İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.07.1990 - Şirk Koşmak, Tefrika, Yöneticilere İtaat, Dedikodu

15.07.1990 - Şirk Koşmak, Tefrika, Yöneticilere İtaat, Dedikodu
Hadisler Deryası

15.07.1990 - Şirk Koşmak, Tefrika, Yöneticilere İtaat, Dedikodu

09.12.2019
16 dk 27 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Âmürüküm bi-selâsin ve enhâkum an-selâsin.

Bu hadis-i şerif, Ebu Hüreyre rad‎yallahu anh'ten. Efendimiz bu sefer muhataplarına şöyle buyuruyor:

"Size üç şeyi emrediyorum, üç şeyi de yasaklıyorum."

Demek ki Efendimiz' in gelen heyetlere onların ihtiyaçlarına göre çeşitli tarzda nasihatleri olmuş.

Âmürüküm en ta'üudu'llâhe ve lâ tüşrikû bihî şey'â. "Allah'a ibadet etmenizi ve ona hiç şerik, ortak koşmamanızı size emrederim." Bir.

Ve en ta'tesimû bi-habli'llâhi cemî'an ve lâ teteferrekû. "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmanızı ve tefrikaya düşmemenizi; fırka fırka, grup grup, hizip hizip olup da birbirinizi yememenizi, çatışmamanızı, çarpışmamanızı tavsiye ederim." İki.

Ve tesme'u ev tutî'u limen ve'llâhu'llâhu emraküm. "Allah'ın sizin başınıza emir, görevli, vali olarak tayin etmiş olduğu kimselerin sözlerini, buyruklarını duymanızı ve onlara itaat etmenizi tavsiye ederim." diyor.

Burada üç şey emretti; "Allah'a ibadet etmek, şerik koşmamak; Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, tefrikaya düşmemek; başa tayin edilmiş görevlilerin emirlerini dinlemek ve onlara itaat etmek."

Nehyettiği şeyler:

Ve enhâküm an kîlu kâl. "Dedikodudan sizi menederim." Kesretü's-suâl. "Lüzumlu lüzumsuz çok soru sormayın." Ve idâeti'l-mâl. "Malı zayi etmeyin."

Malı israf etmeyin, lüzumsuz yerlere harcamayın.

Üç şeyi yasaklamış. Bunları az da olsa izah edeyim:

"Allah'a ibadet edin ve şerik koşmayın, birinci emrim bu." diyor malum, anlıyoruz. Allah'tan gayrıya tapınmaya –elhamdülillah- Müslüman çok dikkatlidir. Bu şiddetli emirler dolayısıyla Müslümanlar –elhamdülillah- vahdaniyeti iyice hazmetmişlerdir; öteki müşrikler gibi durumlara düşmemişlerdir.

Yalnız gizli şirk, müşriklik vardır; o da riyadır. Bir de insanın paraya, makama, nefse tapması gibi şeyler vardır. Allah'ın emrini tutmayıp da bu gibi şeylerin cazibesine kapılıp Allah'ın emrine aykırı işler yapma durumları olabilir, bizim bunlara dikkat etmemiz lazım.

İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn. Yâ Rabbi! Sana hiç kimseyi şerik koşmayız. "Ancak sana ibadet ederiz ve senden yardım isteriz." derken nefsimizin sözünü dinlememeye dikkat etmeliyiz. Şeytana, nefse, dünyaya, mala mülke tapmamaya, esir olmamaya dikkat etmeliyiz. Mevkiye makama kapılıp da Allah'ın emirlerine aykırı işler yapmamaya dikkat etmeliyiz; bu bir.

İkincisi; Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak ve tefrikaya düşmemek. Allah'ın ipi bir rivayete göre Kur'ân-ı Kerîm'dir, bir rivayete göre İslâm'dır, şeriattır. Sımsıkı sarılacağız ve orada birleşeceğiz, tefrikaya düşmeyeceğiz. Bizi birleştiren Kur'an'ın ahkamı, şeriatın emirleri olacak. Aramızda ihtilaf oldu; "Gel bakalım, Kur'ân-ı Kerîm'i hakem tayin edelim. Ayet var; ben onun için şunu şöyle yapıyorum, hangimiz haklıysa öteki onun yanına gelsin, ihtilafı bıraksın." diye Allah'ın ipine sımsıkı sarılacak ve Müslümanlar tefrikaya düşmeyecek.

Aralarında bir ihtilaf olursa neye başvuracaklar?

Şeriatı, Allah'ın Kur'an'ını hakem tayin edecekler, Allah'ın emrine razı olacaklar. Bu önemli. İnsanoğlu zayıf yaratılmış bunu böyle söylüyoruz; içimizden biz de bunu kabul ederiz gibi geliyor ya, menfaati olduğu zaman bazı insanlar kabul etmiyor. Hayat tecrübemiz bize acı acı bazı şeyler gösterdi.

Allah'ın emrine sımsıkı sarılmak, ihtilafa düşmemek; Kur'an'da, imanda, ahkâm-ı şeriatta birleşmek tavsiyesi, tamam. Üçüncüsü de;

Ve tesme'u ve tutî'u limen ve'llâhu'llâhu emraküm. "Allah'ın sizin işlerinizin başına vali ve velîyyü'l-emr olarak tayin ettiği kimselere itaat etmeniz." diyor.

"Allah'ın tayin ettiği" diyor, limen vellâhumü'llâhü emraküm.

Muhterem kardeşlerim! Malum insanlar toplum hâlinde yaşıyor. Toplum hâlinde yaşamanın bir sürü görevleri var; başkan, yönetim, polis, mahkeme olması lazım; çarşı pazar varsa zabıta olması lazım. Görüyorsunuz; insan toplum hâlinde yaşayınca iş bölümü dolayısıyla sosyal birtakım görevler ortaya çıkıyor. Sosyal görevlerin sahiplerine İslam'da ulü'l-emr derler. Ulû "sahip" demek, emr de "iş" demek. Ulu'l emir, "işin sahibi" demek. Her işin bir sahibi vardır.

Pazar işlerine kim bakacak? Muhtesip bakacak.

Adalet işlerine kim bakacak? Kadı efendi bakacak.

Askeri işlere kim bakacak? Komutan efendi bakacak.

Su getirme işlerine kim bakacak? Filanca efendi bakacak.

Yetimleri gözetme işine kim bakacak? Falanca bakacak.

Her bir işin sahibi olarak tayin edilmiş olan kimselere ulü'l emr derler. "İşin sahibi olan kimse."

İslâm ve Allah bir kimseyi bir görevle görevlendirmişse öteki Müslümanların onun görevine hürmet etmesi ve ona itaat etmesi lazım, söylediği zaman tutması lazım.

Bu neye benzer?

Trafik polisini belediye, emniyet müdürlüğü, trafik şubesi şu kavşağa tayin etmiş; adam gelmiş durmuş.

Ne diyor sana? "Dur" diyor, sen basıyorsun frene, bekliyorsun. "Geç" diyor, o zaman geçiyorsun.

Neden? İş onun elinde; o geç dediği zaman geçeceksin, dur dediği zaman duracaksın.

"Ben polis falan anlamam arkadaş, istediğim zaman geçerim."

Öyle yaparsan polis seni kenara çeker, ceza yazar veyahut yazmasa bile kaza yaparsın, yani işler karmakarışık olur. Her işin görevlisinin bir hakkı, salahiyeti vardır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri;

"Başınıza bir Habeşî köle bile tayin olsa ona itaat edin." buyurmuş. "Bu adam asil değil, bizim eşrafımızdan değil, soylumuz değil; şunu dinlemeyelim." diye ona karşı gelmek yok. Buna alıştırmak için ve bunu Ümmet-i Muhammed'e sindirmek için Üsâme b. Zeyd'i âzatlı bir kölenin oğlunu ordunun başına komutan tayin etti Peygamber Efendimiz. Meseleyi hazmedemeyenler düşünmeye başladılar; "Bir kölenin oğlu başa geçti, komutan oldu, emrinin altında ondan daha yaşlı sahabe, aşere-i mübeşşereden olanlar, Ebu Bekir Sıddık Efendimiz, Hz. Ömer Efendimiz var." diye mırın kırın etmeye başladılar.

O sırada Peygamber Efendimiz vefat etti, yerine Ebu Bekir Sıddık halife seçildi. "Fırsatı bulduk." diye düşündüler, geldiler; "Bu kölenin oğlunu komutanlıktan al, kaydır." dediler. "Doğru düzgün, asil soylu, sözünü dinleyeceğimiz bir insanı seç." demek istediler. Ebu Bekr-i Sıddık diyor ki:

"Resûlullah'ın tayin ettiği adamı ben nasıl değiştireyim, değiştirir miyim, aptal mıyım? Resûlullah'ın tayin ettiği insanı aynen ibkâ edeceğim."

Üsâme b. Zeyd'i görevinde ibkâ etti; atının veyahut devesinin dizgininden tuttu, önünden yürüdü, halife olduğu halde; "Gazaya gidiyorlar." diye şehrin dışına kadar çekti, götürdü. "Haydi, Allah gazanızı mübarek etsin, yardımcınız olsun." diye ne dualar ettiyse etti ve uğurladı.

Peygamber Efendimiz neden bir kölenin oğlunu tayin etmişti?

"Kimse kimseyi hor görmesin ve başa tayin edilen kimsenin sözünü dinlemeye herkes alışsın." diye.

Peygamber Efendimiz; "Başınıza kıvırcık saçlı, Habeşî bir köle bile tayin olsa onun emrini tutun." diyor. Bu; İslâm'da sosyal bir düzen, anlayış, itaat mekanizması getirmiştir ve başarılar buna bağlıdır. Bu askerî komutan, vali demek değildir.

Her işin başındaki şahıs o işte en salahiyetli kimsedir ve Peygamber Efendimiz; "Emanetleri ehline vereceksiniz. O işin en iyi bileni, yapanı kimse ona vereceksiniz." buyurmuş.

Onun için İstanbul valisi buraya gelse namaz kılındığı zaman ne yapacak?

İmam Allah-u Ekber dediği zaman onunla beraber rükûa gidecek. Burada valinin hükmü yok; imama uyacak. Çünkü burada imam ulu'l-emr, görevlendirilmiş olan o. "Misal olsun." diye bunu söylüyorum. Böyle bir itaat mekanizması tarif edilmiş.

Emirler bunlar; "Allah'a ibadet etmek, şerik koşmamak, Allah'ın ipi olan Kur'an'a, şeriata sımsıkı sarılmak, tefrikaya düşüp çekişmeli duruma gelmemek ve Allah'ın sizin başınıza tayin etmiş olduğu görevlilere itaat etmek." Burada bir yağcılık mânası çıkmasın. Yağcılık, dalkavukluk da çok ayıptır, "başa geçen insanlara itaat ederiz" o kadar da uzun –boylu- değil!

Yakup Hoca anlatıyordu; birisine ismini sormuşlar, "Senin adın ne?" demişler. "Ya'kuuuuub" demiş, çok uzatmış. Konuşma sırası Yakup Hoca'ya gelmiş; " Benim de ismim Yakup ama o kadar uzun değil." demiş. O itaat de o kadar uzun değil.

Neyle sınırlı?

Lâ tâate li mahlûkin fî ma'siyeti'l-hâlik.

Dinimiz çok güzel, genel bir kaide koyuyor:

"Allah'a isyan yolunda hiçbir kula, mahluka itaat edilmez."

Allah'a isyanı emrederse anaya babaya, hocaya, kocaya, hiç kimseye itaat edilmez. Bu kaide de iyice bilinsin. Bu; "valiye, komutana yağ çekmek" mânasına da kullanılmasın; herkes vazifesini bilsin. Vali de komutan da vazifesini bilsin; herkes Allah'ın emrine saygılı olsun, usulünce yürüsün. Yağcılık yok; İslâm'da her şeyi dobra dobra söylemek lazım. Hadisin iyi anlaşılması için bu şart.

Gelelim yasakladığı üç şeye: Diyor ki Efendimiz:

Enhâküm an kîlu kâl. "Dedikoduyu bırakın."

Sizi en çok mahveden şeylerden birisi "dedikodu." Haberi kaynaktan almaz, dedikodu yapar. Senin, hakkında, benim hakkımda dedikodu yapar; en iyi insanı en kötü gösterir, en dürüst insanı namussuz gösterir, Allah'ın sevgili kulunu sahtekâr olarak tanıtır.

Dedikodu çok fena bir şey! Asılsız, mesnetsiz söz söylememeye, kaynağını tahkik etmediğiniz sözü birisinden hemen duyar duymaz nakletmemeye alışın. Mesela birisi söz getiriyor, düşünüyorum o arkadaş bu sözü söylemez, benim tanıdığım kadarıyla yapmaz; gidiyoruz, konuşuyoruz, yapmadığı anlaşılıyor. Veyahut tahkik ettiğimiz zaman; "Niye bunu böyle yaptın?" diyebiliriz. Ama tahkik etmek lazım. Dedikodu yasak. Efendimiz; "Yasaklıyorum." diyor.

Kîyl-u kâl. "Şöyle dendi, böyle dendi." diye dedikodu yapmayın. Bu bir.

Kesretü's-suâl. "Çok sual sormayın."

Bu, Peygamber Efendimiz' in genel tavsiyesidir, Peygamber Efendimiz, çok sual sormayı yasaklamış. Çünkü sual sordukça mesele zorlaşır. Peygamber Efendimiz peygamber olduğu için Allah'ın emirlerini getirdiği için soruyu detaylı sordukça emir de detaylanır, herkesin yapamayacağı duruma gelir.

Peygamber Efendimiz; "Allah-u Teâlâ hazretleri size haccetmeyi emretti." dedi. Demek ki haccedeceğiz, haccetmek emrolundu. Birisi kalktı, sordu: "Her sene mi haccedeceğiz yâ Resûlallah?" Efendimiz sustu. "Yâ Resûlallah! Her sene mi haccedeceğiz?" Yine sordu, üsteliyor. Üç defa sordu. Efendimiz yine sustu, cevap vermedi. Neden sonra aradan vakit geçince dedi ki; "Bakın, bana her soruyu sormayın, eğer demin o arkadaşınız 'Her sene mi haccedeceğiz?' dediği zaman ben "evet" deseydim, Allah benim sözüm üzerine size her sene haccetmeyi farz kılacaktı, yapamayacaktınız; hepiniz günahkâr olacaktınız."

Çok soru sormamak bu mânaya. Detaylı anlatılmamışsa tamam.

Bir de bunun Kur'ân-ı Kerîm'de misali var.

İnna'llâhe ye'müruküm en tezbehû bakara. Allah, Beni İsrail'e emretmiş bir sığır, bakara kurban edeceksiniz. Bakara suresine ismini veren olay. Neden "sığır kesilsin" diyor, hikmetleri var. "Rengi, boyu, vasfı ne olacak?" diye bir sürü soru sormuşlar. Her seferinde şartları ağırlaşmış.

Fe-zebehûhâ fe-mâ kâdu yef'alûn. "Sonunda kestiler ama neredeyse kesemeyeceklerdi." deniyor ayet-i kerimede.

Soru sordukça iş yokuşa sürülüyor, zorlaşıyor. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz çok soru sormayı yasaklamış.

Soruyu güzel sormak, yerinde sormak lazım.

Hüsn-ü suâlin mine'l-ilm. "Güzel soru sormak ilmin adabındandır, şartlarındandır."

Lüzumsuz soru sormamak da yine ilmin şartlarındandır. Gevezelik babında, lüzumsuz yere soru sormak yasaklanmış oluyor. Yasaklananların ikincisi bu.

Üçüncüsü;

Ve idâ'ati'l-mâl. "Malı zayi etmek, heba etmek, boşa harcamak."

Malın hebası nedir?

İsraf edilmesi, lüzumsuz yere kullanılması, çürütülmesi, telef edilmesi... Bu mallar Allah'ın bize verdiği imkânlardır. Bunları en iyi, en verimli tarzda kullanacağız, zayi etmeyeceğiz, boşa harcamayacağız. "Ben zenginim; istediğim gibi hovardalık yaparım, istediğim gibi israf yaparım" diyemez; istediği gibi hareket edemez İslam’da. Mal sahibi zengin insan istediği gibi hareket edemez. Şeriatın emirlerine göre sınırlıdır; öyle hareket etmek zorundadır, malını telef edemez. Hani Roma İmparatoru Neron, canı istemiş; "Yakın." demiş, Roma'yı yaktırmış. İmparator dediği için yakmışlar. Öyle şey yok!

"Ben istersem harmanımı yakarım, harman benim değil mi? Tutuşturun şunu kenarından, yakıyorum."

Yakamazsın, kendi malını telef edemezsin. Malı telef etmek İslâm'da yasaktır. Kadı yakalarsa tespit ederse cezasını verir, hapse atar, tazmin ettirir. Kendi malını!

Neden?

İdâ'ati'l-mâl yasaktır. Malı telef etmek, zayi etmek, israf etmek olmadığından malınızın da kıymetini bilin; iyi koruyun, kollayın, hayra sarf edin; vazifelerinizi ihmal etmeyin. Allah hepinizden razı olsun.

Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA