseler de görüyoruz.

Allah iyilerin adedini arttırsın. İyilik için çalışanların sa'yleri meşkûr olsun ve mesmur olsun, inşaallah misli olsun.

Hadîs-i şerîfin devamında Efendimiz buyurmuş ki;

Vallâhi'llezî lâ ilâhe illâ hû. "Kendinden gayri ilah olmayan Allah'a yine ant olsun ki..."

Le-yağfirenna'llâhu yevme'l-kıyâmeti li'l-fâciri fî dînihî el-ahmaku fî maîşetihî. "Allah kıyamet gününde dininde günahkâr, yaşayışında ahmakça olan kimseye de mağfiret edecek." Yani onlara da isabet edecek.

Peygamber Efendimiz'den bir hadîs-i şerîf rivayet edilmiş:

Şefaatî li-ehli kebâiri min ümmetî. "Benim şefaatim ümmetimin büyük günah işlemişlerine tecelli edecek, onların affını dileyeceğim." diye.

Bu ne demek? "Günahkârlar da ümidini kesmesin." demek.

Yoksa; "Yap yapabildiğin günah, Allah avf-u mağfiret eder..." diye düşünürse bir insan, bu düşünce onu helake götürür. Çünkü böyle düşüneni öyle düşürür ki küfre kadar gider. Allah korusun.

Yolunca yürümek istediği halde yaşayışında ahmaklık etmiş, dininde günahlara dalmış kimseleri de Allah avf-u mağfiret eder. Yani korkmayın.

"Beni Allah affetmez." Bazıları böyle diyorlar.

"Artık Allah beni affetmez, mahvolduk." Yok öyle şey!

Senin yaptığın günah Allah'ın mağfiretinin karşısında erir, güneşin karşısında buz gibi. Allah affeder. Sen yolunu düzelt, doğru yola gel, hayırlı çalışmaya devam et.

"Çok büyük günah işlemiştim zamanında..."

O bilir. Sen hüsnü niyetini bir ispat et. Bundan sonraki ömründe iyi olmaya çalış.

Bir fıkra anlatırlar, onu nakletmeyi biraz da faydalı görürüm.

Birisi gelmiş, bir zata diyor ki...

Maneviyat âleminde terakki etmiş iki insan konuşuyor. Gözünden perde kalkmış iki insan... Demiş ki:

"Efendim sizin adınızı ben levh-i mahfuzda cehennemliklerin arasında görüyorum."

Halbuki görünen kimse büyük bir alim.

"Sizi öyle görüyorum."

"Evladım, seneler senesi ben onu öyle görürüm."

O da görüyor, onun da gözü açık, o da isminin orada öyle yazılı olduğunu görüyor.

"Ama biz Allah'a ibadetle vazifeliyiz. Atarsa cehenneme, tabii adaletlidir, hak etmişizdir, atar, kendisi bilir. Dilerse cennetine sokar, o bana ait bir şey değil. Ben cehennemlik de olsam Allah'a ibadet etmekle vazifeliyim." demiş. Ne güzel söz!

Ertesi gün şahıs geliyor bakıyor ki o yazı oradan kayboldu; ismi cehennemliklerin arasından silindi, cennetlikler arasında...

Edepli kulu Allah [sever.]

Yemhu'llâhu mâ yeşâu ve yüsbitu. "Allah dilediğini siler, dilediğini yazar."

Allah Teâlâ hazretlerine iyi kul olmaya bakalım. Velev eski hayatımızda çok yüreğimizi yakan haller de olsa bundan sonrasına dikkat edelim ki Rabbimiz lütfeder, ümidimizi hiç kesmeyelim.

İnna'llâhe yağfirü'z-zünûbe cemîâ innehû hüve'l-ğafûru'r-rahîm.

Toptan hepsini bağışlayıverir de nasıl olduğunu anlamadan insan cennetine de giriverir. Fazl-u keremiyle...

Vallâhi lâ yü'minu vallâhi lâ yü'minu vallâhi lâ yü'minu. Yâ Resûlallah ve men? Kâl: Ellezî lâ ye'menu câruhû bi-vâıkahû.

Meşhur herkesin duymuş olduğu bir hadîs-i şerîftir ki Buhârî'de de var, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde de var. Rahmetullahi aleyhim ecmaîn.

Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem demiş ki:

"Vallâhi iman etmiş olmaz! Vallâhi iman etmiş olmaz! Vallâhi iman etmiş olmaz!"

Mü'min sayılmaz, gibi böyle üç defa tekrarlamış.

Diyorlar ki:

"Yâ Resûlallah! Kim olduğunu söylemedin. 'Hayır öyle Müslüman olmaz, öyle mü'min olmaz, iman etmiş sayılmaz.' dediğin kim bu böyle?"

Dedi ki:

Ellezî. "O şahıs ki." Lâ ye'menu câruhû bevâıkahû. "Komşusunun, ezasından cefasından salim olmadığı kimse."

"Komşusu kendisinden emniyette ve selâmette olmayan kimse gerçek Müslüman olmuş sayılmaz." diyor Peygamber Efendimiz.

Komşusuna şerri gitmeyecek, komşusuna belası sataşmayacak, komşusuna üzüntü kaynağı olmayacak. Müslüman komşusunu hayatından bezdirmeyecek. Eğer öyleyse... Namaz kılıyor, şöyle yapıyor, böyle yapıyor... Bak ne diyor Peygamber Efendimiz, üç defa Allah'a yemin ederek söylüyor;

"Mü'min olmuş olmaz!"

Buradan ne çıkıyor?

Sevsen de sevmesen de dişini sıkacaksın, komşuna eza vermemeye ve komşuluk adabına riayet etmeye çalışacaksın.

Muhterem kardeşlerim! Bir noktaya [değinelim.]

İyiyle herkes iyi geçinir, normal. Mühim olan, kötü olanı idare edebilmek. Kötü olanı da iyi yola [çekebilmek.] Bunu yapmaya çalışacağız.

Umumiyetle biz şöyle bir düşünürüz, kendimizi haklı gibi görürsek;

"Tamam, ben haklıyım…" Binâenaleyh şöyle deriz;

Öyle acele karar vermeyelim. Bilmediğimiz bir başka yerden kim bilir ne kusurlu durum vardır diyelim, kabahatimizi kendimizdeymiş gibi belleyerek vaziyeti düzeltmeye çalışalım. Biraz fedakârlık yapalım. Biraz ahiret yatırımı yapalım. Allah'ın rızasını kazanmak için vazgeçelim.

Yunus Emre’mizin, rahmetullahi aleyh, "Yaratılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü" kaidesi var ya; Yaradan'dan ötürü yaratılanı hoş gör. Varsın biraz da biz aldanmış olalım canım... Zaten her işte çok aldanmadan mı yaşıyoruz? Bir sürü aldandığımız şeyler var. Varsın biraz elimizden, kasamızdan, kesemizden bir şey çıksın... Hediye versen, biraz fedakârlık yapıversen umumiyetle olmaz. Kötülüğe karşı iyilik yapmaya dişimizi sıkalım biraz. Zordur ama dişimizi sıkalım.

Ben de hayatımda başıma böyle bir şey geldiği zaman, çoğu zaman kendim de zorlanmışımdır... Ben size bu nasihati verecek kuvvette bir insan değilim. Ama böyle yapalım. Hep beraber yapalım diyorum. Dişimizi sıkalım biraz.

"Hocam şu kabahati var, bu kabahati var..."

Tamam, hepsinde sen haklısın. Ama farz et ki haksızsın. Haksızmışsın gibi ona öyle davran. O senin cebinde kâr olarak bulunsun. Sen haklıysan kâr olarak bulunsun. Ama haksızmış gibi sen vaziyeti düzelt. Sen git özür dile, sen toparla.

Bu Müslümanların arasındaki ıvır zıvır, incir çekirdeğini doldurmayan kızgınlıklar, kinler bitsin. Bu şeyler bitsin de Müslümanlar muhabbetli olsunlar. Yapılacak iş çok...

Şeytan gülüyor, düşman gülüyor. Üstüne güldürme öyle düşmanı, bed sîreti. Öyle kötü sîretli düşman güldürülür mü, elâleme rezil kepaze olur mu Müslüman?..

Diğer hadîs-i şerîf:

Vellezî beasenî bi'l-hakki le-yekûnenne ba'dî fetretün fî ümmetî yübteğâ fîhe'l-mâlu min ğayri hıllihî ve yusfeku fîhe'd-dimâu ve yüstebdelu bihe'ş-şi'ru mine'l-Kur'âni.

İbn Ömer radyallahu anhümâ'dan Deylemî kitabına kaydeylemiş. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

"Vallâhi, beni hak ve gerçek ile insanlığa peygamber olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki benden sonra bu dinde bir gevşeme olacak. Müslümanlar bu hakkı, İslâm'ı öğrendikten sonra İslâm'ın hakikatlerinden uzaklaşacaklar, bir fetret, bir gevşeme, bir düşme devresine düşecekler. Seviyeleri bozulma durumuna gelecek. O zamanda mal haramdan, helal olmayan yoldan alınmaya gayret edilecek."

"Helal değil, ne diye almaya kalkıyorsun?"

"Olsun…" Aldırmıyor...

Ya olsun, olur mu? Cezası var! Haramla biten her eti cehennem ateşi yakıp temizlemeden gitmek yok; cehennemde yanacaksın!

Cehennem uzakta geliyor, ona aldırmıyor, omuz silkiyor. "Para gelsin de..." diyor. "Şu haram" diyorsun, "Sen al da bana ver." diyor. Terbiyesize bak! "Sen al, bana ver." diyor. Aldırmıyor, alay ediyor. Hem mü'min insanı aptal yerine koyuyor; "Sen al da bana ver." diyor, "Sen yemezsen ben yerim." diyor. "Ben yiyivereyim senin namına..." diyor.

Mal için, hiç endişe olmadan, haram yerden helal yerden olmasına aldırmadan mal devşirilmeye çalışılacak ve kanlar dökülecek. "Haksız yere insanlar öldürülecek." demek. Öldürülüyor da... Gazeteleri açıyorsunuz... Bizden önce de olmuş, sadece bu asra mahsus değil; çok haksız işler yapılmış, maalesef.

"Ve bu devrede, bu fetret devresinde Kur'an bırakılacak, şiir tercih olunacak."

Şiir Kur'ân-ı Kerîm'e tercih olunacak. Eğlence, kaside, şarkı, türkü Kur'ân-ı Kerîm'in yerine geçecek. Veyahut Kur'ân-ı Kerîm bir şiirmiş gibi, bir kasideymiş gibi takva bahis konusu olmadan öyle okunulacak. İşe öyle bakılacak.

Maalesef, söylemesem belki daha iyi, bazı yerlerde sesi güzel olsun diye bir kadeh içip de öyle [Kur'an okuyanlar] varmış. Sesi güzel gitsin diye...

İsmen bir şahıs üzerine konuşuyorduk da "O öyle yapar da öyle gider..." dediler.

Bunlar tabii hep imanın eksikliğinden olan şeyler. Mü'min böyle şeyler yapmaz. Biz de yapmayalım.

Biz bunları dedikodu olsun diye mi dinliyoruz, okuyoruz? Hayır. Böyle şeyler olabilir, siz onlara uymayın. Böyle devirler gelirse siz böyle yapmayın. Siz gerçeğin ne olduğunu bilin.

Ben her zaman hanımlara tavsiye ediyorum. Kocanıza çıkarken deyin ki:

"Efendi ben senden akşama çok para istemiyorum. Eve helal para getir. Çocuklarımızı helal lokmayla besleyelim. Az olabilir, haramdan getirme. Bizim her şeyimiz sana bağlı, senin eline bağlı. Haramdan getirirsen bizi de mahvedersin. Aman efendi helalinden olsun. Sırtına bir ip al, hamallık yap, bin lira kazan, helalinden ye." demek lazım.

Evlatlarımıza böylesini tavsiye etmek lazım. Evladımızı bir mesleğe sokuyoruz, parası çok olsun diye, haram mı helal mi hiç aldırmadan... Müslüman olarak öyle mesleklere itiyorlar ki evlatlarını, parası çok diye... Ama haram.

"Evladım çok para kazanmak önemli değildir. Zor olan, çok kimsenin yapamadığı iş, helal para kazanmaktır. Aman paranın helal olmasına dikkat et çünkü her hayrın başı budur." diyebilelim.

Birisi bir mal, bir para, bir şey getirdiği zaman; "Al şunu, ne münasebet, nereden geldi bu para?" diyebilelim. "Yan cebime koy." demeyelim.

Hiç nereden geldiğini soran yok, gelsin de nereden gelirse gelsin... Olmaz.

"Bu parayı bana veriyorsun ama ne hakla, nereden?"

"Canım sorma..."

"Yoo, öyle şey yok. Sebebi nedir? Ne münasebetle [veriyorsun?]"

Ben İzmit'te kâğıt fabrikasının orada camide namaz kılıyorum. Yanımda ihtiyar birisi güzel ibadet ediyor. Hâlini sevdim, takva ehli bir insan. Kolu yamalı yamalı, hırpânî kılıklı. Namaz bitti, cebimde emanet zekât parası vardı;

"Amca, şu beş bin lirayı al." dedim.

Yüzüme baktı, paraya baktı. Elini uzatmıyor;

"Bu ne parası?" diyor.

"İşte ihtiyacın varsa al, bu parayı kullan." dedim, gönlü incinmesin diye.

"Zekât mı?" dedi.

Onun üzerine "zekât" dedim.

Aldı ama beni terletti. Neticede aldı ama terledim.

Medine-i Münevvere' de zenciler var, kadınlar, çarşaflar [a bürünürler], bir köşeye otururlar, önüne üç parça bir şey koyar, işte satılık. Ona birisi bir para vermeye gitmiş, "Yok" demiş, "ben bugünkü rızkımı, beni geçindirecek miktar parayı aldım, bir başka fakire ver." demiş.

Müslüman gözü tok olacak. Çünkü rızkı insana Allah gönderiyor. Allah hepimizi haramdan kurtarsın. Her çeşit günahtan kurtarsın.

Sonra, ikincisi kan dökmek. "İki Müslüman kılıçlarını çekmiş olarak karşı karşıya gelirse..." diyor. Şimdi kılıç yok, tamam. Şimdi de "tabancalarını çekmişse" demek bu. Bunun ardından çıkan mâna o. "Hem ölen hem öldüren cehennemdedir." diyor Peygamber Efendimiz. Diyorlar ki:

"Öldüren cehennemde olacak, anladık ama ölenin cehennemde olması niye?"

"E o da onu öldürmek için kılıcı çekmemiş miydi?"

Fırsat ötekisine geçti, o öldürdü. Buna geçseydi bu da öldürmek için geçmedi mi karşısına? Onun için cehennemde olacak, niyetinden dolayı. Hem öldürülecek hem cehenneme gidecek. Ne kötü durum! Öldürse de cehennemde, o da ne kötü durum, ölse de cehennemde.

Bu ne demek?

"Müslüman Müslümanın karşısına silahını, kılıcını alıp da çıkmasın" demek. Bu kadar basit, anlaşılmayan bir şey yok.

"E hocam kendisi gelirse?"

Peygamber Efendimiz ahir zamanda bu gibi haller olabileceğini bildiriyor.

Hadîs-i şerîfte bize tavsiyesi;

"O zaman Âdem aleyhisselam'ın hayırlı oğlu gibi olun."

Ne demek istedi? Hz. Âdemin iki oğlundan bir tanesi ötekisini öldürdü. Kabil, Habil'i öldürdü.

Nasıl öldürdü? Yakasına yapıştı, dedi ki;

Kâle le-aktülenneke. "Seni muhakkak ve muhakkak öldüreceğim!" Sinirlendi, kızdı... Kin, haset... "Öldüreceğim seni!"

Öldürülen mübareğin cevabı, diyor ki;

Le-in basatte ileyye yedeke li-taktülenî mâ ene bi-bâsitin yediye ileyke le-aktüleke. "Sen elini bana öldürmek üzere kaldırırsan, uzatsan ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam."

Uzatmıyor. Çünkü kardeş, çünkü Müslüman…

Muhterem kardeşlerim! Kavga iki kişiyle olur. Bir kişiyle kavga olur mu?

İnsanı tımarhaneye götürürler, tek başına kendisiyle kavga ediyor veyahut havaya yumruk sallıyor... Olmaz, tımarhaneye gider. Kavga iki kişiyle olur. İki taraf kavgayı istediği zaman kavga olur. Bir taraf istemezse kavga söner.

Bak ne diyor Peygamber Efendimiz:

"Ramazan'da size birisi gelir, söverse, çatarsa deyin ki;

İnnî sâimun, innî sâimun… 'Ben oruçluyum, ben oruçluyum.' Uymayın." diyor.

"Gelip sataşırsa, söverse, sayarsa 'Ben oruçluyum.' deyin, uymayın." diyor.

Uymazsan olmaz. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:

"Haklı olduğu halde bir münakaşadan çekiliveren -baktı ki iş uzayacak, 'Peki kardeşim, tamam...'- kimseye cennetin avlusunda bir köşkü garanti ediyorum!" diyor.

Biraz da haklı olduğumuz zaman susmayı, biraz geri çekilmeyi öğrenelim.

"Ben senin kafanı kırarım!"

"Ben de senin kafanı kırarım!" diyoruz. Karşılıklı.

"Ben seni döverim!"

"Ben de seni döverim!"

"Sen şöylesin."

"Sen de öylesin."

Tam karşılık veriyor. "Tamam tamam…" dese kavga olmayacak.

Kavgalar ekseriyetle "O bana yan baktı, ben de ona yan baktım. O bana vurdu, ben de ona vurdum." usulünden gidiyor.

Müslüman Müslümanın karşısında kavgayı üretici, meydana getirici olmayacak. Demirle çakmak taşı, çat vurulduğu zaman kıvılcım çıkıyor. Vurulmazsa olmaz, buna iki şey lazım.

Onun için Müslüman Müslümanın karşısında, bu hadislerden öğrendiğimiz, kavgacı durumunda durmayacak. "Tamam tamam, peki hata etmişim, affet…" diyecek. Büyüklerimizden öyle gördük. "Peki peki, tamam..."

Hemen savaşıp korktuğundan mı? Ne korkması; onun gibi dört tanesi gelse sıksa suyunu çıkartır. Ama Allah'tan korkuyor, kavga etmek istemiyor.

Bir bu, kan dökmek var.

Bir de Kur'an'ın şiirle tebdili var. Şiir tercih edilip Kur'an tercih edilmiyor. Böyle olmayacağız. Ya eğlence ciddi ilmi işlere, Kur'an öğrenmeye tercih ediliyor ya da Kur'an gayrı ciddi bir tarzda istimal olunuyor, o kıraati vesairesi... Her iki mâna da yanlış.

Biz ilmi tercih edeceğiz. Kur'an'ın tarafında olacağız. Ehli Kur'an olacağız. Muhibb-i Kur'an olacağız, o yolda yürüyeceğiz. Öbür tarafta değil. Öbür tarafta şarkı, eğlence çok çok fazla... Aman ne güzel saz sesleri geliyor, dımpırtılar, zımbırtılar… Onların arkası, onlar cehenneme davet eden şeyler...

"Burada biraz işte hocanın karşısında diz çöküyorsun, oturuyorsun, dizin uyuşuyor…" Bunun ahirette sevabı var. Bunun ecri fazla.

Hocamız öyle söylerdi:

"Fâni dünya hoştur amma akıbet mevt olmasa..."

Fâni dünya güzeldir tabii; Çamlıca'nın sefası vardır, Boğaz'ın püfür püfür esintisi vardır, Emirgan'ın şahane çayı vardır ne güzel lokantalar vardır ne lüks yerler vardır ne güzel oteller vardır, balkonlarından denize baktığın zaman için gönlün ferahlanır... Fâni dünya hoştur ama akıbet mevt olmasa... Sonunda sorgu hesap olmasa, o akıbet ölüm olmasa, ayrılık olmasa...

Peygamber Efendimiz yapamaz mıydı acaba? En lüks tarzda yaşamayı yapamaz mıydı?

Yapardı. İstemedi. Peygamber Efendimiz bu dünyayı istemedi.

Biz de onun ümmetiyiz, biz de onun yolunda olmalıyız. Dünyaya meyletmemeliyiz, Kur'an'a meyletmeliyiz. Eğlenceye meyletmemeliyiz, ilme meyletmeliyiz. Gayrı ciddiliğe, sululuğa, laubaliliğe meyletmemeliyiz. Ciddi olmalıyız.

Müslüman ciddi insandır. Sorumlu insandır. Allah indinde mesuliyeti vardır.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi ehli Kur'an eylesin. Kur'an'ı sevmeyi nasip eylesin. Kur'an'a hâdim, Kur'an'a hizmet edici kullar olalım. Her yönden... Her birimiz evimizde Kur'ân-ı Kerîmler okunsun. Çocuklarımıza Kur'ân-ı Kerîm öğretilsin. Hayatımıza Kur'ân-ı Kerîm ışık tutsun. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatine erdirsin. O Kur'ân-ı Kerîmler ki evlerimizde, raflarımızda, kütüphanelerimizde, cüz keselerimizde, duvarlarımızda, çivilerimizde asılı durur, onlar bizim yakamıza yapışıp da ahirette davacı olmasınlar; bize şefaatçi olsunlar.

Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele-i Şerîfe.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA