08.09.1991 - Komşu Hakkı, Alim ve Abid

08.09.1991 - Komşu Hakkı, Alim ve Abid
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ esnâ 'aleyke cîrânüke inneke muhsinün fe-ente muhsinün ve izâ esnâ 'aleyke cîrânüke müsîun fe-ente müsîün.
İbn Mes'ûd radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki; "Komşuların sen iyisin diye sana metihte bulunuyorlarsa, sen iyisin. Komşuların sen kötüsün diye senin hakkında konuşuyorlarsa sen kötüsün." Eyvah! Eyvah! Söz komşuların! Komşular sana iyi diyorlarsa, sen iyisin; komşular sana kötü diyorlarsa, sen kötüsün.
Çok, çok önemli. Komşunun şehadeti çok önemli; komşuya hürmet, komşunun gönlünü almak, komşuyla iyi geçinmek, komşuyu üzmemek İslâm'da çok önemli. Çünkü komşunun şehadetine göre sen bir duruma geliyorsun, bir vasıf kazanıyorsun. İyi veya kötü vasfını onun muamelesine göre kazanıyorsun, çok önemli. Onun için komşularımızla iyi geçinmeye gönlünü almaya dikkat edelim.
Avustralya'da belediyenin bir âdeti hoşuma gitti. Orda bir kardeşimiz ev almış. Evinde tadilat yapıyor, eski taraflarını yıkıyor, yeni taraflarının tamirlerini yapıyor. Evi güzel bir hâle getirmiş. Boyalarını, şeylerini filan beğendim ben, çok güzel.
"Arkaya doğru bir çıkartma yapacağım. Üç bir yandaki komşudan imza almam gerekiyor." dedi.
Yandaki komşuya gidecek, ben şöyle bir çıkartma yapmak istiyorum, uygundur razıyım diyecek. Arkadaki komşu uygundur razıyım diyecek. Soldaki komşu uygundur razıyım diyecek. Arkadaki komşu 2-3 aydır ortalıkta yokmuş, onun imzası olmadığı için arkadaş belediye de işini tamamlayamıyor. O kadar hoşuma gitti ki sistem. Yani üç komşuyla insan dargın olamaz. Mecburen işi düşecek, imza atacak, şey yapacak, çok hoşuma gitti.
Komşuyu komşuya nasıl bağlıyor, komşuyu komşuya nasıl muhtaç duruma getiriyor, komşunun komşudan nasıl böyle hukukuna riayet etmesi gerektiğini gösteriyor, komşunun hukukuna tecavüz etmemesini ne güzel sağlıyor.
Şimdi bizim arsamız var. Adam getirmiş evini dayamış bizim arsaya. Cumbasını hop sokmuş şu tarafa. Olmaz. İki metre komşuluk hakkı var. Sen bu tarafa kadar geliyorsun, benim havama mâni oluyorsun. Olmaz böyle şey [ama] yapmış bunu! Benim imzam olsaydı bunu yapamazdı. Üç tarafında komşunun imzasını almak Avustralya'da çok hoşuma gitti. Çok güzel bir buluş. Bizim belediyeler de uygularsa çok memnun olurum. Çünkü komşular komşulara çok cevrediyorlar. Bir tanesi 5 tane kat çıkıyor, ötekisi onun yanında şeyde kalıyor. Kaçak olarak çıkıyor, usulüne uygun da değil.
Bak komşuyu komşuya kontrolör yapıyor. Yani herkesin başına asker dikemez ki, bir müfettiş dikemez ki. Komşunun imzasına muhtaç hâle getiriyor. Herhangi bir teşebbüsü kendi başına yapamaz, komşusuyla istişare ederek yapar duruma getiriyor. Böylece komşunun komşuya zarar vermesini engelliyor. Komşuyu komşuya müfettiş yapıyor. Komşunun komşuya dargın olmasını engelliyor. Çok hoşuma gitti! Bak akıl akıldan üstün, ne kadar güzel bir sistem koymuş. İslâmî, İslâm'a uygun, Müslümanda olması gereken bir ahlâk.
Avrupa'da bizim iki tane kardeş grubumuz, ihvanımızdan, davalık olmuşlar, mahkemeye düşmüşler. Ben de oraya gittim dedim ki:
"Yahu siz ihvansınız nasıl dargın olursunuz?" Gelin bana, ben hükmedeyim. Nasıl olsa bir tarafı tutmam, hakkı söylerim. Nasıl olsa alman hâkim de bir karar verecek... Benim hükmüme razı olun." Bir grup dedi ki:
"Hocam sen ne dersen razıyız, başımızın üstünde yerin var. Emret uygulayalım." Allah razı olsun.
Ötekiler de dediler ki; "Hocam sen bu işe girme. Biz seni çok seviyoruz ama sen bu işe girme."
Ya seversen uy!
Hayır, sen bu işe girme.
Peki dedim ben, kırgın ve dargın oradan ayrıldım. Bir taraf kabul etti, öteki taraf kabul etmedi.
İki kimse arasında hâkimlik yapmak cazip bir şey değil. Para alacak değilim, bir şey değilim. Manevî mesuliyeti var. Yani kıyamet gününde hâkimler o kadar sıkıştırılacak ki iki kişi arasında hükmetmek istemeyecek insanlar. "O sıkıntının büyük sıkıntı olduğunu bilselerdi istemezlerdi." diyor Peygamber Efendimiz. Ama ben Müslüman kardeşlerimiz gayrimüslimlerin huzuruna davalı davacı olarak gitmesinler diye böyle dedim. Bir taraf kabul etmedi; küskün, dargın, pekâlâ ne haliniz varsa görün diye ayrıldım.
Şimdi bak onlarda hoşuma giden bir şey; o adamlar niye ileri gidiyor biz niye batıyoruz bunu anlayalım diye söylüyorum.
Muhterem kardeşlerim!
Ben mahkeme koridorlarından ayrıldıktan sonra duruşma saati gelmiş hâkim bunları kabul etmiş, bunları almış karşısına. Bir o tarafa bakmış sakallı hacı hoca insanlar, bir bu tarafa bakmış sakallı hacı hoca, derviş mü'min insanlar. Adam akıllı. Ona bakmış nurlu, buna bakmış nurlu;
"Ya demiş siz iyi insanlara benziyorsunuz niye böyle mahkemeye düştünüz? Haydi ben size öğleden sonraya kadar müsaade edeyim aranızda anlaşın." demiş.
Bakın ne kadar güzel muhterem kardeşlerim. Öğleden sonraya bırakıyorum duruşmayı o zamana kadar anlaşın olsun bitsin, demiş. Öğleden sonra 3'e, 4'e bırakmış, ne kadar hoşuma gitti. Öğleden sonraya kadar tabii bunlar aralarında konuşmuşlar, hırlaşmışlar, gürleşmişler yine uyuşamamışlar. Beni dinlemediler, kendi aralarında da uyuşamadılar. İkinci duruşmaya gelmişler;
Nasıl demiş uyuştunuz mu? Hayır.
Sen ne istedin? Dokuz istedim.
Sen ne istedin? Beş istedim.
"Tamam, ben aranızı bulayım yedi olsun, olmaz mı? demiş; ona ona mütebessim [şekilde].
"Olmaz!" Pekâlâ...
Bir taraf yine inat etmiş, "Olmaz!" demiş dayatmış.
Peki. Yani ikinci teklifi de yine ara bulacak, orta bir yol söylüyor. O da hoşuma gitti. Birinci teklifi de güzel muhterem kardeşlerim, ikinci teklifi de güzel.
Beğendim ben, bilmiyorum siz nasıl buldunuz?
Beğendiğim taraf [lardan biri de] üçüncü sözü, demiş ki:
"Peki, duruşma bitmiştir, karar size bir ay sonra bildirilecektir."
Bu da hoşuma gitti. Neden?
Evrakı inceleyecek, olayı zihninde evirecek çevirecek, sakin bir şekilde meseleyi görüşecek, kararını verecek.
Bu da güzel, bu da hoşuma gitti. Bir ay sonra, "Olmaz!" diyenlere ceza gelmiş. Ceza onlara gelmiş, onların haksız olduğu anlaşılmış.
Muhterem kardeşlerim!
Bu Avrupa'da, Amerika'da, Avustralya'da gezdim. Türkiye'yi de gezdim. Biz birbirimizin kardeşiyiz. Boş yere hiç kimseyi kötülemek istemem.
Mesela ben diyorum ki saat sekizde şu işi yapalım. Millet yok ortada. Falancanın filancaya şu kadar borcu var senet vermiş, seneti ödemiyor. Filanca filan kimseyle şöyle bir iş yapmaya karar vermiş, ortakların şartlarına uymuyor.
Olmaz böyle şey, böyle şey olmaz!
Müslümanlıkta böyle şey yok; aldatmaca, sözünde durmamak, vaadinden hulf etmek yok.
E onlar?
[Onlar] muntazam iş yapıyorlar, tıkır tıkır saatleri [ne riayet ediyorlar.]
Saatler niye kolumuzda duruyor, niye duvarlarda duruyor?
Saate riayet etmek için. Saatlerine riayet ediyorlar, her şeylerini tıkır tıkır yapıyorlar, herkes vazifesini güzel yapıyor.
Bir arkadaşımız nüfus kâğıdı eskimiş değiştirecekmiş. Sabah anlattı, bir gün beni 4-5 tane daire dolaştırttılar dedi. Bakırköy'e git, Eminönü'ne gel, filanca yerden imza, filanca yerden mühür, filanca yerden damga, filanca yere dilekçe… Ondan sonra falanca gün gel dediler. Evrakı alacağız, tekrar oraya git, buraya git... "Almanya'da bu işi bir memur 15 dakikada halleder." diyor. Ondan ileri gidiyor onlar. Biz üç günde bir işi bitiremiyoruz. Hem de ben ne söylersem yazıyor ne evraka bakıyor ne bir şey diyor. Ya uydurma söylesem diyor. Almanya'da her şeyi evraka istinat ettirirler diyor.
Onun için yapacağımız her şeyi hakkaniyetle yapalım, Allah'ın rızasına uygun bir tarzda yapalım diye bu misalleri verdim. Biz bizimle dertleşiyoruz, birbirimizin kardeşiyiz onun için söylüyorum.
Komşuların sana iyi derse iyisin, kötü derse kötüsün. O zaman komşularla vaziyetini düzelt. Ne kadar güzel! Komşuyu komşuya bağlıyor, işi bitiriyor. Ne mahkemeye lüzum var ne polise lüzum var ne bir şey… Haydi bakalım sen şimdi bir komşunun çocuğunu döv. Haydi bakalım sen şimdi komşuya bir haksızlık yap. Haydi bakalım komşunun ağacını kes. Haydi komşunun camını kır, hadi darıl, haydi küs bakalım. Küstürtmüyor. Küstüğün adamın kapısını çalacaksın, bir karış suratla kapıyı açacak;
"Neye geldin?" diyecek.
Şurayı imzalar mısın?
"İmzalamıyorum. Bugün git yarın gel." diyebilir. Onun için sistem güzel.
İze'c-teme'a'd-dâ'ıyâni fe-ecib akrabehümâ ileyke bâben fe-inne akrabehümâ ileyke bâben akrabühümâ ileyke civâran ve in sebeka ehadühümâ fe-ecibi'l-lezî sebeka.
Ahmed b. Hanbel, Ebû Davud, Begavî ve Behakî'den rivayet edilmiş ki, davet edilen bir insanın riayet edeceği, edip etmesi gereken usul ve adabı anlatıyor Efendimiz.
Muhterem kardeşlerim! Her zaman söylediğim bir şeye tekrar parmak basıyorum; hadis-i şerifler bizim İslâm kültürümüzün hazinesidir. Onları bildik mi her şeyi biliriz, onları bilmedik mi aval aval bakarız. Görgüsüz, tecrübesiz insanlar oluruz.
Bak ne diyor Peygamber Efendimiz;
İze'c-teme'a'd-dâ'ıyâni. "İki kişi seni davet ederse." Esad Hocam işte bugün bize buyur, ötekisi de Esad Hocam bize buyur. İki kişi beni davet etti veya seni davet etti. İki kişi davette birleşirlerse, fe ecib akrabehümâ. "Daha yakında oturan kimsenin davetine icabet et." Daha yakın komşuna icabet et, onun sözünü kabul et, onun davetine git.
Fe-inne akrabehümâ ileyke bâben akrabühümâ ileyke civâran. "Çünkü sana evi en yakın olan komşuluk hakları bakımından sana hakları en büyük olandır." Onun komşuluk hukuku sana daha önemlidir. İlk önce onu hoş etmen lazım. Bu bir.
Ve in sebeka ehadühümâ. "Eğer bir tanesi daha önceden davet etmişse..." Yani bugün birisi geldi seni davet etti; yarın birisi geldi, aynı gün bir kişi daha davet etti. "pazar günü bizim sünnetimiz var buyur." dedi veya "Düğünümüz var gel." dedi filan. [Fe-ecibi'l-lezî sebeka.] "Önce davet edene git." diyor. Çünkü önce davet etmek bir öncelik kazandırıyor.
Ne kadar güzel âdâb! İki kişi aynı anda davet ederse evi yakın olana gideceksin. İki kişiden bir tanesi önceden davet ederse önceden davet edeninkine gideceksin. Sonradan gelene;
"Başka bir yere söz vermiştim, Allah mübarek etsin sağ ol, var ol ama sözüm var, oraya gelemeyeceğim, randevum var." dememiz gerekiyor. Önce çağırana gitmek gerekiyor.
Bir tanesini daha söylemeden geçemeyeceğim. Zaten lafı uzatmamın sebebi ille laf oraya gelsin diyeydi. Söz aramızda yani art niyetim buydu.
İze'c-teme'a-l-'âlimü ve'l-'âbidü 'ale's-sırati kîyle li'l-âbidi üdhu'l cennete ve tene'am bi-ibâdetike ve kîyle li'l-'âlimi kıf hâhünâ fe'ş-fa' li-men ahbebte fe-inneke lâ teşfe'u li-ehadin illâ şuffi'te fa-kâme mekâme'l-enbiyâi.
Hepsi güzel de bu hadis-i şerif çok hoşuma gittiğinden [sözü uzattım]. İbn Abbas radıyallahü anhümâ'dan Deylemî ve Ebu'ş-Şeyh rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz diyor ki;
İze'c-teme'a-l-'âlimü ve'l-'âbidü 'ale's-sırati. "Ahirette sırat var ya, cehennemin üstünde sırat köprüsü var ya.
Var mı? Var, amenna, sırat haktır, var.
Sırat köprüsünde alim ile âbid yan yana geldi, köprüde karşılaştılar.
Alim ne demek? İslâmî ilimleri bilen bilgili kimse; bilgin, din bilgini.
Âbid ne demek? Gece gündüz ibadet eden, tesbih çeken, namaz kılan, oruç tutan, ibadet ehli kimse.
İbadet edenle alim kimse sıratta [yan yana] geldiler, sıratın başına geldiler. Belli ikisi da hesabı geçmiş, cennetlik olacaklar. Sıratı geçip cennete varacaklar. İkisi geldi, sıratta [bekliyorlar]... Macerayı şimdi seyredin bakalım. İkisi sıratın başına geldiler. Birisi âbid; ibadet ehli, namazlı, niyazlı, oruçlu, böyle çok çok camide şey [ibadet] yapan bir kimse; ötekisi din bilgini, alim.
Kîyle li'l-âbidi üdhu l-cennete ve tene'am bi-ibâdetike. "Âbide denir ki; "Geç aslanım, buyur, gir cennete. Yaptığın ibadetlerin mükafatı olarak cennette nimetlerden keyiflen, keyfine bak." Tene'um eyle, nimetlerle bahtiyar ol, geç diye ona buyur ederler cennete. Sıratı geçer, âbid gider.
Eyvah, alim ne oldu şimdi?
Âbid geçti. Âbide, ibadet eden kimseye; "Geç aslanım, buyur, ibadetinin mükafatı olarak cennete gir, nimetlerden istifade et, ye, iç, yan gel, Allah'ın lütfuna erdin, ne mutlu!" diye onu geçirirler.
Ve kîyle li'l-'âlimi. "Alime de derler ki..." Kıf hâhünâ. "Burada, şu sıratın başında dur."
Aşağısı cehennem! Sırattan düşen nereye düşer?
Cehenneme düşer. Sırattan geçmek isteyen münafıklara cehennemin çengelleri takılır, geçirmez, alırlar aşağı. Öyle beleşten, bedavadan, kandırarak, atlatarak, rüşvet vererek geçmek yok! Geçemez, ayağı kayar düşer, çengellere takılır düşer. Hadis-i şeriflerde var bu. Altı cehennem, fokur fokur.
Sıratı geçen bahtiyar olacak. Şimdi âbide geç derler, o cennete geçer. Alime dediler ki:
"Dur burada! Şu sırat köprüsünün başında dur ey alim kimse! Dur derler ona.
Fe'ş-fa' li-men ahbebte. "Kimi seviyorsan, sevdiğin kimseye şefaat et." Yâ Rabbi! Bu kardeşimi seviyorum onu da atma cehenneme, gelsin bu da geçsin. Şunu da seviyorum şu da yanmasın, al bunu da yarabbi, şunu da seviyorum diye şefaat et. Li-men ahbebte. "Sevdiklerinize şefaat et." Gönlün kimi istiyorsa, kimi seviyorsa, canın kimi çekiyorsa şefaat et onları kurtarmak için.
Fe-inneke lâ teşfe'u li-ehadin illâ şuffi'te. "Çünkü sen kime şefaat edersen onun hakkındaki şefaatin kabul olunacak, o da cehenneme düşmekten kurtulacak, cennete girecek."
Alim durduruluyor ama neden durduruluyor?
Ötekileri kurtarsın diye. Âbid kendisini kurtarıyor, alim başkalarını da kurtarıyor. Başkalarını da... Cehennemi hak etmiş, yâ Rabbi! Şunu çok seviyorum şu kardeşi, şu da geçsin ne olur lütfeyle erramünrahimin... O da geçecek, ötekisi de geçecek, ötekisi de geçecek şefaat edecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki;
Fa-kâme mekâme'l-enbiyâi. "Peygamberlik makamı kendisine ikram olundu." Peygamberler muamelesine mazhar oldu, bu muamele peygamberlere yapılırdı. Fa-kâme mekâme'l-enbiyâi. "Peygamberlere yapılan muameleye mazhar oldunuz."
Peygamberler durdurulacak sırat köprüsünün başında. Dilediğine şefaat et ey peygamberim diyecek Allah-u Teâlâ hazretleri Rabbülâlemîn, o peygamber şefaat edecek.
Alime de böyle denilince ne oluyor? Peygamberlere yapılan muameleye mazhar oluyor alim.
Allah-u Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz' in şefaatine erenlerden eylesin, cennete girenlerden eylesin, cehennemden azat olanlardan eylesin, iki cihanda bahtiyar olanlardan eylesin.
01.02.1990 -
Yüceliği Allahtan İstemek,
