İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.10.1989 - Peygamber Efendimizin Başının Ağrıması, Ailesine Davranışları, Kuvvetli Müslüman

01.10.1989 - Peygamber Efendimizin Başının Ağrıması, Ailesine Davranışları, Kuvvetli Müslüman
Hadisler Deryası

01.10.1989 - Peygamber Efendimizin Başının Ağrıması, Ailesine Davranışları, Kuvvetli Müslüman

08.06.2025
23 dk 3 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkihî seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi:

Ennehû kâne rubbemâ ehazethü'ş-şekîkatü fe-yemküsü'l-yevme ve'l-yevmeyni lâ yahrucü. "Bazen Peygamber Efendimiz' e bir baş ağrısı, yarım baş ağrısı saplanırdı.

Migren dediğimiz olsa gerek. Sebebi bilinmeyen baş ağrıları olur, hangi ilacı alsan geçmez. Efendimiz' i de bazen böyle bir baş ağrısı yakalardı.

Bu baş ağrısı bazen bir gün, iki gün devam ederdi. Hatta o yüzden rahatsızlandığı için mescide çıkamama durumu olurdu."

Peygamberdi ama bizim çektiğimiz her sıkıntı, her bela, her musibet, her dünya telaşı onun da omzundaydı.

"Allah ona meleklerini göndersin, her işini yaptırıversin, el bebek gül bebek rahat etsin, peygamberlik vazifesini yapsın." gibi bir hayat tarzı sürmedi. Peygamber Efendimiz çok sıkıntı çekti, çok üzüntülere uğradı, çok zahmetler çekti.

Bir Taif'e gidişi vardı. Taif'ten taş atarak, mübarek topuklarını kanatarak, yaralayarak çıkarttılar. Taifliler Peygamber Efendimiz' i taşlaya taşlaya çıkarttılar. Oraya Allah'ın emrini bildirmeye gitti. "Ben peygamberim, Allah'ın dinine tâbi olun." diye bildirmeye gitti de neredeyse öldüreceklerdi. Şehrin dışında bir bağ evine sığınıncaya kadar taşlaya taşlaya her tarafını kanattılar. O Kureyşliler'den çektiği cefalar ve o müşriklerin Peygamber Efendimiz' e ve diğer Müslümanlara yaptıkları işler. Peygamber Efendimiz' e Cebrail aleyhisselam geldi;

"Allah-u Teâlâ hazretleri beni sana gönderdi. Emredersen Allah şu yerin altını üstüne getirecek, bu kavmi helak edecek." dedi.

"Hayır." dedi Peygamber Efendimiz. "Yâ Rabbi! Sen benim kavmimi affet çünkü onlar bu işin iç yüzünü bilmiyorlar da cahilliklerinden yapıyorlar." dedi. Kızıp da "Kahret yâ Rabbi!" demedi. "Allah kahretsin!" deseydi, müsaade etseydi bak ne Taif kalırdı ne Hicaz kalırdı ne Suudi Arabistan kalırdı. Ama "Bilmiyorlar yâ Rabbi! Affet yâ Rabbi! Cahilliklerinden yapıyorlar. Anladıkları zaman düzelirler." diye merhametinden, şefkatinden öyle dua etti.

Bize de bundan ne ders çıkar?

Biz de sabırlı olalım. Dini için hizmet ederken veyahut Allah'ın emirlerini tutarken insan bazı sıkıntılara uğrayabilir. "Namaz kılacağım, Cuma kılacağım, ibadet yapacağım." Veya sakalmış, başörtüsüymüş vesaire sıkıntılar olabilir. Müslüman, İslâm'ından dolayı kendisine gelecek sıkıntıları da sineye çekecek. Ne yapalım bu bir imtihandır, en şiddetli belalar peygamberlere gelmiştir. Ondan sonra evliyaya, ondan sonra salihlere, ondan sonra has Müslümanlara, ondan sonra orta Müslümanlara, ondan sonra ondan sonra da zayıf Müslümanlara gelmiştir.

Kâfirler günlerini düğün bayram geçirmişlerdir. Dünya onların cenneti olduğundan keyif, zevk, sefa, eğlence, para pul, haram helal demeden onlarındır. Mühim değil. Onların bu dünyadaki iki paralık rahatı bizi etkilemesin. Müslüman için gaye, bu dünyada rahat etmek değildir. Bu dünya mü'minin zindanıdır. Ahirete gittiği zaman bu zindandan kurtulacak, oranın güzelliğini gördüğü zaman hakikati anlayacak. Burası bizim imtihan yerimiz, sıkıntı yerimiz.

Lâ râhate fi'd-dünyâ. "Dünyada rahatlık yoktur." Sıkıntılar olur.

"Elhamdülillah biz rahatız hocam."

Tabi bela istemiyoruz; Allah'tan afiyet istiyoruz, sıhhat istiyoruz. Hakikaten de rahatız, elhamdülillah.

Şu Filistin'deki kardeşlerimiz neler çekiyorlar. Şu Afganistan'daki kardeşlerimizin hali ne oldu? Şu Bulgaristan'daki kardeşlerimiz ne duruma geldiler? Şu Kafkasya'daki Kırım'daki, Rusya'daki kardeşlerimiz ne oldular? Milyonlarca, milyonlarca Müslüman geçtiğimiz asırda nasıl tepelendi, nasıl tahrip oldu ne zulümler oldu ne kadınlar ne çocuklar ne Müslümanlar ne aksakallı insanlar hakaretlere uğrayıp eziyetler, işkenceler gördüler. Biz şimdi onları okumuyoruz bile. Hadi biz okumuyoruz; duygusuz, katı kalpli insanlarız. Benim en çok hayret ettiğim şey o diyarlardan buralara göçmen gelenler de unuttular. Göçmen geldikleri diyarlardaki yapılanları unuttular.

Avusturyalılar Viyana'da İkinci Viyana savaşında Osmanlıları püskürtmelerinin sene-i devriyesini güçlü, kuvvetli, tantanalı bir şekilde yaptılar ki böyle yürekler acısı bir şekilde. Bir insanın, bir milletin mâzisini unutması kadar hatalı bir şey olamaz. Hepimiz unuttuk.

Tarih okuyan nerede? Bulgaristan'da ne oldu? Kaç kişi biliyor? Hepsi unutuldu. 40, 50 sene önce bizim memleketimizde de ne zulümler oldu. Kur'ân-ı Kerîm'ler toplattırıldı, yakıldı. Kütüphaneler yakıldı, yağmalandı. Tarihî eserler yıkıldı, yakıldı. Camiler kapatıldı, ahır oldu, depo oldu. Camilerin içindeki o her birisi milyonlar değerindeki güzelim şamdanların, levhaların hepsi gitti. Hani o mukaddes emanetler, sakal-ı şerifler? Biz öyle zavallı, öyle sorunlu, öyle veballi bir nesiliz ki dedelerimizin bize bıraktığı şeyleri koruyamadık. Çok zulümler oldu. Allah-u Teâlâ hazretleri gözümüzü açıp tarihî değerlerimize, dinî değerlerimize iyi sahip olup koruyup düşmana çiğnetmemeyi nasip eylesin.

Kâne rubbemâ yedau yedehû ‘alâ lihyetihî fi's-salâti min ğayri abesin. "Efendimiz bazen -fazla oynamadan- namazda sakalına elini koyardı."

Herhalde derin bir düşünceden, ayetin mânasındaki şiddetten dolayı olmalı.

Kâne rahîmen bi'l-'ıyâli. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aile fertlerine çok merhametliydi."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kazak erkek değildi, kılıbık da değildi. Ne kazak ne kılıbık. Aile fertlerine çok şefkatli, çok merhametliydi. Çok anlayışlı idi. Onların hatırını kollayıcı idi. Aralarında adalete çok riayet eden bir kimse idi.

Kâne rahîmen ve kâne lâ ye'tîhi ehadün illâ veadehû ve encezehû lehû in kâne indehû.

Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

"Peygamber Efendimiz çok merhametliydi. Herhangi bir kimse kendisinden bir şey istemeye gelse vaat ederdi. İmkânı varsa, yanında dünyalık bir şey mevcutsa muhakkak vaat ettiği şeyi de yerine getirirdi."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok merhametliydi, gözü yaşlıydı. Ağlardı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.

Torununu severdi ağlardı. Diyor ki:

"İnsanın üç tane dostu olsa; bir dostu vefat edinceye kadar yanında dursa, bir dostu kabre gelinceye kadar yanında dursa, bir dostu da kabirde de yanında dursa bunlardan en iyisi hangisidir?" diye sordu. Dediler ki:

"Onu kabirde de yalnız bırakmayan dostu en iyisidir." Dedi ki:

"İnsana vefatına kadar dostluk eden malıdır. Vefat etti mi mal kendisinden gider, mirasçının olur. Dünyada, vefat edinceye kadar dostudur; bir şey almasına sebep olur, ölmeden evvel gözünü açarsa hayır yapmasına sebep olabilir. Kabre kadar gelen dostu aile fertleridir, arkadaşlarıdır. Yıkarlar, kefenlerler, namazını kılarlar, dualar ederler, kabre getirirler. Bırakır, giderler, kalmazlar. Kabirde de insana yoldaşlık eden, arkadaşlık eden amelidir. Namaz kılmış, oruç tutmuş, hacca gitmiş, hayır yapmış, sadaka vermiş, zekât vermiş. Onlar kabirde ona arkadaşlık edecek."

Nasıl arkadaşlık edecek?

Kadir Mevla’m; her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen, her şeyi nasıl dilerse öyle yapan Rabbim Teâlâ hazretleri onlara suret verecek, şekil verecek. Onlar orada onun arkadaş gibi yanında duracaklar.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: "Kabre giren bir kimse karşısında güleç yüzlü, nurlu yüzlü, sevimli hoş bir insan görecek. Diyecek ki; ‘Seni çok sevdim, içim sana ısındı. Sen kimsin? Diyecek ki; ‘Ben senin okuduğun Tebareke suresiyim.' Tebareke yani Mülk suresine Allah onun hoşlanacağı bir şekil verecek. O da kabirde onu görecek."

Nasıl olur bunlar? Olur. Allah oldurursa olur.

Allah-u Teâlâ hazretleri, mücrimlerin, kâfirlerin, günahkârların; ellerini, ayaklarını, azalarını konuşturacak. El diyecek ki:

"Yâ Rabbi! Ben o haram mala o gün uzandım, o haram malı başkasının cebinden kesesinden çaldım." Elin sahibi diyecek ki;

Lime şehidtüm aleynâ. "Niye benim aleyhimde şahitlik ediyorsun? Diyecek ki;

Entekana'l-lâhu'l-lezî entake külle şey'in. "Her şeyi konuşturmaya kâdir olan Allah beni konuşturdu."

Konuşmamak elinde mi?

"Ben o cebe girdim, o parayı o keseyi çaldım." dememek mümkün mü? O el konuşacak, diyecek. O ayak; "Ben o günah yerine gittim." diyecek. O göz; "Ben o harama baktım." diyecek. O kulak; "Ben o haramı dinledim." diyecek. Allah bunları dedirtecek, bunları konuşturacak. Ağacı konuşturur, taşı konuşturur; eli, kulağı, ayağı konuşturur. Dilerse okuduğun Kur'ân-ı Kerîm'e de bir güzel insan sureti verir. Kabirde sana arkadaş yapar.

Mümkün. Sen evde yalnız başına oturuyorsun, televizyonun düğmesini çeviriyorsun, programları seyrediyorsun. Dünyadaki insanlar bunu başarıyorlar.

Allah-u Teâlâ hazretleri sana şu vaat ettiği şeyleri yapmaktan aciz mi?

Amennâ ve saddaknâ her şeyi yapar, her şeye kâdirdir, her şeye gücü yeter.

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çok merhametliydi, kim gelse ona vaat ederdi, vaat ettiği şeyi de yanında parası, pulu varsa ona verirdi. Vaadini de yerine getirirdi."

İnsanın üç dostundan birisi malıdır, ölünce gider. Ötekisi hısım akrabasıdır kabirden giderler. Üçüncüsü amelidir, o yanında kalır. Ashâb-ı kiram bunu çok beğendi, duygulandılar. Bir tanesi kalktı, dedi ki:

"Yâ Resûlallah! Ben bunu şiir haline getirsem müsaade eder misiniz?"

İzin istiyor.

"Peki getir." dedi. O gece gitti kâğıt kalem elinde, nasıl düşündüyse bir şiir haline getirdi. Ertesi gün geldi;

"Yâ Resûlullah! Ben onu şiir haline getirdim. İstersen okuyayım." dedi, manzume halinde okudu.

Bu kez Resûlullah Efendimiz duygulandı, onu dinlerken ağladı. Efendimiz Kur'an okurdu ağlardı.

Erkek adam ağlar mı?

Ağlar, duygulu insan ağlar. Duygulu insan; kalbi olan, gönlü olan insan ağlar. Ağlanacak çok şey var. Sevinçten ağlanır, korkudan ağlanır; çeşitli sebeplerden ağlanır. Hz. Ömer'in gözyaşları ağlamaktan yanağına iz yapmış. Biz ağlamıyorsak kalbimizin katılığındandır.

Peygamber Efendimiz; "Kur'an okurken ağlayın. Ağlayamazsanız ağlıyormuş taklidi yapın." diyor. Çünkü insan, taklit yapa yapa hakikaten ağlamaya başlar.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi de duygulu Müslüman eylesin.

Efendimiz çok merhametliydi ve çok cömertti. Verirdi, olmadığı zaman da vaat ederdi ve vaat ettiğini de fırsat bulursa hemen yerine getirirdi. Bir keresinde sofrayı yaydılar, bir yığın altını üstüne yığdılar. Efendimiz; önüne gelene avuç avuç, avuç avuç dağıttı. Hepsi bitti. Biraz sonra bir kişi daha geldi.

"Yâ Resûlallah! Muhtacım, ihtiyacım var." dedi.

"Yanımda ne varsa verdim. Yine olunca sana vereyim inşaallah." dedi. Ona da öyle vaat etti. Vaat ettiğini de yerine getirirdi.

Kâne şedîde'l-batşi. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son derece sağlam tutuşlu; güçlü, kuvvetli bir kimseydi."

Kendisinde 40 adam kuvveti vardı.

40 kişi bir düşmana hücum etse nasıl olur? Efendimiz bir kılıç alsa bir saldırsa 40 kişiden daha güçlüydü.

Peygamber Efendimiz' de erlik, bahadırlık vardı. Tam bir kahramandı, tam bir er kişiydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şiddetli bir tutuşu vardı. Batş, tutup kavrayıp bir işi götürmek mânasına gelen bir kelime. Zayıf, nahif, halsiz, mecalsiz, rüzgâr esse sallanacak insanlar vardır ya gaye o değil.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki;

El-Mü'minü'l-kaviyyü. "Kuvvetli Müslüman, kavi Müslüman." hayrun ve ehabbü ila'l-lâhi mine'l-mü'mini'd-daîfi ve fî küllin hayrun. "Zayıf Müslümandan Allah'a daha sevgilidir, daha hayırlıdır."

Kuvvetli Müslüman daha sevgilidir, daha hayırlıdır ve Allah indinde makbul, sevgili bir kuldur. Hepsi hayırlıdır ama kuvvetli Müslüman daha hayırlıdır.

Nasıl olacağız? Kuvvetli Müslüman olacağız.

Profesör kardeşlerimizle bir toplantı yaptık.

Bir profesör kardeşimiz, çok güzel bir noktaya temas etti; Allah razı olsun, Allah afiyet versin. Diyor ki:

"Spor kelimesi, yabancı bir kelime. Bizde onun adı beden terbiyesi."

Görüyor musun bizimki ne kadar güzel. Beden terbiyesinin ifade ettiği mânadaki derinliği düşünün.

Spor ne demek?

Söylenişi bile kaba. Kelimelerin de bir mûsikîsi vardır, güzelliği vardır; bir de kabalığı vardır. Bu; patlıyor gibi hırlıyor gibi dırlıyor gibi bir şey, berikisi beden terbiyesi.

Müslüman nasıl olacak? Bedeni güçlü, kuvvetli, sıhhatli olacak.

Bizim banyoda fayansları yapıyor. İhtiyar adam, 60 yaşına gelmiş, ağzında sigara. Bir taraftan sigara tüttürüyor bir taraftan çalışıyor. Ölmüş, kavlamış, kav haline gelmiş yani çürümüş, sünger haline gelmiş vücudu. Bundan ne hayır olur, yazık etmiş bedenine. Birçok Müslüman da bu durumda. Şu kadar lira para veriyor. Bir paketi kaç liradır bilmiyorum ama. Yabancı sigara, filtreli sigara, kovboyların sigarası... Bu sigaralara dünyanın parasını veriyor, kendisini zehirliyor. Kanser satın alıyor. Akciğer kanseri satın alıyor. Kurumla dolduruyor.

Ben lisede okuyorken Şehzadebaşı camiinin avlusundan geçiyoruz, Vefa lisesine gidiyoruz. Ortaokul da orada; Vefa'da, Küçükpazar da kabadayılar semti. Efelerin olduğu; belinde bıçaklı, tabancalı insanların gezdiği yerler. Yanımda bir arkadaşla yavaş yavaş gidiyoruz- küçük küçük boylu iki ortaokul talebesiyiz- ara kapıdan, kemerin altından bir külhanbeyi çıktı. Ama güzel giyimli, göğsüne bir mendil bağlamış, elinde bir sigara tüttürüyor. Ceketini açmış, iki tarafa sallanarak efe efe yürüyor. Yürüyüşü tam bir külhanbeyi.

Biz korktuk; sigara da içiyor, yan yan baktık. Şöyle bir yan çark alıp giderken;

"Gelin buraya!" dedi.

"Eyvah! Yakalandık, şimdi biz ne yapacağız?" Yanaştık yanına;

"Benim sigara içtiğime mi bakıyorsunuz? Bu sigara çok zararlı. Bakın size göstereyim." dedi. Cebinden bir mendil çıkardı. Bembeyaz bir mendil. Herhalde iyi bir ailenin çocuğuydu. Sigaradan bir derin nefes aldı, ondan sonra mendilin içine bir hoh yaptı, üfledi. Ağzının büyüklüğü kadar yer taba rengi oldu, kahverengi oldu. O beyaz mendilin o kısmı derhal leke haline geldi muhterem kardeşlerim!

Bu beyaz mendil pamuk, poplin. Onun için bir nefeste o zifiri şeyin orayı nasıl boyadığını görüyorsun. Düşünün sigara içen kimse bunu bir sigarayı içinceye kadar kaç defa ciğerine çekiyor. Bu ciğerin her tarafı yarım parmak, üç çeyrek parmak musluk borusu değil ki; öbür tarafları incecik. Nefes alıp verdikçe o iç taraflara bu zifir, bu zift yapışıyor çıkmıyor.

Neyle çıkaracaksın? Sigara zifirini çıkarmak için deterjan mı yutacaksın?

İstersen yut, ciğerine gitmez ki midene gider, mideni deler; çaresi yok. Mühim olan şu ciğeri zifirlememek. Nasıl gaz sobasının boru meylini içe doğru yaparsan halının üstüne zifir damlıyor, bu sigarayı içtiğin zaman da böyle oluyor.

Dergide yazdım, kırk yerden itiraz mektubu geldi.

"Hocam, sende mi sigaranın aleyhinde konuşuyorsun?"

Evet, var mı yan bakan, sigara aleyhine konuşuyorum. Sigara zararlı.

"Hocam ben içiyorum." İçme! Zararlı olan bir şeyi yapıyorsun, sıhhatini bozuyorsun.

"E falanca şahıs da içmiş."

Falanca şahıs senin numunen mi? Sen onun niçin içtiğini biliyor musun, hakikaten içmiş mi? İçmişse kendisine ait bir mesele.

O senin numunen mi? Kitapta yazıyor mu? Sünnette var mı? Kur'an'da var mı? Aleyhinde delil var. Ne diye içiyorsun?

"İşte böyle alışmışız hocam."

Bu tütün de Amerika'dan gelmiş galiba. İlk önce Selanik taraflarına ekilmiş, şimdi Ege'de, şurada burada ekiliyor biçiliyor.

Avrupalılar bunun aleyhine kampanya yapıyorlar. Sigaranın paketlerinin üstüne "sigara zararlıdır" diye yazma mecburiyeti var. İçildiği zaman sıhhate zarar verir.

Sen bunu niye içiyorsun? Niye içki içiyorsun? Niye vücudunu zayıflatıyorsun? Niye ciğerini çürütüyorsun, senin hakkın var mı?

Vücudunu çürütmeye hakkın yok. Sıhhatli olmak zorundasın. Senin vazifen sıhhatli olmak. Pehlivan olmak zorundasın, güçlü kuvvetli olmak zorundasın. Taşı eline aldığın zaman bir sıktın mı takur tukur, çatır çutur toz haline gelmeli.

"Vay be! Adam taşı şöyle yumruğuyla bir sıktı, toz haline getirdi." diye korkmalı herkes, ödü patlamalı. Olimpiyatlarda bütün şampiyonluklar Müslümanların olmalı.

Neden?

El-Mü'minü'l-kaviyyü hayrun ve ehabbu ila'l-lahi mine'l-mü'mini'd-da'îfi ve fî küllin hayrun. "Hepsinde hayır var ama kuvvetli Müslüman zayıf Müslümandan daha hayırlı ve Allah indinde daha sevgili."

Allah kuvvetli Müslümanı daha çok seviyor.

Müslümanlar Müslümanlığı bilmiyor. Müslümanlar Müslümanca yaşamıyor.

Allah bizleri ıslah etsin, Allah bizleri doğru yola hidayet eylesin.

Fatiha-i Şerife mea'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA