İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

02.12.1990 - Fakirlere Yardım Etmek,Koyun,Şirk,Gizli Şehvet,Allah Rızası

02.12.1990 - Fakirlere Yardım Etmek,Koyun,Şirk,Gizli Şehvet,Allah Rızası
Hadisler Deryası

02.12.1990 - Fakirlere Yardım Etmek,Koyun,Şirk,Gizli Şehvet,Allah Rızası

22.07.2026
22 dk 28 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İttehizû hâzihi'l-hamâme'l-makâsîsa fî büyûtiküm fe-innehâ tülhi'l-cinne an sibyâniküm.

Deylemî, Şirâzî ve İbn Abbas'tan rivayet etmiş. Bu hadis-i şeriflere "mevzu" diyen bazı alimler olmuş. Birincisi için mevzu denmemiş de ikincisi için İbnü'l-Cevzî "mevzu" demiş.

Birinci hadis-i şerif şöyle:

İttehizü'l-hamâme'l-mukassata. "Kanatları kesilmiş olan bu güvercinleri edinin."

Sadece birinci hadis-i şerifte emir olarak geçiyor. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

"Kanatları kesilmiş güvercin edinin."

Herhalde "Uçmasın." diye "Kanatları kesilmiş güvercin edinin." deniliyor.

İkinci hadis-i şerif de şöyle:

"Bu kanatları kesilmiş güvercinleri evinizde besleyin, evlerinizde bulundurun. Çünkü bunlar cinleri çocuklarınıza musallat olmaktan alıkoyarlar, meşgul ederler. Cinleri oyalarlar, cinler onlarla meşgul olur, çocuklarınıza cin çarpmaz, cin gelmez." diye bir rivayet.

Hatîb-i Bağdâdî, Deylemî, Şirâzî İbn Abbas'tan rivayet etmişler de, bir alim "Bu mevzudur." demiş. Yani "vaz' edilmiş hadis" mânasına kullanmış. Ama bizim hocamız, şu kitabı yazan Gümüşhaneli Hoca Efendi şöyle yazıyor:

Böyle birkaç hadis-i şerifi alıyor. Birisi şüpheli gibi bir itiraz olmuşsa o hadis-i şerifi alıyor, "Falanca alim şüphelidir." demiş diye kaydını da koyuyor. Fakat onun üstüne altına sağlam rivayetten bir iki hadis getirerek demek istiyor ki yani ben biraz bunun doğru olabileceğine inanıyorum; "Bak şöyle rivayetler de bunu takviye ediyor." demek istiyor. Rahmetli Gümüşhaneli Hoca Efendimiz' in bilimsel metodu bu tarzda.

Böylece bu hadis-i şerifleri de okumuş olduk. Tabi şimdi kendi evimizde çoluk çocuğumuza yatacak yer yok ki ekseriyetle insan; Ekseriyetle insan "Nerede tavuk edineceğiz, nerede horoz edineceğiz, nerede güvercin edineceğiz? diye düşünüyor.

İttehızû inde'l-fukarâi eyâdiye fe-inne lehû devleten yevme'l-kıyâmeti.

Bu hadis-i şerif Hz. Ali'nin oğlu, Hz. Hüseyin Efendimiz' den rivayet edilmiş. O mübarek Peygamber Efendimiz' in şöyle buyurduğunu naklediyor. Allah cümlesinin şefaatine erdirsin radıyallahu anhümâ.

İttehizû inde'l-fukarâi eyâdiye. "Fakirlerin yanında eller edinin."

Tabi "el" orada mecazî mânaya kullanılmış; "Fakirlerden arkadaşınız olsun." demek istiyor.

"Fakirlerin yanında eller edinin." ne demek?

Fakirlere "kıyamet gününde size el uzatacak gibi" davranın. Yani fakirler size el uzatsınlar, size yardımcı olabilsinler.

"Fakirlerin yanında eller edinin, ne demek?

"Kıyamet günü için size uzatılacak eller hazırlayın." demek. "

Bu dünyada fakirlere ne muamele yapacaksanız yapın da yarın kıyamet gününde de onlar size ellerini uzatıp elinizden tutsunlar, yardımcı olsunlar, Allah indinde size şefaat istesinler, sizin günahlarınızın bağışlanmasını istesinler, sizi kurtarsınlar." demek olur.

Sebebini şöyle izah ediyor:

Fe-inne lehüm devleten yevme'l-kıyâmeti. "Çünkü kıyamet gününde sıra onlara gelecek. O zaman onların bir saltanatı olacak. Fırsat onların eline geçecek, imkân onların olacak."

Bu dünyada kimin elinde?

Bu dünyada imkân, zenginin elinde. Top onun ayağında. Fırsat onun. Şimdi fakirin elinde fırsat yok; boynu bükük, aç, açık, susuz, sıkıntıda, yoksul, mağdur, mazlum, mustaz'af. Kur'ân-ı Kerîm'in tabiriyle "Zayıf görülmüş, horlanmış eziliyor." Bu dünyada böyle. Ama bu bir nöbettir, devlet "nöbet" mânasına geliyor; nöbet onların. Kıyamet gününde sıra onlara gelecek. O zaman söz onların olacak, imkân onların olacak, fırsat onların olacak, nöbet onların olacak; onlar söz sahibi olacaklar.

Nasıl söz sahibi olacaklar?

Bu dünyada kendisine iyilik yapmış insanı tutacak, Rabbinin huzuruna götürecek;

"Yâ Rabbi! Bu, dünyadayken bana su vermişti. Yâ Rabbi! Bu, dünyadayken bana ekmek vermişti; çok açtım bir gün karnımı doyurmuştu. Yâ Rabbi! Şu bana dünyadayken şöyle yapmıştı, buna rahmet eyle, bunu mağfiret eyle. Bunu bağışla yâ Rabbi! Bana iyilik yapmıştı." diye, o zaman isteyecekler. Nöbet onların olacak. Allah onların istemelerine itibar edecek, onların dualarını kabul edecek.

Onun için bu dünyadayken fakirlerin yanında ahirette size uzanacak elleri hazırlayın.

"Fakirlerin yanında el hazırlayın." diyor.

Ne demek? Düz Türkçeyle, dobra dobra, direkt konuşmak gerekirse ne demek?

"Fakirlere iyilik yapın da yarın da siz onların iyiliğini görün." demek.

Ey zenginler, ey imkânı olanlar!

"Bu dünyada fakirleri kollayın, onlara iyilik yapın; yarın da onlar o iyiliğinizin mükâfatı olarak ahirette size şefaatçi olsunlar." demek.

"Hor görme garibanı." diyoruz ya. Şoförler dertli insanlardır; bakıyorsun, her arabanın arkasında ne fikirler yatıyor ne yazılar var. Bir tanesi yazmış;

"Hor görme garibi."

Garibi hor görme. Doğru, çok doğru bir söz. Garibanları hor görme. "Parası yok, pulu yok, üstü başı eski" diye hor görme. Çünkü belli olmaz; sen divane sanırsın velidir, sen deli sanırsın velidir, sen fakir sanırsın beğenmezsin Hızır'dır, Hızır aleyhisselam'dır.

Abim ağlayarak anlatıyor. Erkek adam kolay kolay ağlamaz. Ağlaması için çok heyecanlanması lazım. Erkeğin ağlaması kadın gibi olmaz; birden ağlamaz erkek.

"Pazardan alışveriş yaptım, arabamın arkasına koyacağım, bagajı açacağım sırada yanıma ızbandut gibi iri yarı birisi geldi. Aldığım meyvelerden mesela diyelim ki muz, 'Abi bana şuradan biraz muz versene' dedi." diye anlatıyor.

Abim de biraz muziptir, şakacı tarafı vardır. Şaka her zaman iyi olmaz ama insanın mümkün olduğu kadar ciddi olması lazım. Aklı ilk önce görünüşüne takılmış. Cömerttir de. Vermeyen insan da değil. Yalnız ilk önce "Adam ızbandut gibi iri yarı da niye dileniyor?" diye orasını düşünmüş.

"Niye çalışmıyorsun? Sen bunun kaça alındığını biliyor musun?" demiş.

Yine verecek tabi, göz hakkı oldu ama maksadı başka.

"Ben eşyaları yerleştirdim, fakire döndüm, baktım, yok" diyor. "Şu tarafa dolandım, o tarafa baktım. Meydandayım; uzak bir yer, yakında hemen sapılacak, gidilecek bir yer de yok." diyor. Ağlayarak anlatıyor:

Bu adam bir anda nereye gitti?

İstedi; belki o da eğildi verdi, verecekti. Ama nereye gitti bu adam?

Gitti işte, fırsat gitti. Izbandut gibi diye sen onu haylaz bir şey sandın ama demek ki o seni denemiş. Demek ki insan fırsatı kaçırmamalı, dikkatli, gayretli olmalı. Fakirlerin halini düşünmeli. Madem istiyor vermeli.

Nasıl vermeli?

Tabi vermek çeşit çeşit. Sıddıkîyet makamında olan insanın verişi başka türlü. Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz her şeyini vermiş. Peygamber Efendimiz soruyor:

"Peki kendine, ailene ne bıraktın?"

"Allah'ı ve Resûlullah'ı bıraktım." diyor.

Bitmez tükenmez hazine.

Allah'a dayanan mahrum kalır mı? Resûlullah'a dayanan mahrum kalır mı?

"Yâ Ebû Bekir! Evinde ne bıraktın? Hiçbir şey bırakmamışsın."

Camiye çıkamamış.

Ebu Bekir nerede?

Utana sıkıla çıkıyor; üzerinde elbise yok, beline hasır sarınmış. Her şeyini vermiş; kullanılmış, kullanılmamış nesi varsa malı, mülkü, parası, her şeyini vermiş; hasır sarınmış. Avret yerlerini örtmek için hasır sarılmış.

"Aşk ferman dinlemez." İnsan âşık oldu mu böyle olur.

Sen hiç âşık olmadın mı?

Bizim bir edebiyat profesörü vardı. İlâhiyat Fakültesi'nde imtihan ediyor. İmtihanda çocuklara bir şiir çıkardı. İmtihan ediyor ama baktım bizim hoca ağlıyor, koca profesör ağlıyor.

Şiir şu:

Ey Sârbân-i müşfik!

Hiç olmadın mı âşık?

Sârbân "kervancıbaşı" demek.

"Ey kervancıbaşı, ey şefkatli kervancıbaşı! Sen hiç âşık olmadın mı? Aheste verdik, etme, rahmeyle, gül bu zâra, yavaş yavaş gitme! Şu inleyen ben fakire biraz acı, hızlı git; dayanamıyorum."

Şiiri kim yazmış?

Şeyhülislâm Arif Hikmet yazmış; veya hacca giden mübarek ariflerden, büyük alimlerden bir zât yazmış:

"Ey kervancıbaşı! Hızlı sür, dayanamıyorum artık. Yüreğimde hasret coşa geldi, hızlı sür; dayanamıyorum. Sen hiç âşık olmadın mı? Âşığın halinden anlamaz mısın? Yüreğim yanıyor, 'Bir an evvel kavuşayım.' diye içim cayır cayır yanıyor. Hızlı sür; kervan bir an evvel gitsin de oraya varayım." diyor.

Baktım bizim hoca hüngür hüngür ağlıyor. Sonra biraz kurcaladım; bu delikanlıyken babası rahmetliyle beraber bir hacca gitmişler, tabi onu hatırladı, ağlıyor.

Bunun arkasından bir hadis-i şerif daha:

İttehizî ganemen fe-innehâ terûhu bi-hayrin ve tağdû bi-hayrin.

Ümmü Hânî hazretlerinden rivayet edilmiş, Âişe anamızdan da rivayet edilmiş.

Buna benzer başka bir hadis-i şerif ama ilk okuduğum;

İttihizî ganemen fe-innehâ terûhu bi-hayrin ve tağdû bi-hayrin hadîsini Ahmed b. Hanbel, Ümmü Hânî hazretlerinden rivayet ediyor.

Peygamber Efendimiz miraca çıkarken, onun evinden çıktı ya. Evine vardığı gece, o mübarek, Ümmü Hânî rivayet eylemiş radıyallahu teâlâ anhâ. Efendimiz şöyle buyurmuş:

İttehizî.

Bu, kadına hitap. Araplar erkeğe başka türlü söyler, kadına başka türlü söyler; siyga değişir, müzekker müennes hitap değişir.

İttehizî. "Ey Hanım! Sen edin."

Karşısındakinin hanım olduğu ifadeden anlaşılıyor; erkek olsaydı daha başka derdi.

"Ey Hanım! Sen kendine koyun edin, koyun sahibi ol."

Fe-innehâ terûhu bi-hayrin ve tağdû bi-hayrin. "Çünkü bu; sabahleyin hayırla gelir, akşamleyin hayırla gider."

Hayırla gelir, hayırla gider. Koyunun her şeyi berekettir, hayırdır.

Hz. Âişe anamızdan da devamındaki rivayet geliyor. Rahmetullahi aleyh şöyle kaydetmiş.

İttehazü'l-ğaneme fe-innehâ bereketün.

"Koyun edinin; çünkü o berekettir." demiş. Efendimiz'in rivayeti böyle.

Birincide; "Ey Hanım! Koyun edin; çünkü o hayırla gider, hayırla gelir." buyurmuş. Veya "Hayır getirir, hayır götürür; her şeyi hayırdır." mânasına.

Koyun mübarek bir hayvandır; uysal ve sevimli bir hayvandır. Bir insanı sevdik mi "hayvan" dersek kızar da "kuzu" dersek sever. "Kuzu gibi adam" dedik mi tebessüm eder. "Estağfirullah" der, "İltifat ediyorsun." der. Yani kuzu hoş bir şey. Veya "koç gibi bir adam" dedin mi sevinir. Birisi arkadaşına; "Gel koçum!" diyor, arkadaşı memnun oluyor.

Koyunun yününden, etinden, paçasından, işkembesinden, bağırsağından istifade ediliyor; derisi yumuşak oluyor, hoş oluyor. Her şeyi işe yarıyor. Evde her şeyinden istifade ediyor. Yünlü yorgan, kaloriferli yorgan demek, elektrikli minder gibi. Üstüne yün bir yorgan örttün mü üşümezsin. Yün bir çorap giydin mi ayağın kaşınmaz, naylon çorap giymiş gibi olmaz. Yünden bir kazak giydiğin zaman sıcacık olursun. Yünden bir kuşak sardığın zaman böbreğin üşümez, belin kaymaz, ağrı olmaz, sızı olmaz, miden rahatsız olmaz; rahat edersin. Yünden bir keçeyi meshinin içine koydun mu ayağın aşağıdan soğuk almaz, doktora gitmezsin, rahat edersin. Yani yün güzel. Hatta "sofî" kelimesi yün kelimesinden geliyor. Sofla ilgili; dervişlerin de biraz kuzulukla, koyunukla, yünle ilgisi, yüne sevgisi var.

Galiba onun için de Yunus Emre derviş için koyundan yavaş gerek diyor. Yerimiz olsa da biz de koyun edinseydik, Efendimiz' in bu tavsiyelerinin hepsini tutardık. Bir iki dönüm bahçemiz olsaydı hem koyun hem güvercin hem de beyaz horoz edinirdik.

Allah dünyada hepimize bahçeli bir ev versin. Lütfu çok, lütfundan ahirette de cennette, Firdevs-i Âlâ' da geniş araziler ihsan eylesin.

Son hadis-i şerifi okuyorum:

E tehavvefü alâ ümmetî eş-şirke ve şehvete'l-hafiyyete. Kîle yâ resûlallah e tüşrikü ümmetüke min ba'dik? Kâle neam, emmâ innehüm lâ ya'büdûne şemsen ve lâ kameran ve lâ haceran ve lâ vesenen velâkin yurâûnen-nâse bi-a'mâlihim ve şehvetü'l hafiyyetü en yusbiha ehadühüm sâimen fe-ta'ridu lehû şehvetün min-şehevâtihi fe-yetrüku savmehû.

İbn Hibban'dan Taberânî'den Hakim'in Müstedrek'inden, Ahmed b. Hanbel'den bir hadis-i şerif.

Etehavvefü alâ ümmetî eş-şirke ve şehvete'l-hafiyyete. "Ben ümmetimin şirkten ve gizli şehvetten bir zarara uğramasından korkuyorum. 'Şirk ve gizli şehvet dolayısıyla günahlar işlerler.' diye ümmetim üzerine korkum ve endişem var. Endişeleniliyorum, korkuyorum." dedi Peygamber Efendimiz.

Şirk ve gizli şehvet…

Eş-Şehvetü'l-hafiyye "gizli şehvet" demek.

Kîle yâ resûlallah, e tüşrikü ümmetüke min ba'dike. "Aman yâ Resûlallah! Senden sonra ümmetin İslâm'ı bırakıp da tekrar şirke düşecekler mi?"

"Düşer mi? Tekrar puta tapar mı? Allah'ın varlığını tanımış, o ayetleri dinlemiş, senin cemalini görmüş ümmetin senden sonra hiç Allah'tan gayrısına tapar mı, şirke düşer mi? Nasıl şey bu? Şirkten nasıl korkuyorsun da ümmetin hakkında endişe ediyorsun?"

Peygamber Efendimiz neam buyurdu:

"Evet, şöyle."

Emmâ innehüm lâ ya'büdûne şemsen ve lâ kameran ve lâ haceran ve lâ vesenen. "Evet, onlar güneşe, aya, taşa puta tapmazlar."

Velâkin yürâûne bi-a'mâlihim. "Fakat yaptıkları ibadetlerde taatlerde, hayratta hasenatta gösterişe düşerler."

O da şirktir. "Mürâîliğe düşerler, riyakârlığa düşerler; o da şirktir."

Riyakârlık ne demek?

Başkasına gösteriş yapmak; insanların alkışını, beğenisini, iltifatını çekmeye çalışmak. Nüfuz, şöhret, alkış, poh poh, propaganda, aferin vesaire; onları istemek, o yüzden yapmak da şirk oluyor.

Neden şirk oluyor?

O işi yaparken Allah'ı düşünmüyor da Allah'tan başka bir şeyleri de düşünüyor. Ondan şirk oluyor. Sırf Allah rızası için yapmıyor.

Süfyân-ı Sevrî'nin bir kıssası hoşuma gidiyor. Kendileri zaten mübarek, Allah'ın evliyâsı. Allah sevdikten sonra ben sevsem ne olacak, sevmesem ne olacak da yalnız hikâyesi hoşuma gidiyor.

Hırkasını giyinmiş, evden dışarıya çıkmış.

Tabi böyle elektrik mi vardı? Evleri elektrikle mi aydınlanıyordu?

Değil. Hırkayı giymiş, çıkmış dışarıya. Ben dün sabah hırka giydim, aynada abdest alırken baktım ki ters giymişim. O da hırkayı giymiş giderken yolda birisiyle karşılaşmış.

Selamün aleyküm,

Aleyküm selam.

"Ya İmam!" diyor. Süfyân-ı Sevrî büyük alim, büyük zât, önder, mezhep kurucusu; Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin fıkıhta özel içtihatları ve kendisine ait mezhebi var.

"Ey imam, ey önder, ey alimlerin önderi! Hırkanı ters giymişsin, çıkar da düz giy." diyor. Cevaben diyor ki:

"Ben o hırkayı Allah rızası için giydim, kul rızası için çıkarmam."

Hoşuma gidiyor.

Hırkayı giymekten maksat ne?

Avret yeri örtülsün, üşünecek bir durum varsa üşümesin. İnsan onun için giyiniyor. Giyinmemizin sebebi bu.

"Ben hırkayı Allah rızası için giydim." diyor. Çıplak çıksa olmaz.

"Allah rızası için giydiğim şeyi kul rızası için çıkarıp değiştirmem." diyor.

Varsın kullar beğenmesin. Bizim o taraflarda da böyle tabirler vardır. Hoşuma gider bazen, yazıp biriktirmek de istiyorum.

Beğenmeyene ne derler?

"Kızan kızının evine gitsin." derler. "Beğenmeyen ne yaparsa yapsın." gibi sözler söylerler. "Allah rızası için giydiğim şeyi kul rızası için çıkarmam." demiş.

Allah rızası için yapmayıp da kul gösterişi için "beğensin" diye yapılınca olmuyor.

Eyvah, eyvah ki ne eyvah! Bu zamane insanının yaptığı hep gösteriş; sabahtan akşama, geceden gündüze bütün işi gösteriş.

Hâli ne olacak?

Tabi dünya gösterişi böbürlenmek; o ayrı, ziynet ile çıkıp tefâhür etmek o ayrı. Karun da öyle ziynetiyle kavmine çıkmış, bir böbürlenme bir tantana bir salsanat; yerin dibine geçirmiş Allah! O da bir günah ama bir de ibadeti kulun iltifatını almak için yapmak var; o daha beter. "İnsanlar beğensin." diye, bir menfaat sağlamak için namaz kılıyor, oruç tutuyor, tesbih çekiyor, vesaire.

O zaman o ne oluyor?

Şirk oluyor.

Evet, aya güneşe tapmazlar ama ibadeti, taati, ahiret amelini öteki insanların hatırlarını düşünerek dünya menfaati için yaparsa olmaz, şirk olur.

Bu, bir. Hatırınızda olsun.

Ne yapacağız?

Her işinizi Allah rızası için yapacaksınız. Sırf Allah rızası için. Aldığınızı Allah için alacaksınız, verdiğinizi Allah için vereceksiniz.

"Parayı veriyorum."

Niye veriyorsun? "Zekâttır, Allah rızası için veriyorum."

Şunu alıyorsun.

"Niye alıyorsun?" O benim hakkımdır, ticarettir, almam lazım, alıyorum.

"Filancayı seviyorum."

Niye seviyorsun? Mübarek bir insandır, Müslüman insandır; seviyorum.

"Falancaya kızıyorum."

Neden?

Severdim ama bir günah işledi de ondan sonra soğudum. "Bak sevimli adam; arkadaştı, ahbaptı ama bir şeyini gördüm, ondan sonra soğudum." diyor. Konuşuyoruz sohbet ederken; Demek ki Allah için kızıyor.

Öyle olması lazım.

Çeşit çeşit hadis-i şeriflerden çeşit çeşit ibretler alıyoruz. Allah bize de her yaptığımızı Allah rızası için yapmayı nasip etsin. Şehvetten, şirkten, günahtan, haramdan hepimizi korusun. Her işimizi Allah rızasına uygun yapıp sevaplar kazanıp huzur-u Rabbü'l-İzzet'e sevdiği, razı olduğu kullar olarak varıp cennetiyle cemaliyle müşerref olmamızı nasip ve müyesser eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA