04.02.1990 - Peygamber Efendimizin Güzellikleri, Temizliğe Verdiği Önem

04.02.1990 - Peygamber Efendimizin Güzellikleri, Temizliğe Verdiği Önem
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kâne yestâkü bi-fadli vudûih.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Kâne yestâkü ardan ve yeşrebü massan ve yeteneffesü selâsen ve yekûlü hüve ehneü ve emreü ve ebreü.
Bu iki rivayet-13. ve 14. rivayetler- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in dişlerinin temizliğini nasıl yaptığını gösteriyor.
Kâne yestâkü bi-fadli vudûihî.
Abdest almaya teveddû, abdeste vudû deniliyor. Abdest almakta kullanılan suyun adı da vadû, 'vav'ın üstünü ile; "abdest almakta kullanılan temiz su" demek. Peygamber Efendimiz abdest aldıktan sonra su artıyor ya; biraz biraz döküldü, abdesti bitti, geriye kalan kabın içindeki o artan suyla misvaklanırdı. Peygamber Efendimiz o suyla dişlerinin çalkalanmasını, temizlenmesini ayrıca sağlardı. Batırıp misvak kullanırdı ve dişlerinin temizliğine dikkat ederdi.
Kâne yestâkü ardan. "Peygamber Efendimiz dişlerinin hem uç taraflarını hem dış taraflarını enine enine misvaklandırırdı."
Dişlerinin sarı olmamasını, yemek birikintilerinin üzerinde kalmamasını, kokmamasını sağlardı. Konuştuğu zaman ağzından etrafa sanki ışık saçılıyormuş gibi dişlerinden ışık saçılırdı. Peygamber Efendimiz' in dişlerinden dışarıya sanki güzel ışıklar yanmış gibi ışık saçılırdı. Dişleri o kadar güzel, o kadar nurlu, pırıltılıydı.
Peygamber Efendimiz' in diş temizliğine önem vermesi, çok ileri bir durum. 14 asır öncesini, insanların hiçbir şeyden haberi olmadığı bir mahrumiyet bölgesinde. Bizim memleketimizde sular akar, yeşillik ağaçlık vardır. Orada ağaç bitmez, su olmaz, hava sıcak, güneş yakıcı, meyveler dayanmaz. Buradan kamyonla meyve götürürsün, götürünceye kadar çürür, atılır. İlla buzdolaplı kamyon olması lazım ki bozulmadan götürebilesin. Bir şey durmaz. Ancak hurma kuruduğu zaman durabiliyor. Hayvanı kestikten sonra eti taşın üstüne şöyle biraz seriverdim mi cız diye taşa yapışır, kurur, bizim pastırma gibi et kurusu olur. Her şey öyle. Buğdayı kavurup kuruturlar. Gıdaları bu durumda, bu mahrumiyet içinde. Öyle bir yerde; dokuma imkânları yok, kumaş imkânları az, çevrenin imkânları yok. Her şey mahrumiyette ama o kadar mahrumiyetin içinde bu kadar temizlik, bu kadar güzellik; her şeyi güzel!
Peygamber Efendimiz' in zamanı. Asr-ı Saadet geçmiş, insanlar öyle muhteşem bir zatın yaşadığını görmüşler, sözlerini duymuşlar. Yirminci yüzyıla ulaşmışız; hâlâ onun seviyesine ulaşamamışız, hâlâ onun seviyesine gelememişiz. Öyle bir seviye gösteriyor ki nereden baksan, mâziden baksan zirve, istikbalden baksan zirve. Kâbına ulaşılamayacak bir şahanelik. Maddeten güzellik, manevi güzellik, ahlâktan güzellik, simadan güzellik. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in her şeyi güzel. Ne mutlu bize ki ona ümmet etmiş, ne mutlu bize ki onun ahbabı ve kardeşleri olma şerefini vermiş.
"Neden diyorsun bu sözü hocam!" diyecek olursanız, müjdelerim ki bir keresinde Peygamber Efendimiz şöyle dedi:
"Ah ne olurdu ihvanımı bir görseydim!"
Görmeyi çok istedi, görmeyi temenni etti. Ashâb-ı kiram dediler ki:
Elesnâ ihvânek? Yâ Resûlallah! "Biz senin ihvanın, kardeşlerin değil miyiz?"
"Siz benim ashabımsınız, onların adı başka."
Peygamber Efendimiz' in zamanında yaşayanların adı ashab; Peygamber Efendimiz' in sohbetdaşı, onun meclisinde bulunmuş, güzel kelâmını duymuş, güzel simasını görmüş, iltifatına ermiş. Çok muazzam bir makam, evliyaların en yüksek makamından daha yüksek makam. Onlar Sahabe-i Kiram makamına, yüksek makama ermiş.
Ama "Siz benim ashabımsınız, ahbabımsınız. Benim ihvanım; benden asırlarca sonra yaşarlar, beni hiç görmemişlerdir, yine de beni severler, yine benim yolumdan giderler. İşte onlar benim ihvanım. Onları seviyorum." dedi.
Elhamdülillah, ne güzel bir iltifat! Allah bize Resûlullah'ı görmeden, onun yoluna uymayı nasip etmiş. Resûlullah o zamandan beri bizi sevdiğini beyan ediyor. Allah bizi onun sevgisinden mahrum düşürmesin, onun sünnetine sarılıp da şehit sevapları kazanmamızı nasip eylesin. İçimize de onun aşkını, muhabbetini, sevgisini, saygısını yerleştirsin de ne yaptıysa onu yapalım ne söylediyse ona uyalım, neye çağırdıysa oraya gidelim, nereden geçtiyse biz de o yollardan geçelim. Böylece sevdiği, razı olduğu ümmetlerden olalım; kızdığı, küstüğü ümmetlerden olmayalım.
Çünkü Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle bildirmiş:
"Bazı kimseler; ashabın ileri gelenleri, Ümmet-i Muhammed'in makbul seviyede olanları, mübarekleri hepsi Peygamber Efendimiz havz-ı kevserinin başında yıldızlar gibi toplanmışlar. Bazı kimseler Resûlullah Efendimiz' in yanına, havz-ı kevserinin yanına gelirken, melekler onların önüne çıkacaklar, yolunu değiştirecekler, yaklaştırmayacaklar, yanına getirmeyecekler."
Diyecek ki: "Onlar benim ümmetim, onları niye yoldan çeviriyorsun?"
"Ya Resûlallah! Onlar senden sonra ne işler yaptılar ne günahlar işlediler bilsen!" diyecekler. Melekler o günahkârları yoldan çevirecekler, Resûlullah'ın yanına koymayacaklar. Cennete giremeyecekler, cehenneme girecekler. Allah saklasın!
Onun için Rabbimiz bizi Peygamber Efendimiz' in sünnetine uyanlardan, ihvanı olanlardan, onun iltifatına erenlerden eylesin. Nur yüzünü rüyamızda görelim, gül bahçene dünyamızda girelim yâ Resûlallah! Allah bize onu nasip eylesin. Yoldan döndürülenlerden, kızılanlardan, kapıdan kovulanlardan olmamaya dikkat edelim. Allah bizi o mahrumlardan etmesin, o bedbahtlardan etmesin. Çok büyük bedbahtlık; tam gidecekken yoldan çevrilmek, Resûlullah'ın kaş çattığı, sevmediği insan olmak ne kadar fena!
Birisi varmış, İmam-ı Gazali’ye düşman.
Niye düşmansın be adam! Ne kabahati vardı zât-ı muhteremin, ne güzel İhyâu ulûmi'd-dîn diye, Kimya-i Saadet diye kitap yazmış. Niye düşmansın?
"Kitabın içine kuvvetli olmayan hadisler koymuş!"
Koymuş ama tepeden tırnağa kuvvetlisi de var. İbadete taalluk etmeyen ahlâk hadislerinden olabilir, onlar çok mühim bir şey değil.
Nerede görse yakalatıyormuş, İhyâu ulûmi'd-dîn'i tahrip ettiriyormuş. "Bu kitap okunmaz, doğru değil!" diye yaktırtıyormuş.
Rüya görüyor. Rüyada bir topluluk, çok mübarek insanlar, belli. Bir tanesi içlerinde pırıl pırıl, çok müstesna nurlu.
Sormuş:
"Bu kim?"
"Resûlullah."
Peygamber Efendimiz' i rüyada görünce çok sevinmiş. Yanına şevkle girerken, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ona kırgın, kızgın. Yanında bir zât, edeple el pençe divan duruyor, gayet saygılı bir kimse:
"Ya Resûlallah! Bu kardeşim benim kitaplarıma düşman, benim kitaplarımı senin sünnetine aykırı bulduğu için nerede bulursa yaktırıyor, okutmuyor. Acaba şu benim yazdığım naçiz kitabımda sizin sünnet-i seniyyenize uymayan bir şey var mı? Bir mütalaada bulunsanız." demiş rüyada.
Resûlullah Efendimiz de almış kitabı, sayfalarını çevirmiş;
"Sünnetime muvafıktır, güzeldir, iyi yazmışsın." diye ona vermiş. Meğer o İmam-ı Gazali imiş. Peygamber Efendimiz, rüyada İmam-ı Gazali’nin kitabını beğenmiş oluyor:
"Tamam, benim sünnetime aykırı bir şey yazmamışsın, aferin!" diye iltifat ediyor.
Bu adam şimdi iftiracı oldu, davayı kaybetti. Kadı efendi bu sefer iftira ettiğinden dolayı;
"Kadı efendiye şu kadar kamçı vurulsun!" diye rüyada hükmedilmiş. Sırtını açmışlar bir kamçı şaplatmışlar, acısından rüyadan zıp diye zıplamış uyanmış, kamçıdan sırtı kabarmış; O manevi kamçıyı öyle yemiş. Allah saklasın, ne kadar fena!
Çok dikkat etmeliyiz, kötü huylar olabilir, kusurlar olabilir. Ne yapacağız?
Peygamber Efendimiz' in sünnetine sımsıkı sarılacağız. Edebe, ahlâka dikkat edeceğiz. Saygılı, dikkatli olacağız. Cahillikten, gafillikten kurtulacağız, arif olacağız.
İnsanı insan yapan nedir?
İrfandır. İrfan, edep, erkân olmayınca insan tokat yiyor, şamarı yiyor. Allah saklasın! Durumu iyi olmuyor. Rabbimizden dileğimiz; bizi sevdiği kul etsin, bizi Habibi'ne sevgili ümmet etsin.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki:
"Duanın en güzeli şöyledir…" Bakın bize bir dua öğretiyor.
"Nasıldır ya Resûlallah?" Şöyle:
Allâhümme innî daîfün fe-kavvi fî rıdâke da'fî. "Yâ Rabbi! Ben senin zayıf bir kulunum; benim bu zayıflığımı gider, kuvvetlendir. Senin rızanı kazanmak yolunda kuvvetli olayım."
Zayıf davranmayayım. Şeytana, nefse yenilmeyeyim. Benim üzerimden bu zayıflığı gider, kuvvetli Müslüman olayım. Ben zayıfım. Hâlimi, kusurumu biliyorum; benim kusurumu gider, kuvvetli Müslüman et beni yâ Rabbi! Senin rızanı kazanmak yolunda benim zaafımı, eksikliğimi, kusurumu telafi et, beni takviye et, güçlendir, gayretli ve kuvvetli olayım. Yâ Rabbi bana yardım et, tevfîkini refîk et!"
Ve huz ile'l-hayri bi-nâsiyetî. "Benim saçımdan yakala yâ Rabbi! Ben istemesem de beni hayra götür."
Sahipleri nasıl keçileri, kuzuları tutarlar, çeke çeke götürürler. Sen de benim saçımdan yakala ya Rabbi. Ben istemesem de beni çek hayra götür. Keçi, koyun bazen gitmek istemez ama kulağından, saçından, ensesindeki tüyünden yakaladı mı sahibi, çekti mi biraz tüyü de acıtır, mecburen gider. Öyle diyor duasında Peygamber Efendimiz, öyle öğretiyor:
"Benim saçımın perçeminden tut yâ Rabbi! Beni hayra götür. İstesem de istemesem de çek beni götür, hayrı yaptır bana yâ Rabbi!"
Vec'ali'l-İslâme müntehâ rızâye. "İslâm'ı benim razı olduğum gayem eyle. Gayem İslâm olsun. Gayem dünya, makam, para olmasın. Yanlış bir gayem olmasın. Gayem İslâm olsun yâ Rabbi!"
Gece gündüz ne düşüneyim? Gece gündüz bizim düşünüp istediğimiz ne olmalı? İslâm.
İyi Müslüman olmak, Allah'ın sevdiği Müslüman olmak, İslâm'ı yaşamak. Ailemde yaşamak, kendi nefsimde yaşamak, ticarethanemde yaşamak, her hâlimde Müslüman olmak. Kusursuz, böyle tam Allah'ın istediği gibi günahlardan, haramlardan uzak Müslüman olmak.
"Benim gayemi İslâm eyle yâ Rabbi!"
Duanın güzelliğine bak!
"Zayıfım ben, beni kuvvetlendir yâ Rabbi! Beni hayrı işletmeye çek, götür yâ Rabbi! İslâm'ı benim gayem eyle yâ Rabbi!
Peygamber Efendimiz şöyle diyor:
Vec'ali'l-İslâme müntehâ rızâye. "Benim rızamın asıl hedefi, tam sonucu İslâm olsun. İyi Müslüman olmayı, İslâm'a iyi hizmet etmeyi, o hedefe vurmayı istiyorum."
Gaye İslâm olunca; uykudan, paradan, yardan, serden, candan, canandan vazgeçer. Gaye İslâm oldu mu o zaman insanın hâli başka olur. Gaye dünya oldu mu insan mahvolur.
Hubbü'd-dünyâ re'sü küllü hatîetin. "Her hatanın başı dünya sevgisidir."
İnsan dünyayı sevdi mi dünyanın sevgisi, aşkı, muhabbeti gönlüne düştü mü yandı. O yangın buraya bir düştü mü insan yandı gitti. Ahireti sevecek. Allah'ın rızasını isteyecek, İslâm'ı arzulayacak. Dedelerimiz öyle yapmışlar.
"Hocam şimdi bir tatlı dünya, bu güzel manzaralar, bu paracıklar sevilmez mi?
Fâni dünya, boş dünya, aldatıcı dünya. Mekkâr, hilekâr, aldatıcı dünya. Herkesi aldattı. Hz. Âdem atamızdan bu zamana kadar insanoğullarını aldattı, durdu. Bu dünyanın işi aldatmak. Herkes tam senin gibi düşündü, senin gibi aldandı. Senin gibi heves etti; "Ah köşkler, ah paralar, ah saraylar, ah pullar!" derken, "Para, para, para!" derken denizin dibine düştü, boğuldu gitti.
ed-Dünyâ bahrun amîkun kesîrun mine'n-nâsi yuğraku fîhâ. "Dünya aslında dipsiz bir deniz gibidir. Çoğu insan bu dünyaya daldı mı batar, boğulur gider."
İnsan zenginledi mi duası, ibadeti azalır. Kendisi İslâm'a bağlı durabilse çocuğu şımarır. Çocuğu eğlenceye başlar, kaymaya başlar. Babasının parası var, çalışacak mı? Ne tahsil yapar ne iş tutar ne doğru gider. Parası var, şımarır, yoldan çıkar, raydan çıkar. Evli iken metres tutar, evine gelmez. İçki içmezken içki içmeye başlar. Hadi babası zenginledi; bak şu oğlanın haline… Fesübhanallah!
Neden? İşte dünya böyle çok insanı aldatır. Yağlar, parlar, allar, pullar derken aldatır.
Muhterem kardeşlerim! Bu dünyaya aldanmamak lazım. Senden öncekileri aldattı, seni de aldatmak istiyor. Dünyaya aldanmayacaksın, ahireti isteyeceksin. Peygamber Efendimiz öyle dua ediyor. "Böyle dua edin." diyor, bize öğretiyor:
"Yâ Rabbi! Ben zayıfım, -haddini biliyor- beni yolunda kuvvetlendir, rızanı kazanma yolunda kuvvetli eyle. Saçımdan, perçemimden yakala beni, hayra getir. Gayem İslâm olsun, İslâm'dan başka gayeleri içimden sök at." demiş oluyor.
Sonra devamında;
Allâhümme innî daîfun fe-kavvinî. "Yâ Rabbi! Ben zayıfım, beni kuvvetlendir." Allâhümme innî zelîlün fe-eızzenî. "Yâ Rabbi! Ben hor aşağılık insanım, beni izzetli, şerefli bir insan et. İmanla şerefleneyim, amel-i sâlihle şerefleneyim, sevdiğin işleri yaparak şerefleneyim. " Allâhümme innî fakîrun fe'rzuknî. "Yâ Rabbi! Ben fakirim, yoksulum; beni rızıklandır. Maddî, mânevî rızıkla, faydalı ilimle beni rızıklandır."
Allâhümme'kfinî bi-halâlike an harâmik. "Beni helallerinle besle, haramlardan uzak et. Helallerinle doyayım, harama gözüm kaymasın." Ve ağninî bi-fadlike an men sivâk. "Sen beni senden gayrıdan müstağnî eyle. Kimseye eyvallah etmeyen zahit, âbid, kâmil, salih, olgun bir insan olayım." diye dua edermiş kendisi. Bize de böyle dua etmenin en hayırlı, en faziletli dua olduğunu söylüyor ve tavsiye ediyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Bizim de tabiatımızda dünya sevgisi olduğundan hocalar ne kadar söylese kitaplar ne kadar yazsa hadisler ne kadar ikaz etse ayetler ne kadar gerçekleri ifade etse insanoğlu dünyalık gördü mü üstüne atlıyor. Haram helal demeden günahlara bulanıyor. Allah bizi haramlardan korusun, sevdiği kul eylesin Muhterem kardeşlerim!
04.11.1990 -
Taun, Humma Hastalığı,
03.05.1990 -
Şeytan Tek Kişiyle
