İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.02.1990 - Gönül Zenginliği

03.02.1990 - Gönül Zenginliği
Hadisler Deryası

03.02.1990 - Gönül Zenginliği

11.02.2026
27 dk 50 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

El-Gınâ el-ye'sü mimmâ fî eydi'n-nâsi ve iyyâke ve't-tama'a fe-innehû el-fakrü'l-hâdıru.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in babası gibi hürmet ve izzet ettiği, çok ihtiram gösterdiği çok sevgili amcası Abbas'ın oğlu, sahabenin delikanlı olanlarının en alimlerinden, siması güzel, ahlâkı güzel, ilmi güzel Abdullah, -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- Abbas'ın oğlu Abdullah. Abdullah b. Abbas rivayet eylemiş, Allah şefaatlerine nail eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifinde buyuruyor ki;

El-Gınâ el-ye'sü mimmâ fî eydi'n-nâsi. ''Zenginlik; insanların elindeki varlıklardan, maldan, mülkten, paradan, imkândan, menfaatten ümidi kesmek, onlara göz dikmemektir. Asıl zenginlik budur.''

Şu kadar parası, bu kadar malı olmak değil de başkalarının elinde bulunan şeylere göz dikip onlardan bir şey umup bir şey heves edip aklını gönlünü ona takıp ''Acaba şundan nasıl istifade ederim. Acaba nasıl alabilirim, nasıl kendi tarafıma transfer edebilirim?'' gibi bir düşünceye sahip olmayıp onlara hiç ilgi duymamak, bel bağlamamak onlardan ümidini kaldırmaktır. Asıl zenginlik budur. Buna dedelerimiz ''gönül zenginliği'' demişler.

Gönül zenginliği. Adamın mütevazı bir geliri vardır, kıt kanaat geçiniyordur, evi kalabalıktır, kiradır, yoksuldur ama pırıl pırıldır. Gözü toktur ne rüşvet alır ne haram yer ne başkasının malına haset eder ne daha başka kötü duygular taşır. Tertemiz, huzur içinde, gayet rahat. İşte asıl zenginlik budur. Gönül zengin, gönül nurlu, gönül pırıl pırıl. Asıl zenginlik budur. Bunun mukabili, bu gönül zenginliğinin karşılığı tamah dediğimiz, tamahkârlık dediğimiz şeydir. Peygamber Efendimiz bu kötü duygu hakkında da buyuruyor ki ve iyyâke ve't-tama'a. ''Sakın tamahkârlığa düşme. Başkasının malına mülküne, parasına puluna, imkânına, elinde bulunan şeylere göz dikme. Ondan bir şey umup ondan bir şey koparmayı zihnine, aklına, gönlüne yerleştirip tamahkâr bir insan durumuna düşme.''

Fe-innehû el-fakrü'l-hâdıru. Çünkü o hemen yanında bulunan, hemen hazır olan, yanında mevcut bulunan fakirliktir. Asıl fakirlik budur.''

Neden?

Çünkü senin elinde bu kadar şey var hâlâ ondan bir şey umuyorsun, bir şey bekliyorsun. ''Acaba şunu nasıl alsam, acaba bunu nasıl yesem, acaba adamı nasıl kandırsam.'' vesaire.

Bunu bazen insanlar da yapıyor, müesseseler de yapıyor. Bir arkadaşımız anlattı. Memleketinde geniş arazileri varmış. Yol geçmiş, istimlâk edilmiş. Çok cüz'î bir para vermişler. Yolun öbür tarafında bahçesi varmış. Bazıları ''Hükümet konağı yapacağız.'' diye takmış. Yahu bu şahısların babası ölmüş; beş tane yetim, bir ihtiyar dede, bir dul kadın kalmış. Hem de hükümet konağı yapmak için çok uygun bir yer değilmiş. Ne diye bu fukaranın malıyla uğraşıyorsun? Hadi yolu geçirmişsin neyse ne ama müteahhitler öbür tarafa otuz altı daire veriyorlarmış. Sen cüz'î bir parayla bu yetimlerin hakkını alacaksın. Memlekette başka arazi mi kalmadı, belediyenin başka arazisi mi yok?

Ne diye buraya tamah ediyorsun? Niye buna göz dikiyorsun? Git uzak bir yere, bir geniş araziye hükümet binası kur, belediye binası kur. Arabalarıyla gelenler rahat rahat park da yapabilirler. Havuz da koyarsın, ağaç da dikersin. Şehrin içinde böyle bir yerde sıkıştırmaya ne gerek var? İşte tamah, tamahkârlık duygusu. Yanında var, başkasınınkini de almak istiyor.

Çocukların bazen iki tane üç tane oyuncağı olur. Gider öteki çocuğun elindeki oyuncağı almak ister, onu ağlatır. ''Yahu evladım, yavrum işte bak senin de oyuncakların var.'' ''Yok, onu istiyorum veya onu da istiyorum.'' Hepsi kendisinin olacak. İşte bu duygu kötü bir duygu, çok çirkin bir duygu. İnsanları birbirine düşman eden, haksızlıklara sevk eden; gadirlere, zulümlere, mağduriyetlere, mazlumiyetlere sebep olan bir duygu. Onun için bu, bir çeşit fakirliktir.

Ne fakirliğidir?

Gönül fakirliğidir, ahlâk fakirliğidir, vicdan fakirliğidir. Ayrıca insan fakir gibi rahatsız demektir. Parası olmayan bir insan; ''Acaba akşam ne yiyeceğim?'' diye diken üstünde durur. Bunun parası da var, malı da var ama gözü başkasının malında olduğu için aynı duygular içinde, kendi kendini kemiriyor. Bu da bir fakirlik. Bu da doğru değil.

Peygamber Efendimiz bize gönlümüzün zengin olmasını tavsiye ediyor. Gözümüzün başkasının malında, varlığında olmamasını tavsiye ediyor. Tok gözlü olmamızı tavsiye ediyor. Zengin gönüllü olmamızı tavsiye ediyor. Başkasının varlığına haset etmemeyi tavsiye ediyor. İşte İslâm'ın güzel ahlâkından bir tanesi. Allah-u Teâlâ hazretleri bir kapıyı kapatırsa bin tane kapı açar. O kuluna vermişse sana da verir. Daha fazlasını da verir.

Evliyâullahtan bir mübarek zatın hayatını okuyordum, hoşuma gitti. Çok sevdiğim bir kimse, asırlar önce yaşamış, Allah şefaatine erdirsin. Allah rızası için bir şey yapmış. Bir jest, bir davranış, hayatında bir fedakârlık yapmış. Oranın büyüklerinden birisinin kızı onun meclisine vaazına gelmiş, kendisini çok beğenmiş. Gitmiş anasına babasına demiş ki; ''Ben falanca hoca efendiyi çok beğendim, onunla bir yuva kurmak isterim. Aracı oluverin.'' Ve kendisine dindar bir hanımla nikâhlanmak nasip olmuş.

Allah-u Teâlâ hazretlerinin lütfuna ihsanına bakın. Şu tarafta Allah rızası için bir küçük fedakârlık yapıyor, Allah-u Teâlâ hazretleri bu tarafta ona hazinelerin kapısını açıyor. Bir kötü insandan kurtarıyor, bir saliha hatuna mazhar ediyor. Birazcık maddî bir zahmete, para harcamaya uğrattırıyor; bu tarafta bu kadar altının, paranın sahibi ediyor. Herkes için böyledir. Herkes bunu ömründe, hayatında deneyebilir.

Allah'ın sevdiği şekilde hareket eden, Allah'ın sevdiği ahlâka sahip olan, Allah'ın istediği davranışları, jestleri, tavırları yapan insan bunun arkasından mutlaka bir ilâhî lütfa mazhar olur. İnsanoğlu belki kendi hayatında da bunun misallerini görmüştür, ileriye dönük faaliyetlerinde de denemesini yapar. Yaparsa görür. Kur'ân-ı Kerîm'den bir misal vermek gerekirse, kardeşleri Yusuf aleyhisselam'a haset etmişler, kuyuya atmışlar, esir diye satmışlar, sabretmiş. Allah onu Mısır'a aziz etmiş, Mısır'ın tarım bakanı yapmış. En yüksek insanı yapmış. Sabreden sonunda kazanıyor.

Zalimlere bir gün dedirir Hazret-i Mevlâ,

Tallâhi lekad âserekallâhu aleynâ.

''Allah bir gün zalimlere pişmanlık duydurtur, ‘yahu hakikaten biz hata etmişiz, biz haksızmışız, sen haklıymışsın. Allah seni mükâfatlandırdı.' dedirtir.'' Onlar Yusuf aleyhisselam'a zulmettiler, o da onları affetti. Aldı Mısır'a yerleştirdi, kıtlıktan kurtardı, izzetli bir hayat sürmelerine, rahata ermelerine sebep oldu. Allah-u Teâlâ hazretleri işi döndürüp ne noktaya getiriyor? Yusuf aleyhisselam'ın Zeliha validemiz ile halini düşünelim. Nikâha, ahlâka, namusa uygun olmayan şeye ''hayır'' diyor, o yüzden zindana düşüyor ama Allah ondan sonra hem onu zindandan çıkarıyor hem yüksek bir mevki sahibi yapıyor hem de o evliliği ona meşru yoldan nasip ediyor. Gayrimeşru yola ''dur'' dedi, meşru yoldan Allah yine nasip etti. Müslümanların bunlardan ibret alması lazım.

İnsanın iki tane kapısı vardır. Hem kazançta hem dünya hayatındaki diğer işlerinde. Gayrimeşru kapıyı açarsa rızık kendisine haramdan gelir, vebal olur, günah olur, ceza çeker. Meşru kapıyı açarsa yine aynı rızık gelir ama bu sefer helalden gelir, sevap kazanır, dünyada ahirette mutlu olur. İnsanın rızkı değişmez ama geldiği kapı değişir. Helalden gelir veya haramdan gelir. İnsanın başına gelecek olaylar değişmez ama ya sevap kazanır ya günah kazanır. Ne olacaksa o olur. Ama iyi davranışlarla yapmışsa sevap kazanır, kötü davranışlarla yapmışsa günaha uğrar.

Bu sözümü teyit etsin diye Hz. Ali Efendimiz' in bir menkıbesini size anlatmak isterim Hz. Ali Efendimiz Kûfe mescidinde namaz kılmak istiyor. Mescidin önünde atını, devesini bağlayacak bir yer görememiş. Orada bir adam duruyormuş, belki de iyilik yapmak istemiş olacak. ''Şunu tutuver de biz içeride namaz kılıp gelelim.'' demiş. Yani bir hafif iş verecek ondan sonra bahşiş verecek. Böyle düşünmüş olabilir. Adamın eline yuları, dizgini vermiş; yanındaki adamıyla içeriye girmişler, namazı kılmışlar, dışarıya çıkmışlar. Bakmışlar dışarıda adam yok, at da yok. Veya deve neyse. Binekleri ortada yok.

Aramışlar, ilerideki çayırda hayvanı bulmuşlar ama yuları, dizgini başından çıkarılmış. At orda duruyor. Atı alamamış veya almamış sadece dizgini almış. Camiden çıkarken kesesinden beş tane dirhem veya dinar para almış, bahşiş verecekmiş. Çıkmış adam yok. Paralar elinde duruyor. Hizmetçisine demiş ki; ''Al şu paraları da git yeni bir dizgin al.'' O da gitmiş çarşıya, bir iki dükkân dolaşmış. Sonra bir dizgin almış gelmiş. Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh bakmış ki aynı dizgin. ''Nereden buldun?'' demiş. ''Efendim, dükkâna gidince bana bu dizgini çıkardı. Az önce birisi geldi, bunu beş dirheme sattı.'' dedi, ben de satın aldım.

Hz. Ali Efendimiz bunu duyunca diyor ki:

''Ey insanlar! Bu hadisede çok büyük ibret var, ibret alın. Malım helal olduğundan dizginim gitti geldi, bir şey değişmedi. Öteki adamın o günkü kazancı beş dirhemmiş. Beş dirhem bu kesede zaten hazırdı bahşiş olarak verecekti, helalinden eline gelecekti. Onu almadı. Dizgini çaldı, sattı yine beş dirhem aldı, rızkı değişmedi.''

Bekleseydi Hz. Ali'den bahşiş olarak alacaktı, sevap olacaktı, alnının teriyle olacaktı. Beklediği için kazanç olacaktı, meşru olacaktı. Beklemedi, hırsızlık yaptı, haramdan kazandı. Dükkân sahibi için de hiçbir şey değişmedi. Ona beş dirhem verdi, aldı. Çalıntı olduğunu anlayınca bundan beş dirhem aldı, onun kasasındaki şey de değişmedi. Hiçbir kimsenin durumu değişmiyor ama haramlık helallik değişiyor. Hz. Ali Efendimiz de beş dirhem sadaka vermenin sevabını yine aldı. Neden? Çünkü ameller niyetlere göredir.

Bir insan bir şeyi yapmaya niyet etse ama onu yapmaya muvaffak olamasa, Allah, onu yapmış gibi ecir verir. Bahşiş vermek için cebinden o parayı çıkarttığı için o da sevabı aldı. Cebinden beş dirhemin çıkması da ezelde yazılmış, kaderinde o varmış. Dikkat ederseniz değişen hiçbir şey yok, sadece haramlık helallik değişiyor. Ya haramdan oluyor ya helalden.

Bu hadise, bu fıkra, bu menkıbe çok hoşuma gidiyor. Kazancın helal yoldan kazanılması konusunda çok ibretli bir hadise, bunu unutmayalım.

O zamanlarda olmuş, acaba bu hadise şimdi olmaz mı? Şimdi de olduğuna dair bir misali size anlatayım. Çok sevdiğimiz, yüksek dereceli mühendis bir kardeşimiz var. Bir yerde müdürlük yaparken tayini çıkmış, başka bir yere gidecek. Malum taşınmak zor bir iştir. Sandıklar yapılması lazım, mutfak eşyalarının yerleştirilmesi lazım, kirlenmemesi lazım. Eşyaların konulacağı sandık lazım olmuş, nakliyede kullanılacak. Dairenin marangozhanesinin şefini çağırmış; ''Bana eşyalarımı koyacağım cinsten şu ebatta beş, altı tane basit sandık yapıver.'' demiş. Adam yapmış getirmiş. ''Sandıklar hazır efendim.'' demiş. Müdür dürüst, Müslüman insan, namuslu insan.

''Kendi yevmiyeni de hesapla, malzemeyi de hesapla.'' demiş. Zaten o devletin dairesi dışarıya da faturayla iş yapıyor. ''Ben dışarıdan iş yaptırmış gibi olayım, hesapla ödeyeyim.'' demiş.

''Efendim, paraya lüzum yok. Ben bunu sizi sevdiğim için yaptım. Size hayranım; iyi bir Müslümansınız, iyi bir idarecisiniz. Ben bunu mesai saatinin dışında yaptım, kendi hakkımı helal ediyorum, oradan para istemez. Bu tahtalar da zaten atılıp yakılacak tahtalardı. Gelen malzemenin, ithal edilen malzemenin tahtalarıydı. Sandıklar kırılmıştı, malzemenin ambalajıydı, bunlar da bedavadır, para istemez.'' diye karşılık vermiş.

''Yok'' demiş, ''Hayır hem kendi yevmiyeni koy hem de malzemeye fiyat takdir et, bir fiyat biç.'' Zorladığı için usta artık bir hesap yapmış.

''Borcunuz 276 lira.'' demiş. O da fiş kestirtmiş, parayı dairenin kasasına yatırmış. Bir süre sonra dairenin mutemedi gelmiş.

''Efendim, gidiyorsunuz diye bordrolarınızı cetvellerinizi bir inceledim. Acaba bir yanlışlık, eksiklik, fazlalık var mı diye son bir kontrol yaptım. İyi ki yapmışım. Meğer bizden 276 lira daha alacağınız varmış.''

Sandıklara verdiği para, kuruşu kuruşuna geri dönmüş, gelmiş. Bizim kardeşimiz uyanık tabi;

''Hocam, adım gibi biliyorum, inanıyorum ki eğer ben o sandıkların parasını ödemeseydim, o mutemet de o parayı bulup bana getirmeyecekti, ödemeyecekti.'' diyor.

Dikkat ederseniz devletin parası da değişmedi, kişinin özel parası da değişmedi. Ne değişti? Kişi sevap kazandı. Onun için siz de dikkat ederseniz her işinizde böyle ibretleri görebilirsiniz

Allah bizi harama tamah ettirmesin, harama el uzattırmasın, hakkımız olmayan şeye göz diktirmesin. Gönlümüzü tamahkâr bir gönül etmesin; gönül zenginliği ve göz tokluğu versin, namus fikri ve yüksek ahlâk versin Allah-u Teâlâ hazretleri bizi mahrum etmez.

Yüksek ahlâklı olduğun, iyi Müslüman olduğun, haramdan kaçındığın zaman sanki daha mı az kazanırsın?

Hayır. Aynı kazanç olur, aynı durum olur. Sadece harama tenezzül edersen günaha girersin. Harama tevessül etmeyip de helalinden iş görürsen sevap kazanırsın, cennetlik olursun, mükâfat alırsın.

Aman gönlünüz zengin olsun, tamahkâr olmayın, başkasının malına göz dikmeyin. ''Başkasının malı, zenginliği kendisine mübarek olsun, Allah daha çok versin.'' diye dua edin. Allah ona verdiği gibi size de verir. Hayırlısını versin. İnsana her şeyin hayırlısı lazım.

Hayırsız oldu mu mesela mal verir adam azar, karısına ihanet etmeye başlar, hıyanet etmeye başlar. Evine sadakatsizlik göstermeye başlar. Neden? Çünkü cebi para gördü, şımardı. Kumara başladı, içkiye başladı. Kötü huylara alıştı, haram yollarda yürümeye başladı.

Eskiden böyle değildi. Hali biraz sıkışıkçaydı. Camiye gelirdi, gözlerini kapatıp el açıp yana yakıla dua ederdi. Şimdi para gördü, başladı günah işlemeye. Demek ki bu para ona yaramamış.

Onun için bunu bilen dedelerimiz ne demişler: ''Yâ Rabbi! Her şeyin hayırlısını ver. Paranın da hayırlısını ver. Zenginliğin de hayırlısını ver. Ömrün de hayırlısını ver. Evladın da hayırlısını ver.''

''Ben kız çocuk istemem, oğlan çocuk isterim. Bir daha kız doğurursan seni boşayacağım!''

Böyle diyen cahilleri duyuyoruz. Yahu veren Allah! Hayırlısını versin! Hayırlısı olsun! Kız veya erkek olmasında bir şey yok ki o kadıncağızın suçu ne? Zavallı kadın orada perişan. Dört tane kızı doğmuş, yenisi de kız olunca adam darılıyor. Yahu Allah veriyor, takdir eden Allah! Veren Allah, alan Allah.

İnsanlar cahilliklerinden, gaybı bilmediklerinden, İslâm'ın inceliklerini bilmediklerinden böyle yanlış şeyler yapıyorlar. Her şeyin hayırlısını istemek lazım; ''Yâ Rabbi! Bana her şeyin hayırlısını ver, hayırlı değilse verme!'' Bak, mertliğe bak! Bir de böyle diyebilmek lazım. ''Hayırlısıysa ver, hayırlı değilse verme Yâ Rabbi!'' Bunu diyenler var.

Osmanlıların meşhur şairi, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden Fuzuli şöyle diyor:

Ben bilmezem bana gereğin sen hakîmsin

Men' eyle virme her ne gerekmez bana bana.

''Yâ Rabbi! Ben bilmem, sen bilirsin. Eğer bir şey bana gerekmiyorsa ben elimi açsam dua etsem bile onu bana verme çünkü sen hâkimsin, bilirsin ben bilmem. O bana yaramayacaksa sen onu bana verme Yâ Rabbi!'' diye dua ediyor. Ne güzel!

Rahmetli Arif Nihat Asya. Bayrak şairi. Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü! diye şiir yazan rahmetli. Tanıdığımız bir kimseydi, derviş bir insandı, ehl-i zikir bir kimseydi. Benim profesörümle, [Necati Lugal] hocamla -Allah rahmet eylesin- bir Ankara-İstanbul arasında yolculuğu olmuş. Bizim profesör; ''Yahu, ne dindar adammış. Bütün gece kompartımanda dua etti, zikretti.'' diyor. Rahmetlinin o tarafını bilmiyordum.

Arif Nihat Asya'nın bir duası var, bir şiir kitabında şöyle diyor:

Fesada kullanacaksam en ince zerresini.

Şuur verme İlâhî, şuur verme bana!

Duaya bak. ''Fesada kullanacaksam bana akıl, fikir, şuur verme yâ Rabbi! Hayra kullanacaksam ver.'' diyor. Ne kadar güzel! Biz de her şeyin hayırlısını isteyelim. Şerlisinden, hayırsızından Allah'a sığınalım.

''Yâ Rabbi! Çok verip azdırma, az verip de kapı kapı gezdirme.'' demiş dedelerimiz. Değil mi? Her şeyin hayırlısını istemişler. Tabi bu hususta dedelerimizin tecrübesi çok. Diyor ki;

Yükseklerde durma yel alır, alçaklarda durma sel alır.

Bak ne güzel! Şehirciliğin bir güzel prensibi. Sen bu şehri getirip ovaya kurarsan sel gelir, sel basar. Bak Güney Amerika'da neler oldu? Hindistan'da 20-30 bin kişi öldü. Yükseklerde durursan yel alır, aşağılarda durursan sel alır. Her şeyin ölçülüsü, hayırlısı, dengelisi, ortası. Demek ki zenginliğin de hayırlısı lazım.

''Hocam bir piyango bileti alayım, milyarlar bana vursun.''

Sen Allah'tan helalinden iste, hayırlısından iste. Çoğunu da isteme, hayırlısını iste.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA