12.02.1989 - Peygamberimizin Şimali, Günlük Duaları

12.02.1989 - Peygamberimizin Şimali, Günlük Duaları
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülilllâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî-külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ ve senedina ve tâcu ruûsinâ ve üsvetine’l-haseneti Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’l cezâ. Emmâ ba’d;
Fa’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-hadîsi kitâbu’l-lâh ve efdale’l hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre’l-umûri mühdesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün ve külle dalâletin ve sahibehâ fi’n-nâr. Ve kâne’n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
كَانَ إِذَا سَلَّمَ لَمْ يَقْعُدْ إِلَّا بِمِقْدَارِ مَا يَقُولُ: اللهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Kâne izâ selleme lem yek’ud illâ bi-mikdâri mâ yekûlü: Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebârakte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm.
Hz. Âişe validemizden bir rivayet: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namazdan sonra selam verdi mi, ancak Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebârakte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm diyecek kadar otururdu, fazla oturmazdı. Farz namazdan sonra bu kadar oturur sonra kalkardı. Biz de öyle yapıyoruz.
Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebârakte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm diyoruz. Demek ki bu sünnetini büyüklerimiz bize öğretmişler, o kadar dua edip hemen kalkıyoruz. Tabi bu, arkasından bir sünnet veya nafile namaz kılınacağı zaman böyle.
Yine sahih rivayetlerden biliyoruz ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar mihrabta otururdu.” Rivayetler var; Ebû Dâvud’dan rivayetler var. Burada şerhte başka rivayetler de almış. Bunları şu bakımdan söylemek istiyorum. Bazı hoca kardeşlerim bana dediler ki;
“Sabah namazından sonra ne diye böyle oturuluyor?”
Galiba bu rivayetler hakkında bilgileri az; onu lüzumsuz, uygunsuz gibi gördüler. Ama bu, Peygamber Efendimiz’in sünnetidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz otururdu. Buradaki rivayette de [Ahmed Ziyâeddin-i Gümüşhânevî] Hocamız şerhte diyor ki:
Kâne yek’udu ba’de edâi’s-suhbi fî musallâhu hattâ tetlua’ş-şemsi ve kad eş’ara ilâ zalike’l-Beydâviyyü bi-kavlihî innemâ zâlike fî salâtin ba’dehâ râtıbetin emme’l-letî lâ râtıbete ba’dehâ ke-subhi felâh.
Büyük müfessir Kâdî Beydâvî rahmetullahi aleyh de; Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebârakte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm diyecek kadar durmak, arkasından bir râtibe sünnet olduğu zamandır. “Sünnet olmadığı zaman otururdu.” diye işaret etmiş. Ebû Dâvud’da rivayet var, Tirmizî’de rivayet var, daha başka şeylerde de rivayet var.
Bizim büyük alimlerimiz, eski selef-i sâlihînimiz de böyle yaparlarmış. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hayatını okudum; o da öyle yapıyormuş. Daha sonraki evliyâullahın hayatlarını okudum, sabah namazından sonra Peygamberimiz’in yaptığı gibi yapıyorlar.
Benim de bazen orada otururken, ayağıma bir sancı girer, diz çökemem, bağdaş kurarım, üzülürüm. Fakat bugün onun da bir müsaadesini gördüm. Efendimiz sabah namazından sonra bağdaş kurar, öyle otururmuş. O zaman o da sünnete uygun oluyor, o zaman sevindim. Ben ağrıdan dolayı öyle yapıyordum ama ona da sevindim. Demek ki Efendimiz bağdaş kurup da öyle otururmuş; onu da bilelim.
كَانَ إِذَا سَمِعَ الْمُؤَذِّنَ قَالَ مِثْلَ مَا يَقُولُ حَتَّى إِذَا بَلَغَ حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ حَيَّ عَلَى الْفَلَاحِ قَالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
Kâne izâ semia’l-müezzine kâle misle mâ yekûlü hattâ izâ belağa hayye ale’s-salâh hayye ale’l-felâh kâle lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.
“Peygamber Efendimiz, müezzini dinlerken, o ne söylerse aynen söylerdi.”
Müezzin Allahu Ekber mi diyor, Allahu Ekber derdi. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh mı diyor, Eşhedü en lâ ilâhe illallâh derdi. “Müezzinin sözünü tekrar eder, ona fikren iştirak ettiğini diliyle ifade ederdi. Ama ezanda hayye ale’s-salâh, hayye ale’l-felâh taraflarına geldiği zaman Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh derdi.”
Hayye ale’s-salah, “Haydin namaza!” demek. “Haydi kalkın! Ne duruyorsunuz? Allah çağırıyor, namaza gelsenize!” demek. Camiden evlere, etrafa, civara sesleniyoruz: “Ne oturursunuz, namaz vakti geldi, haydi Allah’ın huzuruna çıkılacak, cemaatle namaz kılınacak, namaza gelin.” deniliyor. Hayye ale’l-felâh ne demek? “Haydi kurtuluşa, felaha gelin. Gelirseniz, namaz kılarsanız; Allah’ın rızasını kazanırsınız, sevap kazanırsınız, felah bulursunuz, dünya ve âhiretiniz mâmur olur.” demek. Şimdi bu mânayı duyup da bir insan evinde nasıl oturur?
Müezzin, Allah’ın ibadetine davet ediyor; “Haydi namaza gelin.” diyor, o da evde oturuyor. Allah huzuruna çağırıyor, dinleyen kullar dinleyip geliyorlar; o gelmiyor.
Niye gelmiyor?
Peygamber Efendimiz buyururmuş ki: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh “İbadet yapmaya, Allah’ın yolunda yürümeye güç, kuvvet, tâkat ancak Allah’tandır.” Allah nasip etmezse insan gelemez. Gelmek mi iyi, gelmemek mi iyi?
“Geldiği zaman zahmet çekiyor, epeyce yürüyor. Evinde kılıverse?”
Gelmek çok sevaplı.
“Evimde cemaatle kılsam, çoluk çocuğum da toplanmış oluyor. Hanım, çocuklar saf bağlıyorlar, ben de imam oluyorum.”
Evdeki imamlık, camide gelip cemaatle namaz kılmak gibi olmaz. Camide kalabalık ne kadar çoksa sevap o kadar çok olur. Sonra yürüdüğü kadar sevap alır, yürüdüğü adımlar kadar günahı dökülür. Camide başka mübarek insanların hürmetine onun namazı da kabul olur. Evde ya kabul olur, ya olmaz ama camide, cemaate iştirak etmiş insanların içinde Allah’ın bir sevgili kulu, bir mübarek kulu varsa, onun hürmetine herkesin namazı kabul olunur. Çünkü Allah onunkini kabul edip ötekilerinkini ayırmaz. Cemaatle kıldığı için hepsinin namazını kabul eder.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem erkeklere, cemaatle namaz kılmayı şiddetle tavsiye etmiştir. Cemaate iştirak edip namazı öyle kılmak çok önemli bir sünnettir. Ona çok dikkat edelim.
Neden?
Çünkü camide insanlar beraber olacaklar, birbirlerini tanıyacaklar.
Allah bir nizam koymuş; elhamdülillah, Müslümanlar günde beş vakit toplanıyorlar, haftada bir Cuma günü toplanıyorlar, senede bir, Mekke-i Mükerreme’de toplanıyorlar. Ne kadar güzel bir nizam! Ne kadar güzel bir toplum! Ne kadar güzel bir içtimai intizam! İslâm’ın kıymetini bilmeyi ve bizim için tavsiye edilmiş olan bu düzeni, bu nizamı verimli bir tarzda kullanmayı Allah bize nasip etsin.
Elimizde bir düzen, bir nizam var; biz onu kullanmıyoruz. Mescitlerin sıhhatli bir tarzda işlemesi çok önemli. Nasıl bir makineyi güzelce yağlıyorsun; tıkır tıkır, keyifli bir tarzda çalışıyor veyahut arabanın yağını, bujilerini değiştiriyorsun, bakımını yapıyorsun, bakıyorsun araba keyifli çalışıyor, işte öyle. Öteki türlü tekliyor; bir gidiyor bir gitmiyor, bir basıyor bir basmıyor, sarsıntı, sallanma oluyor.
Bizim de Allah’ın bize öğrettiği, bahşettiği, bizim için kurduğu nizamı çalıştırmayı bilmemiz lazım. Nizam çok güzel, fakat bizler tecrübesiz ve acemi davranıyoruz, nizamı kullanamıyoruz. Bize güzel bir araba, bir helikopter veya bir uçak verilmiş ama kullanmasını bilmiyoruz, olduğu yerde çürüyor kalıyor, biz onlara binip de uçamıyoruz. Allah ârif eylesin, alim eylesin, cümlemizi cahillikten kurtarsın.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh. Allah nasip etmedi mi insan gelemez. Allah güç kuvvet vermedi mi gelemez. Allah sevmedi mi huzuruna çağırmaz.. Her cami, Allah’ın evidir.
كَانَ إِذَا سَمِعَ المُؤَذِّنَ يَتَشَهَّدُ قالَ: وَأَنَا وَأَنَا
Kâne izâ semia’l-müezzine yeteşehhedü kâle ve ene ve ene.
Hz. Âişe validemizden bildirildiğine göre: Müezzin, eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden resûlullâh diye seslenirken; “Şehadet ederim ki Allah’tan gayrı bir mâbud yoktur ancak Allah vardır, şehadet ederim ki, Muhammed Mustafa onun elçisidir, resûlüdür, O’nun gönderdiği peygamberidir.”diyor.
Peygamber Efendimiz’in çeşitli müezzinleri vardı, en meşhuru Bilal-i Habeşî hazretleriydi- o böyle seslenirken Peygamber Efendimiz de ve ene ve ene “Ben de şahadet ederim, ben de şahadet ederim.” derdi.
Bu bana rahmetli Hacı Bayram camii imamını ziyarete gitmiştik. Mübarekte felç vardı. Yatağında yatıyor, Dış kapı camiinden ezan okunuyor. O da gayet samimi bir tarzda ve ene eşhedü ve ene eşhedü diyor. Cümle geçmişlerimize, büyüklerimize, hocalarımıza ve O’na Allah rahmet eylesin. O hatırıma geldi. Demek ki bu hadîs-i şerîfi biliyormuş.
Peygamber Efendimiz ve ene ve ene, “Ben de şehadet ediyorum, ben de şehadet ediyorum.” diye söylerdi. Biz olsak susarız. Peygamber Efendimiz’in çevresine ilgisine bakın. Etrafındaki olan hadiselere alakasına ve o olayların karşısında takındığı tavra bakın.
كَانَ إِذَا سَمِعَ صَوْتَ الرَّعْدِ وَالصَّوَاعِقِ قَالَ: اللَّهُمَّ لَا تَقْتُلْنَا بِغَضَبِكَ وَلَا تُهْلِكْنَا بِعَذَابِكَ وَعَافِنَا قَبْلَ ذَلِكَ
Kâne izâ semia savte’r-ra’di ve’s-savâiki kâle: Allâhümme lâ taktülnâ bi-gazabike ve lâ tühliknâ bi-azâbike ve âfinâ kable zâlike. “Peygamber Efendimiz, şimşek çaktıktan sonra gök gürüldemesini duyunca; ‘Yâ Rabbi! Gazabınla bizi öldürme, azâbınla bizi helak eyleme. Bundan sonra bizi affeyle, âfiyet sahibi eyle, her türlü belalardan, musibetlerden mahfuz eyle’ diye dua ederdi.”
كَانَ إِذَا سَمِعَ بِالاِسْمِ الْقَبِيحِ حَوَّلَهُ إِلَى مَا هُوَ أَحْسَنُ مِنْهُ
Kâne izâ semi’a bi’l-ismi’l kabîhi havvelehû ilâ mâ hüve ahsenü minhü. “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın isminin kötü olduğunu duyduğu zaman onu daha güzel bir isimle değiştirirdi.” Peygamber Efendimiz’in güzel âdetlerinden birisi buydu. Mânası kötü olan bir ismi hemen mânası iyi olan bir isimle değiştirirdi.
Bizim [Mehmed Zahid] Hocamız da bu sünnete uygun olarak bazılarının isimlerini değiştirmiştir. “Senin adın Abdurrahman olsun. Senin adın şöyle olsun. Senin adın böyle olsun.” derdi.
Peygamber Efendimiz’in âdetlerinden birisi de eşyalarına isim vermekti. Kılıcının ismi vardı, devesinin ismi vardı. Güzel isimli bir kimse gördüğü zaman onunla tefe’ül ederdi, hayra yorardı, sevinirdi.
Mesela Sehl adında birisi geldi. “Sehl, kolaylık demek. Demek ki işimiz kolay olacak.” der, ondan hayırlı bir mâna çıkarırdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in böyle tatlı, latif âdetleri vardı.
Siz de çocuklarınıza kötü isim koymayın. İsim önemli. İyi isim koyun, kötü isim koyarsanız rûz-ı mahşerde evladınız sizden davacı olur. Evladın baba üzerindeki haklarından birisi de; أَنْ يُحْسِنَ اسْمَهُ En yühsine’s-mehû. “İsmimi güzel koymaktır.”
Bazen çirkin isimler koyuyorlar. “Bu ismi nasıl koydu?” diye insan şaşırıyor, O zaman değiştirmek lazım. Bazen soyadını da kötü isim koyuyorlar. İyi isimler koymaya gayret etmek gerekiyor.
كَانَ إِذَا شَرِبَ تَنَفَّسَ ثَلَاثًا وَيَقُولُ: هُوَ أَهْنَأُ وَأَمْرَأُ وَأَبْرَأُ
Kâne izâ şeribe teneffese selâsen ve yekûlü: Hüve ehneü ve emraü ve ebraü.
“Peygamber Efendimiz su içerken üç defa nefes alırdı. Dinlene dinlene içerdi. Suyu başına dikip lıkır lıkır, gümbür gümbür mideye indirmezdi. Üç defa ara verirdi, nefes alırdı ve şöyle buyururdu: Hüve ehneü. ‘Böyle hafif hafif, dinlene dinlene içmek daha lezzetlidir.’ Ve emraü. ‘Hazma daha faydalıdır.’ Ve ebraü. ‘Hastalıklara düşmemek için daha münasiptir. İnsanı hastalıklara düşürmemek bakımından daha uygundur.’”
Çünkü terlisin; yukarıdan bir bardak suyu yemek borusundan midenin üstüne bir boşaltıyorsun, gümbür gümbür gidiyor. Zaten terliydin, için sıcaktı o soğuk su. Bakıyorsun midede bir rahatsızlık başlıyor. Bakıyorsun boğazın şişmiş. “Galiba terli terli soğuk su içtim.” diyorsun. Tabi boğazın tahriş olur, konuşamazsın, nefesin tıkanır. Onun için Peygamber Efendimiz suyu üç nefeste içerdi.
كَانَ إِذَا شَرِبَ الْمَاءَ قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي سَقَانَا عَذْبًا فُرَاتًا بِرَحْمَتِهِ وَلَمْ يَجْعَلْهُ مِلْحًا أُجَاجًا بِذُنُوبِنَا
Kâne izâ şeribe’l-mâe kâle: el-Hamdü li’l-lâhi’l-lezî sekânâ azben fürâten bi-rahmetihî ve lem yec’alhü milhan ücâcen bi-zünûbinâ. “Su içtiği zaman; elhamdü li’l-lâhi’l-lezî sekânâ azben fürâten bi-rahmetihî ve lem yec’alhü milhan ücâcen bi zünûbinâ.’O Allah’a hamd olsun ki rahmetiyle bize tatlı, içimi güzel, lezzetli su ikram etti. Günahlarımızdan dolayı bu suyu; acı, tuzlu, içimizi kavuran çirkin bir su yapmadı.’ hamd ederdi.” Aşağıdaki hadîs-i şerîf de aynı konuyla ilgili.
كَانَ إِذَا شَرِبَ تَنَفَّسَ فِي الْإِنَاءِ ثَلَاثَا يُسَمِّي عِنْدَ كُلِّ نَفَسٍ وَيَشْكُرُ فِي آخِرِهِنَّ
Kâne izâ şeribe teneffese fi’l-inâi selâsen yüsemmî inde külli nefesin ve yeşküru fî âhirihinne. “Bir şey içtiği zaman üç defa nefes alırdı ve her birinde besmele çekerdi, en sonuncuda da Allah’a şükrederdi.”
كَانَ إِذَا شَرِبَ تَنَفَّسَ مَرَّتَيْنِ
Kâne izâ şeribe teneffese merrateyni. “İçtiği zaman iki defa duraklardı.” Yani üç nefes ediyor, sonuncusu artık sayılmamış oluyor.
Demek ki suyu yavaş yavaş içmek önemli, Peygamber Efendimiz’in sünneti. Besmele ile başlamak, sonunda hamd etmek gerekiyor. Sıhhat, âfiyet ve lezzet bakımından bir defada içmemek uygun oluyor. Bir de o suyu veren Allah’ın ‘elhamdülillah bize böyle tatlı su nasip etti. Tuzlu, acı su vermedi’ diye O’nun nimetini, rahmetini düşünmek uygun oluyor. Suyu yavaş yavaş, oturarak içmeye gayret edelim. Sünnet-i seniyyeye uygun hareket etmeye ihtimam gösterelim. Çocuklarımızı da o tarzda yetiştirelim.
Bilmece gibi soruluyor;
“Bir bardak suyun üstünde ne var, altında ne var?”
“Her tarafında su var.”
“Hayır! Üstünde besmele, altında hamd var.”
İçerken Bismillahirahmanirrahim diyorsun, en sonunda da elhamdülillah diyorsun.
Cennet mekân, rahmetli Fatih Sultan Mehmed seferden dönüyormuş. Gebze taraflarında bir yerde, bir köyde mola vermişler. At üstünde gelmiş; hararetli, terli, sıcak. Yaşlı bir kadın, bir tas ayran sunmuş. Çok susamış olduğu için ayranı almış, hemen içecek ama tasın üstüne birkaç tane saman çöpü düşmüş; onun için yavaş yavaş içmiş. “Kadının hatırı kırılmasın.” diye elini de kabın içine sokmamış. Ağzına yaklaşınca; “Saman tozu ağzına girmesin.” diye tası geri çekiyormuş. Böyle yavaş yavaş içmiş. “Allah razı olsun, çok makbule geçti, çok susamıştım.” demiş. Ama söylemekten de kendisini alamamış: “Bir de üstünde saman çöpleri olmasaydı.” demiş. Yaşlı kadın; “A sultanım! Ben onları ayranın üstüne özellikle koydum. Terli terli seferden geliyorsun, delikanlısın, birden içersen hasta olursun. ‘Birden içemeyesin.’ diye tedbir olarak koydum.” demiş. Bu güzel düşüncesinden dolayı o köyde çok mülkler alarak o kadına bağışlamış.
Bu da bir hatıra olarak hatırınızda kalsın.
Allah-u Teâla hazretleri sizi sıratı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullahı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varıp; cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmet-i esrâri sûreti’l-Fâtiha
12.11.1989 -
Peygamber Efendimizin Cuma
08.01.1989 -
Peygamber Efendimizin Mescide
