İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

27.07.1986 - Emir Olmak, Doğru Bilgiyi Anlatmak, İmama Tabi Olmak, Alışveriş

27.07.1986 - Emir Olmak, Doğru Bilgiyi Anlatmak, İmama Tabi Olmak, Alışveriş
Hadisler Deryası

27.07.1986 - Emir Olmak, Doğru Bilgiyi Anlatmak, İmama Tabi Olmak, Alışveriş

09.12.2019
22 dk 12 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle s. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ te’murenne ale’sneyni ve lâ tukaddimhâ.

Enes radıyallahu anh'ten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yeni bir hadisine geldik:

Muhterem kardeşlerim! Çok dikkatle dinleyin. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Lâ te'murenne. "Sakın, iki kişinin başına emir olma." Yani velev iki kişicik bile olsa; sen de onların başına emir, komutan, başkan, idareci, reis durumuna geçecek olsan… Peygamber Efendimiz, "Sakın ha! İki kişinin bile başına başkan olma." diyor. Ve arkasından buyuruyor ki;

Ve lâ tükaddimhumâ. "Onlardan öne geçme."

Neden böyle dedi? Ebû Zer-i Gıfârî hazretlerine de bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:

"Yâ Ebû Zer! Sen iyi bir insansın, ben seni seviyorum. Sen zayıf, naif bir kimsesin. Sakın iki kişiye bile imam olma. Sakın onların önüne geçme. Sakın yetimin malına idareci durumuna geçme."

Niye?

Tehlikeli ve veballi olduğu, sorumluluk olduğu için… Güzel yapamadığı zaman ahirette cezası büyük olduğu için… Peygamber Efendimiz, insanların ahiretteki saadetini düşündüğünden, "Varsın bu dünyada lalettayin, sade, sıfatsız bir vatandaş ol ama vebal yüklenme." diye tavsiye ediyor.

Başkan olmak çok tehlikelidir. Reis olmak çok veballidir. Bir işin başına geçmiş olmak; vali olmak, reisicumhur olmak öyle… Koca bir milletin vebali insanın omzundadır. Hocamızın bantını hiç unutmuyorum. Kendisi, kendi sesiyle diyor ki:

"Bir insanın kendi kendine heves edip de şeyhlik yapmaya kalkması deliliktir."

Neden? Çok büyük bir vebal de ondan.

"Ancak vazifelenmiş olmak müstesna." diyor. Vazife olunca emir oluyor.

"Gel buraya!"

"Buyur efendim."

"Yap şu işi!"

"Baş üstüne efendim."

Emir olması durumu ayrı. Aksi taktirde bu işler yapılacak işler değil. En iyisi bir kenarda kendi başın rahat [olursun]. Eğer vebal duygusu içindeyse yukarıdaki adamların gece uykusu kalmaz.

Hazreti Ömer ne diyor?

"Dicle'nin kenarında bir kurt bir kuzuyu çalsa Ömer mes’ul…" Geceleyin uyku uyumayıp, "Ben bu kavmin başındayım." diye dolaşıyor.

Başkan olmak çok zordur. Peygamber Efendimiz' in hadîs-i şerîfinde bildiriliyor ki:

"Başkan, emir, reis olanların hepsi kıyamet gününde hesaba elleri bağlı olarak getirilecekler."

Hani mevkuf gibi getirilecekler. Ancak hesabı düzgün çıkarsa elleri çözülecek, öyle kurtulacaklar. Aksi taktirde büyük veballer olacak. Onun için Peygamber Efendimiz, "Sakın iki kişiye bile emir olma." diyor.

Peki, o emir olmasın, bu emir olmasın; bu memleketin, bu ümmetin işlerini, hayr-u hasenâtı, irşadı vesaireyi kim yapacak?

Tabii o vazifeye ehil olan insanlar o vazifeyi alacaklar, yapacaklar. Vazife istenmez, teveccüh edip geldiği ve "Sen şunu yapacaksın." dendiği zaman boyun bükülecek; "Yâ Rabbi! Ben bu vazifeye layık değilim ama başıma bu emir geldi, bu vazife yüklendi. Sen bana yardım et." denilecek, elinden geldiği kadar çırpınacak. O zaman manevi yardım olur ve o işin sevabı da çok olur.

Allah-u Teâlâ hazretleri hepimizi mevki makam hırsından azade eylesin. Dünya ve ahirette her türlü sorumluluklardan, tehlikelerden, veballerden bizleri pak eylesin. Huzuruna sevdiği ve razı olduğu kullar olarak varmayı nasip eylesin.

Bu, emirliği ve başa geçmeyi kendisi isteyenlere bir ihtar. Ama bir grup, bir insanın başına geliyorlar, "İlle bunu yapacaksın." diye söylüyorlar. O zaman o iş yapılacak. O da Allah'a sığınır, yapar.

Acizane ben mesele iyi anlaşılsın diye, kendi başıma gelmiş bir hadiseyi anlatayım. Üniversitede daha genç bir hocayım. Bana geldiler ve "Filanca üniversitenin gece bölümünde şu dersi vereceksin." dediler. Gittim, kocaman bir müessese. Baktım, talebelerin yaşları benden büyük. Gece bölümü olduğu için her yaştan insan -hatta yaşlı insanlar, emekli veyahut vazifeli subayların akşam serbest olanları bile- geliyor. "Ben kim, bunlara hocalık yapmak kim?" dedim, vazifeyi reddettim. "Ben bu vazifeyi yapamam." dedim, fakültedeki odama geldim, oturdum.

Birkaç gün sonra üç tane profesör arkadaş odama geldiler;

"Selamun aleyküm."

"Aleyküm selam."

"Biz sana tercih hakkı bırakmadık. Bu hizmet yapılacak. Bu hizmeti yapacak başka kimse yok. Bunu mecburen sen yapacaksın." dediler.

"Ben yapamam, gücüm yetmez. Zor bir iş. Yaşları benden büyük insanlar filan…"

"Yok!" dediler. "Vazife!.. Vazifeden kaçmak olmaz."

Boynumuzu büktük, yapmaya gayret ettik. O işin içine yani vazifeye bizi zorla tayin ettiler. Elhamdülillah orada çok da tecrübe kazandık, çok faydası oldu; bilgi ve tecrübe bakımından. Sayısız hürmete şayan talebeler kazandık. Talebelerimizin içinde nice kıymetli kimseler vardı.

Demek istiyorum ki bir vazife istenmeden gelirse hayırlı oluyor. O zaman yaparsın. Ama kendin de bu işlerin peşine koşup talip oldun mu o zaman çok zordur. Aslında talip olunacak şeyler değil. "Kendi işine bak, daha ne istiyorsun?" diye insanın kendisini bu gibi şeylerden sakınması lazım.

Biliyorsunuz; mezhep imamlarımız kendilerine kadılık yapmak teklif edildiği halde hapse girmeyi tercih ettiler de o veballi işleri yüklenmediler. Onun için eskiler, dünya mevki makamına hemen mal bulmuş mağribî gibi atılmamışlardır. Daima vebalinden korkup çekinmişlerdir. Biz de vebal duygusu ile hareket edelim.

Lâ te'mur bi'l-ma'rûfi ve lâ tenhe ani'l-münkeri hattâ tekûne âlimen ve ta'leme mâ te'mürü bihî.

İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

"Emr-i ma'ruf nehy-i münkeri, söylediğin konuyu bilmeden yapma!"

Emr-i ma'ruf; iyi, aklın ve şeriatın uygun gördüğü bir şeyi yapmayı teşvik etmek, söylemek, yaptırmaya çalışmak. Nehy-i münker de aklın ve şeriatın uygun görmediği bir şeyi yaptırmamak için her türlü imkânı kullanarak kötülüğü engellemeye çalışmak. Müslümanın farzlarından birisi bu.

Her Müslümanın boynunun borcu olan farzlar var. O farzlardan birisi de emr-i ma'ruf nehy-i münker; iyiliği yaptırmaya, kötülüğü yaptırmamaya çalışmak. Ana yapısı bu.

Bunu kim yapacak?

Derecesine göre herkesin kendine göre bir çalışma sahası vardır da emr-i ma'ruf nehy-i münker yapacak kişinin konuştuğu konuyu bilmesi lazım. Bilmese hata eder, söylediği adamın karşısında küçük düşer, söylediği şeyler yanlış olur. Mesela, "Şunu şöyle yapma, bu günah." filan der, o da der ki, "Kardeşim, niye günah olsun? İşte hadîs-i şerîfte şöyle var." İnsan mahcup olur.

Umre'de elimize bir kitap geçti; Şevkânî. Mescide koymuşlar, karıştırdık, bir şeyler araştırmıştık, konuya baktık. Şevkânî, Suudi Arabistan'daki insanların muteber saydığı bir alim. Kitabına itibar ediyorlar, kitaplarını beğendikleri bir alim… Orada diyor ki:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rükn-i Yemâniyi öptü, yanağını koydu."

Hacer-i Esved'in olduğu köşeden bir evvelki köşe, rükn-i Yemâni köşesine Peygamber Efendimiz hem elini sürmüş, istilam etmiş hem yanağını koymuş, öpmüş. Orada melekler var, orası mübarek, kıymetli bir köşe.

Bu hadîs-i şerîfe göre bizim kardeşlerimizden bir tanesi de tavaf esnasında rükn-i Yemâniyi öpmüş. Hemen oradaki vazifeli Arap, "Hâzâ haram, hâzâ haram" diye bağırmaya başlamış. "Haram! Bu yaptığın şey doğru değil. Taş öpülür mü?" filan diyor. Anladık lalettayin taş öpülmez ama bu Kâbe'nin köşesi. Sonra Peygamber Efendimiz öpmeseydi ben de öpmezdim. Peygamber Efendimiz öptü diye öpüyoruz. Haramı helali biz de senin kadar biliriz. Sen bizi ne sanıyorsun? Dağdan inme, dini hiç bilmeyen bir kimse mi sanıyorsun?

Bizim kardeşimiz de çok mütebessim, güleç yüzlü bir kimse. O da gülmüş, dönmüş;

"Peygamber Efendimiz' in hadisinde var bu. Ben bunu hadise uygun olarak yapıyorum." demiş.

O da hala; "Yok öyle şey." diye, -Arapça lâ- kesip atıyor, tutuyor.

Olmaz.

Bak, burada ne diyor Peygamber Efendimiz?

"Emr-i ma'ruf nehy-i münker yaparken, yaptığın konuyu bileceksin."

Adam eline kırbacı, sopayı alıyor; pat pat pat hacılara vuruyor.

"Burayı öpme! Şöyle yapma! Böyle yapma!"

Sen bu konuyu bilmiyorsun, yapma işte. Bilmediğin konuya böyle karışma. İnsan bildiği şeyi konuşacak. Efendimiz' in tavsiyesi de böyle, akıl mantık da bunu böyle gösteriyor. Biz de inşaallah bilmediğimiz konularda konuşmayalım.

Mesela burada geçti ki bir alim için ayağa kalkılır. Hadîs-i şerîften misalleri var. Peygamber Efendimiz kendisi Medinelilere buyuruyor ki;

Kûmû li-seyyidiküm. "Efendiniz için ayağa kalkın."

Sa'd hazretleri gelirken, "Onun için ayağa kalkın." diye ashabına kendisi emrediyor. Fatımatü'z-Zehra radıyallahu anha eve geldiği zaman kendisi kalkardı. Demek ki sevgiden, saygıdan bir kimseye ayağa kalmak var.

Peygamber Efendimiz bir kere de içeri girdiği zaman sahâbe-i kirâm ayağa kalkınca dedi ki;

Lâ tekûmû lî, kemâ tekûmû li-ba'di'l-eâcib. "Bazı yabancılara kalktığınız gibi benim için ayağa kalkmayın." Yani, "Lüzum yok, ikide bir de girip çıktıkça benim için kalkmayın." diye Efendimiz öyle söyledi. Ama hürmet edilen, sevilen bir kimseye kalkmak vardır. Onun için, "Kalkma, haramdır." sözü bilinmeden söylenmiş bir söz oluyor, o da doğru olmuyor. Demek ki bir insanın "yap" ve "yapma" dediği şeyin hadisten ve ayetten delilini bilmesi lazım.

Bizim fakültede bir kızcağız vardı, Allah ıslah eylesin, başka yerlere gitti, unvanı doçent oldu, profesör oldu filan… Bizim arkadaşımızla münakaşa etmiş de saçma sapan konuşmuş. Mesela bizim kardeşimiz demiş ki:

"Başörtüsü var."

Şam'da okumuş, Arapçası var, bilgisi var, her şeyi yerli yerinde. "Başörtüsü Kurân-ı Kerîm'de âyet-i kerîme ile sabit." diyor. O bizim şaşkın kızcağız, "Mensuh!" demiş.

Tabi karşısındaki hoca. O da demiş ki:

"Sen nasıl mensuh dersin? Mensuh olması için nâsih bir ayet olması lazım. Söyle bakalım o âyeti."

O âyeti söyleyememiş. Mensuh ayet için, ayeti mensuh eden bir nâsih ayet olması lazım. Bir şey bilmiyor ki! Bir "mensuh" kelimesi kulağına nereden girmişse girmiş. Kulağına kar suyu kaçar gibi bir yerden "mensuh ayetler var" diye bir şey kaçmış, "Bu ayet mensuhtur." diyor, atıyor.

Ama karşısındaki [bilgisiz] insan değil ki;

"Siz Arapça bilir misiniz? Al bakalım elimdeki usul-i fıkıh kitabını. Aç bakalım, bir satırını oku bakalım…"

Arapça bilmiyor.

"Sen müçtehide misin? İçtihat yapmaya salahiyetin, kabiliyetin var mı?" Yok!

"Bunu bile okuyamadıktan sonra yapamazsın. Size bazı unvanları veriyorlar, o aldığınız bazı unvanlarla yalan yanlış şeyler söylüyorsunuz. Bilmediğin konulara karışma." demiş, yüzüne karşı.

İnsan bildiği konuya karışsın, bilmediği konuya karışmasın. Şimdi ben gidip de doktora, elinde neşteri varken, "Oradan kesme, buradan kes." desem, alimallah beni hasta bakıcılar alırlar, dışarı atarlar, karakola bile verirler. "Sen hocasın, hocalığını bil. Ameliyathanede işin ne?" derler. Dini konularda herkes eline bıçağı, bıçağı değil baltayı, otomatik elektrikli testereyi almış geliyor. Dinin neresini tuttursa orasını kesip gidiyor; burası yok, burası nâsih, burası mensuh, burası iptal, burası çağ değişti, burası zaman değişti… Budaya budaya dinde bir şey kalmaz ki! Sen böyle yaparsan dinin aslı kalmaz.

Dinin aslı Kur'ân-ı Kerîm'dir, farzlardır. Bunları kimse değiştiremez! Hakkında nass-ı kâtı' olan şeyi kimse değiştiremez. İçtihat var ama içtihadın da usulü, yeri, sahası, kaynakları var. İşkembeden atmakla olmaz ki… İlim işidir bu, ince bir iştir.

Her mesleğin erbabı var. Eczacının işine kimseyi karıştırmazlar.

Neden?

Yanlış ilaç verdiği zaman hasta ölür diye. Dine müdahale edildiği zaman yanlış bilgiyle bu halkı öldüreceksin. Maneviyatı ölecek; komünist, ruhsuz, şahsiyetsiz, kozmopolit bir insan, dejenere bir tip olacak. Aile, baba, hoca tanımayacak, sevgi saygı kalmayacak. Bunun maneviyatını öldürme; bu da bir öldürmek... Bu daha beter öldürmek çünkü ahireti de ölüyor. Ama herkes dinden konuşuyor.

Dinimiz tek bir şahıs için inmiyor. Dinimiz bütün insanlığa indiği için insanların çoğunun da hâlet-i rûhiyesi malum olduğundan… Usûl, kötülük ortaya çıkmadan kötülüğe meydan vermemek... Usûl bu. Nasıl biz cereyan başka yere kaçak yapmasın diye cereyanın her tarafını örtüyoruz.

"Cereyan olan telin üstünü açacakmışım, açılır mı ya?"

"Ya tel bu! Bunun içinde cereyan var. Bunun üstündeki örtüyü açarsam cereyan çarpar."

Bak, burada teli kapatmaya razı oluyorsun, o zaman ilericilik, tamam; bir şey zayi olmuyor. Burada niye anlamıyorsun?

Burada da birtakım kaideler var. Onu ona değdirirsek iş bozulur, diye yaptırmak istemiyoruz. Yani dinimiz yaptırmak istememiş.

"Bırak, herkes keyfince yaşasın."

Seni ayağımın altına alırım o zaman. Öyle şey yok! Biz istiyoruz ki aile bozulmasın. Aile bizim teminatımız. Aile yuvası, mutlu [devam] etsin. Hanım ve bey evine bağlı olsun. Çocuğun kimden olduğu belli olsun. Nesep sahih olsun. Biz istiyoruz ki namuslu, temiz, pak annelerin temiz, helal süt emmiş çocukları olsun. Öyle yuvalar istiyoruz biz.

"Avrupa'da böyle değil."

Avrupalıların öyle olmamasının [sonucunda] neler çektiğini biz biliriz, sen bilmezsin ki… Onlar gelip bize dert yanıyorlar;

"Siz nasıl böyle sağlam kaldınız?"

İsveç mesela... Soysal hakların hepsi sağlanmış yani adam isterse yan gelsin yatsın, para cebine geliyor. İsveç'te aç kalmak, açık kalmak yok. Ama intiharların ve seksüel cinayetlerin en çok olduğu ülke…

Her şey serbest, para bol, geçim sıkıntısı yok.

Sanıyorlar ki cinsî bakımdan bir insan tatmin olununca ertesi gün bir şey yapmaz. Hayır! Arzusu iki misli artar. İki misli artar, bu sefer bu işin delisi olur. Onun için İslâm'ın getirdiği tabii kanunlara uygun olacak. Serbest bıraktığın zaman ar, namus, haysiyet, şeref kalmaz.

Neden?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:

"Benî İsrail'in alimleri, Benî İsrail günah işlediği zaman yanlarından geçerken onlara, 'Bu günahı yapmayın. Allah bundan razı gelmez.' dediler. Ertesi gün geçtikleri zaman baktılar, yine o günahı yapıyorlar. Bu sefer, 'dün söyledik' diye o gün söylemekten vazgeçtiler. 'Dün söylemiştik ya bugün söylemeyelim.' diye o günahı söylemekten, 'yapmayın' demekten vazgeçtiler. Vazgeçince birbirleri ile konuşmaya, oturmaya, kalkmaya başladılar. Allah kalplerini birbirlerine benzetti, vurdu."

Daraballâhu kulûbe bağdun. "Kalplerini birbirlerine vurdu." diye bildiriyor.

Demek ki hatayı kırk defa görsek söyleyeceğiz. Madem onlar hatayı yapmaktan uslanmıyorlar, biz de hakkı söylemekten çekinmeyeceğiz. Çünkü sevap var. Biz de bu vazifeyi yapmaya devam edeceğiz. Ta ki insanımız Allah'ın sevdiği bir topluluk olsun, dünyada da ahirette de mutlu, mesut, bahtiyar olsun; onu istiyoruz. Yoksa başka bir şey istediğimiz yok.

İslâm'dan ayrılmayalım. İslâm'dan ayrılmanın cezası, ahirette cehennem dünyada da felakettir. Bu milletin felaketi İslâm'dan ayrılması ile olur. İslâm bizi ayakta tutan şeydir. İnsanlığı ayakta tutan, dünyayı ayakta tutan İslâm'dır.

Peygamber Efendimiz' in hadislerinden biliyoruz ki Müslümanlar oldukça kıyamet kopmayacak. Müslümanlar dünyanın ayakta durmasının sebebidir. Müslümanlar gitti mi dünya direksiz kalmış bir ev gibi yıkılır gider. Onun için iyi Müslüman olmaya çalışın, İslâm'dan kopmayın, ayrılmayın.

Lâ tebâderu’l imâme izâ kebbere fe-kebbirû ve izâ kâle "vele'd-dâllîne" fe-kûlû "âmîn" ve izâ rekea ferkeû ve izâ kâle "semiallâhu li-men hamideh" fe-kûlû "Allahümme rabbenâ ve leke'l-hamd" Ve lâ terfeû kablehû.

Ebû Hureyre radıyallahu anh'ten, Efendimiz' in namaz hakkındaki bazı emirleri. Efendimiz buyuruyor ki:

"İmama uydunuz. Siz tâbisiniz, o sizin başkanınız, önderiniz… İmamdan evvel davranmayın. Allah-u Ekber dediği zaman Allah-u Ekber deyin. Ondan evvel Allahu ekber demeyin. Vele'd-dâllîne diye Fâtiha'yı bitirince siz Âmin deyin. Rükû ettiği zaman siz de rükû edin. Rükûdan kalkıp Semiallâhu li-men hamideh dediği zaman siz de Allahümme rabbenâ ve leke'l-hamd deyin. Ve secdeye vardıktan sonra başınızı ondan evvel kaldırmayın."

İmama uyan kimsenin esas dikkat edeceği iş imamdan evvel yapmamaktır.

Lâ tubâu's-subretü mine't-taâmi bi's-subreti mine't-taâmi ve le's-subretü mine't-taâmi bi'l-keyli'l-müsemmâ mine't-taâmi.

"Bir yığın yiyecek, bir yığın yiyecek mukabilinde satın alınmaz, satılmaz." Bir yığın yiyecek belli bir miktarda, ölçülmüş bir şey karşılığında satılmaz. Yani takribi, kararlamadan, uydurma iş yok. Her şey tartıya, ölçüye uygun olacak ki aralarında riba cereyan edebilen mallarda fazlalık olursa faiz, riba işlemi olur. Öyle olmasın diye ölçülüp biçilmesini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tavsiye ediyor. Ana tavsiyeleri; ticarette, alışverişte kimsenin hakkı kimseye geçmesin, belli olsun, aldatmaca olmasın tarzındadır. Bu da o konuda söylenmiş bir söz olmuş oluyor.

Allah bizleri ticaretimizde, ailevî hayatımızda, oturmamızda kalkmamızda, her işimizde rızâ-i Bârî'ye uygun, adalete muvafık, hakkaniyete uygun, haksızlığa meydan vermeyen tarzda hareket eden kimselerden eylesin. Kazancımızı helal kazanç eylesin. Helal kazançlarımızla hayırlar, hasenatlar yapıp ahirete göçtükten sonra da arkamızdan çok sevaplar kazanmayı nasip eylesin.

Hasılı cennetine azaba uğramadan, cehenneme düşmeden, ceza çekmeden ilk gelenlerle beraber cümlemizi dahil eylesin. Peygamber Efendimiz' in Livâü'l-hamd'i altında da haşr-u cem eylesin. Havz-ı Kevser'in başında da böylece toplayıp terlediğimiz, susadığımız zaman Havz-ı Kevser'den kana kana, şırıl şırıl içmeyi nasip eylesin.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA